Haddini Aş Hikayeleri 22: Phil Knight

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

Kafanda bir şey var, biliyorum. Gerçekleşmesini çok istediğin, ama gerçekleştirmek için nereden başlasan bilemediğin bir hayalin var.

Sakın ihmal etme o hayalini. Başla bir yerden.

Fikrine saçma diyorlar, inanmıyorlar mı? Devam et yoluna, durma.

Dev başarılara imza atmış, oyunu değiştirmiş her insan böyle yaptı çünkü. Onlardan birisi de Nike’in kurucusu Phil Knight elbette. Gelin onun bu başarıyı elde edene kadar neler yaşadığına bakalım.

24 Şubat 1938’de Portland, Oregon’da dünyaya geliyor Phil. Lisedeyken koşuya merak salıyor ve okulun atletizm takımına katılıyor. Liseyi bitirdikten sonra Oregon Üniversitesi, Gazetecilik bölümüne giriyor. Burada da orta mesafe koşucusu olarak yarışlara katılıyor.

1959 yılında üniversiteden mezun olmuş, fakat henüz hayatında ne yapmak, ne olmak istediğini karar verememişti. Nasıl bir kariyer yapması gerektiğiyle ilgili hiçbir fikri yoktu.

Orduya katılıyor sonrasında, bir yıl askerlik yaptıktan sonra dönüyor ve Stanford Üniversitesi’nde işletme yüksek lisansına başlıyor.

‘’20’li yaşlarınızı öğrenerek ve keşfederek geçirin.’’

Stanford’da, ödev olarak spor ayakkabılarını içeren bir iş modeli hazırladığı günlerde spor ayakkabılarını içeren iş fikri çok sıcak geliyor ona.

1962’de Stanford’dan mezun oluyor ve dünya turuna çıkıp gittiği ülkelerde çalışmaya karar veriyor. Ansiklopedi satıyor, güvenlik sistemleri satıyor. Fakat içine kapanık bir karakteri olan Phil, pek de başarılı olamıyor bu satış işlerinde.

Sonra iş ayakkabı satmaya gelince kendinin bile inanamadığı bir performans sergiliyor.

‘’Ansiklopedi satmayı becerememiş, üstelik hor görülmüştüm. Hisse senedi satmakta daha iyiydim ama orada bulunmak ölüm gibiydi. Peki ayakkabı satmak neden farklıydı? Sonradan anladım ki bu iş satmakla ilgili değildi. Koşmaya inanıyordum ben. İnsanlar dışarı çıkıp günde birkaç kilometre koşarsa dünyanın daha iyi bir yer olacağına ve ayakkabıların koşmak için daha iyi olduğuna inanıyordum. İnancımı hisseden insanlar da bu inancın bir kısmını kendileri için istiyorlardı.’’

Onu bu işte başarılı kılan, yaptığı işe sonsuz inancı oluyor.

Japonya’ya gittiğinde buradaki hem kaliteli hem düşük maliyetli Tiger marka koşu ayakkabılarını keşfediyor. İşte bu ayakkabıların Amerika distribütörlüğünü yapmayı koyuyor kafasına ve Onitsuka markası ile bir görüşme ayarlıyor.

Marka, Phil’e bir firma adına orada bulunup bulunmadığını soruyor tabii önce. Ortada bir firma olmamasına rağmen evet yanıtını veriyor Philip. Ve marka Phil’in hayali şirketine distribütörlük iznini veriyor.

1964’te Portland’a döndükten sonra eski koşu antrenörü ve güvendiği bir insan olan Bill Bowerman ile ortak oluyorlar.

Ve hayali şirket, Blue Ribbon Sports ismiyle gerçek oluyor.

Başlarda ayakkabıları satmak için sadece akşamları ve hafta sonları çalışıyor, ayakkabıları arabanın bagajında satıyor. Hatta uzun bir süre tam zamanlı işlerde muhasebeci ve öğretim üyesi olarak çalışıyor. Çünkü şirketin başarılı olup olmayacağı konusunda emin değil ve ihtiyaçlarını karşılamak için düzenli bir gelire sahip olması gerekiyor.

‘’Fazla Gözü Kara Olmayın Fakat Her Şeyinizi Ortaya Koymaktan da Çekinmeyin.’’

Zamanı geldiğinde diğer çalıştığı işlerden ayrılarak tüm zamanını Blue Ribbon’a adıyor ve varını yoğunu bu işe yatırıyor.

Batı kıyısındaki tüm koşu takımlarına ulaşmak isteyen Phil’in basit ama etkili satış stratejisi sayesinde ayakkabıları yok satıyor adeta.

Sonra Phil Onitsuka’nın gizlice Knight’ın kuyusunu kazıp başka Amerikan firmaları ile anlaşmalar yaptığını öğreniyor. B planı üzerinde düşünmeye başlıyor ve kendi ayakkabılarını üretmeye karar veriyor. Onitsuka ile yollarını ayırıyor bir süre sonra.

‘’Başarılı olacaksak ya da batacaksak bunu kendi koşullarımızla, kendi fikirlerimizle gerçekleştirmeliyiz. Kendi markamızla.’’

İşte Nike böyle doğuyor.

Phil, dünya çapında sporcular tarafından sevilecek ürünler tasarlıyor. Nike’ın Cortez 1972 model ayakkabıları olimpiyat denemelerinde görücüye çıktığında şirkete çok fazla kar getiriyor.

Sürekli birbirini takip eden başarı ve başarısızlıklar yaşıyor. Kredi limitleri yüzünden yaşadığı sorunlar, eski tedarikçisi Onitsuka ile yaşadığı hukuksal mücadeleler, hükümetin çıkardığı zorluklar bitmek bilmiyor.

Fakat kendisini işine adamaktan ve mücadele etmekten vazgeçmiyor, kafasındaki büyük, güçlü, kârlı ve yenilikçi marka olma hayaliyle çalışmaya devam ediyor.

‘’Bir üründen ziyade bir fikir, bir ruh satmaya çalışıyorduk.’’

Sadece sporcuların giydiği değil günlük hayatta da insanların kullanabileceği ayakkabılar üretmeye odaklanıyor.

Ve evet, bugün dünyanın en bilindik ve en değerli markalarından olan Nike, her türden insanın giydiği, giymek için can attığı bir marka oluyor.

“Korkaklar hiç başlayamadı. Zayıflar yolda öldü; bizi var eden yolda”

2 thoughts on “Haddini Aş Hikayeleri 22: Phil Knight

Bir Cevap Yazın