Webrazzi’de Harika İngilizce Konuşan ve Gerçeklerden Kopuk Türk Girişimcileri

webrazzi-summit-2013_7103977-17810_640x360Geçen hafta Webrazzi Summit’e izleyici olarak katıldım. Organizasyonda oldukça ilgi çekici konuşmalar olmakla birlikte beni en çok heyecanlandıran aktivite, ünlü ABD’li girişim hızlandırma merkezi YCombinator’ün iki ortağının, 3 Türk girişimciye ait fikirleri onlarla tartıştığı çalışmaydı.

(Bilmeyenler için kısa bir not: YCombinator belki de şu anda ABD’nin en güçlü girişimcilik merkezlerinden birisi. Dropbox, Airbnbn, Reddit, Wufoo gibi değerleri milyarlarla ifade edilen pek çok ünlü girişimin ilk sermayelerini ve mentorlük desteklerini aldığı YCombinator, girişimci adaylarının fikirlerinin gerçek bir işe dönüşmesine yardımcı olmak konusunda tam bir uzman.)

Söz konusu aktivitede, YCombinator’den Kirsty Nathoo ve Qasar Younis, 3 Türk girişimciye son derece akıllıca sorular sorarak iş fikirlerini geliştirmelerine yardımcı olmaya çalıştılar.  Tabii “çalıştılar” diyorum, çünkü bana kalırsa -belki son sunulan hariç- fikirler o kadar Türkiye gerçeklerinden uzak düşüncelerdi ki, değil YCombinator, kim olsa onları toparlayamazdı.

3 Türk girişimciden ilk ikisinin ortak özelliği harika İngilizce konuşmalarıydı. ABD’de ya da İngiltere’de uzun süre kaldıkları hem aksanlarından, hem de girişim fikirlerinden de açıkça belliydi zaten.

İlk girişimci hanımefendi “spor salonu” ya da “pilates hocası” arayan ve onlardan randevü almak isteyen biz süper sporcu Türk’ler için bir web sitesi tasarlamış.

YCombinator’cular haklı olarak insanların spor salonu aramak, bulamamak ya da bulmak da zorlanmak gibi sorunları olup olmadığını sordular. Sitenin şu ana kadar ki yavaş performansına bakılırsa böyle bir sorun yokmuş gibi gözüküyor.

Peki 18 milyonluk devasa kent İstanbul’da, gerçekte kaç kişi pilates öğretmeni arar? Ona da çok yüksek bir sayıyla cevap vermek mümkün değil sanırım. Zaten harika ingilizce konuşan ve düzenli spor yaptığı her halinden belli olan son derece hoş girişimcimizin fikri Londra’da yaşadıklarını Türkiye’ye taşımaktan ilham alarak doğmuş.

Tabii biliyorsunuz, Londra ve İstanbul her halleriyle birbirilerine benzerler.

İkinci girişimci de harika İngilizce konuşan bir hanımefendi idi. Onun fikri, kendi mutfaklarında ev yemeği pişiren insanların bu yemekleri internet üzerinden müşterilere satmalarını sağlayan bir platfom oluşturmaktı.

O sırada aklımdan anneanne’min harika zeytinyağlı dolmaları geçtiğinden midir nedir, fikri Türkiye’ye daha bir uygun buldum başlangıçta. Sonra Şubat’tan beri yayında olan sitede haftada 5 (Yazıyla Beş) adet satış gerçekleştirdiklerini anlattı girişimci. Ve fikir tabii ki çöktü.

Üstelik değerli girişimci, işin neden büyümediği konusunda iyi analiz edilmiş bir yanıta da sahip değildi. Mesela ev yemeği konusunda her daim bizim için yemek pişirmeye gönüllü anneannelerden yararlanmak gibi harika, bedava ve sağlıklı bir çözüm varken, neden internete güvenelim, öyle değil mi?

Üçüncü girişimciyi diğerlerinden ayıran temel faktör Türkçe gibi İngilizce konuşan benim gibilerden birisi olmasıydı. Fikri, ebeveynlerin çocuklarına harçlıklarını “nakit” yerine “debit card” gibi bir kartla vermesiydi. Bu kartın satışından ve yıllık aidatından para kazanmayı umuyordu. Nedense kendisine ilk hedef olarak da özel okulları seçmişti. Bu da 700.000 kişilik toplam bir pazar olduğuna işaret ediyordu.

Kart başına yıllık 20 lira almayı planlayan girişimcinin fikri, AirBnb gibi milyarlarca dolarlık yatırımları olan YCombinator’culara fazla küçük kaldı tabii.

Ama bir baba olarak çocuğuma nakit yerine kart vererek harcamalarını kontrol altına almak, bana son derece ilgi çekici geldi. Bonzai gibi zararlı maddelerin çok yaygın olduğu bir ülkede, sadece özel okullarda değil, devlet okullarında yaşayan çocukların ebeveynlerinin de böyle bir karta ilgi duyacaklarına inanıyorum. Ben bu fikre yatırımı düşünebilirim kendi adıma.

Bu üç girişimciyi izlerken, girişimcilerin iyi İngilizce konuşması ile fikirlerinin kalitesi arasında ters orantılı bir ilişki olduğunu düşünmeden edemedim açıkçası.

Uzun süre yurtdışında yaşamak, ne yazık ki gençlerimize Türkiye gerçeklerini tamamen unutturuyor gibi geliyor bana.

Evet, belki yurtdışı onlara daha geniş bir vizyon kazandırıyor ve daha evrensel fikirler bulmalarını sağlıyor. Ama eğer siteniz Türkçe ise, müşterileriniz de Türk’tür. Eğer onların gerçek problemlerine, gerçek çözümler tasarlamazsanız, haftada 5 adet sipariş almaya mahkum kalırsınız.

Türkiye’de Dugun.Com gibi, Türk insanlarının gerçek sorunlarına gerçek çözümler getiren girişimlerin önü hala çok açık. Artık ruhlarınızı Londra’dan Türkiye’ye getirin değerli girişimci adayları.

Biz bize benzeriz, benden söylemesi…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s