Koronavirüs Belasından Nasıl Kurtuluruz?

(Okuma Süresi: 8 Dakika)

Bir yatırımcı olarak koronavirüsün geleceğimizi nasıl etkileyeceğine çok fazla kafa yoruyorum.

Virüsün ekonominin, yatırım ortamının ve iş hayatının üzerindeki etkilerini hesaplamak bu aralar günlük rutinimin bir parçası.

Bu amaçla onlarca kaynaktan öngörüler okumaya, bunları analiz etmeye ve öğrendiklerimi kendimce bir hipotez silsilesine oturtmaya çalışıyorum.

Vardığım temel sonuçlar şunlar:

  • Koronavirisün ekonomi, toplum, teknoloji ve çevre üzerinde “kalıcı” ve “büyük” etkileri olacak. Bu etkiler yaratılacak “kürsel işbirliği” kültürüne ve “etkin teknoloji” kullanımına göre şekillenecekler.
  • Güçlü işbirliği ortamı ve teknoloji kullanımı salgının etkilerinden hızla kurtulmamızı sağlayacak ve hatta salgın öncesinden daha iyi bir dünya yaratmamıza yardımcı olacaklar.
  • Aksine uygulamalar ise hem salgının etkilerini çok sertleştirecek, hem de geleceğimizi ipotek altına alacaklar.

Sadece bültenime üye olan siz sayın takipçilerimle paylaştığım bu yazının geleceğini planlamaya çalışan her iş insanının ilgisini çekeceğine inanıyorum.

Yazıyı arkadaşlarınızla paylaşır ve şu link üzerinden bültenime kaydolmalarını sağlarsanız ayrıca çok sevinirim.

Her türlü soru ve yorumunuzu da büyük bir heyecanla bekliyorum.

Hadi şimdi başlayalım.

Koronavirüs Salgının Ortadan Kalktığı Gün: Tek Bir Hastanın Bile Kalmaması

2019 Aralık’tan beri dünyayı etkileyen Covid-19 belasından kurtulmamız, tamamen eski yaşamlarımıza dönebileceğimiz günlere kavuşmak anlamına geliyor benim gözümde.

Yani özgürce seyahat edebildiğimiz, küresel ticaretin sınırsız bir hızla gerçekleştiği, sokakların insanlarla dolup taştığı, binlerce küçük esnafın tezgahlarının işlediği, milyonlarca öğrencinin okul sıralarını doldurduğu günlere…

Virüsün ekonomik, insani ve hatta siyasi etkilerinden kurtulmak için, dünyada bir tek kişinin bile Covid-19’u taşımadığı bir ortama erişmeliyiz. Çünkü bu kadar hızlı yayılabilen bir hastalığın sınırların tekrar açılacağı bir dünyada tekrar saldırıya geçeceği kesin.

Asla unutmayın, salgın zaten bir tek insandan başladı. Dolayısı ile hastalığı tamamen yok etmeden dünyanın işleyişi eski şekline dönerse yeni bir salgını yaşamamız kaçınılmaz.

Salgını Nasıl Yeneceğiz?

Koronavirüsün nasıl yeneceğimizi planlamanın ilk adımı, salgını ortadan kaldırmak için başvurulabilecek alternatif stratejileri tartışmak olmalı.

Bu tartışmalardan sonra seçilecek en iyi stratejinin, ya hastalığı tek bir kişide bile kalmayacak şekilde ortadan kaldırma ya da bu hastalıkla birlikte normal yaşamlarımızı sürdürmeyi mümkün kılma potansiyelinin olması gerekiyor.

Ayrıca seçilecek stratejinin tek bir ülke için değil tüm dünyada uygulanabilir olması da önemli, çünkü aksi takdirde hastalık bir gün sınırları tekrar aşacağından eski hayatlarımıza ve dolayısı ile de ekonomimize dönemeyiz.

Şimdi gelin olası stratejileri tartışalım.

Strateji-1 Virüs Etkisini Kendiliğinden Kaybetmesini Beklemek:

Koronavirüs ile aynı aileden olan Ebola ve Sars virüslerinin başına gelen tam da buydu. Her iki virüs de hızla insan vücuduna adapte olarak hem kendilerini, hem insanları ölümden kurtardılar. Koronavirüsün bir gün ataları gibi bizimle uyum içinde yaşamayı öğrenmesi mümkün.

Öte yandan bu doğal adaptasyon sürecinin öngörülmesi mümkün değil. Zamanlamasını öngöremediğimiz ve kesinliği de olmayan bir fenomene dayalı olarak geleceğimizi planlayamadığımızdan, bu senaryoyu değerlendirme dışı bırakıyorum.

Strateji-2 Sürü Bağışıklığına Güvenmek:

Bir diğer teori toplumda belli sayıda insana bulaştıktan sonra kazanılacak kollektif bağışıklığın, tüm toplumu hastalıktan kurtaracağı. Koronavirüsle mücadele sürecinde İngiltere ismini koyarak, İsveç ise ismini zikretmeden vatandaşlarını sürü bağışıklığının insafına teslim etmeye kalkıştılar hatırlarsanız.

Sürü bağışıklığı teorisi kulağa mantıklı gelmekle birlikte, büyük riskler içeren bir seçim.

Covid-19 gibi kadar çabuk sıçrayan ve şimdiye kadar ki verilere göre %2 civarında ölüm oranına sahip bir virüsle mücadelede dramatik sonuçları olabilir.

Nitekim İngiltere hastalığın ilk saldırısında yaşanan ölüm oranlarının yüksekliğinden dehşete kapılarak sosyal izolasyon uygulamalarına döndü bile. İsveç de benzer şekilde hareket ediyor.

İnsani ve siyasi sonuçlarının potansiyel dehşeti nedeni ile, Türkmenistan ve Kuzey Kore gibi tam otokratik rejimler dışında uygulanamaz bir politika olduğundan bu senaryoyu da değerlendirme dışı bırakıyorum.

Strateji-3 Gevşek Ulusal İzolasyon Politikaları:

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu pek çok batı demokrasisi gevşek izolasyon yöntemini tercih ediyorlar. Gevşek izolasyon vatandaşların tamamının veya bir bölümünün sokağa çıkmasını çeşitli ölçülerde kısaltmaya dayanan bir yöntem.

Gevşek izolasyonun asıl amacı hastalığın yayılma hızını yavaşlatmak ve bu sayede hastanelere bir anda büyük yığılmaların olmasını engellemek. Böylece yoğun bakım gereken hastaların gerekli tedaviyi almaları garantilenmiş oluyor.

Gevşek izolasyonun hastalığın yayılma hızını yavaşlattığı kesin, bunu Türkiye de dahil olmak üzere çeşitli ülke örneklerinde görüyoruz. Ama gevşek izolasyon hastalığı tamamen ortadan kaldırır mı, işte o hiç belli değil.

Asla unutmamız gereken konu hastalığın tek bir kişiden başlayıp milyonlarca insana inanılmaz bir hızla yayılabilmiş olması. Yani gevşek izolasyon sürecinin sonunda toplumda tek bir hastanın bile kalması salgını yeniden başlatabilir. Bu durumda da süreç yeniden kaosa sürüklenebilir.

Gevşek izolasyon, çok yüksek sayıda koronavirüs testleri ve hastalığın yayılımını canlı olarak izleyen cep telefonu aplikasyonu gibi teknolojilerle birleştirilirse, yeni oluşacak enfekte insan öbeklenmelerini çabuk yakalayarak virüsü zaman içinde tamamen yok etmek teorik olarak mümkün.

Fakat bu yöntem Almanya, Güney Kore, Singapur, İsrail gibi çok az sayıda ülkenin başarabileceği teknik kapasiteyi ve maddi gücü gerektiriyor. Koronavirüsün şu anda Hindistan, Pakistan, Brezilya gibi daha fakir ülkelere hızla yayıldığı düşünülürse, gevşek izolasyondan küresel ölçekte bir sonuç alınması çok zor.

Ve eğer virüsten küresel ölçekte kurtulamazsak, uluslarası sınırlar açıldığı anda yeni salgın dalgasının geleceği kesin.

Strateji-4: Sert Ulusal İzolasyon Politikaları:

Sert izolasyon, Çin’in Wuhan’da uyguladığı tavizsiz sokağa çıkma yasakları getirilen, semptom gösterenlerin gerekirse polis zoruyla ailelerinden bile koparıldığı, Covid-19 kapanların hızla inşa edilen özel hastanelerde “özel” tedavilere tabii tutulduğu uygulamalardan oluşan bir strateji.

Yöntem başarısını ispatlamış durumda. Ancak rejiminde en küçücük demokrasi kırıntısı taşıyan ve vatandaşların sosyal medyaya erişebildiği hiç bir ülkede bu yöntemin uygulanabileceğini düşünmüyorum.

Ayrıca Wuhan’da 3 aya yakın süren bu stratejiyi ekonomi ve insani ihtiyaçlar düzlemlerinde de kaldırabilecek ülke sayısı da çok az. Bu nedenle bu senaryoyu da gündem değerlendirme dışında tutabiliriz diye düşünüyorum.

Strateji-5: Tıbbi Çözümler Geliştirmek

Salgınla mücadelenin diğer bir çözümü de yeni bağışıklık kazanma ve tedavi yöntemleri geliştirmek olabilir. İzolasyon politikaları ile birleştiğinde etkin tıbbi çözümlerin salgının etkilerini azaltabileceği ve normal hayatlarımıza dönmemizi sağlayacağı söylenebilir.

Tıbbi çözümlerden en etkilisinin aşı olduğu açık.

İnsanları Covid-19’a karşı tam bağışık hale getirebilecek bir aşı bizi bu beladan kurtarmanın en kesin yolu. Zaten su çiçeği, kızamık, çocuk felci ve verem gibi belalardan hep aşı sayesinde kurtulamadı mı insanlık.

Sorun şu ki henüz ortada bir aşı yok.

Dünya sağlık örgütü 7 aşı namzetinin çok ümit verdiğini açıkladı geçenlerde. Bill Gates de bu aşıların üretim tesislerini şimdiden kurmaya başladıklarını, denemeler sonunda başarısız olacak aşılar için kurulan tesislere harcanan parayı sineye çekmeye hazır olduğunu açıkladı. Bunlar çok olumlu gelişmeler tabii.

Ama aşı çok sayıda insan üzerinde test gerektirdiğinden ve bu oldukça uzun bir süreçte gerçekleştiğinden kısa vadede aşıya kavuşma ihtimalimiz yok maalesef.

Ayrıca bütün bu süreçler geçilse bile milyarlarca insan için yeterli sayıda aşının üretilmesi, dağıtılması ve uygulanması da büyük zorluklar taşıyorlar.

Aşıyla ilgili bir diğer risk de koronavirüsün mutasyon geçirmesi. Grip virüslerinin sık motivasyon geçirdikleri ve aşıları etkisizi hale getirdikleri bilinen bir fenomen. Yani biz aşıyı geliştirine kadar, virüs bambaşka bir forma dönüşmüş olabilir.

Hastalığa kapılan insanlara yeni ilaçlarla etkin tedaviler sunmak da bir strateji olabilir.

Nitekim şu anda da sıtma gibi başka hastalıkların ilaçları koronavirüs mağdurlarına uygulanıyor ve iyi sonuçlar da alınıyor. Ama bu tür uygulamalar konusunda bilimsel araştırmalar oldukça kısıtlı ve ölüm sayılarının yüksekliğine bakıldığında kesin sonuçlara ulaşmak da çok zor.

Yeni ilaç geliştirmekse tıpkı yeni aşı geliştirmek gibi zor ve uzun bir yolculuk gerektiriyor.

Strateji-6: Küresel Tam İşbirliği ve Tam Karantina

Şimdi de ideal çözümden bahsedeyim biraz.

Benim kafamdaki ideal çözümü anlatmak oldukça kolay, uygulamak ise inanılmaz derecede zor. Ama eğer dünya liderleri koronavirüsten kurtulmaya, yaşam tarzlarımızı ve dolayısıyla da ekonomilerimizi eski günlere döndürmeye kararlılarsa tek gerçek çözümün bu olduğuna inanıyorum.

Hayalimdeki çözüm 4 temel ayağın üzerine oturuyor:

1-Küresel 14 Günlük Sert İzolasyon

Tüm Dünya’da hayatın aynı anda en az 14 gün süreyle durdurulması gerekiyor. Bu süreçte gıda, ilaç, güvenlik ve sağlık hizmetleri dışındaki tüm faaliyetlere ara verilmesi, hiç bir seyahata izin çıkmaması ve çok katı sokağa çıkma yasaklarının uygulanması şart.

İzolasyon boyunca tespit edilen tüm yeni hastaların karantina merkezlerine taşınarak tedavi edilmesi ve tedavi süreçlerinde tam başarıya ulaşılmadan topluma karışmalarının kesin şekilde engellenmesi de olmazsa olmaz.

2-Bilişim Teknolojilerinden Yararlanma

Çözümün ikinci ayağında Çin, Güney Kore ve İsrail gibi ülkelerde kullanılan teknolojilerin, küresel ölçekte kullanılabilecek tek bir aplikasyonda birleştirilmesi ve kullanımının mecburi kılınması var.

Bu aplikasyon sayesinde virüsü taşıyan insanların tüm hareketleri ve bulaş yarattıkları temasların yakalanması mümkün hale gelecek. Bu insanlara uygulanacak sıkı izolasyon politikaları hastalık yeniden ortaya çıkamadan engellenmiş olacak.

3-İlaç ve Aşı Geliştirme Çalışmalarında Küresel İşbirliği

Koronavirüsle mücadelede kullanılacak yeni aşı ve ilaçların geliştirilmesinde çalışan farklı takımlar arasında tam, açık ve kesintisiz bilgi akışının ve işbirliğinin sağlanması kritik önemde. Bu sayede çözümlere daha hızlı ulaşabiliriz. Bu projelerin finansmanı konusunda da uluslararası bir fondan yararlanılabilir.

4-Ekonomik Destek

Yukarıdaki maddelerin uygulanabilmesi fakir ülkeler için zor. Ayrıca ABD gibi zengin ülkelerde bile gelir dağılımı bozukları nedeniyle tam sokağa çıkma yasağı politikaları uygulanamıyorlar. Bu nedenle hem fakir ülkelere, hem de maddi sıkıntı içinde olan insanlara maddi destek sağlanması şart. Burada IMF ve dünya bankası gibi kuruluşlar devreye girebilirler.

Sonuç:

Eğer bu uzunca metni okuma sabrını göstermişseniz ilk 5 stratejinin neden istenen sonucu vermekten uzak kalacağını görebilmişsinizdir.

Devletlerin bu stratejilerde ısrarcı olmaları durumunda, eski yaşamlarımıza dönmek için çok uzun bir zamana ihtiyacımız olacak, çok büyük ekonomik yıkımlar yaşayacağız ve muhtemelen dalgalar halinde gelecek salgınlar yüzünden de milyonlarca insanı kaybedeceğiz.

Virüsün mutasyon geçirip daha da öldürücü hale gelmesi gibi bir felaket senaryosunu ise dile getirmeyi bile istemiyorum.

  1. stratejinin ise devasa uygulama zorlukları var.

193 ülke liderinin bir araya gelip ekonomik ve siyasi büyük etkileri olan kararları almaları ve uygulamaları hiç de kolay değil.

Ama bundan imtina edilen her günün bizi eski yaşam tarzlarımızdan uzaklaştıran ve insanlığı belki de geri dönüşü olmayan bir değişime sürükleyen zaman kayıpları olması da mümkün.

İnsanoğlu bugün tarihte hiç başaramadığı bir işbirliği kültürünü yaratmak zorunda. Yoksa başımız büyük dertte.

Bir Cevap Yazın