Sosyal Medya Kullanımını Serbest Bırakın. Tamamen. Hemen. (2)

Tabii ki sosyal medyadan hoşlanıp hoşlanmamanız tamamen size kalmış kişisel bir tercih. Sosyal medyayı insanların zamanlarını boşa harcadığı, gereksiz cıvıklıkların döndüğü, ne bileyim, toplumsal dokuyu falan bozan gereksiz bir zamazingo olarak görebilirsiniz. 

Bu fikirlerinize hiç katılmasam da sizi anlayabilirim.

Ama herkesin sosyal medya konusunda sizin gibi düşünmesini isterseniz işte ona itiraz ederim.

Çok itiraz ederim.

Eğer çalışanlarınız sosyal medyada bulunmaktan hoşlanıyorlarsa, bırakın onu canlarının istediği gibi kullansınlar. Eminim sizin bir sürü davranışınızı onaylamayan anne babalarınızdan çok çektiniz. Bırakın çalışanlarınız çekmesinler.

Özellikle Y Kuşağı ve sonrası kuşaklara ait çalışanlarınız için sosyal medya neredeyse temel ihtiyaç.
Orada arkadaşlıklar kuruyorlar, orada sosyalleşiyorlar, haberleri oradan takip ediyorlar, orada takipçi sayılarına göre belli bir statü sahibi oluyorlar, orada eğleniyor, orada siyasete katılıyorlar, orada sanat yapıp, oradan sanata ulaşıyorlar, orada hafta sonu programlarını yapıp, oradan alışverişlerini planlıyorlar.

Bütün bunları doğru bulmayabilir, eleştirebilir hatta sinirlenebilirsiniz. Ama  bütün bu duygularınızın hiç bir önemi yok. Sosyal medya büyük bir gerçeklik ve pek çok çalışan için yemek içmek kadar doğal bir ihtiyaç. Onlara ayak uydurun. Onların ihtiyaçlarına saygı gösterin. Onların ihtiyaçlarını sahiplenin.

Gözlemlerime göre şirketlerin sosyal medyayı çalışanların katılımına açmak konusunda iki büyük endişesi var: İnsanların zamanlarını sosyal medyada çarçur edip verimsizliği düşürmeleri ve sosyal medya kullanımının iletişim kazalarına yol açıp şirket imajına zarar vermesi.

Her iki endişenin de haklı temelleri var aslında. Örneğin 2011 yılında ABD’de yapılan bir araştırma iş yerinde ki “çalışma kesintilerinin” %60’nın dijital ortamdaki çeşitli kişisel faaliyetlerinden kaynaklandığını ortaya koymuş durumda. Araştırma ortalama bir çalışanın günde neredeyse 1 saatini internet ve sosyal medyada geçirdiğini gösteriyor.

Bir şirket çalışanının sosyal medya üzerinde yaptığı densiz bir iletişim kurumun imajına hiç beklenmedik zararlar vermesi de mümkün. Hatırlayın, yakın zaman önce Starbucks CEO’su Howard Shultz’un “En iyi kahve evde yapılan kahvedir” açıklaması sosyal medyanın gündemine düşmüş, günlerce “Shultz bile evde yapılan kahveyi tercih ediyorsa neden Starbucks’a gideyim?” tarzında mesajlarla Starbucks acımasızca eleştirilmişti.

Öte yandan her riskli gördüğümüz işten uzak dursaydık, bugün çoğumuz iş hayatlarımızda hiçbir yere varamamış olurduk. İş hayatının özünde risk almak var. Ve riskleri yönetmek. Kurumlar sosyal medya ile riskleri de almalılar. Çünkü sosyal medyanın etkin kullanımı şirketlere büyük yararlar sağlayabilir. Tabii bu risklerin akıllıca yönetilmesi gerekiyor.

Örneğin çalışanlarınızın sosyal medya üzerinde kuracağı hatalı bir iletişimin kurumunuza zarar vereceğinden endişe ediyorsanız, çalışanlarınızın izleyebileceği bir “sosyal medya politikası” oluşturabilirsiniz. Bu doküman çalışanlarınıza sosyal medya kullanımı sırasında izlemeleri gereken temel iletişim ilkelerini açıklayabilir ve bu sayede riskleriniz azalabilir.

Bugün pek çok şirketin bu konuda yazılmış politikaları var. Örnek politikalar için http://socialmediagovernance.com/ sitesine bir göz atabilirsiniz.

Çalışanlarınızın verimliliğinin sosyal medyadan etkilenmesi meselesi ise biraz daha karmaşık bir alan.
Kendi tecrübelerimden şunu biliyorum: Zaman zaman sosyal medyaya kendimi fazlaca kaptırıp verimsiz saatler geçirebiliyorum. Buna karşın sosyal medya aracılığı ile tanıştığım bazı insanlar bana inanılmaz fırsat pencereleri açtılar. Yine sosyal medya sayesinde öğrendiğim bazı bilgiler de eğitimlerimin kalitesini yükseltti.

Yani sonuç itibarı ile sosyal medya işlerimi olumlu yönde etkiledi.

Benim tavsiyem insanların günde kaç saatlerini süper verimli geçirdiklerini ölçmekten ziyade yaptıkları işlerin sonuçlarını ölçmeye odaklanmanız. Satıcınız çok iyi satışlar yapıyorsa gününü nasıl geçirdiğinin pek önemi olmamalı mesela.

Eğer satıcınız günde 5 saatini facebook’da geçirip sonucunda hedeflenen satışları gerçekleştiriyorsa gerisi ayrıntıdır. Yoksa bütün gün acayip disiplinli çalışıyormuş gibi gözüküp satış yapamamasını mı tercih ederdiniz?

Aynı bakış açısının hemen her iş için geçerli olabileceğini düşünüyorum. Mühim olan sonuçlardır. Yani çalışanınızın hedeflenen sonuçlara ne oranda vardığı. Gerisini çalışanın inisiyatifine bırakmaya inanıyorum.
Sonuçta bir anaokulu yönetmiyorsunuz. Yetişkin insanların bir araya gelip belirli sonuçları üretmeye çalıştığı bir iş yerisiniz. Bırakın çalışanlarınız günlerini nasıl istiyorlarsa yönetsinler. Her yiğidin yoğurt yiyişi farklı.

Sizinkinin en doğru yöntem olduğuna o kadar da güvenmeyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s