"Challenge" Kelimesi Türkçe de Olsaydı!..

Dillerin ve kelimelerin toplumların kültürleri ve bireylerin davranışları üzerine etkisi oldukça ilginç bir araştırma sahası.  Geçenlerde izlediğim bir videoda, İtalyanca’nın Sicilya aksanında gelecek zaman kipinin olmadığını öğrenmiştim örneğin.

Sicilya’daki mafya şiddetinin yarattığı belirsizlikler mi insanları geleceği düşünmelerini engellemiş; ya da dillerinde gelecek zaman kipi olmadığı için mi Sicilya’lılar kolay para kazanmaya ve günü kurtarmaya odaklanmışlar anlamak hiç de kolay değil tabii.

Neyse ki Türkçe’nin gelecek zaman kipi ile ilgili bir sorunu yok.

Ama şu da bir gerçek ki, Türk insanı inanılmaz derecede az sayıda kelime ile konuşuyor günlük hayatta.

Ankara Üniversitesi Türkçe Öğretim Merkezi (TÖMER) Bursa Şubesi Türkçe Bölüm Başkanı Halil Çağlar’ın açıklamasına bakılırsa günümüzde Türkçe ortalama 400 kelimeyle konuşulurken, İngiltere’de günlük konuşmalar sırasında ortalama 2 bin kelime telaffuz ediliyormuş.

Kullanılan kelime sayısının kültürler ve insan davranışı üzerindeki etkilerini anlamak benim uzmanlık alanım değil elbette. Ama yine de Türk insanının bu kadar az kelime ile konuşmasının bazı ciddi sorunlar yarattığını düşünmüyor değilim.

Örneğin İngilizce “challenge” kelimesini ele alalım.

Kelimenin Türkçe çevirisinde karşımıza şunlar çıkıyor; meydan okumak, itiraz etmek, düelloya davet etmek, kafa tutmak, boy ölçüşmek. Gördüğünüz gibi challenge kelimesini karşılayan bir sözcük yok dilimizde. Ancak bir kaç kelime bir araya getirilerek aynı anlam verilmeye çalışılıyor.

Spekülatif olacak ama Türk sinemasına, edebiyatına veya dizilerine baktığımızda “challenge” kavramına sahip çıkan eserlere pek rastlayamamız bundandır belki de.

Tam Bir Challenge Filmi

Gabriele Muccino’nun yönettiği ünlü Pursuit of Happynes filmini izleyenleriniz olduğunu tahmin ediyorum.

İnanılmaz bir fakirlik cehenneminde sürünen, geceleri küçük oğlu ile metro tuvaletlerinde uyumak zorunda kalan baba (Will Smith) bütün o sefaletin içinde bir yandan ekmek parasının peşinde koşar, bir yandan da borsa simsarı olmak için son derece zorlu bir sınava hazırlanır. Ve sonunda baba sınavı kazanır ve bir süre sonra da yine çok çalışarak zengin olur.

İnkar etmiyorum, Türk filmlerinde, dizilerinde ya da kitaplarında da sınıf atlama mücadelesine rastlarsınız zaman zaman.

Türk Usulü Challenge

Ama bu sınıf atlama “güzel türkü söyleyebilme” gibi Allah vergisi yetenekler, “mafyaya katılma” ya da daha iyisi “kendi mafyasını kurma”gibi tasvip edilmeyecek yöntemlerle gerçekleşir.

Bir de devletle karanlık ilişkiler kuran ya da hükümetlere biat ederek köşe başlarını tutan, ihaleler kaparak zenginleşen iş adamı modellerine rastlarsınız. (Ve bunlardan gerçek hayatta da bolca vardır…)

Aynı eserlerde çalışkan emekçiler ise ister işçi, ister küçük esnaf olsunlar, iyi kalpli ama sonsuza kadar fakir kalacak gariban insanlar olarak tasvir edilirler genellikle. Çok çalışıp, işinde mükemmeleşip başarıya ulaşan bir iş adamına, sporcuya ya da bilim adamına dair ben hiç bir Türk eserine rastlamadım şimdiye kadar. Bilenleriniz varsa bana haber versin.

Aslında Türk ailelerinin çocuk yetiştirme tarzında da “challenge” kelimesinin çağrıştırdığı türden bir ebeveynlik yaklaşımı da yoktur. Çocuklarının önüne çeşitli meydan okumalar koyan, onları bu zorlukları aşmak için mücadeleye teşvik eden bir Türk annesine ben daha rastlamadım. Daha ziyade çocukların bir dediğini iki etmeme, herşeyi önlerine getirme ve bolca şımartma biz de iyi ebevenylik olarak algılanır. Anneanne’ler meselesine ise hiç girmeyelim:)

Türk kültürü ile ilgili yukarıdaki gözlemlerimin sadece “challenge” kelimesinin Türkçe’de yer almaması nedeniyle ortaya çıktığını iddia edecek değilim elbette. Ama kelimelerin kültürlerin oluşması üzerinde etkisi olduğunu düşünüyorum. Eğer bir kelimeyi hiç duymamışsak o kelimenin ifade ettiği davranışları sergilememiz gayet doğal bir sonuçtur bana kalırsa.

Bu durumda “400 kelime ile konuşan Türkler’in 2000 kelime ile konuşan İngilizler’i herhangi bir alanda yenmesi çok da kolay değildir” desem bana kızar mısınız bilmem.

Bana inanmıyorsanız, iş hayatından bazı örnek kelimeleri düşünmemiz için önünüze koyayım.

Aşağıdaki İngilizce sözcüklerden hiç birisinin Türkçe’de tam olarak anlamlarını veren bir kelime yok. Acaba bu kelimelerin olmaması yöneticilerimizin bu sözcüklerin ifade ettiği davranışları pek de sergileyememesine neden oluyor mudur? Üzerinde düşünmeye değer..

İşte o İngilizce  kelimeler:

Empowerement
Enablement
Colloboration
Immersion
Leveraging
Accountable

Bu arada çok sarkastik olmak istememekle birlikte, İngilizce bazı kelimelerin Türkçe’de fazlasıyla karşılığının olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. İşte İngilizce “blarney” sözcüğünün Türkçe karşılıkları:

Yağcılık
Yaltaklanma
Dalkavukluk
Sırnaşıklık

Nasıl ama?

Yorumlarınızı bekliyorum.

Ve tabii herkese şimdiden iyi bayramlar diliyorum…