Ölümsüz Tasarımın Sırları

Bir tasarımcı değilim, ama çok meraklısı olduğum bir alan.

Dün İstanbul Tasarım Bianelini büyük bir zevkle gezerken tasarımla ilgili bolca düşünme fırsatım oldu.

Bazı tasarımların neden ölümsüz olduklarına kafa yordum Salt Karaköy’ün çok şık kafesinde kahvemi yudumlarken.

Mesela Vespa Scooter’ın 1946’dan beri değişmeyen çizgisini neye borçlu olduğunu düşündüm.

1946’da piyasaya sürülen Vespa iyi giyinmiş motorsiklet sürücülerinin kolay kullanımı için tasarlanmış.

Şık İtalyanlar için şıklıklarını bozmadan binebilecekleri şık bir motorsiklet olarak düşünülmüş Vespa anlayacağınız.

Toza ve çamura karşı koruma sağlamak için çamurlukların ve çalışan tüm parçaların üzerini kaplayan bir motor kapağı bulanan Vespa’nın işlevselliği yüksek bir ürün olduğu kesin.

Ama Vespa tasarımının artisan yönü de efsane. Fotoğraftaki Vespa 1946’daki ilk seriden örneğin.

Bugün bu motorla İstanbul sokaklarında gezseniz kimse yadırgamaz, o kadar çağdaş hala tasarımı.

Ölümsüz tasarımların sırrı iki temel elementten oluşuyor sanırım: İşlevsellik ve yıllarca değerini yitirmeyecek estetik tasarım.

Bu elementlerden ilki nasıl yakalanır konusunda epey bilgi ve tecrübe sahibiyim.

Keşke estetik tasarım konusunda da yetenekli olsaydım.

Maliyet Eğrileri ile Değişimi Tahmin Etmek

Büyük değişimleri teknolojik atılımlar tetiklerler.

Ama değişim yavaş başlar.

Teknolojik devrimlerin önce çok ağır ama sonra ivmelenen yolculukları olur. Çünkü yeni teknolojilerin yüksek maliyet yapıları vardır.

Ancak zaman içinde teknolojinin gelişimi ve yeni girişimcilerin yaratıcı fikirleri ile daha düşük maliyetler yakalanır.

Örneğin genom düzenleme teknolojilerinde son yıllarda ortaya çıkan hızlı atılımın temel nedeni çok güçlenen bilgisayarlar sayesinde DNA dizilemenin gittikçe ucuzlamasıdır.

İlk DNA dizileme çalışması bilgisayarların 13 yıllık işletim gücüne ve 3.7 milyar dolara mal olmuş. Aynı işlem bugünün çok daha güçlü bilgisayarlar ile 1.000 dolara yapılabiliyor.

Sadece 10 yıl önce tek bir insanın DNA dizilimini yapmak 100 milyon dolara mal oluyordu. Yakında bu 100 dolara inecek. 2016’da 700.000 kişinin DNA’sı dizilenmiş ve bir önceki yıla göre %200’lük bir büyüme yakalanmış.

DNA dizileminin ucuzlaması ile birlikte Genom Editasyonu gibi yeni endüstrilerin de hızlanması bekleniyor.

Kısacası yeni bir teknolojinin ivmelenerek düşen bir maliyet eğrisi varsa, onun dünyayı değiştirecek bir sonraki atılım olduğu bahsine girebilirsiniz.

Bir sonraki devrimsel değişimi yakalamanız için ipuçları vermeye devam edeceğim.

Büyük Değişimleri Neden Çok Geç Anlıyoruz?

Büyük Değişimleri Neden Çok Geç Anlıyoruz?

İster kariyerini yönlendirmeye çalışan bir iş insanı, ister en hızlı büyüme fırsatlarını araştıran bir yatırımcı, ister çocuklarının geleceği için endişelenen bir ebeveyn olun… dünyayı ne gibi köklü değişimlerin beklediğini bilmeyi çok isterseniz.

Ama çoğumuz değişimleri erken yakalamakta pek beceriksizizdir.

Beceriksizliğimizin temelinde radarlarımızı yeterince açmaMAmız yatar. İnternetin ve sosyal medyanın emrimize sunduğu bunca imkana rağmen gelecek hakkında okumuyor, onu anlamaya ve yorumlamaya çalışmıyorsanız hiç şansınız olmaz elbette.

Ama çalışkan bir öğrenciyseniz bile değişimleri gözden kaçırabilirsiniz.

Çünkü büyük değişimlerin ilk belirtileri çok fludur.

Değişimi tetikleyen inovatörler de pek sakar gözükürler.

Devrimci ürünlerin ilk versiyonları çok dandik gözükürler. Ve maliyetleri de çok yüksektir.

Onları destekleyen ekosistem henüz kurulmamıştır ve pazarları da ihmal edilebilecek kadar küçüktür.

Büyük değişimleri gözden kaçırmanız doğaldır bütün bu nedenlerle. Aslında büyük değişimleri erken yakalamak nadir ve çok değerli bir beceridir.

Bu haftaki yazılarımda bu konuyu ele almaya, size büyük değişimleri tahmin etmek konusunda bazı temel yöntemler göstermeye çalışacağım.

Ne dersiniz, ilginizi çeker mi?

Bazen Gereksiz Şeyler Yapmak Lazım

Bazen canınız bir şey yapmak ister, ama yaptığınızın size nasıl bir fayda sağlayacağını bilmiyorsunuzdur.

Sadece canınız yapmak istiyordur işte.

Bir amaç uğruna değil, bir hedefi yakalamak için değil, sonunda bir yere varmayı umarak da değil. Sadece onu yapmaktan kendinizi alamıyorsunuzdur.

İçinizden bir ses onu yapmanın doğu olduğunu söylüyordur.. o kadar.

Yukarıda linkini verdiğim TED konuşmacısı Simon Giertz canı robot yapmayı öğrenmek istediği için kendi kendine tuhaf, amaçsız ve eğlenceli robotlar üretmeye başlayan bir genç kız.

Giertz daha sonra da bu birbirinden “zihni sinir” üretimlerini youtube üzerinden paylaşıp bir fenomene dönüşmüş. Şu anda youtube kanalının 1.4 milyona yakın takipçisi var ve geçimini buradan sağlıyor.

Hayat hep sürprizlere gebe, öyle değil mi?

Ben Simon Giertz’in TED konuşmasını hem çok eğlenceli hem de çok ilham verici buldum, paylaşmak istedim bugün. Bir amacım olduğu için değil, sadece canım istediği için.

Peki sizin iç sesiniz bugün ne yapmanızı söylüyor? Hadi onu yapın, belki sonuçta hiç beklemediğiniz güzelliklerle karşılacaksınız. Ya da en azından yolda çok eğleneceksiniz. İyi pazarlar.

Büyük Şirketler İçin Aşırı Meşguliyetten Kurtulma Önerileri

Dünkü yazım epey tartışıldı. Yorumlarınızdan çok şey öğrendim, umarım siz de birbirinizden yeni şeyler duymuşsunuzdur. Benim de üç naçizane önerim olacak size.

1-Daha Az İş Yapın!

Ne kadar az iş o kadar az meşguliyet:) Daha az çeşit ürün/hizmet üretin. Ama ürettikleriniz harika olsunlar, çeşitlilik adına vasatlık tuzağına düşmeyin. Öyle bir odaklanın ki ürünlerinize, müşterileriniz vazgeçemesinler.

2-Daha Az Projeye Girişin!

Read more

Büyük Şirketlerde Herkes Niye Bu Kadar Meşgul?

– Nasılsınız?

– Hiç sormayın çok yoğunum.

– Hayrola?

– Çok proje var. Malum yıl sonu da yaklaşıyor, işler çıldırmış durumda.

Benim kendimi sık sık içinde bulduğum yukarıdaki konuşma, size de tanıdık geldi mi?

Büyük şirketlerde herkes çok çalışıyor.

Gerçekten çok çalışıyorlar. Kimse bilgisayarından kafasını kaldıramıyor, toplantı odalarının esaretinden kurtulamıyor, gece mesailerinde kötü beslenmenin etkilerinden korunamıyor.

İnsanların günlük işleri zaten yoğun. Bu da yetmezmiş gibi bir de “projeler” var.

Çeşit çeşit proje!

Kimisi gerçekten hayati derecede önemli, kimisi ise o sıralar moda olan kavram neyse (mesela inovasyon), onunla ilgili. Sonunda pek bir yere varamayan girişimler.

Peki bu kadar çalışılıyor, bu kadar çok proje var da ne oluyor?

Eğer şirketlerimizin borsa değerlerini bir kriter olarak kabul edersek, onca çalışma ve projenin ortaya çıkarttığı sonuç pek de iç açıcı değil.

İMKB’de halka açık tüm şirketlerimizin toplam değeri 120 Milyar Dolar civarında. Tek başına Netflix’in değerinin 160 Milyar Doları aştığı düşünülürse, bir şeyler gerçekten de yolunda gitmiyor gibi gözüküyor.

Siz de bu durumu çok acayip bulmuyor musunuz? Yorumlarınızı bekliyorum.

Yarın ki yazımda ise çözümler önermeye çalışacağım.

Elon Musk Tek, Biz Hepimiz!

Gerçek yenilikçileri sevmiyoruz.

Hele hele tekerimize çomak sokan fikirleri olanlardan adeta nefret ediyoruz.  Eğer yeni fikirler; işlerimizi, hayatlarımızı, endüstrilerimizi kökten etkileyecek radikallikteyse, onları başarısızlığa mahkum etmek istiyoruz adeta.

Yenilikçi profillerin egsantrik kişilikleri de onları sevmemize pek yardımcı olmuyor tabii.

Herkes bize benzesin, bizim gibi düşünsün, bizim gibi davransın istiyoruz. Bize uymayan davranışlardan tedirgin oluyoruz. Oysa dünyayı değiştirmeye çalışan bir insanın bizimle aynı düşünmesini beklemek çok anlamsız bir beklenti, değil mi?

Read more