Haddini Aş Hikayeleri 8: Walt Disney

(Okuma Süresi: 5 Dakika)

Kaç kez yenildin? Kaç kez giriştiğin bir iş başarısızlıkla sonuçlandı?

Çoook. Biliyorum.

Peki tüm bu yaşadıkların seni pes etme noktasına getirdi mi?

Eğer cevabın ‘’evet’’ ise az sonra anlatacaklarımın sana yeniden güç vereceğine eminim. Ardında kocaman bir medya şirketi, ölümsüz karakterler ve filmler bırakan Walt Disney’in hayatını anlatacağım bugün. Ve ondan öğrenecek o kadar çok şeyimiz var ki…

İrlanda göçmeni bir ailenin çocuğu olan Walt, çok zor bir çocukluk dönemi geçirir.

Babası hasta olduğu için çalışmıyordu ve ailenin ekonomik durumu kötüydü. Bu nedenle Walt’ın omuzlarında koca bir yük vardı. Sürekli çalışıp para kazanması gerekiyordu. Bu arada ailesi çok fazla taşındığından, küçüklüğü sürekli bir yerlere adapte olmaya çalışarak geçiyordu.

Haliyle okul hayatı da yok gibiydi. Hiçbir zaman derslerine odaklanabilen bir çocuk olamadı. Fakat diğer çocuklardan bir farkı vardı: Çok geniş bir hayal dünyasına sahipti ve çok fazla hayal kuruyordu. Öyle ki, öğretmenleri onu genelde ders esnasında hayal kurarken ya da resim yaparken yakalıyordu.

Büyüdükçe hikaye anlatmaya da başladı. Arkadaşlarını toplayıp hayal ettiği kahramanları ve onların hikayelerini anlatırdı. Ve anlattıklarını kalemle de resmederdi.

Çevresindeki hayvanları izlemeyi de çok severdi. İnsanlara benzeyen davranışlarıyla hayal ediyordu onları sürekli. Mesela bir deve kuşuna bale yaptırıyor, bir ineğe piyano çaldırıyordu zihninde.

Walt 10 yaşındayken dayısının yardımlarıyla bir iş buluyor. Tren garında yiyecek ve gazete satmaya başlıyor. Ve trenlere hayrandı kendisi. Yarattığı tema parklarına bakınca bunu anlamak hiç de güç değil, değil mi?

Küçük Walt, her sabah 4.30’da uyanıp gazete satmaya gidiyordu. Hem okuldan önce hem okuldan sonra yapıyordu bu işi. Çok yorucu bir iş olsa da ailesine yardım etmek zorunda olduğu için 6 yıl boyunca yapıyor bu işi.

Eğitim hayatına Chicago’daki Mckinley Yüksek Okulunda devam ediyor. Burada da okul gazetesinde yayımlanması için 1. Dünya Savaşıyla ilgili resimler çiziyor, geceleri ise çizim yeteneğini geliştirmek için kurslar alıyordu.

16 yaşına geldiğinde okulu bırakıyor ve çılgın bir karar alarak Almanlarla savaşmak için orduya katılmak için başvuruyor. Ancak henüz 17 yaşını doldurmadığı için kabul edilmiyor. İnatçı Walt pes eder mi? Bu kez sahte bir kimlik ile Kızıl Haç’a başvuruyor. Kabul ediliyor ve Fransa’ya gönderiliyor, 1 yıl boyunca ambulans şoförlüğü yapıyor.

Ordu’daki görevi biter bitmez Kansas’a geliyor. Artık 18 yaşında ve deli gibi istediği bir hayali var: Karikatür sanatçısı olmak.

Bir süre sonra bir sanat atölyesinde işe giriyor ve burada dönemin çizgi film sanatçısı Iwerks ile tanışıyor. Fakat daha bir yıl bile olmadan severek girdiği bu işinden ‘’yeterince yaratıcı olmadığı için’’ kovuluyor.

Disney’in yerinde olsaydı birçok kişinin vazgeçeceğini, hayallerini bir kutuya koyup kaldıracağını biliyoruz. Aslında çoğu zaman o vazgeçme noktamız, hayatımızın dönüm noktasına o kadar yakın ki.

Yaşadığı olumsuzluklara rağmen içindeki üretme, hayallerine ulaşma arzusu tükenmiyor asla, tam tersine alevleniyor. Ve çizmeye devam ediyor Walt.

İyimserlikle yürüdüğü yolda, arkadaşı Iwerks ile bir şirket kuruyorlar: “Iwerks-Disney Ticari Sanatçıları”. Ancak müşteri çekmeyi başaramadıkları için bir ay dolmadan iflas ediyorlar. Bir hayal kırıklığı daha… Hayallerinin peşini bırakmak mı? Asla.

Bakın yaşadığı zorluklar ile ilgili ne diyor:

’Hayatımda ters giden şeyler, önüme çıkan engeller, başıma gelen belalar bana güç kazandırdı. Başınızda türlü türlü dert varken bunu fark edemeyebilirsiniz ama suratınıza inen bir yumruk, hayatta başınıza gelen en iyi şey olabilir.”

Değişimin hayallerine duyduğu sonsuz inançla gerçekleşebileceğini bilen Walt, kamerasını satıp Hollywood’a yerleşiyor.

Kardeşi ile birlikte güçlerini birleştirmeye karar verip dayılarının garajında başlıyorlar çalışmaya. Her gün bıkmadan usanmadan kurguladıkları Alice serisini satmaya çalışıyor. Defalarca kez reddediliyorlar ve sonunda bir çizgi film dağıtımcısı, yeni seriler aradığını söyleyerek kabul ediyor.

Sonunda yüzleri gülüyor Walt ve kardeşi Roy’un.

Alice serisi büyük ilgi görüyor ve işleri büyütmelerini sağlıyor. Ofislerini değiştirip yeni elemanlar alıyorlar. İlk işe aldığı kişi ise arkadaşı Iwerks oluyor.

Motivasyonları iyice yükseliyor artık. Bir süre sonra Şanslı Tavşan Oswald karakterini oluşturuyor.

Bu karakter ile kısa bölümlerden oluşan çizgi filmler için bir dağıtıcı firmayla anlaşıyor ve büyük başarı kazanıyorlar. Her şeyin yolunda gittiği 5 senenin sonunda sözleşmesini yenilemek üzere firmaya gittiğinde Walt’ı kovuyorlar. Dağıtım firması yetkilisi Oswald’ın yasal olarak kendilerine ait bir karakter olduğunu söyleyince Disney bir hak iddia edemiyor. Yani en büyük başarısı büyük bir hayal kırıklığı ile sonuçlanıyor.

27 yaşında olan Walt, kendini yeniden keşfetmesi gerektiğini düşünerek geçiyor harekete.

Bir tren yolculuğu sırasında bir fare karakteri üzerine düşünmeye başlıyor. Sempatik, iyimser ve maceraperest bir fare… Fikrini hayata geçirmek için açıp not defterini ve başlıyor fareyi resmetmeye.

Ve Mickey Mouse doğuyor…

Taslak çizimi bitirdikten sonra arkadaşı Iwerks’e gösteriyor. Hemen karakteri tamamlayıp filmi oluşturuyorlar ve beklenenden de büyük bir beğeniyle karşılaşıyorlar.

“İlerlemeye devam ediyoruz, yeni kapılar açıyor ve yeni şeyler yapıyoruz çünkü merakımız bizi yeni yollara sürüklüyor. Peşinden gidecek cesaretimiz varsa tüm hayallerimizi gerçekleştirebiliriz. Umarım tek bir şeyi asla gözden kaçırmayız, hepsi bir fare ile başlamıştı.”  – Walt Disney

Tabii öncesinde ağzı yandığı için bu kez Mickey’in telif haklarını satmıyor. Sonrasında ona inanan ekibinin de desteğiyle Disney stüdyolarını kuruyor ve çizgi filmlerini yaratmaya devam ediyor.

O kadar eğlenceli ve eşi benzeri görülmemiş karakterler, çizgi filmler yaratıyor ki, ülkedeki tüm televizyon kanallarında yayınlanıyor ve çok beğeniliyor.

Mickey ile yakaladığı başarının ardından, ilk uzun metrajlı film olan Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler üzerine çalışıyor. Fakat bu filmi yaratma aşamasında herkes berbat bir fikir olduğunu, hatta filmin Disney’in sonunu getireceğini söylüyor. Elbette Walt kimseye aldırmadan 3 yılını bu filmi hayata geçirmek için harcıyor.

Sonuç mu? Film 1937 yılının en iyi animasyon filmi seçiliyor.

Bunlardan sonra hepimizin bildiği pek çok başarılı karakter ve filmlere imza atılıyor.

Gençken kabiliyetsiz bulunduğu için yüzüne onca kapının kapandığı adam, 65 yıllık ömrüne 5 Oscar, 31 Akademi Ödülü sığdırıyor.

Onun tutkusu öyle bir tutkuydu ki, 65 yaşında hayatını kaybetmeden çok kısa bir süre önce kardeşi Roy’a heyecanla yeni projelerinden bahsediyordu.

65 yaşında yumuyor gözlerini hayata. Ve ölümünün ardından ne kadar süre geçerse geçsin Disney, animasyon dünyasının en önemli ismi olarak hatırlanmaya, bıraktığı miras nesilden nesile aktarılmaya devam edecek.

“Kahkaha zamansız, hayal gücü yaşsız, düşler sonsuzdur.” -Walt Disney

Hayat Sandığından da Kısa Dostum!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Eğer 80 yaşına kadar yaşayacaksan ve bugün 30 yaşındaysan önününde 50 yıllık bir hayat var demektir. Yani 18.250 gün.

Ne var ki günde 8 saatlik ortalamayla 146.000 saat, yani 50 yılın 6.000 gününde uyuyacaksın. Geriye kaldı 12.250 gün.

Yıllık ortalama çalışma günü sayısı 240.

65 yaşında emekli olacaksan 35 yılda 8.400 gün mesain var. Ortalama mesai 8 saatse ve yola 2 saat harcıyorsan hayatının en az 84.000 saatini işe vereceksin demektir.

Bu durumda geriye kalan hayatın 8.750 güne düşüyor.

Günde 2-3 saatini kişisel bakım ve market alışverişi gibi angaryalara ayırdığını varsayabiliriz. Yani yaklaşık 40.000 saatin veya 1.600 gününü de bu işlere gidecek.

Evet dostum, maalesef hayat beklentin 7.150 güne inmiş durumda. Sadece 7.150 güne. Yani kabaca 20 yıla. Ki, bunun 15 yılı da 65’inden sonra.

İnşallah sağlık sorunları yaşamazsın. Tabii eğer işinden çok zevk alıyor ve onu hayatından bir kayıp olarak görmüyorsan başka dostum. Ama eğer öyleysen bil ki süper şanslı azınlıktasın. Araştırmalar işinden mutlu insanların çok az olduğunu gösteriyor.

Şimdi sorum şu sana: Eğer bu süper şanslı azınlıktan değilsen ne yapacaksın dostum? Bu kadar kısacık bir ömre razı mısın hakikaten?

Yoksa hemen bugün bir şeyler değiştirmeye başlayacak mısın?

HADDİNİ AŞ HİKAYELERİ 7: J.K. ROWLING

(Okuma Süresi: 3 Dakika)

“hiçbir zaman benim yaşadığım ölçüde büyük başarısızlıklar yaşamayabilirsiniz, ancak hayatta bazı başarısızlıklar kaçınılmazdır. Yalnızca aşırı derecede dikkatli yaşayan insanlar başarısız olmazlar ki onlar da pek yaşamış sayılmazlar. Böyle bir durumda da hükmen yenilirsiniz.”

Bu sözler, dünyanın en başarılı yazarlarından biri olarak kabul gören, Harry Potter serisinin yazarı J.K Rowling’e ait. Ve onun sıradışı hayat hikayesi hepimize ilham verip, hepimizi harekete geçirebilecek cinsten bir hikâye.

1965’te İngiltere’de doğan Rowling, Katolik ve disiplinli bir ailenin çocuğuydu. Okumayı, yazmayı ve hayal etmeyi çok seven bir çocuktu. Öyle ki henüz 6 yaşındayken hikayeler yazmaya başlamıştı. Büyüyünce romancı olacağına dair hayaller kuruyordu, ancak ailesi onun yazmaya olan bu tutkusunu hep geçici bir heves olarak görmüştü.

17 yaşındayken Oxford Üniversitesinin sınavlarına girdi fakat kazanamadı. 18 yaşına geldiğinde hiç istemese de anne ve babasının baskılarıyla Exeter Üniversitesi Fransızca Bölümüne girdi.

Üniversiteden mezun olduktan sonra, yine ailesinin isteği olan sekreterlik mesleğine başlamak için Londra’ya taşındı. Sekreterlik yaptığı sürece hayat onun için çok zor ve sıkıcı geçiyordu. Çünkü mesleğini asla sevememişti. Hatta içindeki yaratıcılığı ve yazarlık tutkusunu köreltiyor, yazmak için kendisine bir türlü vakit ayıramıyordu. Bir süre sonra bu mesleği bıraktı ve başından beri istediği İngilizce öğretmenliğine yöneldi. İngilizce öğretmeni olarak çalışmak için Portekiz’e taşındı. Böylelikle yazma işine zaman ayırabilecekti.

Burada her şey yolunda gidiyordu. Hem mesleğine hem de yazmaya zaman ayırabiliyordu. Bir süre geçtikten sonra gazeteci Jorge Arentes ile tanıştı ve Rowling 27 yaşındayken evlenmeye karar verdiler. Eşini çok seviyordu, bu evlilikten bir de kız çocukları oldu. Fakat çiftin arası birkaç ay sonra bozulmaya başlamıştı, eşinden şiddet görüyordu Rowling. Sonuçta 1 yıl evli kaldıktan sonra boşandılar.

Birden her şey darmadağın olmuştu. Boşanma ve annesini kaybetmesinin ardından ciddi bir depresyon geçirdi, intiharı bile düşündü. Mesleğine bile devam edemeyecek haldeydi, ara verdi. İngiltere’ye geri döndü. Bir gelir kaynağı yoktu artık, devletten aldığı fakirlik yardımıyla(69 Pound) geçinmeye başladı.

Dibi gördüğü zamanlardı, çocuğuna zar zor bakıyordu. Ancak yaşadığı hiçbir şey onu yazmaktan alıkoymadı. Bir süre sonra yaşadığı zorlukları kabullendi ve kendisi için en anlamlı olan şeyi yapmaya devam etti: Yazı yazmak.  

Harry Potter’ı yazdığı zamanlardı ve tüm enerjisini bu kitabı bitirmeye vermişti. Yazmak için zaman zaman kafelere de gidiyor, kızı kucağında uyurken kendisi kitabı yazmaya devam ediyordu.

Ve 32 yaşındaki Rowling ilk kitabını tamamladı. O kitaba dair çok umutları vardı. İlk başlarda işler pek de yolunda gitmedi. 12 tane yayınevine gönderdi, fakat hiçbirinden olumlu bir yanıt alamadı. Bekledi, bekledi, bekledi…

Sonrasında küçük bir yayınevi olan Bloomsbury’nin yönetim kurulu başkanı, 8 yaşındaki çocuğunun kitabı okuyup çok sevdiğini, bu yüzden kitabı basmak istediklerini söyledi.

Kitap basıldı, hepimizin bildiği gibi kısa bir süre sonra satış rekorları kırdı ve dünya çapında 400 milyonun üzerinde satıldı. Sonrasında çıkan filmler gişe rekorları kırdı. Ve tüm bunlar Rowling’i milyarder olan ilk kadın yazar yaptı.

Yaşadığı bu başarı, yaptığı seçimler sayesinde gerçekleşti; Tutku duyduğu şeyi yapmayı bırakmamak ve başarısızlıklarının ardından ne olursa olsun vazgeçmemek.

Şunları dile getiriyor yaptığı bir konuşmada:

“Başarısızlık bana hiçbir başarıyla elde edemeyeceğim iç huzuru verdi. Başarısızlık bana kendimle ilgili başka hiçbir şekilde öğrenemeyeceğim şeyleri öğretti. İçimde büyük bir arzunun yattığını öğrendim onun sayesinde, zannettiğimden çok daha disiplinli biri olduğumu keşfettim. Ayrıca yakutlardan çok daha değerli arkadaşlarım olduğunu gördüm.”

Büyük Hayaller Kurun!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Çok Büyük Hayaller Kurun!

Herkes size gerçekçi olmanızı söylüyor. E çünkü gerçekçilik demek, rasyonalite demek, sınırlamaların, kaynak kıtlıklarının farkında olmak ve mantıklı davranmak demek.

Ama gerçekçiliğin karanlık yönü tam da bu işte; sizi aşırı mantıklı olmaya itmesi. Ve aşırı mantıklı olmanın da harekete geçmenizi engellemesi.

Çünkü büyük ihtimalle içinde bulunduğunuz gerçek koşullarınız hayalinize doğru yürümenizi desteklemiyorlar.

Paranız yok, çevreniz dar, bilgi ve becerileriniz uygun değil, tecrübesizsiniz, aileniz sizi desteklemiyor, piyasa iyi değil… Hayaliniz mantığa aykırı yani.

Tamam haklısınız da, şu hayatta gördüğünüz hangi olağanüstü başarı yolculuğuna bütün bu koşullar yerindeyken çıkıldı ki? Hangi olağanüstü başarı yolculuğu ilk adımda mantıklı gözüküyordu ki?

Bugün olağanüstü başarılarına imrenek baktığımız, kendisini sıfırdan yaratan hangi girişimci, sanatçı, bilim insanı ya da siyasetçi gerçekçiydi ki büyük hayalini kurarken?

Büyük hayaller kurmak lazım dostlar. Hatta çok büyük hayaller kurmanız lazım. Çünkü büyük hayallerin bugünün gerçeklerini bükme ve koşullarınızı şekillendirme gücü var.

Ama gerçekçi olmanız gereken bir şey de var. Tek bir şey. O ne mi?

İşte onu bu videomda açıklıyorum. Çekti mi ilginizi?

Porsche Taycan: Almanların Büyük Yenilgisi

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Katıksız bir Porsche hayranıyım.

Porsche kendi elektrikli otomobilini tasarlayacağını duyurduğunda heyecanlanmış ve yatırımcısı olduğum Tesla adına da biraz endişelenmiştim.

Ve işte o Porsche, 4 yıldır geliştirdiği elektrikli otomobili sonunda piyasaya çıkarttı: Taycan.

Taycan tasarımı itibarıyla hoş, teknolojisi ve fiyat/performans oranı itibarıyla ise tam bir hayal kırıklığı.

Çünkü Taycan bir Tesla değil. Daha düşük performansa sahip Taycan’in fiyatı rakip Tesla’dan astronomik ölçüde pahallı.

İşte size bir kaç gösterge: Sırasıyla her modelin başlangıç fiyatı ($), menzili (Mil), 0-100 hızlanması (Saniye) ve azami hızı (Mil/Saat).

  • Tesla Model S LR: 79.900, 370, 3.2, 155
  • Tesla Model S P: 99.990, 345, 2.4, 163
  • Taycan Turbo: 150.900, 236, 3.0, 161
  • Taycan Turbo S: 185.000, 241, 2.6, 161

Ha bu arada 48.000$’dan başlayan fiyatlarla, 310 Mil menzile ve 0-100 3.2 saniye hızlanmaya sahip bir Tesla Model 3’de alabilirsiniz:)

Evet sevgili Alman hayranı takipçilerim, bu yenilgiyi nasıl açıklarsınız. Almanların en yüksek teknolojiye sahip markasının Tesla’nın bu kadar gerisinde kalmasına ne diyorsunuz?

Kaynak: https://tcrn.ch/34pQzAc

Çok Büyük Hayaller Kurun!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Herkes size gerçekçi olmanızı söylüyor.

E çünkü gerçekçilik demek, rasyonalite demek, sınırlamaların, kaynak kıtlıklarının farkında olmak demek ve mantıklı davranmak demek.

Ama gerçekçiliğin karanlık yönü tam da bu işte; sizi aşırı mantıklı olmaya itmesi. Ve aşırı mantıklı olmanın da harekete geçmenizi engellemesi.

Çünkü büyük ihtimalle içinde bulunduğunuz gerçek koşullarınız hayalinize doğru yürümenizi desteklemiyorlar.

Paranız yok, çevreniz dar, bilgi ve becerileriniz uygun değil, tecrübesizsiniz, aileniz sizi desteklemiyor, piyasa iyi değil…

Hayaliniz mantığa aykırı yani.

Tamam haklısınız da, şu hayatta gördüğünüz hangi olağanüstü başarı yolculuğuna bütün bu koşullar yerindeyken çıkıldı ki?

Hangi olağanüstü başarı yolculuğu ilk adımda mantıklı gözüküyordu ki?

Bugün olağanüstü başarılarına imrenek baktığımız, kendisini sıfırdan yaratan hangi girişimci, sanatçı, bilim insanı ya da siyasetçi gerçekçiydi ki büyük hayalini kurarken?

Büyük hayaller kurmak lazım dostlar.

Hatta çok büyük hayaller kurmanız lazım.

Çünkü büyük hayallerin bugünün gerçeklerini bükme ve koşullarınızı şekillendirme gücü var.

Ama gerçekçi olmanız gereken bir şey de var. Tek bir şey. O ne mi?

İşte onu yarın ki videomda açıklayacağım. Çekti mi ilginizi?

Haddini Aş Hikayeleri 6: İntiharın Kıyısından Dönüp KFC’yi Kuran Adam

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

“Hiçbir işe yaramayan bir adamım, yaşamamın ne anlamı var ki?” diyen bir adam, nasıl olur da hikâyenin sonunda arkasında milyonlarca dolar değeri olan bir marka ve ilham veren bir başarı hikayesi bırakabilir?

Bu yazımda, KFC’nin kurucusu Harland Sanders’in hikayesini anlatacağım ve girişimciliğin sadece harika bir fikir bulmaktan ibaret olmadığını, cesaret, azim ve kendine güvenden beslendiğini bir kez daha hatırlayacağız. 

Henüz ufacık bir çocukken, 5 yaşında babasını kaybeden bir adam Sanders. Annesinin işe girmesiyle mecburen kardeşlerinin sorumluluğunu üstlenir.

Küçük yaşta yemek yapmaya başlar, gelecekte dünyanın en büyük restoran zincirlerinden birinin kurucusu olacağından habersiz… Tek derdi kardeşlerinin karnını doyurmak. Aşçılık yeteneği de bu dönemlerde ortaya çıkmaya başlıyor.

10 yaşındayken çalışmaya başlar. Henüz 16 yaşındayken okulu bırakma kararı alır. 17 yaşına geldiğinde dört farklı işten çıkarılmıştı küçük Sanders.

Annesi yeniden evlenir, üvey babasından gördüğü şiddete dayanamayarak evden kaçar ve kimliğindeki doğum tarihini değiştirerek Amerikan ordusuna katılır.

18 yaşına geldiğinde ordudan ayrılır ve Josephine King ile evlenir. 22 yaşına kadar trenlerde kondüktörlük yapar. Bu evliliğinden 3 çocuğu olur fakat tek oğlu olan Harland, çok fazla yaşayamaz.

Yine bir darbe ve işinden kovulur Sanders. Bu olaydan sonra karısı 2 kızını da yanına alıp onu terk eder. Hem işinden hem çocuklarından olmuş, yapayalnız, çaresiz bir şekilde hayata tutunmaya çalışan bir adam oluverir birdenbire.

Sigortacılık, kaptanlık, çiftçilik gibi farklı işlerde çalışır. Hatta bir dönem hukuk okumaya karar verir, fakat hiçbirinde başarılı olamaz. Kendisini 40 yaşını geçtiği halde bir baltaya sap olamamış, bir işe yaramayan zavallı bir adam olarak görür ve intihar etmeyi düşünür.

İşte hayatı sorguladığı, tabiri caizse dibi gördüğü bu dönemde hayatını değiştirecek şu düşünceler geçer aklından: ‘’ Yemek yapmayı çok seviyorum ve bu konuda çok iyiyim. Neden bir dükkân açmıyorum ki?’’

Corbin isimli bir kentte, benzin istasyonu, cafe ve motel satın alarak kendi işletmesini kurar Sanders. Yemekleri, özellikle soslu kızarmış tavukları o kadar lezzetlidir ki zaman içerisinde ünü tüm eyalete yayılır. Hatta Kentucky Valisi ona eyalet mutfağına yaptığı katkılardan dolayı ‘’Kentucky Albayı’’ lakabını verir.

Bu unvanı layığıyla taşımak isteyen albay, görünümüne büyük özen gösterip beyaz takım elbisesi ve siyah papyonu olmadan dışarı çıkmaz. Bu şık ve orijinal stilin zaman içinde onunla bütünleşerek, tüm dünyanın tanıdığı bir ikon haline geleceğini bilmeyenimiz yoktur sanırım.

Albay, işleri büyük ölçüde yoluna koysa da büyük bir sınavdan daha geçecektir. 

Sanders’ın hizmet verdiği, herkesin uğrak noktası olan yol, yeni yapılan bir otoban yüzünden kullanılmaz hale gelir,müşterilerinin sayısı gittikçe azalır ve sonunda biriken borçlarını ödeyebilmek için her şeyini satmak zorunda kalır. Ve evet, artık 66 yaşında, bütün servetini kaybetmiş, elinde sadece 105 dolarlık emekli maaşı kalmış bir adamdır.

Ne yapacağı konusunda bir süre düşünür ve sonunda elindeki özel bir tarifle ülkedeki restoranların kapısını çalmaya karar verir. Rivayete göre 1008 restorandan ret cevabı alan yaşlı adam gittiği 1009. Restorana teklifini kabul ettirmeyi başarır ve sattığı her tavuk için 5 sent komisyon almaya başlar.

Sanders’in lezzetli tavukları çok sevilir ve kısa zamanda satışlar büyük hızla artar.  1960’lara gelindiğinde ABD’deki yüzlerce restorana franchise verir.

Geç de olsa bolluk içinde yaşamaya başlar.

KFC artık bir efsane olmuştu. Albay Sanders, şirketin resmi yüzü olarak kalması şartıyla, şirketini 2 milyon dolara John Brown Jr.’a satar ve şirketin resmi yüzü olduğu için de her yıl kendisine 250.000 dolar ödeme yapılır.

Hayatının geri kalanını sevdiği işi yapmış ve başarıya ulaşmış olmanın huzuru içinde geçiren albay, 90 yaşında hayata gözlerini yumar. Arkasında ise 115 ülkede 19.000’den fazla noktada hizmet veren, dünyanın en büyük fastfood zincirlerinden biri olan KFC’nin yanı sıra bu müthiş ve ilham verici başarı hikayesini bırakır.

Bize 60 yaşında, defalarca düşmüş ve yara almış olsak bile, ayağa kalkıp başarmanın mümkün olduğunu gösteriyor Sanders’in hikayesi.

O zaman yazıyı Sanders’in şu sözleriyle bitirelim:

“İnsanlar, her başarısızlığın daha iyi şeyler için bir atlama taşı olabileceğini unutmamalıdır.”

Beyniniz Düşmanınız Olabilir!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Beynimizin en önemli görevi bizi hayatta tutmak. Bu güzel.

Sorun beynimizin bu görevi yerine getirirken tıpkı aşırı koruyucu bir anne gibi fazla ileri gitmesi ve değişim içeren atılımlarımıza engel olmasında.

Beynimiz kısaca şöyle görüyor dünyayı: ”Eğer şu anda sahibim hala hayattaysa bu şimdiye kadar yaptıklarımın doğru olduğunu gösterir. O halde şimdiye kadar yaptıklarımı aynen yapmaya devam etmeli, her türlü değişime karşı kanımın son damlasına kadar direnmeliyim.”

Peki ya hayatımızdan memnun değilsek ve önemli atılımlar yapmayı istiyorsak? Mesela radikal bir kariyer değişikliğini, kendi işimizi kurmayı veya çok sıkı antrenman yapıp fit bir vücuda kavuşmayı…

Bu tür yenilikçi düşünceler beynimizin bilinçli bölgesinin eseridir. Ama beynimizin asıl efendisi bilinç dışı bölgedir, çünkü o tüm zihinsel işlevlerin %95’ini yerine getirir.

Ve bizi ne pahasına olursa olsun hayatta tutma görevi işte bu beyin bölgesinin işidir.

Bilinçi beyninizde ne kadar güzel hayaller kurarsanız kurun, bilinç dışı beyin değişime ikna olmadığı sürece istediğiniz atılıma asla izin vermeyecektir. Nokta.

Peki bilinç dışı beynimizi yönetebilir, sesini kısabilir miyiz? Elbette yapabiliriz!

Yarın ki videoda anlatacağım yöntemini. İlginizi çekti mi konu?

Gerçek Statü Sembolleri Nelerdir?

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Sabahın erken saatlerinde bir plazanın lobisinde etrafımdaki insanları izlerken aklımdan geçen düşünceler:

Kendinize, sevdiklerinize ve sevdiğiniz şeyleri yapmaya ayırdığınız zaman gerçek statü sembolünüzdür.

Fiziksel şeylerle statü sembolleri yaratmak, modası geçmiş, antik çağlara yakışan bir anlayıştır.

Marka kıyafetler, pahallı saatler, lüks evler, havalı restoranlarda yenen yemekler statünüzü değil, zamanınızı boşa harcadığınızı ve hayat zevkinizin gelişmediğini gösterirler sadece.

Az alışveriş edin, az tüketin, bol tasarruf ve yatırım yapın, kendinizi sevmediğiniz işleri yapmaktan kurtarmak için erken emekliliğe hazırlanın derim ben.

Erken emeklilik çalışmamak demek değildir bu arada. Erken emeklilik sevmediğiniz şeyleri yapmaktan özgürleşmiş olmak demektir. Yoksa çok sevdiğiniz bir işiniz varsa elbette doya doya çalışabilirsiniz.

Erken emeklilik hayatı hakkını vererek yaşamak demektir. Ve bence erken emeklilik nihai statü sembolüdür.

Ne dersiniz?

Kendi İşinizi Kurmak İçin Nasıl Bir Pazar Seçmelisiniz?

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Kendi işinizi kurmak istiyorsanız doğru pazarı seçmeniz hayati önem taşır.

İşte bu videoda siz girişimci adaylarını işinizi kurmak için doğru pazarı nasıl seçebileceğiniz konusunda fikirler veriyorum.

Sosyal Medya Adreslerim…

Linkedin: https://www.linkedin.com/in/bora-özke…

Twitter: https://twitter.com/BoraOzkent

Instagram: https://www.instagram.com/boraozkent/…

Ayrıca Dilerseniz Beni Podcast Kanallarımdan da Dinleyebilirsiniz…

Apple Podcast: https://podcasts.apple.com/us/podcast…

Spotify: https://open.spotify.com/show/40XCn4w…

Soundcloud: https://soundcloud.com/user-839164802…

Stitcher: https://www.stitcher.com/podcast/bora…

İşi Zamana Yaymanın Alemi Yok!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Girişimci Peter Thiel iş hayatında öğrendiği en önemli şeyin, istenirse işlerin planlanandan çok daha hızlı bitirilebileceğini görmesi olduğunu söylüyor.

Thiel herkese şu zihinsel alıştırmayı yapmalarını öğütlüyor: “10 yıllık hayat planınızı ele alın ve neden bu planı 6 ayda gerçekleştiremeyeceğinizi kendinize sorun”.

Kabul, bazı şeyleri 6 ayda yapmak asla mümkün değil.

Mesela dünya çapında bir tenisçi olacağım deyip bunu altı ayda başarmak fiziken imkansız. Tenis gibi sporlarda başarı yıllara yayılan sabırlı ve sebatlı çalışma gerekiyor.

Ama pek çok planımızı daha yoğun, akıllıca, odaklı ve kararlı bir şekilde çalışarak hızlandırmak mümkün.

İşleri hızlandırmak konusunda en ünlü girişimcilerden birisi, bir zamanlar Paypal girişiminde Peter Thiel’le ortaklık da yapan Elon Musk.

Musk projelerinde herkese inanılmaz gelen terminler vermek, sonra da bu terminleri tam olarak tutturamasa da, o güne kadar görülmemiş bir hızla işi bitirmekle ünlü.

Bu sayede de girdiği endüstrilerin işleyişini kökten değiştiriyor Elon. Yeni iddiası da herkesin 10 yıllar alır dediği tam otonom sürüşü gelecek yıl başaracağı mesela.

Thiel’in sorusu kafa yormaya değecek bir alıştırma değil mi sizce de? Ha, henüz 10 yıllık planınız yoksa o da ayrı sorun tabii🤤

Kimsenin Size Borcu Yok!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Pek çoğumuz hayatta istediğimiz yerde değiliz.Kariyerimiz ilerlemiyor, girişimimiz zararda, evliliğimiz sarsıntıda, çocuklarımız başarısız…

Ve pek çoğumuz bunlar için suçlayacak ve bize borçlu olan birilerini buluyoruz.

Kariyerimiz ilerlemiyor, çünkü yöneticimiz bize terfi sözünü tutmadı.

Girişimimiz para kaybediyor, çünkü seçtiklerimiz ekonomide sözlerini yerine getiremiyorlar.

Evliliğimiz sarsıntıda, çünkü eşimiz bize karşı anlayışlı ve sevecen değil.

Çocuklarımız okulda başarısızlar çünkü tembeller, oysa biz onlar için saçlarımızı süpürge ettik.

Çektiğimiz sıkıntıların nedeni olarak başkalarını suçluyor ve bize borçlarını ödememelerinden dolayı öfkelenerek günlerimizi geçiriyorsak…şey…üzgünüm ama… galiba… ömrümüzün sonuna kadar günlerimizi böyle geçirmeye devam edeceğiz!

Söylenmek, suçlamak, öfkelenmek… Kabul ediyorum, bunlar gayet insani tepkiler ve evet hepimiz zaman zaman haksızlıklara uğruyoruz.

Ama bazılarımızın haksızlıklar karşısında tepkisi farklı oluyor.

Başkalarını suçlamayı bırakıp harekete geçiyor bazılarımız. Kendilerini başkalarının insafına emanet etmekten vazgeçip, hayatlarının kontrolunu kendi ellerine alıyorlar. Suçlamak yerine eyleme geçiyorlar yani.

Peki siz hangisini seçiyorsunuz? Suçlamak mı, eylem mi?

Trendlere Kapılmayın!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Ağzının ortasına terlikle vurmak istediğim bir insan tipi var: Trend Köleleri.

Fotoda korkunç bir örneğini verdiğim trend köleleri hayatlarını en son trendlere göre şekillendiren tiplerdir.

Onları hemen tanırsınız. Çünkü trend obsesiyonları görüntülerine, davranışlarına ve dillerine şiddetle yansır.

Mesela yetişkin bir trend kölesi günde 4-5 kez şöyle cümleler kurabilir: “En büyük trend sağlıklı yaşam, mutlaka buna uygun ürün geliştirmeliyiz!”

“Dar paça bana yakışmamış mı diyorsun, ama son trend bu oğlum, sen ne anlarsın?”

“Arkadaşlar bu yıl en trendi Yunan Adası Patnos, ben yerimi ayırttım bile!”

“Girişimimiz son trend olan sharing economy kavramına uygun, bize mutlaka yatırım yapmalısınız!”

Aslında bu tiplerin beni sinir etmekten daha önemli bir sorunları var: Çok büyük ihtimalle hem iş hem de özel hayatlarında başarısız olacaklar.

Çünkü bir şey trend haline gelmişse çok rekabet oluşmuş demektir. Çok rekabetin olduğu ortamda da para kazanmak zordur, başarı rekabetsiz alanlar bulmaktan geçer.

Çok trend diye gittiğiniz yerlerde kazıklanır ve kalabalıktan dolayı berbat bir hizmet alırsınız. Trendlere uymak sizi farklılaştırmaz, tam tersine sıradanlaştırır.

Sloganı “Haddini Aş” olan bendenizin sıradanlaşmaya yaklaşımını da zaten biliyorsunuz 👊.

Orijinallik Yoksa Yaratıcılık da Yok!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Ne kadar az ”orijinal” insan var.

Özgün bir hayat tarzı, ilginç bir mesleği, giyiminden hobilerine ve düşüncelerine kadar toplumun genelinden ayrılan insanları kast ediyorum ”orijinal” derken.

Orijinallerin sayısı çok az, çünkü orijinal olmak çok zor.

Öncelikle kimse orijinal olmanızı istemiyor.

Toplum ve sistem sıradan insanlardan oluşan işgücüne, tüketiciye ve seçmene ihtiyaç duyuyor. Çünkü sıradanları yönetmek daha kolay.

Eğitim kalıplaştırma için var mesela, özgünleştirme için değil.

Bu kalıba sokan düzen, orijinal insan olmanın ikinci zorluğunu da doğuruyor: KORKU

”Sürüden ayrılanı kurt kapar!” zihniyeti ile büyütülen, ailesinden öğretmenlerinden, arkadaşlarından hep bu yönden telkinler alan bir ölümlünün, kendine özgü davranması ne büyük cesaret işi, değil mi?

Peki ama orijinallik şart mı? Yoo, değil tabii.

Pekala sıradanlığın sıcak kollarına kendinizi bırakıp mutlu mesut yaşamaya devam edebilirsiniz. Ya da mutlu mesut yaşadığınıza inanmaya.

Kalıpların ferahlatıcı bir yönü var elbette.

Ama şu ölümlü hayatta en ufacık bir fark yaratmak, yaşamaya değer bir hayat sürdürmek istiyorsanız orijinallik şart.

Çünkü orijinallik olmadan yaratıcılık olmuyor.

Ve yaratıcılık biz insanları diğer tüm canlılardan ayıran ve hayatı güzelleştiren en önemli özelliğimiz.

Başarılı Olmanın Sırrı: Doğru Alışkanlıklar Kazanmak

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Başarılı olmanın sırrını mı arıyorsunuz: Günlük alışkanlıklarınızı inceleyin.

Kulağınıza inanılmaz gelecek ama geleceğinizi okuyabilir, nasıl bir hayat yaşayacağınızı, ne iş yapacağınızı, görünümünüzü, gelirinizi ve fiziksel görünümünüzü tahmin edebilirsiniz.

Nasıl mı?

Bugünkü alışkanlıklarınızı inceleyerek tabii ki! Çünkü alışkanlıklarınız geleceğinizi belirliyorlar.

Doğru alışkanlıkları kazanırsanız hayal ettiğiniz geleceğe ulaşıyorsunuz. Aksi halde sizi güzel bir gelecek beklemiyor!

Uzay Yarışı Hızlanırken

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Elon Musk’ın SpaceX’i hakkında yazılar paylaşıyorum. Ama uzayda çok daha fazla sayıda oyuncu var.

Gelin son gelişmeleri bir özetleyelim.

Richard Brandson’un Virgin Galactic’i uzay turizmini gelecek yıl başlatıyor. (https://lnkd.in/grekEkM)

Jeff Bezos’un Blue Origin’i iniş yapabilen bir uzay aracı geliştiriyor. Araç 2014 yılında 6.5 tonluk kargoyu ve astronotları aya indirebilecek. Bezos Dünya’yı kurtarmak için sanayi tesislerini Ay’a taşımak istiyor.

Çin, Ocak’ta Ay’ın karanlık tarafına insansız bir uzay aracı indirdiğini duyurdu. Araç Ay yüzeyine bir “mini-biyosfer” yerleştirdi”. Bu sayede Ay koşullarında meyve sinekleri, çeşitli tohumlar ve bitkiler yetiştirmeyi denenecek.

İsrail’li özel bir girişim SpaceIL isimli aracını Ay’ın yörüngesine soktu ancak gemi Ay’a yumuşak inişi yapamadı ve parçalandı.

Dubai “kozmotropolis” isimli yeni bir havalimanı kuruyor. Buradan roket gemilerinin, hipersonik ve süpersonik hava araçları kalkabilecekler.

Japon uzay ajansı JAXA ve Toyota Ay üzerinde 10 Bin kilometre yol alabilecek bir insanlı Ay taşıtı tasarlıyorlar.

Dev uzay teleskopundan, NASA’nın Ay’a tekrar insanlı yolculukları başlatmasına kadar daha çok fazla gelişme var. Ben bu kadarını sığdırabildim 1.300 karaktere.