Haddini Aş Hikayeleri 35: İBN-İ SİNA

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

‘’Bilim ve sanat takdir edilmediği yerden göç eder.’’

Tıp denilince akla gelen ilk isimlerden olan, ayrıca fizikçi, yazar ve filozof olan İbn-i Sina diyor bunu.

Hayatını bilime ve öğrenmeye adayan, yazdığı kitaplar doğuda ve batıda yüzyıllarca okutulan İbn-i Sina’nın hayatından ve başarılarından bahsediyorum bu yazımda.

Çocukluk ve Gençlik Dönemi

980 yılında Buhara (Özbekistan) yakınlarındaki Efşene’de dünyaya geliyor. Olağanüstü, gören herkesi hayrete düşüren bir zekâya sahip olan Sina,16 yaşına gelene kadar Kur’an, felsefe, cebir, geometri, eczacılık, fizik, metafizik, mantık alanlarında sayısız kitaplar okuyup dersler alıyor. 16 yaşında başladığı tıp eğitimini ise yalnızca 2 senede tamamlıyor ve o yaşlarında tıp alanında müthiş bir saygınlık kazanıyor. Öyle ki hekimler ayağına gelip hastalıkların tedavileri hakkında bilgi alıyorlar.

18 yaşına geldiğinde kimsenin bir çaresini bulamadığı hastalığa yakalanan Samânî Hükümdârını iyileştiriyor ve sarayın başhekimi oluyor ve sarayın kütüphanesinden faydalanma izni veriliyor İbn-i Sina’ya. Böylece çağının diğer ilimlerini de öğrenme imkanına kavuşuyor.

”Tıp, insan vücudunun, hangi araçlarla iyileştiğine ve hangi müteharrikin insan vücudunu sağlıktan uzaklaştırdığını araştırır.”

Bu arada yaşadığı dönemde matbaanın henüz icat edilmediğini, kitapların elle çoğaltıldığını, mürekkep ve kağıt bulmanın epey zor olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Öğrenmeye Adanmış Bir Yaşam

Çok okuyor, çok çalışıyor. Mum ışığında sabahlara kadar çalışarak geçiriyor çoğu gününü ve çok az uyuyor.

Bütün Yunan filozof ve doğa bilimcilerin eserlerini inceliyor. Aristo’nun felsefesinden çok etkilendiği için Antik Yunan düşüncesini İslam Dünyasına aktarıyor.

Aristo metafiziğini defalarca incelemesine rağmen bir türlü tam olarak kavrayamıyor. Bir gün çarşıda gezerken sergide bir kitap görüyor: ”Fârabî’nin Aristo’ya Ait Şerhi” ve satın alıyor bu kitabı. Yalnızca bir kez okuyor ve Aristo metafiziğini incelerken çözemediği noktaları kavrıyor birden. O kadar seviniyor ki şükürler edip fakir fukaraya sadaka dağıtıyor.

“Düşünmeden öğrenmek faydasız, öğrenmeden düşünmek tehlikelidir”

Vera Aleksyevna Smirnova’nın Doğunun Bilim Güneşi İbni Sina kitabında anlattığına göre, çok sayıda öğrencisi olan İbn-i Sina, bir gün şöyle sesleniyor öğrencilerine: “İnsan aklı ilk basamakta bir şey bilmeyen, ama her şeyin öğretilebileceği bir çocuğun aklına benzer. İkinci basamakta çocuk öğrenmeye başlar. Önce eline kalem alır, harfleri tanır, nesneleri saymayı öğrenir. Duygularını açıklamak için kendisine gereken sözcüklerin nasıl oluşturulacağını ise üçüncü basamakta öğrenebilir. Soyut kavramları anlayabilir ve kavram olarak adlandırılan düşünce biçimine sahip olur. Siz sevgili arkadaşlar, şu an ikinci basamaktasınız, ama üçüncü basamağa geçmek için gerekenlerin hepsine de sahipsiniz. Bir kısmınızın daha çabuk, bir kısmınızın daha yavaş ilerlediğine aldırmayın lütfen. Çocuklar için de durum aynıdır. Çocuklar yürümeye farklı dönemlerde başladıkları halde, eninde sonunda birbirlerine yetişirler ve öyle eşitlenirler ki, onlara bakarak hiç kimse hangisinin sekiz aylıkken, hangisinin bir yaşındayken veya veya üç aylıkken yürümeye başladığını söyleyemez. İşte siz de öylesiniz. Bir zaman geçtiken sonra kendi gelişiminiz içerisinde hepiniz üçüncü basamağa ulaşacaksınız. İçinizden en iyisine yetişin, öğretmeninizi de yakalayın. Yapmanız gereken şey, bir çocuğun yazarken alıştırma yapması gibi beyninizi sürekli çalıştırmak ve ona alıştırma yaptırmaktır. İşte o zaman beyninizde bulunan tüm yetenekler aynı şekilde gelişecektir”.

Çoğu fizik, astronomi ve felsefe alanında olan 200 civarında eser yazıyor. Tıp bilimi araştırmaları doğu ve batı hekimliğine tam 600 yıl hükmediyor ve dedikleri koşulsuz doğru kabul ediliyor. En önemli iki eseri olan Kitabü’ş Şifa (mantık, matematik, fizik ve metafizik konularında yazılan on bir ciltlik bir çalışma) ile El Kanun Fi’t Tıb (İbn-i Sina’nın tıp deneyimlerini anlattığı sistematik bir ansiklopedi), Avrupa’daki okullarda 1650 yılına kadar ders kitabı olarak okutuluyor.

İnsanın ruhu kandil, bilim onun aydınlığı ve Tanrısal bilgelik de kandilin yağı gibidir. Bu yanar ve ışık saçarsa o zaman sana “diri” denilir.

Tıp Alanındaki Önemli Çalışmaları

  • Hastalıklara yol açan “mikrobu” bulan ilk kişi.
  • Vitaminlerin, vücutta parçalanarak kana karıştığını ve kanın, taşıyıcı bir özelliği olduğunu ortaya koyan ilk kişi.
  • El uzvuyla vücuttaki iç hastalıkların tespitini yapan ilk kişi.
  • Şeker hastalığını tanısını idrardaki şeker oranının ölçülmesiyle ortaya koyan ilk kişi.
  • Dâhili operasyonları narkozla yapan ilk doktor.
  • Sarılık ve Şarbon hastalıklarının nedenlerini gelişim süreçleriyle birlikte açıklıyor.
  • Ruh ve sinir hastalıklarına sahip insanların Avrupa’da olduğu gibi karanlık odaya koyulmak veya zincire vurulmak yerine hastalara müzik eşliğinde bir tedavi uygulanabileceğini söylüyor.
  • İçme suyundaki mikropların vücuda zarar verdiğini ortaya çıkarıyor ve su arındırıcı filtreyi icat ediyor.

Söylenene göre SSCB döneminde çekilmiş bir filmde, İbn-i Sina’ya vebaya karşı mücadele edilebilir mi diye soruyorlar ve şöyle cevaplıyor:

”Evet, önce insanları bu korkudan kurtarmak lazım. Veba insandan insana bulaşıyor. Her şeye yapışıyor. İnsanlar bir araya gelmemeli. Çarşılar ve camiler belli bir süreliğine kapatılmalı.”

1037 yılında hayata veda eden İbn-i Sina’nın anısına kurulan çok sayıda hastane, fakülte ve üniversite mevcut. Dante, 14. yüzyılda yazdığı ünlü İlahi Komedya oyununda İbn-i Sina’nın adına yer verdi. Paris Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde onun portresi asılı. Ay üzerindeki bir kratere İbn-i Sina Krateri adı verildi. Onun anısına madalyon, para, zarf ve pul bastıran ülkeler var.

Hipokrat’ın sağ kol, Galenos’un sol kol olarak kabul edildiği tıp dünyasında gövde olarak kabul gören kişi İbn-i Sinadır.

Hayatın genişliği, uzunluğundan daha önemlidir.

Ücretsiz Haddini Aş Bülteni Üyeliği
En Güncel İçerikler E-Postanıza Gelsin
Gizliliğiniz benim için önemli.

2 thoughts on “Haddini Aş Hikayeleri 35: İBN-İ SİNA

Bir Cevap Yazın