Hayatı Küçülterek Büyütmek

130327_cbox_minimalistcraze-jpg-crop-article568-large

Bu aralar ajandamın bir numaralı konusu “hayatımı küçültmek”.

Etrafımızdaki insanların, iletişim kanallarının ve tabii ki kapitalist sistemin ta kendisinin temel yapı taşı olan “sürekli büyüme” fikrine tamamen aykırı bir şey hayatı küçültmek, farkındayım.

Ama ya etrafımızdaki insanlar (bize en yakın olanlar bile), iletişim kanallarından üzerimize boca edilen onca reklam ve dahi kapitalist sistemin ta kendisi tamamen yanılıyorlarsa? Büyümenin önemini, güzelliğini ve muhteşemliğini anlatan tüm o öğretiler aslında birer palavradan ibaretse.

Ya sürekli büyümeye çalışmak bireyleri, şirketleri, ülkeleri ve tabii ki mavi gezegenimizi gereksiz yere yıpratıyor, aşındırıyor, mahvediyor ve en önemlisi de biz zavallı insanoğlunu mutsuz ediyorsa?

Çok mutsuz hem de.

Ülkelerin ve şirketlerin büyüme peşinde nasıl saçmaladıklarını ve kendi kendilerini perişan ettiklerini başka bir yazı da anlatırım belki. Bhutan’ın artık gayri safi milli hasıla büyümesine değil, gayri safi milli mutluluk endeksinde olumlu değişimlere odaklandığını da o yazıda anlatırım artık.

Bugün ise konum kendim, daha doğrusu kendi hayatımı küçültme çabam.

Çoğumuzun hayatı “daha çok şeye sahip olmak” ve “daha çok şey yapabilmek” dürtüsü ile güdülenir. Mesela yıllık mezunlar günü toplantılarında herkes birbirinin hayattaki başarılarını merak eder. Yani kaç para kazandıklarını, arabalarının ne marka olduğunu, kariyerlerinde ulaştıkları noktayı, hangi semtte ev alabildiklerini, hangi süper egzotik ülkeleri gezdiklerini, hangi kaliteli şarapları tüketebildiklerini…

Başarının sembolleri işte bunlar; tabi eğer “sürekli büyüme”yi kendinizi temel düstur edinirseniz.

Peki ya bu bütün bu şeylere sahip olmak ve bütün bunları yapabilmek için nelerden fedakarlık verdiğimizi de tartışmamız gerekmiyor mu? Sağlığımızı, zamanımızı, sevdiklerimizden kopmamızı, aşkı yaşayamamızı, mutsuz olmamızı ve bence en önemlisi; özgürlüğümüzden taviz vermemizi?

Özgürlük tanımı kişiden kişiye değişebilir. Benim özgürlük tanımımda canımın istemediği işleri yapmamak, ilginç bulmadığım insanlarla iletişime geçmek zorunda kalmamak, bir değer katmayacağını bile bile zırva projelerde çalışmamak önemli birer yer kaplıyorlar mesela.Ve tabii sevdiğim işleri doya doya yapmayı, mesela yazmayı da özgürlük alanım görüyorum.

Tabii ki zamanımı kullanma özgürlüğü de çok önemli. Zamanımı zevk aldığım, beni geliştiren faaliyetlere ayırmak, sevdiklerimle bol zaman geçirmek, çocuğumun gelişimine şahsi zamanımı ayırabilmek temel özgürlük beklentilerim arasında. Hayatta bunlardan daha değerli ne olabilir ki?

Oysa sürekli büyümek için özgürlüğünüzden taviz vermeniz gerekir çoğu zaman. Çok çalışmalısınız, çok para kazanmalısınız ve çok parayı kazanabilmek için daha da çok çalışmalı, içinize sinmese de en saçma projelere, en gereksiz isteklere bile evet demelisiniz.

Tanıdık geldi mi  bu kısır döngü size de?

Bu döngüde nasıl özgür olunabilir ki?

Üstelik büyüdükçe sahip olduklarınızı yönetmek için de vakit ve zihni efor harcamanız gerekir. 5 odalı bir villayı çekip çevirmekle, 2 oda 1 salon bir evi yönetmek birbirinden tamamen farklı şeylerdir. Bana sakın hizmetçisi olur o büyük villa sahibinin demeyin, çünkü o zaman da hizmetçileri yönetmeniz gerekir. Yönetmek zorunda olacağınız şeylerin ve kişilerin sayısı arttıkça da özgürlüğünüz elinizden kayar gider.

En azından benim düşüncem bu.

O halde hayatınızı sürekli yeni şeyler satın alarak veya daha fazla şeyi yapmaya çalışarak büyütmek yerine, küçültmeyi de deneyebilirsiniz. Bunun için daha az şeye sahip olmak ve daha az şeyi yapmaya çalışmak iyi bir çözüm.

İşte bu çerçevede kendi hayatımı küçültmeye çalışıyorum bir süredir. Giderleri mi azaltıyorum, mutlaka ihtiyacım olmayan şeyleri ihtiyacı olanlara hediye ediyorum, hoşlanmadığım müşterilerle çalışmayı bırakıyor, sevmediğim projeler için teklif bile vermiyorum.

Daha yolculuğun başındayım ama gidişattan pek memnunum doğrusu.

Daha özgür tercihler yapıyorum giderlerim, sahip olduklarım ve yapmaya çalıştıklarım azaldıkça. İlk defa kendimi tam anlamıyla özgür hissediyorum hayatımda.

Ayda sadece 3 hafta çalışmak bu özgür tercihlerimden birisi mesela. 3 hafta çalışmak, 1 hafta kafama göre takılmak. Her ay.

Bir şeyler satın almanın gereksizliğini ve fazla şeye sahip olmanın yarattığı ağır yükü farkettikçe daha az para harcamanın yollarını keşfediyorsunuz. Daha az paraya ihtiyaç duyunca sadece seçtiğiniz işleri yapıyor ama işinizin hakkını veriyor, üstelik ondan da zevk alıyorsunuz. Ve belki inanmayacaksınız ama daha çok para da kazanıyorsunuz. Ve -en önemlisi- özgürleşiyorsunuz.

Bu sizce de çok daha iyi bir döngü değil mi?

Ne dersiniz?

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s