“Doku”nmadan Olmaz!

Dijitalleşmenin en sevimsiz sonuçlarından birisi dokunduğumuz yüzeyleri ve hissettiğimiz dokuları tek tipleştirmesi bana kalırsa.

Mesela bir araştırma cep telefonlarımıza günde tam 2.617 kez dokunduğumuzu ortaya koyuyor. Başka şeylere dokunmaya vaktimiz kalmıyor desem yalan olmaz. Gerçek, doğal, hikayesi ve kendisine has dokusu olan malzemelere dokunmak yerine, soğuk telefon ekranlarından çözüyoruz her işimizi.

Hiç dokunmadığımız kumaşlardan üretilmiş kıyafetleri, sadece fotoğraflarına bakarak internet üzerinden satın alıyoruz.

Plaklara ve onların kimisi ölümsüz sanat eseri olan kapaklarına dokunmadan aplikasyonlar üzerinden müzik tüketiyoruz.

Hiç dokunmadığımız, sadece bilgisayarlar üzerinde birer “persona” olarak ekrana yansıttığımız “müşteriler” için ürünler, deneyimler tasarlıyoruz. Üstelik bu tasarımları yaparken de gerçek malzemelerle neredeyse hiç ilişkiye girmeden bilgisayar programlarına bağımlı kalıyoruz.

Hiç dokunmadığımız kedilerin fotoğraflarına beğeniler konduruyoruz sosyal medyada, hiç elini sıkmadığımız insanlarla sanal arkadaşlıklar kuruyoruz.

Hayır, kimseyi eleştirmiyorum. Ben de bir dijital bağımlıyım. Telefonum ve tabletim adeta vücudumun ve zihnimin birer uzantısı gibiler. Okuduğunuz yazıyı da güzel bir dolmakalemi parmaklarımın arasında hissederek, kaliteli bir kağıdın yüzeyine dokunarak yazmadım en nihayetinde.

Ama ben yanlış yapıyorum. Ve muhtemelen siz de yanlış yapıyorsunuz. Yapmayın diye yazıyorum.

Çünkü insanoğlu çevresinde olan bitenleri anlamak için dokunma duyusunu kullanır. Dokunmaktan uzak kalmak bize bahşedilen 5. duyudan ve onun yaratabileceği muazzam zevklerden mahrum kalmamıza yol açar. Dokunsallık yoksa çevremize olan güvenimizi kaybederiz. Neden bebekler annelerine dokunmayı bu kadar çok seviyorlar sizce?

Belki de bu nedenle eskiye dönüş başladı bende. Ya da belki de sadece yaşlandığımdandır, bilemiyorum.

Satın aldığım her ürünün gerçek malzemelerle üretilmiş olmasını istiyorum mesela. Ham ahşap olsun istiyorum bütün mobilyalarım, polyestersiz olsun tişörtlerim, biraz çürük çarık olsun meyvelerim. Cilalanmış, güçlendirilmiş, güzelleştirilmiş ama sonuçta sunileşmiş olmasınlar istiyorum.

Tekrardan gazete satın almaya başladım. Hiç dijital kitap okumuyorum artık. Kağıda dokunmak istiyorum çünkü. Güzel bir cümle okuduğumda elime tam oturan bir kalemle altını çiziyorum. Zaman zaman kütüphanemden eski bir kitabımı çekip sayfalarını karıştırmak büyük haz veriyor.

Ustaca yapılmış, el emeği verilmiş, sanatkarının ya da zanaatkarının dokunuşunu hissettiğim orijinal ürünleri satın almayı tercih ediyorum. Ustalık insana özgü bir kavram ne de olsa, ustaların ürünlerini kullanmak da insanca bir davranış olmuyor mu o halde?

Kocaman dijital ekranı olan otomobillerden, herşeyi “dokunmatik” halleden tüm ev aletlerinden nefret ediyorum. Dokunacak malzeme sayısını artıracak çözümler daha çok ilgimi çekiyor. Elektronik yerine mekanik olunca bir şeyler kendimi daha iyi hissediyorum. Evet Tesla’ya yaptıklarından dolayı hayranım, ama benim otomobilim hep mekanik kalacak.

Sanırım bu düşüncelerimde yalnız değilim bu arada. Çünkü pek çok marka doku tasarımına eskisinden daha fazla önem veriyor. Ürün tasarımında “doku”nun önemi gittikçe artıyor, demek ki müşteriler de benim gibi düşünüyorlar. Bir sonraki yazımda bu meseleyi ele alacağım.

Ne dersiniz? Sizce daha çok dokunmaya başlamalı mıyız?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s