Vasatsavarı Olan Var mı?

Bu hafta bir müşterimin 90’a yakın çalışanına seminer vermek için kaldığım bir otelde aynı zamanda geceledim.  Otel yeni açılmış. Her şey pırıl pırıl, tertemiz. Son derece nazik ve yardımcı olmak için can atan bir personeli var.

Hatta şöyle de matrak bir durum oldu.

Gecenin saat birinde odama diyet bir kola ve bol buzlu bir bardak istedim. Nasıl olmuşsa oda servisi buzlu bardağı “buzlu badem” diye anlamış. Sipariş vermemden sonra aradan 15 dakika geçmişti ki odamdan arayıp üzüntü dolu bir sesle “beyefendi maalesef bir türlü buzlu badem bulamıyoruz!” dediler. O kadar misafiri memnun etme çabasında bir personel var anlayacağınız.

Buraya kadar her şey son derece hoş ve başarılı.

Ve ne yazık ki bir o kadar da vasat.

Her şey olması gerektiği kadar iyi.

Ve yine her şey olmaması gerektiği kadar vasat.

Diğer tüm Anadolu otellerinde rastladığınız türden sıkıcı, ruhsuz, müziksiz, cansız ve depresif bir lobi… Hiçbir inceliğin olmadığı, sanatın, renklerin, tasarımın, esprinin hiç uğramadığı odalar… Nazik ama zoraki gülümseyen, insanın hayatına hiçbir güzellik katmayan personel… Bulunduğu  şehrin hiçbir özelliğini yansıtmayan, şehrin hayatından kopuk, şehirlinin hiç uğramadığı buz gibi bir restoran… Her otelde hemen hemen aynısı bulunan, sıradan, şehrin kendine özgü mutfağından örnekler içermeyen bir yemek menüsü…

Ve tabii henüz kökünü bulamadığım bir kaynak tarafından tüm Türkiye otellerine virüs gibi yayılan akıl almaz derecede iç kıyıcı “asansör müziklerinin” yankılandığı bir asansör.

Karşınızda bir vasatlık abidesi.

İşim bittikten sonra konferans vermeye gittiğim müşterim beni otelin sahibi ile tanıştırdı. O da nazik, terbiyeli, düzgün bir Anadolu Beyefendisi. Daha önce müteaahitlik yapıyormuş, otelciliğe yeni başlamış. Adamı sevdim, düzgün işler yapmaya çabalayan bir insan olduğu her halinden belliydi.

Her zaman ki gibi çenemi tutamayıp otelcilik hakkındaki görüşlerimi paylaşamaya, bu yepyeni otelin daha başarılı olması için misafirlerin yaşadıkları deneyimlerin nasıl farklı tasarlanması gerektiğini, otelin lobisinden (başarılı bir örnek için bakınız: http://www.ozkentvetaysever.com/?p=1839) itibaren yapılacak bazı dokunuşlarla nasıl fark yaratabileceğini, müşteri deneyimini ve sonuçta cirosunu nasıl yükseltebileceğini ve burayı nasıl daha canlı ve heyecanlı bir yer haline getirebileceğini anlatmaya başladım.

Daha doğrusu anlatmaya başlamaya çalıştım.

Daha ikinci cümlemde otelin sahibi sözümü kesti ve bu anlattıklarımın otelin bulunduğu şehirde mümkün olamayacağını, şehrin insanlarının bu tür yeniliklere hiç açık davranmadıklarını, zaten misafirlerin de böyle bir beklentisinin olmadığını dertli dertli anlatıp beni susturdu.

Adamın sesi bomboş, ikimizden başka kimsenin olmadığı lobide yankılandı.

Bir deneme daha yaptım. “Ama beyefendi” dedim, “biraz önce şehirde bir Starbucks gördüm ve tıklım tıklım doluydu. Bence hemşehrileriniz pekala güzel bir yerde olmaktan zevk alabilirler. Dünya’da otelcilik konusunda çok yeni gelişmeler var…” diye devam edecekken,

Adam bana dönüp “Starbucks da ne?” dedi.

Ve sonra ben sustum.

Otelcilik kadar müşteri deneyimi yönetiminin önemli olduğu bir alanda 10 milyon liraya yakın yatırım yapmış bu girişimcinin, ne kendi şehrinin dinamiklerinden, ne de Dünya’da müşteri deneyim alanında öncülerden olan Starbucks’dan haberi bile olmadığını gördüm.

Bilmediğin bir sektöre 10 milyon lira yatırım yapıyorsun ve hadi Dünyada otelcilik anlamında yenilikler neler öğrenmiyorsun. Ama arkadaş, insan gidip kendi şehrindeki değişimi bile anlamaya çalışmaz mı? Her şeyden geçtim. Karşında sana beleşe bir şeyler öğretmeye çalışan, yol gösteren birisi var. En azından onu bile dinlemez misin?

Türk girişimcisinin tuhaf bir özelliği bu.

Anadolu girişimcisinde buna daha da çok rastlıyorum. Dünyayı merak etmiyorlar. Vasat çözümlere, vasat tasarımlara, vasat iş modellerine razı oluyorlar.  Hiçbir şey okumuyorlar. Hiçbir şey öğrenmiyorlar. Hiç bir yenilikten haberleri yok.

Ve işin en fenası bu tür bilgilere sahip insanlara başvurmayı da düşünmüyorlar. Otelin betonuna ve mobilyalarına 10 milyon lira döken bu girişimcinin kimseden hiçbir konuda danışmanlık filan almadığını da, nedense hiç şaşırmadan öğreniyorum.

Karşımda bir vasatsever daha var diye geçiyor içimden.

Keşke birileri bir vasatsavar keşfetse!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s