Hayatı Yaşamaya Değer Kılan Nedir?

(Okuma Süresi: 3 Dakika)

İnsanlık var olduğundan beri sorar durur kendine bu soruları: Neden yaşıyoruz? Hayatı yaşamaya değer kılan nedir?

Ve sanıyorum insanlık olarak hayatı ve anlamını en çok sorguladığımız dönemlerden birini yaşıyoruz. En çok kendimizle kaldığımız, kendimizi dinleme fırsatı bulduğumuz bir dönem bu.

Şikayet ettiğimiz birçok şey önemini yitirdi bir anda. Aslında şikayet edilecek bir şeyimiz olmadığını gördük hatta. Hayatımız kusursuz olmasa da içinde yaşadığımız o düzenin aslında ne büyük bir nimet olduğunu gördük.

Bu güzel bahar günlerini evden selamlarken, şehrin sokaklarında endişe etmeden yürümenin, doğanın içinde olmanın, sevdiklerimizle bir arada olmanın ne büyük bir armağan olduğunu gördük. Bugüne kadar ertelediklerimiz için üzüldük, hayatı pek de dolu dolu ve anlamlı yaşamadığımızı, zamanımızın kıymetini bilmediğimizi gördük.

Mary Shelley, bugün sorguladıklarımızı, 1826 yılında, hayatının en karanlık döneminde yazdığı bir kitabın kalbine yerleştirmiş. Kitabın adı: The Last Man (Son İnsan)

Ölümcül bir salgın sonrasında tüm insanlığın yok olduğu bir dünyada, hayatta kalan son adamı anlatıyor kitapta. Ve o en önemli soruyu gündeme getiriyor: Neden yaşıyoruz? 

Hem en derin acıları hem de çok güzel anıları tecrübe etmiş, gezegende kalan son insan Lionel Verney, kendini yaşamın özünü düşünürken bulduğunda şu düşünceler geçer zihninden:

Sığınağını terk edip, kendini toplumun ağına dolaştıran dünyalıların “hayat” dediği kötülüğün labirenti, karşılıklı işkence düzenine giren gezginler ne kadar da akılsızdı. Yaşamak için sadece izleyip öğrenmekle kalmamalı, hissetmeliyiz de. Sadece eylemleri izlemekle kalmamalı, harekete geçmeliyiz. Sadece anlatmamalı, anlatımın konusu olmalıyız. Derin üzüntüler göğsümüzde mahkum olmalı… Korkunç şüpheler ve yanlış umutlar günlerimizi karıştırmış olmalı… Hayatın ne olduğunu bilen kişi, varoluşun bu hararetli örneği için hasret çeker mi? Yaşadım. Günlerimi ve gecelerimi eğlenceyle geçirdim. Hırslı hayallere kapıldım… Şimdi – dünyanın kapısını kapat ve beni kendi bölgeleri içinde yürürlüğe giren sorunlu sahneden ayıracak yüce bir duvar inşa et.” 

İş, eğlence, siyaset gibi konular içinde tükendiğimizde ve bunların hiçbiri artık bizi tatmin etmediğinde neye sığınırız? Nerede ararız cevabı? Son insan Lionel, cevabı doğada bulur.

‘’Bırakın, barışı arayalım. Akarsuların şırıltısı, ağaçların zarif dalgalanması, yeryüzünün o güzel kıvrımı ve yüce gökyüzünün müthiş gösterisinin yanı başında. Bırakın, yaşayabileceğimiz hayatı yaşayalım.”

Lionel, sadece hayatta kalmaya değil, güzelliğe ve yaşamın asıl değerine olan inancını yeniden kazanır.

‘’Kış sona erdi; ve bahar, geçen ayların önderliğinde, doğada yaşamı uyandırdı. Orman yeşillere bürünmüş; genç buzağılar yeni çıkan çimlerin üzerinde oynaşıyor; bulutların gölgesi yemyeşil mısır tarlalarına yayılmış; guguk kuşu monoton selamlamasını yeni gelen mevsim için tekrarlıyor, bülbül, aşkın kuşu ve akşam yıldızının yandaşı , ormanı şarkısıyla dolduruyordu. Bu sırada  Venüs, ılık gün batımında takılı kalıp, ağaçların körpe yeşili berrak ufuk çizgisi boyunca uzanıyordu ”  

İnsansız dünyada insan olmanın ne anlama geldiğini şöyle açıklar son insan:

“Hayat denen karmaşık bilmecede sadece bir çözüm var; kendimizi geliştirmek ve başkalarının mutluluğuna katkıda bulunmak. ”

Ücretsiz Haddini Aş Bülteni Üyeliği
En Güncel İçerikler E-Postanıza Gelsin
Gizliliğiniz benim için önemli.

2 thoughts on “Hayatı Yaşamaya Değer Kılan Nedir?

  • Hayatı yaşamaya değer kılanın ne olduğunu aramak çok anlamlı. Zira insan bir akarsu gibi akıp giden zamanın içinde gönülden bağlı olduğu eş dostundan, mal ve mülkünden, sağlığından ve içinde bulunduğu çevreden kopmanın korkusuyla yaşıyor. Teker teker ya onlar onu bırakıyor, ya da o onları bırakmak zorunda kalıyor. Bir süre sonra zorunlu olarak götürüleceği idam sehpasında elinde kalan birkaç son değeriyle de bağı tamamen kopacak.

    Hayat denilen hikaye bu kadar anlamsızca son bulmamalı. İnsan bu ahval içinde yolunu arıyor.

    Yukarıda anlatılan, kaçınılmaz olarak tüm insanların gerçeği olduğundan huzuru ve barışı arayan insanın özüne dönmesi gerekiyor. Varlığımın sebebi nedir? Neden yaşıyorum? Bu düzenin sahibi kimdir? Hayattaki güzelliklerden ayrılmamanın, sonsuz huzura kavuşmanın bir yolu yok mu? Ruhum, zayıf bedenimden ayrıldığında toprak altında yapayalnız mı kalacağım?

    Bu arama sonucunda mükemmel işleyen bu düzenin sahibine güçlü bir inançla bağlanmaktan daha anlamlı bir yol görünmüyor.
    Düzenin sahibine güçlü bir inançla bağlandığında insan, elinde tutamadığı her bir değerin asıl ve tek sahibini buluyor. Karşılaştığı her olayda ona teslim oluyor. Olayların başıboş olmadığını, bir sebebe binaen gerçekleştiğini anlıyor. Ânı yaşayarak, o an görevi neyse onu yaparak düzenin sahibine güveniyor, tevekkül ediyor. Geleceğin endişelerini bir kenara bırakıp ulaşabileceği meşru somut ve soyut faydaların peşinden gidiyor. Her şeyin sahibinin razı olacağı şekilde yaşıyor, çalıştığının karşılığını elde ediyor, nimetin asıl sahibine şükrederek tadını çıkarıyor. Herşeyi ondan geldiği için seviyor ve koruyor. Nimetleri tükettiğinde yok olup gitmesinden üzüntü duymuyor, çünkü sahibiyle de güçlü bir bağı var. Arzu ettiğine eli yetişmediğinde ondan istiyor ve ona dua ediyor. Acizliğiyle birlikte her şeyin sahibinin gücünü yanıbaşında hissediyor.

    İnsan hayvana benzemiyor. Öğreniyor, kurguluyor, bilgi biriktiriyor, var olanı geliştiriyor ve yeni şeyler üretiyor. Bilgiyle tekemmül ediyor, gelişiyor ve olgunlaşıyor. Herşeyi sanatla ve hikmetle yaratan da bunu istiyor. Yaşamın gerçek anlamını keşfettiğinde atomlardan galaksilere kadar her varlığın, kendini tanıttırmak isteyen bir sanatkarın anlam yüklü mektubu olduğunu fark ediyor insan. Araştırıp öğrendikçe, düşünüp tefekkür ettikçe her bir bilim dalının onu yaratıcısının bir ismine, bir sıfatına götürdüğünü, gelip geçen her bir varlığın, yaratıcıya bir ayna olduğunu anlıyor. Evren bir kitap gibi, her sayfası onu anlatıyor. “Oku! Yaratan Rabbinin adıyla..” emri, insanı evreni okumaya çağırıyor. Gezegenler ve yıldızlar düzenleriyle; rüzgarlar, yağmurlar, gök gürültüsü ve şimşekler hikmetleriyle; tohumlar, bitkiler, ağaçlar, meyve ve sebzeler faydalarıyla; kara, deniz ve havada tüm ihtiyaçları karşılanan canlılar başlı başına bir mucize olan hayatlarıyla ve harika idareleriyle bu kitabın anlamlı sayfaları adeta. Onun hikmet sahibi Hakim, merhamet ve rızık sahibi Rahim, hayatı veren Hayy, idare ve terbiye eden Rabb isimlerini anlatıyor.

    Özetle insan, öğrenerek kendini geliştirmek için dünyada. Ancak bu öğrenme ve kendini geliştirme, yaratıcıya inançla başladığında asıl manasını buluyor. Öğrendiklerimiz bize evrenin yaratıcısını anlatıyor, onu tanıttırıyor ve sevdiriyor. Hayat; dua, şükür ve kullukla anlam kazanıyor. İnsan, gelişimin en yüksek mertebesine bu yoldan ulaşıyor. Ölüm artık onun için toprak altında yapayalnız çürümek değil. Bitmeyen bir saadetin başlangıcı. Ağır hayat yükünden kurtulduğu, Baki olan yaratıcısına ve tüm sevdiklerine kavuştuğu, dünyada ektiği bütün iyilik tohumlarının mahsulünü toplayacağı yeni yurdunun giriş kapısı.

    Hayatı yaşamaya değer kılanın ne olduğunu aramak çok anlamlı. İnsana ömrü boyunca mutlu olmanın anahtarını verdiği gibi, karanlık görünen ölümü ve sonrasını aydınlatıyor, hep aradığı o tükenmeyen huzurun kapılarını açıyor.

Bir Cevap Yazın