Tesla Nasıl Dünyanın En Değerli 3. Otomobil Üreticisi Haline Geldi?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Tesla (62.97 Milyar $) piyasa değeri olarak Mercedes’i (60.06 Milyar $) aşarak Toyota ve VW’den sonra dünyanın en değerli 3. otomobil üreticisi haline geldi.

Bu değişimin iki temel nedeni var:

Birincisi Tesla hissesinin karlı üçüncü çeyrek sonuçlarından beri yaşadığı ve değerine 20 Milyar dolar katan artış.

İkinci ve daha önemli neden ise dün Mercedes CEO’sunun yaptığı endişe verici açıklamalarla hissede yaşanan %5’lik düşüş.

CEO Ola Kallenius elektrikli otolara geçişin kar marjları üzerinde yarattığı baskıdan yakındığı açıklamasında, Daimler’in transformasyonunun en az iki yıl daha bilançosunu etkileyeceğini söyledi.

Daimler bu karlılık baskısından kurtulmak için aralarında 1100 civarında yöneticinin bulunduğu ve toplam sayısı açıklanmayan çalışanları işten çıkararak 1.4 Milyar dolar tasarruf etmeyi hedefliyor.

Öte yandan gelecek 2 yılda 20 yeni hibrit veya elektrikli model üretmeyi amaçlayan olan Mercedes bunu başarsa bile yeni AB kirlilik sınırlarına ancak erişebilecek gibi gözüküyor.

Hisse senedi fiyatları çok değişken olmakla birlikte Mercedes’in yaşadığı sorunun köklü ve yapısal olduğunu düşünüyorum.

Detaylar aşağıda. Siz ne düşünüyorsunuz?

https://www.bloomberg.com/news/articles/2019-11-14/daimler-ceo-faces-showdown-with-investors-amid-industry-shift

Ve Sonunda Uzaya Yatırım Yaptım 🚀🚀🚀

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Takipçilerim bilirler, zaman zaman uzay endüstrisinin gelişimi ile ilgili paylaşımlarda bulunuyorum. Çünkü uzayın geleceğin en önemli iş fırsatlarından birisine dönüşeceğine inanıyorum.

Bugün artık inandığım bu gelecek için somut bir yatırımım var. Richard Brandson’un uzay turizmi şirketi Virgin Galactic’in (NYSE:SPCE) hissedarı oldum.

Virgin Galactic 250.000 dolarlık ücretle insanlara uzay deneyimi yaşatacak bir turizm şirketi. Bugüne kadar 1.8 Milyar dolarlık Ar-GE yatırımları var. İlk turistik seferlerine 2020’de başlayacaklar.

Virgin Galactic’in mevcut piyasa değeri 1.8 Milyar dolar civarında. 600’a yakın insan depozitosunu yatırmış durumda ilk tur için. Sefer sayıları arttıkça maliyetlerin düşeceği ve işlerinin büyüyeceği öngörülüyor.

Elektrikli otomobiller, Bitcoin, sefer paylaşım hizmetleri, yapay zeka, suni et, genom editasyonu teknolojisi ve şimdi de uzay. Biraz riskli yatırımları seviyor muyum ne 🤪

Bir iyi şans dileğinizi alırım:)

https://www.cnbc.com/2019/11/09/how-to-invest-in-space-companies-complete-guide-to-rockets-satellites-and-more.html

Almanya’yı Bekleyen Büyük Yıkım

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Resimdeki tabloda Almanya’yı büyük bir yıkımın beklediğini görüyorum.

Almanya yılda 5.1 Milyon araç üretiyor ve bunun %78’ini ihraç ediyor. Otomobiller Alman ekonomisi ihracat fazlasının %50’sini, otomobil sektörü çalışanları ise toplam işgücünün %4’ünü oluşturuyor. Otomobil yoksa Almanya yok yani.

Gelgelelim UBER, Didi ve Lyft gibi araç paylaşım siteleri hızla büyüyor ve otomobil satın alma motivasyonu azaltıyorlar.

Kaldı ki bu hizmetler Tesla ve Google Waymo gibi oyuncuların otonom araçları geliştirmesiyle müthiş ucuzlayacaklar. Bu da otomobil satın almayı zamanla tamamen gereksiz kılacak. Çok daha ucuza bir yolculuk çözümü varken neden araba satın alınsın ki?

Peki otonom sürüşte Almanlar ne durumda?

Gerçek yollarda yapılan otonom araç testlerinde insan güvenlik sürücüleri var oluyor, bilgisayarın hata yapması durumunda müdahale etmek için buradalar.

Google Waymo testlerinde bu müdahale yalnızca her 11.154 milde bir kez gerekiyor. 2018’de Waymo 111 otomatik sürüş test arabasını kullanmış.

BMW ise yalnızca 5 araçla Kaliforniya’daki geniş çaplı saha testine katılıyor ve araçları ancak 4,6 mil yolu sürücü müdahalesi olmadan gidebiliyor.

Mercedes’in testlerdeki 4 aracı ise sadece 1,5 milden sonra sürücüye ihtiyaç duyuyorlar.

Ne diyorsunuz, yıkım geliyor mu?

Haddini Aş Hikayeleri 16: Netflix Nasıl Kuruldu ve Büyüdü?

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

Geçmişten günümüze medya ve televizyonculuk ne kadar büyük bir dönüşüm geçirdi değil mi?

Televizyonun her evde bulunmadığı, tek kanallı, siyah-beyaz yayıncılığın olduğu, bize ne sunulursa onu izlediğimiz dönemlerden geçtik. VCD, DVD, kasetler ile film izlediğimiz dönemlerimiz oldu. Sonra bilgisayarın ve internetin iyice yaygınlaşmasıyla internetten film indirip izleme dönemi geldi. Bir filmin inmesi için saatlerce beklediğimiz o karanlık dönem… Derken online film izleme sitelerinin çıkması ve gelişmesiyle biraz olsun rahatladık.

Sonra Netflix geldi, ‘’Ey izleyiciler, kurtaracağım sizi tüm bu çilelerden’’ diyordu adeta. 🙂

Bugün istediğimiz zaman, istediğimiz yerde, takılma veya indirme derdi olmadan dizi ve filmlerimizi izlediğimiz Netflix’imiz var artık.

Alanının en büyüğü olan Netflix, dünyada yaklaşık 150 milyon üyeye sahip bir online medya servis sağlayıcısı ve çok büyük bir kitlenin alışkanlıklarını değiştirmiş durumda.

Peki bunu nasıl başardı dersiniz?

Kuruluş ve Büyüme

Yıl 1997… DVD’nin henüz yeni çıktığı dönemler. Reed Hastings ve Marc Randolph DVD işinin ivme kazanacağını düşünerek bir DVD satış ve kiralama şirketi kuruyorlar. Hem de film kiralamak isteyenlerin her seferinde film dükkanına gitmek zorunda kalmayacağı bir şirket. Sadece izlemek istediklerini seçip Netflix ile iletişime geçmeleri yeterliydi. Seçilen filmler kargo ile izleyicilere gönderilecekti.

Yıl 1998… Netflix internet sitesini açıyor. Sonra bu site üzerinden bazı anket ve testler ile izleyicinin beğenilerini ve ilgi alanlarını analiz etmeye başlıyor. Çünkü izleyicinin ilgisini çekebilecek önerilerde bulunmayı amaçlıyorlar. Bu arada 30 çalışan ve 925 DVD ile hizmet veriyor ve kira başına ödeme alıyor.

Yıl 1999… Marquee Program isimli bir aylık ödeme sistemi başlatılıyor. 4 DVD aylık olarak 15,95 dolara kiralanabiliyor son teslim tarihi bulunmuyor.

Bu dönemlerde 100.000 DVD kiralamaya başlıyorlar ve kişiselleştirilmiş film öneri sistemi kullanmalarının faydalarını görmeye başlıyorlar.

Yıl 2000… Ve aylık sınırsız DVD kiralama sistemi aktifleştiriliyor.

İnsanlar film kiralama mantığını iyice içselleştirmişlerdi artık. Hatta Sinematik eşleşme sayesinde benzer profile sahip kullanıcılar birbirlerine film öneriyorlardı.

Yıl 2002 ve şirket halka açılıyor. 2005’e gelindiğinde dağıtım yerleri iyice artıp 2005 sonunda 4,2 milyon üye sayısına yükseliyor.

Yıl 2007… Netflix için dönüm noktası diyebiliriz. Şu anki modelinin şekillenmeye başladığı zamanlar, yani internet üzerinden yayına geçiliyor. Kullanıcıların istedikleri zaman istedikleri istedikleri yerden film izleyebilecekleri bir sistem. Üyelikte ise 6 saate kadar yayınlar için ücret 5,99 dolar, 18 saate kadar olan yayınlar için ücret 17,99 dolar olarak belirleniyor.

Yıl 2008… Rakipleri Apple ve Hulu’nun yükselişe geçmesiyle saati 1 dolara sınırsız yayın özelliği başlatılıyor. Yayın alanını genişletmek için Xbox 360 oyun konsolu, Blu-ray disk çalarlar ve TV set üstü kutularında yayın yapılması için tüketici elektroniği firmalarıyla ortaklığa gidiliyor. 2009’da ise PS3 oyun konsolu, internet bağlantılı televizyonlar ve diğer cihazlardan yayın yapmak için ilgili firmalarla ortaklığa gidiliyor.

Yıl 2010… Netflix’in IOS uygulaması yayına alınıyor.

2010’da Kanada’da, 2011’de Karayipler ve Latin Amerika’da, 2012’de başta İngiltere ve İrlanda olmak üzere Avrupa’da faaliyet göstermeye başlıyorlar ve bu dönemde hisse değerleri %200’den fazla artıyor.

Bu arada bir şey fark ediliyor: Yayınladıkları film ve diziler başka kaynaklarda da yayınlanıyor. Bu yüzden kendi yapımlarını piyasaya sunmaları gerektiğini düşünüyorlar ve “Netflix’ten başka yerde olmayan” dizi ve filmlere yoğunlaşıyorlar.

Ve gelsin Netflix Originals serisi!

Yıl 2013… İlk orijinal içerikleri olan House of Cards’ı yayınlıyorlar. Büyük ses getiren ve çok sayıda ödül alan bu dizinin de etkisiyle yıl sonuna kadar Netflix’in hisse senetleri 3 kat değerleniyor.

Ayrıca tek seferde beş profile kadar profil oluşturma özelliği de bu dönemde getiriliyor.

2014’te yayınlandığı ülke sayısı iyice artmış ve üye sayısı tüm dünyada 50 milyona ulaşıyor.

Yıl 2015… Epix ile olan ortaklıklarına devam etmek yerine orijinal içeriklere odaklanma kararı alıyorlar ve haliyle film kütüphanesinde de azalma oluyor. Sonrasında ilk büyük güncelleşme gerçekleştiriliyor.

Aynı yıl Netflix çalışanlarına sınırsız annelik babalık izni veriliyor ve sınırsız tatil imkânı da sunuluyor. Çünkü şirketin başarısının çalışanlarının mutluluğunu ile mümkün olduğunu söylüyor kurucularından Reed Hastings.

Yıl 2016… Çocuklar için özel içerikler kısmı aktifleştiriliyor.

İçeriklerin çevrimdışıyken de izlenebilmesi özelliği getiriliyor.

Yıl 2017… İnteraktif izleme seçenekleri aktif ediliyor. Black Mirror Bandersnatch buna bir örnek.

Yıl 2019… Son açıklanan verilere göre üye sayısı 150 milyona yaklaştı. Yani 20 yılda sıradan bir DVD kiralama şirketinden dev bir markaya dönüştü. 

Kurucuları Reed ve Mark tarafından dahice yönetilen bir şirket Netflix.

Neyi farklı yaptı bu adamlar?

  • Fırsatları çok iyi değerlendirdiler, dönüşüme hızlı ve çok akıllıca ayak uydurdular.
  • Yerelle yetinmediler, dünyaya açıldılar.
  • Ucuz fiyat politikasını benimsediler. Kurulduğu günden bu yana kaliteli ve reklamsız yayın yapılıyor ve rakiplerine göre fiyatları oldukça uygun.
  • Müşterilerini tanıyorlar ve onların memnuniyetine çok önem veriyorlar. Anket ve değerlendirmeler sonucu kullanıcı isteklerine göre hareket ediyorlar.
  • Yapay zekayı işe dahil ettiler. Derin öğrenme ve yapay zekadan yararlanarak insan beyninin nasıl çalıştığını çözmeye çalışan bir şirketten bahsediyoruz. Kullanıcıların izlediği içeriklerde neyi sevdikleri analiz ediyor ve buna uygun önerilerde bulunuyor. Bu arada kurucularından Hastings, Stanford Üniversitesi’nde yapay zeka alanında yüksek lisans yapmış.
  • Yenilikçi bir yönetim anlayışları var. Şirket çalışanlarına piyasanın üzerinde maaş veriyor ve çalışanlar maaşlarının ne kadarlık kısmını nakit veya stok opsiyonu alabileceklerine kendileri karar veriyorlar.

Çok Sevdiğim Hikayeler

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

2000 yılında girişimcileri Netflix’i dev video film kiralayıcısı Blockbuster’a 50$ milyon dolara satmak istemişler.

Netflix kurucularından Marc Randolph ”bize güldüler” diyor Blockbuster yöneticilerinin teklife tepkisini anlatırken.

Bugün Netflix’in piyasa değeri $127 milyar dolar. Blockbuster tabelası ise çalışanlarının sahiplendiği 1 adet sembolik mağazanın vitrinini süslüyor sadece.

2009’da Mercedes Tesla’ya 50 milyon dolar yatırım yaparak %10 hissesini almış. Bu para Tesla’nın 2008 finansal krizini atlatmasını sağlamış, yoksa şirket batıyormuş.

2014’e gelindiğinde Mercedes Tesla Model S’in kendi lüks araçlarına rakip olmaya başladığını düşündüğünden %10 hissesini yaklaşık 780 milyon dolara satmış. Kar hiç fena değil işin doğrusu: 730 milyon dolar.

Bugüne geldiğimizde ise Tesla 60.48, Mercedes ise 63.33 milyar dolar piyasa değerine sahipler. Yeni Mercedes hissesini satmasaydı karı 6 milyar doları bulmuş olacaktı.

Ama daha da önemlisi belki Mercedes Tesla ile işbirliğini sürdürse elektrikli araç üretiminde bu kadar geride kalmayacaktı. Kimbilir?

Siz de sevmiyor musunuz böyle hikayeleri:)

Haddini Aş Hikayeleri 15: Neri Oxman

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

Sanatın, tasarımın, bilim ve mühendisliğin tek bir insanda vücut bulmuş halini hayal edebiliyor musunuz?

Bu insanın büyük ölçekli bir değişim yaratmak için muazzam fikirleri var. Ortaya koyduğu eserlerle madde ile çevre arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlıyor adeta. Onun bir modeli var ve o da DOĞA.

Kim mi? Neri Oxman’dan bahsediyorum. Hikayesini okuduğunuzda vizyonuna ve misyonuna hayran kalacağınıza, birçoğunuza ilham vereceğine eminim.

1976’da İsrail’de doğan Neri, kendini şöyle tanımlıyor:

‘’Benim adım Neri ve ben bir sürü şeyim. Hayfa, İsrailde büyüdüm, mimari eğitimi aldım, tıp okudum ve şu anda MIT’de pröfesörüm.’’

Birbirinden ilginç çalışmaları, yepyeni malzeme türleriyle yaptığı tasarımlar ile tanınıyor Neri. Ekolojik ürünler ve 3D giydirilebilir teknolojiler alanında sıra dışı ve çok ciddi çalışmalar gerçekleştiriyor.

Neden bu alanlarda çalıştığını ve vizyonunu söylediği şu sözlerden anlayabiliriz:

‘’İnsanlar binlerce yıldır tuğlayla ve harçla, çelikle ve camla binalar yapıyorlar. Ama bu malzemelerin yanı sıra karbon fiber ve plastiği de geliştirdik. Bu malzemeler de gezegenimiz de bir iz bıraktı. Bundan kurtulmanın yolunu tasarlayabilir miyiz? Hayatta kalmak istiyorsak, bundan kurtulmanın yolunu tasarlamalıyız. Bundan sonra ne yapacağımıza karar vermek bize düşüyor.’’

‘’Ben doğa için, doğayla bir ve doğaya uygun yeni malzemeler tasarlamaya odaklanıyorum.’’

İnsanoğlu başından beri tek amaçlı malzemeler ile üretim yapıyor. Fakat artık bu çağda bambaşka olanaklara sahibiz.

Dünyadaki plastik kullanımını tamamen bırakabilmek için tamamen doğal materyallerden yapılacak biyo-uyumlu yapılar tasarlıyor, doğal çevreyle yakından bağı olan teknolojiler üzerinde çalışıyor Neri.

İşte çalışmalarından örnekler;

Sürdürülebilir Prensiplere Uygun Dijital Üretim Sistemi

Oxman ve ekibinin geliştirdiği bu sistemde, robotik 3B yazıcı ve sentetik biyoloji bir arada kullanılıyor.

Üretim malzemesi olarak okyanustaki asırlık kabuklulardan elde edilen su bazlı polimer kullanılıyor. Bu, okyanusta en bol miktarda bulunan yenilenebilir polimer ve gezegendeki ikinci en fazla bulunan polimer olan, eklem bacaklı ve kabukluların dış iskeletini ve kabuğunu oluşturan oldukça dayanıklı ve esnek bir organik madde olan kitinden yapılıyor.  

Bu sistemde üretilen her bir bileşen, hava ile temas etmesi halinde katılaşıyor, su ile temas ettiğinde ise biyolojik olarak bozunuyor. Yani atık olarak çevreyi tehdit etmiyor.  

Aşağıda gördükleriniz 3b baskı ile üretilmiş parçalar. Üretilen parçalar kolayca birleştirilebiliyor. Bu yüzden sistemin, geçici mimari bileşenlere sahip ürünler ve geri dönüştürülebilir ürünler için kullanılması söz konusu.

Vespers Serisi

Bu seri ise hayatın tasarlanabilmesi fikri ile hazırlanmış, genetik makyaj ve maskelerden oluşan bir seri.  

Aşağıda geleceğin giyilebilir arayüzler ve genetik makyajlarını hayal eden Oxman’ın Vespers serisinden metamorfoz aşamalarını görüyorsunuz.

Fiber Robot Ordusu

Kendi etraflarına fiberglas filament sararak tübüler yapıları inşa eden bir robot ordusu bu.

Ordudaki her robot birbiriyle aynı ve eş zamanlı çalışıyor. Maksimum 4,5 m yükseklikte, kendini taşıyan kompozit tüpler inşa etmek için fiberglas sargı sistem kullanılıyor.

Oxman, “Fiberler geleceğin tuğlaları. Fiberler; birimler, binalar ve ortamlar arasında veri taşıma ve transfer etme dahil olmak üzere, tüm ölçeklerde ve uygulamalarda, her yerde karşımıza çıkacak.” diyor.

Ekip, sistemi açık havada test ediyor ve 16 robot 4,5 metre yüksekliğinde bir yapı inşa etmeyi başarıyor. Kurulum ve üretim süreci ise totalde 12 saat sürüyor. Dokunan fiberlerin ürettiği bu yapı, sonbahar ve kış mevsimini kapsayan yedi ay boyunca hasar görmeksizin alanda varlığını koruyabildi.

Akustik Koltuk

Bu koltuk hem sıra dışı doku yüzeyi ile sesi emebiliyor hem de oldukça rahat ve sağlam.

İlham için ise her zaman olduğu gibi doğaya döndüklerini söylüyor Neri.

Yüzeyi 44 farklı özellikten oluşuyor. Sertliği, şeffaflığı ve rengi baskı uyguladığı vücut kısmına göre değişen materyallerden bastık. Tıpkı doğada olduğu gibi yüzeyi, fonksiyonuna başka bir parça ekleyerek değil, fakat hassasça materyalinin yapısını sürekli değiştirerek ayarlıyor’

Wanderer Koleksiyonu

Wanderer, 3 boyutlu yazıcılardan elde edilen ürünlerden oluşan, sanat, moda ve bilimin kesiştiği bir koleksiyon.

Yarattığı bu koleksiyon ile ilgili şunları söylüyor Neri:

”Gezegenler arası seyahatlerde sürdürülebilir yaşamı destekleyebilecek kıyafetler yaratmaya çalıştık. Bunu başarmak için bakterileri hem hapsetmeye hem de akışlarını kontrol edebilmeye ihtiyacımız vardı. Tıpkı periyodik tabloda olduğu gibi biz de kendi element tablomuzu yarattık. Bilgisayarlarla türetilmiş, 3 boyutlu basıcılarla basılmış ve biyolojik olarak birleştirilmiş yeni yaşam formları ürettik.”

”Irkımızın dünyada ve başka gezegenlerdeki geleceği hakkında tahmin yürütme, bilimsel mantığı bolca gizem ile birleştirme ve makine çağından uzaklaşıp vücutlarımız, içimizdeki mikroorganizmalar, ürettiğimiz ürünler ve hatta binalarımız arasında yeni simbiyotik bir çağa adım atma olanağı sağlıyor. Ben bu kavrama materyal ekoloji diyorum.”

Bunlar gibi daha birçok projesi olan Neri’nin günümüzün Leonardo Da Vinci’si olarak anılmasına şaşmamak gerek.

Bu noktaya gelene kadar çok fazla eleştiriye maruz kalsa da, vizyonunun peşinden koşmayı asla bırakmıyor.

İşine aşık, tutkuyla bağlı bu kadın insanlara çok saçma ve yapılması imkansız gibi görünen şeyleri başarıyor. Ve bizleri tasarım bazlı bir doğadan, doğa bazlı bir tasarıma geçirecek, yepyeni bir tasarımcı anlayışa davet ediyor.

”Einstein’in çok sevdiğim, meşhur bir sözü vardır. Hayatı yaşamanın iki yolu vardır. Birincisi, hiçbir şey mucize değilmiş gibi yaşamak. İkincisi ise her şey bir mucizeymiş gibi yaşamak. Ben ikincisiyim.”

– Neri Oxman

Bitcoin’in Temsil Ettiği Değerler

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Herkes Bitcoin’in kısa vadeli fiyat hareketlerine o kadar odaklı ki, onun nasıl radikal bir değişimi temsil ettiğini gözden kaçırıyorlar.

Oysa bir ”Bitcoin Maksimalisti“ (uzun vadede Bitcoin’n baskın değer saklama birimi olacağına inanan insanlara verilen genel isim) olarak benim asıl odaklandığım konu Bitcoin’in temsil ettiği değerler.

Bu değerlerin en başında adem-i merkeziyetçilik, yani bir merkeze bağımlı olmamak geliyor.

Bu hafta Garanti Bankası’nın başına gelen dijital saldırıyı ya da Trump’ın bir twiti ile ABD Dolarını nasıl hareketlendirebildiğini gözönönüne alırsanız, Bitcoin’in herhangi bir merkeze bağlı olmayan ve bu nedenle de saldırılara çok daha dayanaklı ve saçma politikacı kararlarından etkilenmeyen yapısını takdir etmemem mümkün değil.

Bitcoin’in küreselliği, sınır ve devlet bağımsızlığı da beni büyüleyen unsurları. Ve tabii ki tamamen dijital olmasından dolayı yaşattığı inanılmaz müşteri deneyimi de öyle.

Bitcoin kurulu ve güçlü finansal ve siyasi düzene öyle doğrudan saldırıyor ki, dev ve sert bir dirençle karşılaşması çok doğal.

Bitcoin dirençten kurtulup benim gibilerin hayal ettiği geleceğe ulaşacak mı bilemem. Ama Bitcoin’li bir dünyanın Bitcoin’siz bir dünyadan çok daha iyi bir yer olacağına eminim.

Otonom Sürüş Teknolojisi Neden Ölümlere Yol Açmadan Gelişemez?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Otonom araçlar trafik kazalarının en iyi çözümü olacaklar gelecekte. Ama o parlak geleceğe giden yolda otonom araçların karışacağı yaralanmalı ve ölümlü kazalar kaçınılmaz.

Bu ilginç paradoksu anlatıyorum videomda. Videoda hikayesini anlattığım otonom sürüşün gelişimi adına oğullarını ”şehit“ veren ailenin dramını yaşayacak başka insanlar da olacak ne yazık ki!

Haddini Aş Hikayeleri 14: Chris Gardner

(Okuma Süresi: 3 Dakika)

“Çocukluğum kaderim olsaydı, bugün karısını döven, çocukları taciz eden alkolik bir herif olurdum. Ben ise annemin sesini dinledim. Karanlığa değil, ışığa doğru yürüdüm.’’ diyen Chris’in hayat hikayesini okuduğunuzda eminim ki birçoğunuz bugüne kadar vazgeçtiğiniz, umudunuzu kaybettiğiniz şeyleri düşünüp ‘’keşke bu kadar kolay pes etmeseydim’’ diyeceksiniz.

Sıkıntılarla dolu bir çocukluk geçiriyor Chris. Babası terk ediyor Onu. Annesi ve alkolik üvey babasıyla birlikte büyüyor. Üvey babası tarafından sürekli dayak yiyor çocukluğunda. Annesi ve üvey babası arasındaki şiddetli anlaşmazlıklar sırasında üvey babasının asılsız iddiaları yüzünden annesinin iki kez tutuklanmasından sonra bakacak kimsesi olmayan Chris, çocuk esirgeme kurumuna alınıyor.

Henüz çocuk yaşta kendi çocuklarını asla bırakmayacağına dair yemin ediyor ve geçirdiği o zor dönemleri şöyle anlatıyor:

“Bir çocuğun çekmemesi gereken acılar çektim. Daha 5 yaşındayken kararımı vermiştim: Çocuklarım babalarının kim olduğunu bilecekler. Daha sonrası zaten biliniyor. Bu başarıya, doğru kararlar vererek ulaştım.”

Zeki olmasına rağmen imkanı olmadığı için okuyamıyor. 1974 yılında medikal cihazlar satmak amacıyla San Francisco’ya gidiyor. Bir gün yürürken kaldırımın kenarına park etmiş kırmızı bir Ferrari’yi gören Chris, içinden inen havalı adamı durdurup soruyor:

”Beyefendi, izninizle size iki sorum var. Bu arabayı alabilmek için ne iş yapıyorsunuz? Ve bu işi nasıl yapıyorsunuz?’

Arabanın sahibi Bob Bridges borsacı olduğunu söylüyor. İkili bir süre sohbet ettikten sonra borsaya ilgi duymaya başlıyor Chris. Sonrasında Bridges, bir şirkette staj yapması için de kolaylık sağlıyor ona.

27 yaşındaki Chris, Stajına devam ederken park cezalarını ödeyemediği için tutuklanıyor. Maddi durumu giderek kötüleşiyor ve ev kirasını ödeyemeyecek hale geliyor. Bunlar yetmezmiş gibi bir de eşi tarafından terk ediliyor.

Küçük oğlu ile beraber sokakta yaşamaya başlıyorlar. Kazandığı cüzi miktardaki para sadece oğlunu kreşe göndermeye yetiyor o dönem. Tren istasyonlarında, parklarda, kiliselerde yatıp aş evlerinde yemek yiyorlar.

‘’Evsizdim ama umutsuz değildim. Güzel günlerin geleceğini biliyordum.’’

İçinde bulunduğu karanlık dönem onu vazgeçirmeye zorlasa da asla umudunu kaybetmiyor ve pes etmiyor Chris. Stajını tamamlayarak aynı yerde tam zamanlı olarak işe başlıyor.

Artık ev kirasını karşılayabilecek miktarlarda para kazanır hale geliyor. Ve 1987 yılında Gardner&Rich adında bir danışmanlık şirketi kuruyor.

2006 yılında hayatını anlattığı “The Pursuit of Happyness” (Umudunu Kaybetme) kitabı Hollywood’un öyle ilgisini çekiyor ki, aynı yıl, aynı isimle filmi çekiliyor. Başrolünde Will Smith’in oynadığı, insanın yüreğine dokunan, gişe rekorları kılan bu filmi izlemeyenimiz yoktur sanıyorum.

Bugün 65 yaşında olan Chris, 60 milyon dolarlık bir servete ve hikayesini dinlemek için can atan milyonlarca kişiye sahip.

Dünyayı gezerek hikayesini paylaşan Gardner, bir yandan evsizler için bağış yaparken, bir yandan da kadına karşı şiddetin bitmesi uğruna çabalıyor.

Başarıyı tırnaklarıyla kazıyarak elde eden Chris’ten bizlere bir mesaj var:

Hayat bir istiridyedir. Onun içindeki inciyi bulmak sizin görevinizdir.”

Yürüyen Ölüler Görüyorum!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Yaşamak sadece nefes alıp vermekten ve temel fiziksel ihtiyaçları karşılamaktan ibaret değildir.

Ya da olmamalıdır.

Evet belki dünya nüfusunun büyük bir kısmı için hala beslenmek ve temel fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak birer lüks. Ama ortalıkta bu işleri pekala çözmüş olan, ama yine de yürüyen birer ölü gibi gezinen o kadar çok insan var ki.

Yaşamanın ne demek olduğunu tarif edebilecek bir yaşam gurusu filan değilim, beni çok aşar.

Ama çok iyi bildiğim bir şey var: Sevmediğiniz bir işi yıllarca yapmaya devam ediyorsanız, geri dönülmesi her geçen gün zorlaşan bir zombileşme sürecindesiniz demektir.

Sık sık rastlıyorum sevmedikleri işin mesaisinde zombileşen, kimi zaman bunun farkında bile olmayan, kimi zaman ise süreci çaresizce kabullenmiş insanlara.

Belki onları zombi filmlerdeki tuhaf yürüyüşlerinden tanıyamazsınız ama yine de kimin zombileştiğini kokusunu almak oldukça kolay.

Zombiler öğrenme aşkını kaybetmiş, düşük enerjili, dost meclislerinde sarkastik, yöneticilerinin yanındayken ise ödlek ve asla fark yaratamayacaklarına inanan insanlar olarak çıkıyorlar karşıma.

Kendinize sormanız gereken soru şu: Yarın işte zombileşme yolunda bir adım daha mı atacaksınız, yoksa kaderinizi değiştirecek bir girişimde mi bulunacaksınız.

Seçim sizin.

Haddini Aş Hikayeleri 13: Alex Tew

(Okuma Süresi: 3 Dakika)

En umutsuz olduğunuz anları düşünün. 

Ne kadarında risk aldınız? Ya da risk almayı hiç düşündünüz mü?

Peki 21 yaşında, üniversiteyi henüz yeni kazanmış, fakat devam edecek maddi imkânınız olmayan bir durumda ne yapardınız?

Muhtemelen birçoğunuzun cevabı: ‘’hem okuyup hem part time bir işte çalışmanın yollarını arardım.’’ olacaktır.

1984 doğumlu İngiliz genç Alex, 2005 yılında Nottingham Üniversitesi İşletme bölümünü kazanıyor. Fakat o zamanlar beş parasız bir halde. Okula devam edebilmesi için bir çözüm bulması gerekiyor haliyle.

En kısa ve kolay yoldan nasıl para kazanacağını düşünüyor bir süre ve sonunda karar veriyor: ‘’Bir Milyon Dolarlık Sayfa’’ isimli bir web sitesi açmak.

Amacı ise, piksel başına 1 dolar olmak üzere toplam 1 milyon piksel satmak. Böylece alıcılar kendi resim, logo veya reklamlarını ekleyebilecek ve kendi web sitelerine bağlantı vermiş olacaklardı.

O dönem etrafı bu fikirle dalga geçen, saçma bulan insanlarla dolu olan Alex “O zamanlar bunun iyi bir fikir olduğu konusunda insanları ikna etmesi zor oldu” diyor.

Girişimini gerçekleştirmeden önceki hislerini ise şu sözlerle dile getiriyor Alex: “En başından beri bu fikrin bir potansiyeli olduğunu biliyordum. Fakat bu, herhangi bir yöne gidebilecek olan bir şeydi. Sitenin kayıt ücreti olan 50 euro dışında kaybedecek hiçbir şeyim olmadığını düşünüyordum. Bu fikrin ilgi yaratmak için yeterince alışılmadık olduğunu biliyordum. İnternet çok güçlü bir araç.”

Peki Alex’in girişimi nasıl sonuçlanıyor dersiniz?

Sadece 4 ay içinde, açılan reklam sitesi viral oluyor ve bir anda markalar sayfada reklam verebilmek uğruna yarışa giriyorlar. Hatta kalan son pikseller internette açık arttırmaya açılıyor ve 1 dolara pikseli satın almış kullanıcılara bundan çok daha fazlasını kazandırıyor. 

Sonunda Tew, amaçladığı 1 milyon doları, hatta daha fazlasını kazanıp okulu bırakıyor.

Peki dünyanın dört yanından satın alınan pikseller bir araya gelince nasıl görünür dersiniz? İşte böye:

Sitenin büyümesindeki en önemli etkenlerin basında büyük yankı uyandırması ve ağızdan ağıza yayılarak bir gizem yaratması olduğunu belirten Alex, şunları söylüyor:

“Basının ilgisini çekmekteki en önemli şey, siteyi yaratma fikrinin kendisiydi. Öyle ki site yeterince eşsiz ve alışılmadıktı. Fikir için sadece ilk birkaç gün biraz sabretmek zorundaydım. Bunu, hızlandırıcı etkiye sahip olacak bir basın bildirisi yayınlayarak yaptım. Bu ilgi geleneksel olarak, ağızdan ağza yayılma yöntemiyle birleşince, site hakkında gerçek bir dedikodu başladı ve bu ilgiyi daha da arttırdı.”

Bugünlerde Tew, Calm isimli yeni girişimini yönetiyor. Bu girişimde ise amaç, mobil bir uygulama ile insanların hayatına dinginlik getirmek, rahatlatmak ve sakinleştirmek. Programlar dere akışı, dalga, fırtına gibi doğa olaylarını hem görsel hem sesli olarak sunuyor. Ve uygulamayı 6 milyondan fazla kişi kullanıyor.

Alex genç girişimcilere şunu söylüyor:

“İnsanlar fikrinizi tuhaf buluyor ya da anlamıyorsa, bu iyi bir şey olabilir.”

Ne dersiniz, sizin tuhaf, kulağa saçma gelen bir fikriniz var mı? 🙂

İşte Benim Yatırım Tezim!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Kısa vadede şirketlerin piyasa değerleri anlamsız günlük nedenlerle önemli sapmalar yapabiliyorlar. Ama uzun vadede yatırımcılar şirketin gelecekte yaratacağı pozitif nakit akışını genellikle doğru değerlendiriyorlar.

Aşağıda Tesla ve Alman otomobil şirketlerinin son 5 yılda yaşadığı değer değişimlerini görebiliyorsunuz. Almanlar’ın tamamı değer kaybetmişler. Özellikle yıkılmaz kaleler gibi gözüken BMW ve Mercedes’teki değer kayıpları çok büyük.

Buna karşın bütün bu süreç boyunca hiç kar etmemesine rağmen Tesla değer kazanmış.

Bu arada Tesla’nın halka açıldığı ilk yıl olan 2010’da pazar değerinin sadece 1.86 Milyar$ Dolar olduğunu da not olarak buraya ekleyim 🙃

(Tüm değerler Milyar Dolar.)

  • Tesla: 28.38-46.85
  • Porsche: 25.74-22.77
  • BMW: 72.61-49.65
  • Mercedes: 88.44-59.82
  • VW Group: 108.62-97.36

Önümüzdeki dönem için Alman üreticilerinin değerlerini aniden artıcak bir katalizör yok. Tesla’daki olası değer artıcı katalizörler ise şunlar:

  • Karlılık (2021)
  • Model Y, PickUp ve Semi üretimleri (Sırasıyla 2020, 2021, 2022)
  • Otonom sürüş ve robotaksi servisi (2022)
  • Pil ve enerji işindeki büyümenin ivmelenmesi

Eğer tüm bu katalizörler çalışırsa Tesla’nın değerinin 1 Trilyon Dolar civarına çıkması olası. İşte benim yatırım tezim bu.

Ne diyorsunuz, yatırım yapmak isteyen var mı?