Haddini Aş Hikayeleri 45: Viktor Emil Frankl

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

‘’İnsanın temel uğraşı haz almak ya da acıdan kaçınmak değil, yaşamında bir anlam bulmaktır.’Diyor senelerini toplama kampında, insanın yaşayabileceği en büyük acıları yaşayarak geçiren Viktor E. Frankl.

Düşünüyorum da biz modern insanlar ne kadar da uzağız Victor’un bu görüşüne. Anlam aramak yok artık, ‘’ne kadar çok haz alabilirim’’ var. Az düşüneyim çok tüketeyim var. Her an her saniye mutlu olmalıyım var. 

Viktor E. Frankl’ın hayatını anlattım bu yazımda. Dahiyane fikirlerini, önerilerini anlattım. 

Çocukluk ve Gençlik Dönemi

1905 yılında, Avusturya’da orta halli, huzurlu ve sakin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. 

Henüz çocukken sıkıntılarla dolu bir yaşamı tecrübe etmeye başlar Frankl. Birinci dünya savaşının getirdiği kıtlık ve açlıkla mücadele ederler ailecek. 

Bu sıkıntılı günler Viktor’u çok okumaya, çok araştırmaya, insan doğasını anlamak için çaba harcamaya iter. Bu dönem en çok Sigmund Freud’un fikirlerini benimseyip sıkı bir okuyucusu haline gelir.

“Acılar, sadece gelişiyorsan bir anlam taşır.”

‘’Neden varız?’’, ‘’Hayatın anlamı ne?’’ Gibi soruları henüz küçük bir çocukken kendine sormaya başlayan Viktor, Üniversite’de okurken ‘’hayatın anlamı’’ konulu ilk konferansını verir. Bu yıllarda Alfred Adler’in ‘’bireysel psikoloji’’ yaklaşımını benimsemeye başlar. 

Tıp öğrenimi gören Viktor, sonraları nöroloji ve psikiyatride uzmanlaşır. 1933-1937 yıllarında Viyana Üniversitesi, psikoloji kliniğinde psikiyatr olarak görev yapar. 1939 senesinde ise yine Viyana’daki Rotschild Hastanesi’nin Nöroloji Bölüm Başkanlığına getirilir.

Oldukça başarılı bir meslek hayatına sahiptir anlayacağınız.

Toplama Kampı Günleri

Bir yahudi olan Viktor, Nazi korkusunu yaşamaya erken yaşlarda başlamıştır. İkinci dünya savaşının başlamasıyla her şey çok tehlikeli bir hal alır ve Frankl ailesinin korktuğu başına gelir: Viktor’un abisi Walter toplama kampına gönderilir. 

İnsanı en çok yaralayan şey fiziksel acı değil, haksızlığın, mantıksızlığın verdiği ruhsal ıstıraptır.”

Viktor, 1941’de Tilly Grosser ile evlenir. Bir sene sonra ise Viktor, karısı, anne ve babası Theresienstadt kampına alınırlar. Babası kamp şartlarına dayanamaz ve açlıktan ölür. Annesi ise bir gaz odasında hayata veda eder. 

‘’Kampta insan yaşamına ne kadar az değer verildiğini kavramak, dışarıdan birisi için çok zordur. Kamp sakinleri katılaşmıştı, ama hasta tutuklular için hasta konvoyu düzenlendiği zaman, insan varoluşuna yönelik bu toptan saygısızlığın belki de daha çok bilincine varılıyordu. Bir deri bir kemik kalmış olan hastalar, iki tekerlekli arabaların üzerine bir eşya gibi fırlatılıp atılıyor; bu arabalar da tutuklular tarafından bir sonraki kampa kadar çoğu kez kar fırtınasında, kilometrelerce çekiliyordu.’’

1944 yılında Viktor ve eşi Ausschwitz kampına  gönderilirler ve savaş bitene kadar birbirlerinden tek bir haber dahi alamazlar. 

Karımın hayatta olup olmadığını bilmiyordum ve bunu anlamanın hiçbir yolu da yoktu; ama o anda bu, önemli olmaktan çıkmıştı. Bilmeye ihtiyacım yoktu; sevgimin, düşüncelerimin ve sevgilimin hayalinin gücüne hiçbir şey dokunamazdı.

Frankl ve eşi 1945 yılında kamptan kurtulmayı başarırlar. Ancak eşi ne yazık ki serbest kalan tutukluların kamptan özgürlüğe koşarken oluşturdukları izdihamda hayatını kaybeder. 

‘’Evine dönen her tutuklu için, yaşanan onca şeyden çıkarılan onurlu deneyim, çekilen onca acıdan sonra Tanrı’dan başka hiçbir şeyden korkması gerekmediği yolundaki harika duyguydu.’’

Bir Başyapıt: İnsanın Anlam Arayışı 

Kampta yaşadıklarını, öğrendiklerini anlatma isteğiyle yanıp tutuşuyordu Frankl. Kendisine üç tane yardımcı tutar ve başına gelenleri bir bir anlatır zaman zaman ağlar, yardımcıları ise yazar.

Böylelikle Frankl’ın o büyük eseri, hayatı ciddi anlamda sorgulatan bir başyapıt doğar: İnsanın Anlam Arayışı

Tek istediğim, okuyucuya somut bir örnekle hayatın her koşulda, en sefil durumlarda bile anlam ve potansiyele sahip olduğunu göstermekti.” 

Frankl’ın insanın temel uğraşının haz almak ya da acıdan kaçmak değil de yaşamında bir anlam bulmak olduğu fikrine dayanan Logoterapi ekolüne göre, insan yaşamın anlamını üç farklı yoldan keşfedebilir: 

  1. Bir eser yaratarak veya bir iş yaparak. 
  2. Bir şey yaşayarak veya bir insanla etkileşerek 
  3. Kaçınılmaz acıya yönelik bir tavır geliştirerek. 

Yaşamın geçiciliği üzerine de sıkça konuşan Frankl, bu konudaki düşüncelerini şöyle belirtiyor:

‘’Varoluşumuzun geçici olması, bunu kesinlikle anlamsız kılmaz, ama sorumluluklarımızı oluşturur; çünkü her şey, bizim, öz itibarıyla geçici olan olasılıkları gerçekleştirmemize bağlıdır.’’

Auschwitz kampından, acımasız Nazilerin elinden hem aklını hem bedenini kurtaran Frankl arkasında her nesile ışık tutacak kitaplarını ve ekollerini bırakarak 1997 yılında hayata gözlerini yumuyor. 

“İkinci kez yaşıyormuşsun ve ilkinde yanlış davranmışsın gibi yaşa.”

One thought on “Haddini Aş Hikayeleri 45: Viktor Emil Frankl

  • Merhabalar yazı çok güzel saygısızlık etmek istemem ancak 1905 yılında doğuyor, 1997 ölüyor, 97 yaşında.
    Sayılarda bir yanlışlık var gibi.
    Bu kadar şey arasında buna mı takıldın diyebilirsiniz?
    Bu da benim meslek hastalığım.
    Selamlar.

Bir Cevap Yazın