Balık, İnek ve İş İnsanlarımızın Ortak Noktası

Türkiye Dünya’nın 17. büyük ekonomisi diye övünüyoruz. İhracat rakkamlarımızın nasıl hızla büyüdüğünden böbürleniyoruz (ithalat rakamlarındaki acıklı halimizi ise anlatan yok tabii).

Tekstil’de Mavi ve Koton gibi oyuncuların iyi niyetli çabaları, gıda ve beyaz eşyada yakın coğrafya ve Afrika’daki cesur yayılımları bir kenara koyarsak, herhangi bir ürün kategorisinde bütün dünyada bilinen, arzulanan, konuşulan bir markamız bulunmuyor.

Teknolojik ürünlerde ise adımız bile geçmiyor. Bir kıyaslamaya yapmak isterseniz, 50 milyonluk nüfusu ile Güney Kore’den çıkan Samsung, LG, Hyundai ve Kia gibi markalara karşı Türkiye’den kimleri koyabileceğinizi düşünmenizi isterim.

Ülkelerarası inovasyon ligindeki yerimiz pek iç açıcı değil. İnovasyon dayalı rekabetçilikte Türkiye 69. sırada yer bulabiliyor kendisine. AR-GE’ son zamanlarda teşvik edilse de fikri mülkiyet haklarında rezil durumdayız. Bu nedenle AR-GE’ye harcanan paralar da çöpe gidiyor. Yine Güney Kore ile kıyaslarsak  ülkemizde 1 milyon dolarlık bir arge yatırımından 0,4 tane yerleşik patent başvurusu çıkıyor. Güney Kore’de ise bu rakam 3,3.

Yıllardır Türkiye’nin en büyük kurumlarına eğitim ve danışmanlık hizmetleri veren birisi olarak ben bu iç karartıcı sonuçları Türk iş insanlarının entellektüel açıdan gelişmemişlik seviyesine bağlıyorum. Müsade ederseniz bu tuhaf ve kulağa saldırgan gelebilecek düşüncemin nedenini biraz daha açıklayım.

Markalaşma ve inovasyon  ancak entellektüel açıdan gelişkin insanların başarılı olabileceği alanlar.

Öyle ya…

Felsefe bilmiyorsanız nasıl düşüneceksiniz? Mantık bilmiyorsanız nasıl sorun çözeceksiniz? Hiç roman okumamışsanız başkalarının, mesela müşterilerin ihtiyaçlarını nasıl anlayacaksınız? Matematik, fizik, kimya gibi temel bilimlere hakim değilseniz yeni icatları nasıl üreteceksiniz? Psikloloji, sosyoloj, antropoloji gibi sosyal alanlara kafa yormamışsanız tamamen insanların zihinlerini etkilemekle ilgili bir konu olan markalaşmada nasıl yol alacaksınız?

Aslında yukarıdaki bütün konuları “soyut düşünebilmek” başlığı altında toplayabiliriz belki. Soyut düşünebilmek günlük somut gerçekliklerin üstüne çıkıp, etrafımızdaki dünyayı soyut düzlemde de algılayabilmek, en somut olayları bile soyutlayarak arkalarındaki gerçeklikleri, ortak noktaları ve kök nedenleri anlamak anlamına geliyor.

Felsefe Forumu adlı blogda Can Güngen şöyle yazmış konu hakkında:

“Soyut düşünce bir nesne ya da olgunun ,ya da bunlar arasındaki ilişkilerin “somut varlıkları ve bütünlükleri” içerisinden bir yönleri ile çekilip çıkartılması ve bu parça üzerine odaklanılması ile vücut buluyor. Buna kavramsallaştırma da diyebiliriz. Olgunun bütünü bizi ilgilendirmiyor,bazı yönleri ile olguların birbirinden farklı olması da önemli değil.Bizim için önemli olan üzerinde analiz yapabileceğimiz yönün bütünden çekilip zihnimizdeki sahnenin orta yerin yerleştirilmesi.”

Gelin bu karmaşık anlatımı basit bir örnekle anlamaya çalışalım. “Balık ile ineğin ortak yönü nedir?” gibi basit bir sorunun karşılığı elbette “her ikisi de hayvandır” demek olmalıdır. Burada soyutlama şöyle işler: Balık bir hayvandır, inek de bir hayvandır, o halde ikisinin ortak noktası birer hayvan olmalarıdır. Basit değil mi?

Belki de değildir…

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Stalin’in görevlendirdiği inceleme için bir köyde incelemelerde bulunan psikolog Alexander Kuria ilginç bir durumla karşılaşıyor. Köyde okuma yazma bilen kimse yok. Köyün yakın tarihinde de okuma yazma bilen hiç kimse olmamış. Bu nadir rastlanabilecek deney ortamını değerlendirmek isteyen Kuria köylülere yukarıdaki basit soruyu soruyor: “Balık ile ineğin ortak yönü nedir?”

Kuria çok ses getiren raporunda hiç bir köylünün “ikisi de hayvandır” cevabını veremediğini, “inek otlar, balık suda yaşar” gibi cevaplarla karşılaştığını anlatıyor. Okuma yazma bilmeyen köylüler en temel soyutlamayı yapamadıkları için iki canlının birer hayvan olduğu basit soyutlamasını gerçekleştiremiyorlar.

Kuria’nın deneyi soyut düşünce ile okumak arasında güçlü ve doğru orantılı bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor. Okumak beyinlerimizin soyutlama ve soyut düşünme yeteneklerini yükseltiyor. Okumaz isek durum pek de o kadar parlak olmuyor.

Peki Türkiye’de kitap okuma oranlarımız nasıl? Buyrun size bazı rakamlar…

  • Toplam nüfusu sadece 7 milyon olan Azerbaycan’da kitaplar ortalama 100.000 tirajla basılırken, Türkiye’de bu rakam 2000 – 3000 civarında basılmaktadır. 
  • Gelişmiş ülkelerde kişi başına düşen yıllık kitap alımı, ortalama 100 ABD doları, Türkiye’de ise bu rakam 10 ABD dolarının altındadır. 
  • Türkiye’de her 100 kişiden sadece 4,5 kişi kitap okuyor. 
  • Japonya’da yılda 4 milyar 200 milyon kitap basılıyor. Türkiye’de sadece 23 milyon. 
  • Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu’nda, kitap okuma oranında Türkiye, Malezya, Libya ve Ermenistan gibi ülkelerin bulunduğu 173 ülke arasında 86. sırada. 
  • Japonya’da kişi başına düşen kitap sayısı yılda 25, Fransa’da 7. Türkiye’de ise yılda 12 bin 89 kişiye 1 kitap düşüyor. 
  • Türkiye’de yüksek öğrenim görenlerin oranı 1965’e göre 14 kat arttı. Ama Yüksek Öğrenim mezunlarının kitap okuma oranı 1965’in de altında kaldı.
İş adamlarımız de bu toplumun içinden çıkıyorlar. 
Anneleri, babaları, öğretmenleri, arkadaşları bu toplumun üyeleri. O nedenle bazı istisnalar ve doğuştan yetenekliler hariç pek çok iş adamının yukarıdaki istatistiklerden doğrudan etkilendiklerini söylemek çok da abartılı olmaz herhalde. İşte Türkiye’den marka ve inovasyon çıkmamasının nedeni de burada yatıyor. Soyut düşünen ve soyutlama yeteneğine sahip insanlarımızın sayısının çok az olmasından…
Ha bu arada ben de eğitimlerimde Alexander Kuria’nın sorusunu eğitim katılımcılarına soruyorum. 
Aldığım yanıt çoğunlukla “ikisinin de kızartması güzel olur” oluyor. 
Yorumu sizlere bırakıyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s