Haddini Aş Hikayeleri 28: Christoph Niemann

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

Bugün yaratıcılık, yenilikçilik, sezgisellik, inovasyon gerektirmeyen iş kolları yavaş yavaş insan dışı alana doğru kayıyor. 10 yıl içinde, şu an icra etmekte olduğumuz mesleklerin birçoğunu zaten yapay zekaların, insansız teknolojilerin yapıyor olacağı söyleniyor her yerde.

Hal böyle olunca, yaratıcılık bugünün ve yarının en kritik yetkinliklerinden birisi diyebiliriz.

Herkesin gördüğünü görmek, fakat daha önce kimselerin düşünmediğini düşünmek ve daha önce hiç kimsenin yapmaya kalkışmadığını yapmak… İşte bunu yapabilenler tam anlamıyla geleceğin iş dünyasının parlayan yıldızları, en çok ihtiyaç duyulanları olacak.

O yüzden bu yazımda belki yaratıcı yönünü geliştirmek isteyenlere ilham olur diyerek bugüne kadar gördüğüm en yaratıcı, çizginin dışında düşünebilen insanlardan biri olan Christoph Niemann’ı, düşünce tarzı ve ürettikleri eserlerle birlikte tanıtmak istedim.

Niemann, illüstratör ve grafik tasarımcı kimliğiyle ön plana çıksa da yazarlık da yapıyor. Yıllardır The New Yorker, Time, The New York Times gibi dergilerin kapak tasarımını yapıyor.

Kendisi 1970 Almanya doğumlu. Sanat eğitimini Stuttgart Devlet Güzel Sanatlar Akademisi ‘nde tamamlıyor. 1997 yılında ise New York ‘a taşınıyor.

‘’Almanya’nın Güneybatısında büyürken hep çizim yapardım. Tüm mesele eylemi ve orantıyı tutturmaktı. Dinamik şeyler çizmekte. Tüm hedef buydu. Aşırı gerçekçi, mükemmel resme ulaşmak. Ve beni sanat okuluna yönlendiren heves de buydu.’’

Christoph, eserlerinde sadeliği benimseyen, favori tekniği ise soyutlama olan bir sanatçı.

Dergi kapaklarına baktığınızda neden bir başlık, bir yazı, bir hikâye olmadığını görüyorsunuz. Zaten anlatılmak isteneni çizimleri ile karşı tarafa o kadar aktarıyor ki, gerçekten de tek bir açıklamaya dahi gerek duymuyorsunuz.

Günlük çalışma rutinini ise şöyle açıklıyor:

”Saat 9 ile 6 arasında olan her şey, işle ilgilidir. Genellikle tek başıma çalışırım. Masamda oturur, çizer ve dizayn ederim. O kadar kontrol manyağıyım ki her oturduğumda sanat yaratmak için mükemmel formülü bulmaya çalışırım. Fakat işler öyle yürümüyor. Kavrayışı biraz acı verici.Çünkü nihayetinde olayın büyük bir kısmı kağıda bakmak. Ve çılgınca anların yaşanacağına inanmak zorundayım.”

Saatlerce ilham gelmesini bekleyen sanatçılardan değil anlayacağınız. Her gün masaya oturup bir şeyler üretenlerden. Ve asıl önemli olanın bir şeyin olma ihtimalini yaratmak olduğunu söylüyor.

”Her fikir, çok spesifik miktarda bilgi gerektiriyor. Bazen çok fazla detay, bazen çok fazla gerçekçilik. Bazen ise sadece bir çizgi veya bir piksel. Ama her fikrin, bu ölçekte bir yeri var. Mesela aşkın sembolü olarak bir kalp çiziyorsunuz. Eğer bunu kırmızı bir kare olarak resmederseniz, kimse ne dediğinizi anlamaz ve çuvallarsınız. Eğer gerçekçi yaparsanız ve gerçekçi kalp çizerseniz… Etten, kandan ve pompalayan… O kadar iğrenç olur ki, birinin hakkında düşeneceği son şey aşk olur. Bu ikisi arasındaki kısım da gerçek aşk sembolü olan kalbi gösterir.”

Aklınıza gelebilecek her objeyi, her görüntüyü yaratıcı bir çizime dönüştüren bir sanatçı düşünün.

Görselleri daha iyi gözlemleyerek daha iyi bir ressam olmaya çalışıyorum.Bunun için de pazar çizimi dediğim bir alıştırmaya başladım. Yani pazar günleri evin içinde rastgele bulduğum bir eşyayı alıp eşyanın asıl amacıyla hiçbir ilgisi olmayan bir fikri uyandırabileceğini görmeye çalışırım. Bu da uzun süre durgun kaldığım anlamına geliyor. En sonunda zihnimi açan şey, topladığım her görseli gözden geçirmek ve bir bağlantı yakalamak. Yakalarsam sadece birkaç damla mürekkep kullanmam yeterli.”

Tanıdığımız sahneleri, farklı göstererek geri getirme fikrini çok seven bir sanatçı Christoph. Aşağıdakiler ”Wired” için hazırladığı çizimlerden.

”Benim hedefim görseli kendime dil edinmek. Tıpkı piyanistin dilinin piyano olması gibi. Ve birinin tuşları kontrol etmesi ve bir dile farklı fikirlerle farklı duygular iletebilmesi gibi.”

Eminim ki birçoğunuzun içinden bu tarz yeteneklerin doğuştan geldiği, kişiye özel olarak verildiği gibi düşünceler geçiyor. Ancak Christoph tüm bu sıra dışılığını, bu düşünme biçimini her gün pratik yapmasına borçlu.

‘’Rahatla, kendine bu kadar yüklenme’’ fikrine kesinlikle katılmıyorum. Pratik yapmalı ve daha iyi olmalısın. Her atlet veya her müzisyen her gün pratik yapar. Neden bir sanatçı için farklı olsun? 

Yaratıcı fikirler ancak yaratıcı çalışmalarla, öğrendiklerimizle, edindiğimiz tecrübelerle ortaya çıkarlar. Siz de bu yönünüzü geliştirmek istiyorsanız her gün zaman ayırmalısınız.

”Konuşma eylemini arıtmak için sürekli olarak savaşmam gerekiyor. Dünyayı alıp, görsellere koyup, iletmek. Ve bunun için durmadan üretmek zorundayım. Bitmedi çünkü bir şeyin bitmesi fikri benim başarmaya çalıştığım şeyin baya zıttı.”

Bir Cevap Yazın