Prestij Arzusu İş Aşkını Öldüren Bir Zehirdir

about-us-hero.jpg

İşinde çok mutsuz olan ama her sabah pırıl pırıl giyinip tam zamanında işe gitme disiplinini asla bir kenara bırakmayan insanları bir düşününün. Nedir onların sabahın kör karanlığında yataklarından kaldıran güç?

Geçim derdi mi?

Belki…

Ama tanıdığım o kadar çok profesyonel var ki geçim sıkıntısı meselesini çoktan aşmış, biriktirdiği servetle ömrünün gerisini değilse bile epeyce çok yılını garanti altına almış. Ve işinde mutsuz ve yine de büyük bir disiplin ile kendisini işine veren.

Belki de pek çoğumuzun asıl sevmediğimiz işlere doğru asıl sürükleyicisi “prestij kaybı” endişesidir geçim derdinden ziyade diye düşünüyorum bu insanlara baktıkça.

Evet işinizi sevmiyor olabilirsiniz ama size verdiği “prestij” öyle kuvvetlidir ki ona katlanmaktan gocunmuyorsunuzdur yani.

Mesela kurumsal davalara bakan bir avukatsanız iyi bir geliriniz, bir kaç önemli kulübe üyeliğiniz, gittiğiniz restoranlarda valelerin en ön sıraya park ettiği pahallılıkta bir otomobiliniz olabilir. Bunların hepsi şahane birer prestij kaynağıdır.

Peki ya kurumların en haksız olduğu davalarda bile onları haklı çıkaran mesleğinizin sizi ahlaktan, iyi bir insan olmaktan, adil olmaktan uzaklaştırıyorsa? Ki pek çok durumda bu olabilir. O zaman kendinizi nasıl hissedersiniz? Yasal ama etik olmayan bir şekilde davayı kazandığınızda kendinizi gerçekten mutlu hissedebilir misiniz?

Belki de hissedersiniz. Nihayetinde tek tip insan yok şu dünyada.

Ama avukatların dünyanın en mutsuz meslek erbaplarından birisi olduğunu gösteren araştırmalara bakılırsa, vicdan ile presti arasındaki içsel savaşta uzun vadede yenilenin vicdan olduğunu söyleyebiliriz pekala.

Prestij temelde başkalarının sizin hakkında ne düşündüğüne kafanızı takmanız demektir. Başkalarının sizin hakkında ne düşündüğünü kafaya takmanız demek de, kendinizin kendiniz hakkında ne düşündüğünü ihmal ediyorsunuz anlamına gelir. İnsan hiç kendisini ihmal ederek mutlu olabilir mi?

Prestij insanı gerçekten sevdiği işi yapmaktan alıkoyan, sevmesi “doğru” olan işe yönlendiren bir yanıltıcıdır bana sorarsanız. Kurumsal avukat olmayı sevmek iyi bir düşünce olabilir ama yarattığı duygunun harika olması zordur. O zaman da sevdiğiniz bir işi yapmıyorsunuz demektir.

Ve sevdiğiniz işi yapmıyorsanız mutlu da olamazsınız.

Ne dersiniz?

Prestijin dayattıklarını hayatınızdan çıkartsanız hala bugün yaptığınız işi yapıyor olur muydunuz?

Alın size bu güzel pazar gününde üzerine kafa yorabileceğiniz bir soru.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s