Haddini Aş Hikayeleri 25: Soichiro Honda

(Okuma Süresi: 6 Dakika)

Bir süredir etrafımda çok fazla duyduğum yakınmalar şu şekilde:

‘’Kendi işimi kurmak istiyorum ama bu kriz ortamında hiç cesaret edemiyorum.’’

‘’Çok güzel bir girişim fikrim var ama ülke bu haldeyken işimi bırakıp sil baştan yapamam.’’

‘’İş bulamıyorum, kriz olduğundan şirketlere girmek çok zorlaştı.’’

Haklısınız da. İş kurmanın da iş bulmanın da kolay olmadığı, gerçekten fakirleştiğimiz, hayatın çok pahalı olduğu, paralarımızın hızla eridiği zor bir dönemden geçiyoruz ülkece.

Fakat yaşadığımız bu zorluklar hayallerimizi ve isteklerimizi gerçekleştirmeye engel değil. Güçlü bir vizyonumuz, tutkumuz ve çalışma azmimiz olsun yeter.

İkna olmadınız, çok kuru geldi bu sözler değil mi?

O halde size tamirci olarak işe başlamış, işgal altındaki bir ülkede fabrika kurmuş, fabrikası iki kez bombalanmış, bir kez deprem nedeniyle yıkılmış, kıtlık görmüş, fakirliklerle boğuşmuş, yine ülkesinin yaşadığı bir kriz sayesinde bugün dünya devi olan bir şirketi kurmuş olan bir adamdan bahsedeyim.

Kim mi? Soichiro Honda’dan.

Yazıyı okumayı bitirdiğinizde umuyorum aşılamayacağını düşündüğünüz engeller biraz olsun küçülür gözünüzde.

Bisiklet tamircisi bir baba ve dokumacı bir annenin evladı olarak, 17 Kasım 1906’da Japonya’da dünyaya geliyor Soichiro Honda.

Daha küçük bir çocukken babasına atölyesinde yardım etmeye başlıyor, bisiklet tamir ediyor. Ta o zamandan motorlara, arabalara büyük ilgi duymaya başlıyor.

Okul yılları ise pek parlak geçmiyor, karnesi genelde kırıklarla dolu oluyordu. Öyle ki artık bir süre sonra karnesindeki bu zayıf notları silip yüksek notlar yazmayı deniyor. Fakat tekniği hiç başarılı olmadığı için hemen yakalanıyor. Babası bu yüzden ceza veriyor Honda’ya.

‘’Yaptığımız teknik hatalı çıkınca bu sahtekarlık girişimim herkes tarafından öğrenilmişti. Bu nedenle babam bana tek ayak üzerinde durma cezası vermişti. Bu cezayı sahtekarlığım için değil, notları düzeltirken yaptığım hatayı fark etmediğim için vermişti. ‘’

1922’de Okuldan mezun olan Honda, bir gün gazetede bir iş ilanı görüyor. Tokyo’da bir oto tamir atölyesinin ilanıydı bu. Tokyo’ya gidiyor hemen ve işe kabul ediliyor, atölyedeki en genç çalışan olarak çalışmaya başlıyor.

1923 büyük Japonya depremini bilenleriniz vardır. 7.9 büyüklüğündeki deprem büyük Tokyo yangınına sebep olduğu için en ölümcül Japonya depremlerinden biridir.

Honda, depremde oluşan yangında, atölyedeki 3 aracı yanmaktan kurtardığı için patronun iyice gözüne giriyor ve Curtiss isimli yarış arabasının bakımı için görevlendiriliyor.

Genç Honda’nın çalışanı olduğu atölye iyice büyümeye ve yeni şubeleri açılmaya başlıyor. İşte bu şubelerden birinin başına ise 21 yaşındaki Honda getiriliyor.

Depremden büyük bir ders çıkarıyor genç Honda: Kırılmaya ve yanmaya dayanıklı yedek parçalar üretmeliydi. Bu yüzden tahtadan olan tüm jantları, metal jantlarla değiştiriyor, hatta bunların patentini dahi alıyor.

Çok fazla çalışıyordu Honda, tüm hayatı atölye olmuştu neredeyse. Orada yatıp kalkıyordu. Fakat istediği gibi bir başarı yakalamıyordu bir türlü. Bu yüzden motor ve otomotiv okulunda eğitim almaya karar veriyor. Okula gitmediği zamanlarda ise yarış aracı tasarımı üzerine çalışıyor.

Bir süre sonra bir motor soğutma yöntemini buluyor ve aslında bu buluşu yarış otomobillerinin yaşadığı temel bir sorunu çözüyordu. Yani Honda’nın ürettiği motorlar, fazla ısınıp bozulmuyordu. O dönem yarışlara katılıp kendi ürettiği motoru denemeye karar veriyor.

1936’da katıldığı ralli yarışlarında kaza yaparak araçtan fırlayıp feci şekilde yaralanıyor… Kolu kırılıyor, omzu çıkıyor, yüzü tanınmaz hale geliyor. Ve 3 ayını hastanede geçiriyor.

Honda için zor bir dönem başlıyor anlayacağınız.

Hastanede yattığı sırada kötü bir haber alıyor. Toyota için ürettiği 30.000 adet piston yayından sadece 3 tanesinin kalite testinden geçebildiği haberi. Ürünlerini aşağılayarak yeniden eğitim alması gerektiğini söylüyorlar.

Sonrasında hem işinden hem okuldan atılıyor.

Hastanede yatıyorsunuz, büyük bir zarara uğradığınızın haberini alıyorsunuz. Ardından artık bir işinizin olmadığını ve okuldan atıldığınızı öğreniyorsunuz…

Aslında hepimizin hayatında olmuştur her şeyin ters gittiği, tutunacak bir dalın kalmadığı, yaşama dair umutların neredeyse tükendiği anlar. İşte böyle anlardaki tavrımıza bağlı aslında gelecekte ne ve kim olacağımız.

Büyük başarılara imza atmış her insan gibi Honda da kaderine razı olup ‘’bitti buraya kadarmış’’ demek yerine yeni çözümler üzerine kafa yoruyor.

İyileştikten sonra kendi şirketini kurmaya karar veriyor.

Karar veriyor ama engeller peşini bırakmıyor. İkinci dünya savaşına hazırlanan Japonya, fabrikasını kurmak için gerekli olan malzemeleri vermiyor Honda’ya

Fabrika kurmaları lazım ama beton yok. ‘’O zaman biz üretiriz betonları’’ diyerek arkadaşlarının da yardımıyla başlıyor beton üretmeye. Ve sonunda fabrikasını kurmayı başarıyor.

Bu arada ürettiği piston yayları başarılı olmuş, hatta Toyota’nın piston yayı ihtiyacının neredeyse yarısını karşılıyordu. Uçak gemileri ve uçaklar için de yedek parçalar üretmeye başlamıştı bu arada.

İşler yolunda gidiyordu. Savaş sırasında Honda’nın şirketinin ABD uçakları tarafından bombalanmasına kadar. Fabrikayı yeniden inşa ediyor, sonra tekrar bombalanıyor.

Neredeyse tüm imalat bölümü enkaza dönüşüyor.

İşgal altındaki bir ülkede üretimini sürdürmeye çalışıyordu Honda. Kıtlık, fakirlik, ham madde eksikliği ile boğuşan bir ülkede.

Ham maddeye ihtiyaç vardı evet, ne yapmalı derken Amerika ordusunun attığı benzin tenekelerini toplayıp biriktirmeye başlıyor.

Honda’nın azmi ve umudunu hep canlı tutmasıyla fabrikası biraz olsun toparlanmaya başlıyor.

Derken büyük bir deprem daha. Ve fabrika yeniden yerle bir oluyor. Her şeyini kaybetmiş, öylece kalakalıyor. 

Bir süre sonra Japonya’da savaş bitmiş ve benzin kıtlığı yaşanıyordu. Bu yüzden insanlar araba kullanmıyor, gidecekleri yere ya yürüyerek ya da bisikletle gidiyorlardı.

O dönem Honda da ulaşım için bisiklet kullanıyordu. Fakat bisiklet yavaştı, zaman kazanmak istiyor bir şekilde ve bisikletine küçük bir motor takıyor.

Ve bu fikir insanların çok hoşuna gidiyor. Komşuları kendilerine de üretmesini istiyorlar. Ama ülkede hem fakirlik hem de hammadde kıtlığı olduğu için Honda’nın tüm taleplere karşılık vermesi imkânsız görünüyor.

Ne mi yapıyor Honda? Japonya’daki tam 18.000 bisikletçi dükkanına mektup yazıyor. Onlara motosiklet fikrini anlatıyor ve bunun ülkenin geleceği ve kalkınması için çok büyük bir girişim olduğu konusunda ikna etmeye çalışıyor.

Başarıyor da.

Bisikletçilerden tam 5.000 tanesi geri dönüş yapıyor ve ihtiyacı olan sermayeyi vermeye hazır olduklarını söylüyorlar.

Ve Honda kaçıncı kez olduğunu hatırlamıyorum ama yeniden sıvıyor kollarını. 

Birçok motor tipi üretip geliştiriyor, her birini sabırla deniyor. Sonunda hem ufak hem tasarruflu motorlu Super Cub modelini üretiyor. Ve model önce Japonya’da ardından tüm dünyada satış rekorları kırıyor.

Sonrasında küçük ve tasarruflu motor üretimindeki tecrübesini otomobil üretiminde kullanmaya karar veriyor. Daha önce otomobil üretiminde hiçbir tecrübesi olmadığı için çevresindekiler bu fikrini olumsuz karşılıyorlar. Yine de üretime başlıyor ve tıpkı motorları gibi az yakıt tüketen ufak arabalarla pazarda büyük başarı yakalıyor.

Ve Honda, arkasında 400’den fazla icat, 150’den fazla patent ve üniversitelerden fahri doktora dereceleri bırakarak 1991 yılında hayata etti.

3200 dolara kurduğu şirketin bugün piyasa değeri 5, 54 trilyon japon yeni. (Yani 50 milyar dolar civarlarında)

”Başarı ancak defalarca başarısız olmakla elde edilir. Başarının temelinde zorluklarla mücadele etmek vardır. Zorluklardan korkmazsanız başarı size kendi gelecektir. ”

Soichiro Honda

Bir Cevap Yazın