Haddini Aş Hikayeleri 32: Olafur Eliasson

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

Çağımızın en yaratıcı, en sıra dışı, en orijinal sanatçılarından birini anlatıyorum bu yazımda.

Dünyayı değiştirmenin, dünyayı algılayış biçimimizi değiştirmekten geçtiğini söyleyen bir sanatçı. Düşünceyi eyleme dönüştürmenin yollarını gösteren bir sanatçı.

Onun hikayesinin, dünyaya bakışının, çalışma şeklinin okuyan herkese bir şekilde ilham vereceğine eminim. Ve birçok kişinin kafasındaki başarı tanımını da sorgulatacağına eminim.

Çocukluk ve Gençlik Dönemi

5 Şubat 1967’de Danimarka’da dünyaya gelen Olafur, anne ve babası ayrı olan bir çocuktu.

Annesiyle yaşasa da babasıyla sürekli iletişim halindeydi. Babası farklı eserler üreten bir sanatçıydı ve onu ilgiliyle takip ediyordu.

”Babam farklı şeyler yapan oyunbaz bir sanatçıydı. Belki de bu yüzden sanatçı olarak başarılı olamadı. Geçinecek parayı kazanamadı.”

Resim tutkusu taa küçük yaşlarında başlıyor. Sürekli bir şeyler karalıyor babasına gönderiyor. Resim yapma kabiliyetinin gelişmesi konusunda ailesi tarafından büyük destek görüyor.

‘’Beni daha çok etkileyen şey belki de yaptıklarımın kaliteli olması için başarılı olmasına gerek yoktu. Ben de artık bir babayım ve çocuklarımı zorlamamaya çalışıyorum. Sanki günümüzde bu yanlışmış gibi geliyor ama benim ebeveynlerim benden ciddi bir şey yapmamı beklemediler.”

Gençken hayallerini gerçekleştirmek için her şeyden vazgeçerek Danimarka’dan Almanya’ya taşınıyor.

Almanyaya taşındığımda herkes gibi bir sanatçı olarak dünyaya açıldığımı düşünüyordum. Ama herkes çok başarılıydı. ‘’Asla başaramayacağım’’ demiştim. ‘’Eğer bir şekilde bir şey anlatacaksam kendim olmalıyım.’’ dedim. Sanat eserini deneyimleme sorumluluğunu katılımcıya devretmek istedim.

Projeleri

Çalışmalarında gerçek dünyayı, doğayı görüyorsunuz. İzleyicinin de eserin içinde olduğu, eseri deneyimlediği çalışmalar onunki.

‘’Doğa benim için insanların bağ kurabileceği bir dil yaratma yöntemi oldu.”

Gökkuşağı Panoramanız

‘’İlk başladığımda aslında duvarların arasındakilerle ilgileniyordum. Yani, o görünmez şeyle, sanırım sadece havadan oluşan o şeyle. Peki hiçliği nasıl gösterebilirdim? Dolayısıyla ilk eserlerimden biri, bir gökkuşağı yapma girişimiydi. Bir gökkuşağının nasıl olduğunu düşündüm. Gözün açısı, damla ve ışıkla ilgili tamamen. Eğer göz olmazsa, açı da olmayacaktır ve gökkuşağı da olmaz. Yanınızdaki insan sizin gökkuşağınızı görmez, çünkü o göz başka yerdedir. Bu tamamen oradaki varlığınıza bağlı bir alandır. Sergiden çıktığınızda odada kimse kalmaz. Sanat da kalmaz. Olay gökkuşağı değildir aslında.  Aslında ‘’dünyayla ilişkiye girmek için kendi gözlerime ve kapasiteme güveniyor muyum? meselesidir.’’ 

Tek Renkli Oda

Olafur bir gün onu çok heyecanlandıran bir ışık keşfediyor. Bütün renkleri yok eden, monokromatik sarı ışık.

‘’İlk sergilerimden birinde kocaman sarı bir oda vardı ve insanlar ellerine bakıp ‘’renksizler’’ diyordu. Rengin olmaması diğer her şeye daha çok dikkat etmemizi sağlıyormuş meğer. Daha fazlasını görüyoruz. Ama müze direktörü ‘’boş sarı bir oda yapamazsın sadece’’ dedi. Dizlerinin üstüne çöküp ‘’odanın ortasına küçük kırmızı bir gül koysak ve baktığında kırmızı olmadığını görsen?’’ Diye yalvarıyordu. ‘’Olmaz’’ dedim. Çünkü o zaman serginin teması kırmızı gül olur. Fakat bazen nasıl sorusuna o kadar takılıyorsunuz ki neden yaptığınızı unutuyorsunuz.

Hava Projesi

Olafur’un en çok sevilen, katılımcılara sıra dışı bir deneyim yaşattığı enstalasyonlarından birisi Hava Projesi.

”Havayı, boşluğu veya atmosferi nasıl görünür kılarım?” sorusuyla ortaya çıkan ve tüm insanların farklı bir şekilde yorumladığı, dünyayı görme biçimimizle ilgili bir eser.

Kafanızı kaldırdığınızda gökyüzünün görünmemesini istedim. Sonra alanı daha büyük göstermek için aynalar koymaya karar verdim. Ardından neden yarım küre yapmıyorum dedim. Diğer yarısı da aynada olacaktı. Ve böylece bir şekilde yüksekliği iki katı gibi görünecekti. Çünkü gözü ve beyni yanıltmak çok kolaydır.” 

Harpa Konser Salonu ve Konferans Merkezi

Sanatla mimarın ve mühendisliğin birleştiği bir yapı Harpa. Konserlerin, sergilerin, gösterilerin olduğu bu göz alıcı binanın iki mimarından biri Olafur.

Özünde çok az malzeme kullanarak çok güçlü bir cephe yarattık.  Çatıyı taşıyor mesela. Binanın biçiminin amacı aslında mevsimsel özellikleri güçlendirmekti. Cepheyi yana doğru eğmemizin sebebi, kışın güneş ışığı geldiğinde bir ayna işlevi görmesi ve güneşi biraz da olsa öndeki bu alana taşımasıydı. Tavan da alana ışık katıyor, ışığı tekrar yere yansıtıyor. Ana fikir dışarıdan görünüşünü hareketlendirip binayı daha canlı göstermekti.  Matematikten yola çıkarak başladık, önce doğayla sonra mühendislikle ilgili bir şeye dönüştü. Ve sonra da bir konser ve konferans salonunun kabuğu oldu.

Harpa’dan sonra bir de mimarlık şirketi açmaya karar veriyorlar ve artık işlerinin bir parçası haline geliyor.

Fjordenhus

Suyun içindeki bir kaleyi andıran bu ofisin yaratıcısı da Olafur.

Buz Nöbeti Projesi

Olafur sanatın ona öğrettiklerini bir hak savunucu projesine uygulama isteğiyle başlatıyor bu projesini. ”İklimi nasıl gösterebiliriz ve düşünceyi nasıl eyleme dökeriz?” sorusunu soruyor.

Grönland’da erimekte olan buzulların buzlarının sokağa koyuyorlar. İnsanlar da eriyip yok olan o şeylerin yanına gidip dokunuyorlar onlara, görüyorlar ve dinliyorlar.

İklimle ilgili bir şeyleri değiştirmek istiyorsak açık olmalı, fiziksel olmalı.”

Küçük Güneş Projesi

Olafur’un seyahat ettikçe her sekiz insandan birinin enerjiye, ışığa erişiminin olmadığını fark etmesiyle doğuyor bu proje.

 Resimde gördüğünüz, arkasında güneş paneli olan küçük güneşler. Bunları müzelerin internet sitelerinde yüksek fiyattan satıyorlar ve elde edilen kar ile elektriksiz bölgelere lamba gönderiyorlar.

”Düşünceyi eyleme dönüştürebilirsiniz. Bu mümkün. Etrafımızdaki şeyleri hafife almamamız son derece önemli. Çaba sarf ettiğimizde daha çok şey gördüğümüzü fark etmek önemli.”

Olafur hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz eğer, yazıyı yazarken faydalandığım Netflix’in Soyut Düşünce belgeseline konu oldu kendisi.

One thought on “Haddini Aş Hikayeleri 32: Olafur Eliasson

Bir Cevap Yazın