Ya Küçük Kızınız Aşık Olmuşsa Kafanıza Hiç Yatmayan Bir Mesleğe?

whatsapp-image-2016-12-02-at-14-50-30

Bugün İstiklal Caddesi’nde yürürken üzerime üzerime gelen insan kalabalığını gözlemledim. Bu aralar okuduğum kitapların etkisinden olsa gerek “acaba aralarında dünyanın en iyi balerini olacak birisi var mıydı ya da gelmiş geçmiş en büyük bilardocusu?” diye tuhaf düşüncelere daldım.

Oysa çoğunun yüz ifadelerinden, hallerinden, tavırlarından pek de olağanüstü şeyler yapmadıklarını, vasat işlere ve belki de vasat hayat hikayelerine razı olduklarını hissettim. Umarım yanılıyorumdur.

İstiklal Caddesi insanları gözlemlerimi paylaştığım ve bu konuda bir makale yazmak istediğimi anlattığım şahane insan, bana yardım etmek için kısa bir hikaye yazdı. Evet evet şaşırmayın, böyle  insanlar da var bu dünyada:)

Önce o kısa hikayeyi aktarayım size. Zeynep isimli küçük bir kızın kısacık hikayesini…

“Bugün karne günü. Sıcacık yaz tatiline saatler var. Tüm çocuklar okul bahçesine atmış kendini, çığlık çığlığa bir coşku ortalıkta.

Bir tek onda yok.

Kalbi ağzından çıkacak gibi atan, elleri buz gibi terlemiş, 10 yaşında kurdeleli bir kız çocuğu Zeynep.

Bugünkü saklambaç oyuna katılmıyor, ip de atlamıyor. Çünkü içinde çırpınan kuş kafesi kemirip uçup gitmek istiyor. Telaşlı bir serçe kalbi.

Çırpınışlarının tek sebebi matematikten karneye zayıf gelme korkusu.

Rakamlarla değil, kelimelerle arası iyi onun. Farklı bir çocuk Zeynep, diğer çocuklarla yaşıt hissetmiyor bazen. Sanki vaktinden önce büyümüş gibi. Zamanının çoğunda kitap okuyor, körebeden daha cezbedici geliyor kelimelerin kucağı ona.

Türkçe derslerine aşık Zeynep, hiç bir ders veya sınav ona yorucu gelmiyor, aksine keşfedilecek yeni bir dünyaya dalıyor her seferinde.

Türkçe öğretmeni Zeynep’in harika bir yazar olabileceğine emin. Onunla özel olarak ilgileniyor, yazması ve okuması icin ilham veriyor. Ailesine de söylemiş durumu, çocuğunuz çok özel bir yazar olabilir, hatta belki bir gün Nobel ödülü bile alabilir, destek olun diye defalarca ısrar etmiş.

Aile ise Zeynep’in doktor olması konusunda ısrarlı. Aldıkları pahalı hediyeler ve haftalık matematik dersleri ile hayal dünyasının içine bir zehir gibi sızıyorlar.

Oysa ne güzel olurdu sadece kitap alsalardı. Şimdi matematikten yine zayıf aldı diye kızacak olmasalardı. Hangi konuda başarılı olduğunu görüp destekleselerdi ve Zeynep’in içindeki zincirler ilk kez çözülseydi…

Okul bahçesi kalabalık, çocuklar karne sevincinde.

Zeynep günlüğünü açıyor bir kenarda yazmaya başlıyor: “Bugun karne günü, yine ailemi hayal kırıklığına uğratacağım icin çok üzgünüm. Keşke başarılı bir çocuk olsaydım, onların sevgisini hak etseydim. Seneye bırakıcam kitaplarla vakit kaybetmeyi ve günlük tutmayı, tüm yaz test çözücem, ailemi bir daha üzmeyeceğim.”

Günlüğün kapağını kapatıyor, karnesini okul çantasına koyuyor ve gözleri dolu dolu çıkıyor okul bahçesinden. İlk bulduğu çöpe atıyor günlüğünü, atarken hayallerini de birlikte fırlatıyor çöpe. Artık herkes gibi olacak, en çok buna ağlıyor.”

Herhalde benim de 8 yaşında bir kızım olduğundan çok kalbime dokundu Zeynep’in hikayesi. Acaba ben de onun hayallerini söndürecek, onu “gerçek hayata” yaklaştırma adına gelecekle ilgili rüyalarından uzaklaştıracak ebeveyn saçmalıklarından yapıyor muyum?

Acaba ben de onu “herkes gibi olmaya” mahkum ediyor, ömrü boyunca üzerine alacağı sıcak, güvenli ama anlamdan uzak “vasatlık” battaniyesini örmesine mi neden oluyorum?

Umuyorum ki hayır ama muhtemelen evet!

Çünkü ben de bir ebeveynim en nihayetinde ve ebeveynler çok saçma şeyler yaparak o çok sevdikleri çocuklarını mahvederler. Çocuklarını hayallerinden uzaklaştırmak, hatta belki de hayallerini hiç anlamamak işte bu hastalıklı ebeveyn davranışları arasında en kötüsü belki de.

Ebeveynlerin çocukları hayallerinden uzaklaştıran ve belki de onları ömürleri boyunca mutsuz eden davranışlarının üç nedeni var benim görebildiğim.

İlk neden oldukça bencilce sanılanın aksine.

Ebeveynler çocuklarının riskli bir meslek seçmesinden korkuyorlar çünkü işler ters giderse kabağın kendi başlarına patlayacağına inanıyorlar.

Mesela çocuğunuz balerin olmak için yıllarca çabalayıp sonunda başarısız olursa ne yaparsanız? Hem maddi hem de manevi olarak çok zorlayıcı bir sonuç değil mi ebeveyn açısından?

Üstelik balerin olarak başarılı olmasından korkabilirsiniz bile çünkü sizin normlarınıza hiç uygun olmayan bir hayat yaşayacaktır artık.

İkinci neden ise bilgisizlik.

Çoğumuzun etrafında “olağanüstü” başarılı hemen hiç kimse yoktur düşünecek olursanız. O nedenle olağanüstü başarılı insanların hayat hikayelerini, nasıl geliştiklerini, işlerine ne zaman ve nasıl tutku duymaya başladıklarını, hangi mücadelelere giriştiklerini ve ailelerinden nasıl destek gördüklerini bilmeyiz.

Çoğumuzun etrafında -tam tersine- çok sayıda “vasat” derecede başarıya ulaşmış ama “durumu iyi” insanlar vardır. Onların vasat ama yeterli başarı formülünü bildiğimizden çocuğumuzun da bu formülü izlemesi durumunda “vasat” ama “durumu iyi” bir hayat süreceğini biliriz.

Çekiç gördüğünü çivi sanar misali.

Son neden ise çocuklarımıza duyduğumuz derin sevgi ve onların ileride mutsuz olmasından korkmamız tabii. Ama açıkçası bu nedeni son derece geçersiz ve cahilce buluyorum çünkü çocuklarımızı yetenekleri değil de formüller çerçevesinde yetiştirirsek ömürlerinin mutsuz geçmesini garantiliyoruz zaten.

Olağanüstü başarı çok çalışmayı, herkesten kat kat çok çalışmayı ve bundan hiç yılmamayı, hatta zevk almayı, delice zevk almayı gerektirir. Bu derece yoğun bir çalışma ise ancak tutku duyduğumuz, üzerine hayaller kurduğumuz, rüyalarımıza giren işler için sürdürülebilir olur.

Eğer çocuğunuzun dışarıdaki vasat kalabalığa katılmasını istiyorsanız geleneksel formüllerden sakın sapmayın. Ömrünün gerisini mutsuz geçirmiş ne gam? Yeter ki “durumu iyi” olsun.

Ama eğer çocuğunuzun olağanüstü şeyler yapmasını ya da en azından denemesini istiyorsanız formüllerin peşinde koşmak yerine onu tanımaya, anlamaya, hayallerini süsleyen şeyleri keşfetmeye odaklanın.

Onun önünü doğal yeteneklerinin güçlü olduğu alanlarda açın. Hiç bir zaman fazla yol alamayacağı çıkmaz sokaklara itmeyin onu.

Kızınızı Zeynep gibi ağlatmayın kendi (belki de yanlış) doğrularınız uğruna.

Ne dersiniz, ebeveyn saçmalıklarından vazgeçebilecek misiniz?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s