Liderlerin(!) Ekonomik Kriz Yönetimi Rezillikleri

(Okuma Süresi: 3 Dakika)

Ekonomik yavaşlama yöneticilerin en kötü yönlerini ortaya çıkaran bir turnasol kağıdı vazifesi görüyor bugünlerde.

İşlerin iyi gittiği zamanlarda ‟en iyi işveren markası‟ türü yarışmalara olmadık paralar döken, insan kaynakları uygulamalarının katıldıkları yarışmalarda aldığı ‟ödüllerle‟ kasım kasım kasılan sözde liderlerin gerçek yüzünü görüyoruz üzülerek.

Kriz yönetmeyi ilk etapta insan kaynaklarına ayrılan tüm bütçeyi kısmak olarak gören bu yönetici tipleri, eğitimden, işe alıma, motivasyon programlarından, maaş zamlarına kadar her alanda sert tasarrufların peşindeler.

Ekonomideki gidişatın bazı önlemleri zorunlu kıldığını yadsıyacak değilim elbette. Ama acaba ilk önlemler bunlar mı olmalı? 

Onca liderlik dersini, excel tablolarında tasarrufçuluk simülasyonları oynamak için mi aldı bu insanlar. 

Hakikaten yapılacak daha iyi bir şeyler yok mu?

Üstelik yöneticilere bu konuda en ufak bir eleştiri iletirseniz ‟devir kötü, çalışanlar hala bir işe sahip olduklarına şükretsinler!” diye anında ve kendilerini tepeden tırnağa haklı gören bir tavırla tersliyorlar sizi. 

Maslow İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ne dayanan, taş devrinden kalma yönetim anlayışlarına sığınarak “dönem kötü, herkes biz ne veriyorsak onunla yetinecek” diyor, çalışanları Maslow piramitinin en dip seviyesi olan “hayatta kalma” ile tatmin olmaya zorluyorlar.

Oysa iyi bir liderin yapabileceği o kadar çok şey var ki.

Mesela 9 Eylül İkiz Kuleleri saldırılarında ABD’deki çalışanlarının tamamını, yani tam 688 çalışanını kaybeden finans hizmetleri şirketi Cantor-Fitzgerald CEO’su Howard Lutnick’in, yaşanan inanılmaz yıkımdan sonra yaptıkları var örnek alınabilecek.

Bir şekilde bu faciadan sağ kurtulan Lutnick “Geride kalan 688 aileyi düşündüm. ‘Onlara ne olacak? Onlarla kim ilgilenecek? diye düşündüm” diyor. Finansal olarak da yıkılan şirketin Avrupa ofislerinde çalışanların maaşlarını ödeyecek parası bile yok o dönemde.

Ama Lutnick kuyruğu kıstırıp “herkes başının çaresine baksın” diyeceğine Londra ofisini arayıp oradaki ekibinden şirketi ayağa kaldırmak için bir süre boyunca ödeme almadan yedi/yirmi dört çalışmalarını istiyor.

Lutnick Londra ofisi çalışanlarına bunu yapabildikleri takdirde, şirketin gelecekteki karlarının %25’ini kaybettikleri ABD’deki arkadaşlarının ailelerini desteklemek için kullanacağını açıklıyor. 

Ve Lutnick’in yaptıkları işe yarıyor. Hem de nasıl işe yarıyor.

Cantor-Fitzgerald Londra ofisi çalışanlarının müthiş eforuyla hızla ayağa kalkıyor ve o günden bu yana 688 çalışanının ailelerini desteklemeye devam ediyor. 

Yaşadıklarından yola çıkarak “yardımsever kapitalizm” kavramını ortaya çıkaran Lutnick, şirketlerin sadece para kazanmak için değil, insanların kalbine dokunan bir anlam için var olmaları gerektiğini öğretiyor bizlere.

Ekonomik krizin zorlayıcı yönleri hepimizin malumu. Ama Türkiye’de de bazı örneklerini gördüğümüz Lutnick gibi liderler, şirketlerini para kazanma makinalarının ötesinde, topluma fayda katabilecek bir mekanizma olarak gören liderlerin önünde o kadar çok fırsat var ki.

Tabii excel tabloları üzerinden karar almak daha kolay, bunu kabul ediyorum.

Ama öyle tablo yöneticisiyseniz Allahaşkına ortalıkta liderim filan diye böbürlenerek gezmeyin  bari.

Bir Cevap Yazın