Haddini Aş Hikayeleri 21: Aşık Veysel

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

Öyle bir insan düşünün ki, gözleri görmeyen, fakat dünyanın nasıl bir yer olduğunu gözleri gören bizlerden daha iyi görmüş, daha iyi anlamış.

Öyle bir insan düşünün ki hem müziğiyle hem şiirleriyle hem söyledikleriyle evrensel olabilmeyi başarmış.

Kimden mi söz ediyorum? Bu topraklardan gelmiş geçmiş en bilge insanlardan birinden, Aşık Veysel’den.

Gelin bu hafta da onun hayatına yolculuk edelim…

Yıl 1894, Sivas’ın Şarkışla ilçesinde bir köy… Annesi Gülizar, meraya koyun sağmaya giderken birden sancısı geliyor ve yol üzerinde kendi başına doğuruyor Veysel’i.

7 yaşındayken İlçeyi çiçek salgını vuruyor ve sağ gözünü tamamen kaybediyor, sol gözüne ise perde inse de daha sonra yaşayacağı talihsiz bir olay ile sol gözü de görmez oluyor.

Çocukluğunu şöyle anlatıyor Veysel:

“Biz üç kardeştik. Ağabeyimin adı Ali’ydi. Ben ortanca çocuktum. Elif isimli bir kız kardeşimiz de vardı. Benden büyük iki kız kardeşim çiçek hastalığı yüzünden üç gün içinde ölmüşler. Benden küçük bir bacım da yine çiçek illetinden gitti. Yedi yaşıma kadar, ben de her çocuk gibi koştum, seğirttim, güldüm, oynadım. Yedi yaşımda çiçek hastalığına yakalandım. Çok zor günler yaşadım. Canımı zor kurtardım. Çiçek hastalığı yüzünden sağ gözümü tamamen kaybettim. Sol gözüme ise perde indi. Çocukluk günlerimden hiç unutamayacağım hatıralar, şimdi hayal-meyâl kafamda yaşıyor. O çiğdem topladığım tarlaları, gezip gördüğüm yerleri hep bir rüya gibi hatırlıyorum ve hiç unutmuyorum.”

“Babam beni doktora götürüp sol gözümdeki perdeyi aldırtmak istiyordu. Bir gün anam inek sağıyordu. Babam da arkamızda duruyormuş. Ben onun geldiğini fark etmemiştim. Babam “Veysel” diye seslenince birden geriye döndüm. Koltuğunun altında ucu sivri bir değnek varmış. Başımı çevirmemle değneğin sivri ucunun sol gözüme saplanması bir oldu. Böylece sol gözümü de kaybettim. O yıllarda elimden tutarak beni gezdiren hep kız kardeşim Elif oldu. Elif’ten gördüğüm yardımı, sevgiyi unutamam. “

1900 yılını düşünün… Osmanlının son dönemleri. Sivas’ta kıt kanaat geçinen bir ailenin gözleri görmeyen bir evladı. Tedavi edilecek imkanı yok, ama babasının kocaman sevgisi var… Avutmak için Veysel’i halk ozanlarından şiirler okuyor, bir de saz veriyor eline.

”Avunmak için bu sazı verdiler elime. ben ona söyledim, o bana söyledi…”

Karacoğlan’a, Emrah’a, Dertli’ye çok yakın hissediyor kendini, çok seviyor onları.

Sivas’taki halk ozanları arada bir evlerine konuk olup türküler söylüyorlar Veysel’e. Saz dersleri de alıyor dönemin aşıklarından. Hem çalıp hem söylemeye başlıyor bir süre sonra.

Bu arada babası “ölürsem bakanı olmaz” diyerek köyden Esma ile evlendiriyor Veysel’i. 2 tane çocukları oluyor, biri kız, biri erkek. Erkek çocuk fazla yaşayamıyor. 1 yıl arayla annesi ve babasını da kaybediyor Veysel. O dönemler durumu iyi olan abisi, bir hizmetkar tutuyor onlar için. Hizmetkar ve Esma birlikte kaçıyorlar sonra.

Bu arada kaçacaklarını fark ediyor Veysel ve ”Onca yıldır baktı bana, yedirdi içirdi, çamaşırlarımı yıkadı, çok emeği var bende. Gittiği yerde kimseye muhtaç olmasın.’‘diyerek tüm parasını kaçacak karısının ayakkabısının içine koyuyor.

“Güzelliğin on para etmez ,bu bendeki aşk olmasa…”

6 aylık kız bebeğiyle kalıyor öyle… 2 sene boyunca bakmaya çalışıyor bebeğine, elinden düşürmüyor. Fakat o da ölüyor sonra…

Tanınması

Bir aşık bayramında Ahmet Kutsi Tecer ile tanışıyor ve onun yardımlarıyla ülke genelinde tanınmaya başlıyor Veysel. Tecer’in destekleriyle Türkiye’yi dolaşıyor. Köy enstitülerinde bağlama ve halk türküleri dersleri veriyor.

Cumhuriyet’in 10. yılı için yazdığı destanın yayınlanması ve Sivas Aşıklar Bayramı’ndaki başarıları ile çok dikkat çekiyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, “Anadilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden ötürü” 1965 yılında özel bir kanunla Aşık Veysel’e 500 lira aylık bağlıyor.

Ayrıca radyo ve televizyon programlarına da katılıyor, plaklar dolduruyor. Kendinden sonra gelen çok sayıda sanatçıyı etkiliyor. Onlarla tanışıp fikirlerini, bildiklerini anlatıyor tek tek.

1973 yılında akciğer kanseri yüzünden hayata veda ediyor büyük sanatçı.

“Ben öldükten sonra mezarımın üstünü taş ile beton ile kaplamayın, böcekler, bitkiler faydalanamaz bir işe yaramaz. Ben öldükten sonra üzerimde otlar bitsin, çiçekler açsın, taş kapatır, hiç kimse istifade edemez, yalnız benim toprağımda vatanıma hizmet etsin, orda biten otlardan koyun yesin, et olsun, kuzu yesin süt olsun, ben orda taşın altında yatmakla bi istifadem yok, bunun için üstümü kapatmayın, vatanıma hizmet olsun.”

46 yıl geçti ölümünün üzerinden. Hala okunan şiirleriyle, söylenen türküleriyle yüreklerde yaşıyor.

Yaşadığımız şu modern dünyada her şeyi gördüğümüzü sanıyoruz değil mi?

Evet renkleri görüyoruz, cisimleri görüyoruz, ama sanki yaşamın renklerini göremiyoruz tam anlamıyla. Veysel o renkleri görendi işte.

Gözlerinin görmüyor oluşu onda bir eksiklik yaratmadı, onun gücü oldu. Gözle göremediğimiz her şeyi daha iyi anlamasına ve anlatmasına yardımcı oldu.

Sevgiyi, hoşgörüyü ve çalışmayı öğütledi tüm insanlığa. Umutsuzluğa kapılmamayı da.

İyi ki geçti bu dünyadan, bu topraklardan.

”Ben giderim adım kalır, dostlar beni hatırlasın.”

2 thoughts on “Haddini Aş Hikayeleri 21: Aşık Veysel

Bir Cevap Yazın