CEO’nuza Söyleyin, Frederic Taylor Öldü! (2)

Frank Gilberth-Motion Study

Kurumların  ayakta kalabilmeleri için inovatif fikirler bulma ve hayata geçirme becerilerinin güçlenmesi kritik. 

Mobilite, sosyal medya ve internet kuşağı, kurumların iş modellerini, ürünlerini ve hizmetlerini toptan gözden geçirmelerini gerektirebiliyor.


İnovatif bir fikrin bulunmasından hayata geçirilmesine kadar geçen süreç genellikle belirsizliklerle ve yanıtlanması zor sorularla doludur. 

Ürün tutacak mı, hangi pazarlara satacağız, üründe hangi özellikler olmalı, fiyatı ne kadar olmalı, kaç tane satar, ambalajı nasıl olmalı, reklamlarını nasıl yapacağız gibi soruların ardı arkası kesilmez.

Oysa Taylorculuk belirsizliklerden hoşlanmaz. Aynı üründen milyonlarcasının yıllar boyunca üretildiği ve düzenli miktarlarda satıldığı ortamlarda Taylorculuk işe yarar. Ürün ömürlerinin gittikçe kısaldığı ve hemen hemen her sektörde yıkıcı inovasyonların ortaya çıktığı, sadece ürünlerin değil, pazarların tamamen yeniden tanımlandığı günümüzde Taylorculuk şirketinizin katili olabilir.

İnovatif fikirlerin hayata geçirilmesi aynı zamanda risk almayı da gerektirir. Özellikle de büyük inovasyonlarda genellikle daha önce oluşmuş güvenilir pazar verileri olmaz, müşteri araştırmaları sonuç vermez. Fikrin tutup tutmayacağını öğrenmenin tek yolu denemektir. İçinde risk olmayan inovasyon yoktur.

Taylorculuk mantığında tasarlanmış hiyerarşik organizasyonlarda risk almak sadece en üsttekilere mahsustur. Diğer herkes riskten kaçar ya da konulan katı onay mekanizmalarıyla risk alması engellenir. Bu tip kurumlarda yenilikçi fikirleri bırakın hayata geçirmek, onları hakkıyla tartışmak bile mümkün olmaz.

Bir başka mesele de Taylorculuğun çalışanların işlerinde mükemmelleşmesi için uzun ve meşakkatli bir kariyer yolundan ve sıkı eğitimlerden geçmesini öngörmesidir.

Buna karşın internet kuşağının temsilcileri bu tip kariyer yollarından hiç hoşlanmıyorlar. Onlar bilgiye daha kolay ulaşılabileceğini, tecrübenin önemsiz olduğunu ve hatta zaman zaman zararlı bile olabildiğine inanıyorlar. Taylor ilkelerine göre çalışan bir kurumun internet kuşağı arasından süper çalışanları istihdam etmesi de pek mümkün değil.

Bugün gittikçe önemli hale gelen benim uzmanlık alanım müşteri deneyimi yönetimi de Taylor paradigmasına uygun tasarlanmış örgütsel yapılarla çelişiyor. Müşteri deneyimi yönetimi, çalışanların müşterileri memnun etmek için inisiyatif almalarını, onları şaşırtmalarını, pozitif duygular yaratacak deneyimler tasarlamalarını ve hayata geçirmelerini öngörür.

Çalışanların istisnai durumları kendi içgüdülerine göre yönettiği bir şirket fikri herhalde Frederic Taylor’u mezarında ters döndürür. Oysa müşteri deneyimi yönetimi tam da bunun peşindedir.

Yöneticilerinin önündeki en büyük mücadele alanlarından birisi kurumlarını Taylor’cu bakış açısından kurtarıp, iç girişimciliğin kuvvetle desteklendiği bir kurumsal iklimin yaratılması olacak.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s