Haddini Aş Hikayeleri 42: Pablo Picasso

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

Dünyanın neresinde olursa olsun, resim denince akla ilk gelen isim: Picasso.

Peki Picasso nasıl Picasso oldu? Bu başarının arkasında ne yatıyor?

”Çünkü o bir dahiydi, doğuştan yetenekeliydi.” diyenleriniz olacaktır.

Ben de ”hayır” diyeceğim. O çok çalışkandı ve vizyonerdi. Bu çalışkanlığı ona eşsiz bir yetenek getirdi sonunda. Çalışkanlığı onu Picasso yaptı.

Yaşamına 14.000’e yakın tablo, 100.000 baskı, 34.000 civarı kitap resmi ve 300’e yakın heykel sığdırdı.

Kendisi diyor ki: “Çalıştığımda rahatlıyor ve dinleniyorum. Beni esas yoran hiç bir şey yapmamak oluyor.”

Çocukluğu ve Gençliği

25 Ekim 1881’de İspanya Malaga’da, ailesinin ilk çocuğu olarak dünyaya geliyor. Tam adı ”Pablo Diego José Francisco de Paula Juan Nepomuceno María de los Remedios Ripriano de la Santísima Trinidad Ruiz y Picasso”dur. Daha sonra iki kardeşi oluyor.

Geçim sıkıntısı çeken bir ailede büyüyor Pablo. Çok küçük yaşlarından itibaren resim çizmeye başlıyor. Büyük bir ressam olmak isteyen ama başaramayan, onun yerine resim öğretmenliği yapan babası da onun bu yöndeki gelişimi için elinden geleni yapıyor.

Okulda gördüğü matematik derslerinde karşısına çıkan 4 rakamını “öne doğru fırlamış burun” olarak görüyor Pablo. Soruyu çözmesi gerekirken hemen yüzün diğer uzuvlarını tamamlamaya çalışıyor. Öğretmeni çabalasa da bir türlü vazgeçiremiyor küçük Pablo’yu bu tutumundan.

Henüz 13 yaşında olan Pablo, resimleriyle büyük hayranlık uyandırmaya başlıyor. Kusursuz derecede gerçekçi resimler çizdiği bir dönemdi bu.

Babasının iş değiştirmesi dolayısıyla Barselona’ya taşındıklarında burada La Lonja Güzel Sanatlar Akademisinde eğitim görme fırsatı buluyor.

Ancak kuralları yüzünden okullarla arası hiç iyi olmuyor Pablo’nun. Derslere pek girmiyor, onun yerine sokaklarda gezip, şehrin manzaralarını çiziyor.

“Her çocuk bir sanatçıdır. Sorun, büyüyünce sanatçı kalmaktır.”

16 yaşındaki Pablo, Kraliyet Akademisinin düzenlediği bir resim yarışmasında kazandığı parayla Madrid’e taşınmaya karar veriyor.

Yalnız ve parasız kaldığı Madrid günleri hiç de hayal ettiği gibi geçmiyor, ısıtma sistemi olmayan odalarda yaşamaya çalışıyor.

Burada da kendini sokaklara atıp etrafı gözlemliyor bol bol. Çingeneler, dilenciler ve kadınlar eserlerinde sıkça kullandığı figürler oluyor o dönem.

Madrid’de kızıl hastalığa yakalanınca Barcelona’ya dönüyor ve burada entelektüel bir grup insanla tanışıyor. Bu sanatçı çevresinin de etkisiyle, Picasso kendi tarzını bulması gerektiğine karar veriyor. Kişiliğinin geliştiği ve şekillendiği bir dönem bu ayrıca.

1900’lerde, kendini bulacağı Paris’e taşınıyor. Burada da parasızlık çeken Pablo, küçük bir dairede şair Max Jacob ile aynı yatağı paylaşmak zorunda kalıyor. Max Jacob, gündüzleri kitapçıda çalışırken Picasso uyuyor, Picasso gece resim çizerken de Max Jacob uyuyor yatakta.

Sıra dışı bir şey yapması gerektiğine inanıyordu ve orijinallik arayışı bir saplantı haline gelmişti artık. Durmadan ürettiği, çizdiği her resmin birbirinden farklı olduğu bir dönemdi bu.

“Sanatın amacı, ruhumuzu gündelik hayatın kirlerinden temizlemektir.”

1904 yılında renkten ziyade çizgiye önem vermeye, tarzını bulmaya ve Kübizm akımının sinyallerini vermeye başlıyor.

Kübizm Akımının Doğuşu

1907’de Georges Braque ile birlikte Kübizm akımını başlatıyorlar. Sanat dünyasında çığır açan eserler üretiyor Pablo. 

“Her yaratma edimi, ilk önce bir yıkma edimidir.”

Kübist tabloların özelliği, geometrinin ve geometrik şekillerin kullanılmasıydı. Resimde görülmeyen açıları göstermeyi ve temel geometrik şekilleri baz alıp resmin bütününü oluşturmayı amaçlıyor ve sadeleşmeye gidiyor.

Still Life With the Caned Chair, 1912
Guitar, Glass and Bottle, 1913

Picasso’nun adı daha çok duyulmaya, Avrupa’nın en önemli resim galerilerinden sergi teklifleri gelmeye başlıyor.

Picasso’nun tarzı bir kesim tarafından çok beğenilse de bir kesim tarafından da oldukça ağır şekilde eleştiriliyor, anlamsız bulunuyor.

Bir gün kendisine “o resimlerde ne anlatmak istedin?” diye sorulduğunda şu sözler dökülüyor ağzından:

“Herkes resmi anlamak istiyor. Neden kuşların ötüşünü anlamaya çalışmıyorlar? Gece, çiçek, kişiyi çevreleyen her şey anlaşılmaya çalışılmadan sevilir? Ama resme gelince anlamak istiyorlar. Resim senin benden istediğin değil, benim sana verdiğimdir.”

En Ünlü Eseri: Guernica

İkinci Dünya Savaşı sırasında Naziler İspanya’yı bombalıyorlar ve Guernica adındaki bir köyü yerle bir ediyorlar. Pablo bu olaydan çok etkileniyor ve yalnızca grinin tonlarını kullanarak çok etkileyici o tabloyu yaratıyor.

Guernica, savaşın, acının ve adaletsizliğin bir sembolü haline geliyor.

Tablo, 1937 yılında Paris’te düzenlenen bir dünya fuarında segileniyor.

Fuarı gezen bir Nazi dubayı Picasso’ya ”Bunu siz mi yaptınız?” diye soruyor. Picasso’nun cevabı: ”Hayır, siz yaptınız.”

Pablo yaşamının son gününe kadar üretmeyi bırakmıyor. 8 Nisan 1973’te, 92 yaşındayken hayata gözlerini yumuyor.

“Bir şeyi yapmak için çok yaşlı olduğumu söyledikleri zaman, o şeyi acilen yapmayı denerim.”

Hayatına 14.000’e yakın tablo, 100.000 baskı, 34.000 civarı kitap resmi ve 300’e yakın heykel sığdırıyor ve 1973 yılında eserlerinin toplam değerinin 750 milyon dolar olabileceği tahmin ediliyor.

“Annem bana demişti ki; eğer asker olursan, general olacaksın. Eğer rahip olursan papa olacaksın. Ben onun yerine ressam olmaya karar verdim ve Picasso oldum.”

Ücretsiz Haddini Aş Bülteni Üyeliği
En Güncel İçerikler E-Postanıza Gelsin
Gizliliğiniz benim için önemli.

Bir Cevap Yazın