Segway Daha Ölmemiş!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Meğerse yürümenize gerek bırakmayacak mucizevi ulaşım aracı olarak tanıtılan Segway’in hüzünlü hikayesi daha bitmemiş.

Başkan Bush’un efsane düşüşü ve onu takip eden kimisi ölümlü kazalarla kan kaybeden Segway markası, yeni sahibi Çin’li Ninebot’un yönetiminde atak yapıyor.

Lyft ve Jump gibi şirketlerle yaptığı işbirlikleri sayesinde dünya elektrikli scooter pazarının %70’ini ele geçiren Segway, yeni mopedini, dağıtım robotlarını ve motorsikletini de piyasaya sundu.

Read more

Haddini Aş Hikayeleri 23: Dostoyevski

(Okuma Süresi: 5 Dakika)

Kitaplarını her okuyuşumda ‘’Bir insan böyle cümleler kurabilecek kadar ne yaşamış olabilir?’’, ‘’Bir insan nasıl bu kadar harika psikolojik analizler yapabilir’’ dedirten bir dehadan bahsedeceğim bu yazımda.

İnsana okumayı sevdiren, hayata bambaşka pencerelerden bakmayı öğreten bir deha bu. Kim mi? Dostoyevski.

Öyle bir deha ki, ”Bütün insanlığın son sınırı Dostoyevski değilse hiç kimsedir!” diyor Zweig ondan bahsederken.

Einstein, “Dostoyevski bana bütün bilim insanlarından daha fazlasını verdi. Gauss’tan bile…” diyor.

Nietzsche: “Kendisinden bir şeyler öğrendiğim tek psikolog Dostoyevski olmuştur.”

Freud, ”Sanatçı, nevrozlu, ahlakçı ve suçlu olmak üzere dört ayrı cephesi bulunan, zengin bir kişilik yapısıyla karşımıza çıkar Dostoyevski. Acaba bu karmaşık yapıyı açıklığa kavuşturmak için nasıl bir yol izlemeli?” diye tanımlıyor.

Read more

Şirketler İkiye Ayrılıyorlar

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Çalışanlarında “fark yaratma arzusunu” tetikleyenler ve “durumu idare etmelerini” teşvik edenler.

Güzel olanı ilk kategoridekiler tabii.

Bunlar hızlı büyüyen, emsalsiz müşteri deneyimleri yaşatan ve inovasyonla barışık capcanlı kuruluşlar.

Öyle süslü “çalışan markası” ödüllerine sahip olmasalar bile, yüksek motivasyona sahip harika iş güçlerine sahipler.

Bu şirketlerin çalışanları kurumu geliştirmek için risk almayı, yeni şeyler denemeyi, deneylerden öğrendiklerini paylaşmayı ve gerekirse daha doğru şeyler yapmak için yöneticilerine itiraz etmeyi bilen insanlar.

Onlar için çalıştıkları şirketin bir gün öncekinden daha iyi bir yere dönüşmesi önemli. Çünkü şirket adeta üzerine titredikleri kendi tapulu malları.

Read more

Kaç Para Edersiniz?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Yatırımcı gözü ile baktığınızda karşılaştığınız her şeyin bugün ne kadar para ettiğini ve gelecekte sahip olabileceği değeri merak ediyorsunuz.

Eğer o şeyin gelecekteki değerinin bugünkünden fazla olacağına inanıyorsanız yatırım yapıyorsunuz.

Bu temel bakış açısı hisse senetleri, gayrı menkul, değerli taşlar ve sanat eserleri gibi yatırım araçlarının tümü için geçerli.

Ve galiba artık insanlar için de öyle.

Read more

Haddini Aş Hikayeleri 22: Phil Knight

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

Kafanda bir şey var, biliyorum. Gerçekleşmesini çok istediğin, ama gerçekleştirmek için nereden başlasan bilemediğin bir hayalin var.

Sakın ihmal etme o hayalini. Başla bir yerden.

Fikrine saçma diyorlar, inanmıyorlar mı? Devam et yoluna, durma.

Dev başarılara imza atmış, oyunu değiştirmiş her insan böyle yaptı çünkü. Onlardan birisi de Nike’in kurucusu Phil Knight elbette. Gelin onun bu başarıyı elde edene kadar neler yaşadığına bakalım.

Read more

Google İmparatorluğunun Köleleriyiz

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Google, Facebook’a göre genellikle daha iyi duygularla anılan bir şirket.

Dünyadaki tüm bilgiyi kolay kullanıma sunma misyonu onu zaman öldürmekten başka işe yaramayan Facebook’dan daha değerli kılıyor.

Lakin eğer Facebook dijital dünyanın kötü adamıysa, Google o kötü adamın bile boyun eğeceği sonsuz kudrete sahip tartışmasız imparatoru.

Google’da aramalarında ilk sayfada çıkmıyorsanız işiniz çok zor. Çünkü potansiyel müşteriler satın alma süreçlerine internetten başlıyorlar.

Üstelik tüketiciler Google’la o anda ne aradıkları bilgisini direkt olarak paylaşıyorlar. Böyle bakınca Google dünyanın en büyük ve raflarında yer mutlaka yer almak isteyeceğiniz en güçlü süpermarketi.

Google da bu gücünü bildiğinden reklam verenlerden marketlerin “raf parası” adını verdiği haraca benzer bir haraç kesiyor.

Ha reklam vermeyim ama aramalarda üst sıralarda çıkayım diyorsanız, o zaman da tüm web içeriğinizi Google hazretlerinin arzu ve kurallarına uygun hale getirme uzmanı SEO danışmanlarının eline düşüyor, tüm dünyanızı Google sizi beğensin diye kurguluyorsunuz.

Üstelik Google eğer kafası atarsa arzu ve kurallarını değiştiriveriyor ve tüm SEO yatırımlarınız da çöpe gidiyor.

Google dijital dünyanın tartışmasız imparatoru, boyun eğin, rahat edin!

Bayilik Hala Geçeri Bir İş Modeli mi?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Bayiler ana şirketlerin ürünlerini müşterilere ulaştıran dağıtım/satış kanalını oluşturur ve ana şirketin tahsilat/stok yönetimi/hizmet süreçlerini de kolaylaştırırlar.

Lakin bence dijitalleşmenin esas stratejik güç kaynağı olduğu günümüzde bayilik sistemlerinin rafa kaldırılması gerekiyor. Çünkü bayilik sistemleri emsalsiz müşteri deneyimlerinin önünü tıkıyorlar.

Bayiler -haklı olarak- kısa vadeli satış ve karlılığa odaklıyken, geri dönüşü uzun vadeli müşteri deneyimi projelerine candan destek vermeleri eşyanın tabiatına aykırı.

Ama başka sorunlar da var.

Bayilik sistemi ile çalışan şirketler nihai müşteri verilerini toplayamadıklarından CRM’verileri zayıf kalıyor, veri olmayınca yapay zekanın gücünden yararlanamıyorlar, omnichannel girişimleri karmaşık faturalama ilişkilerine tosluyor ve dijital satış kanalları kurmaktan da çekiniyorlar.

Dijitalleşme bayilere olan ihtiyacı azaltan ve müşterilere direkt ulaşabilen firmaların elini güçlendiren araçlar sunuyor bugün. Kendi mağazalarına ve dijital satış kanallarına sahip şirketlerin oyunu kazanacağı bir döneme giriyoruz.

Eğer harika bir dijitalleşme projesine “ama bayilerimiz buna kızar!” diye itiraz edilen bir şirketseniz bayilik sisteminizi gözden geçirme zamanınız geldi demektir.

Dijitalleşme O Bildiğiniz SAP Projelerinden Değil!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

SAP Almanların geliştirdiği muhasebeden, üretime, planlamadan, satışa kadar bir şirketin tüm işlerini dijital olarak entegre eden dev bir yazılım. SAP’e benzer oyuncular arasında Oracle gibi devler ve Logo gibi yerli girişimler var.

Bu yazılımların temel işlevi şirketlere mevcut işlerini daha verimli yapmalarına yardımcı olmak. Ve bu konuda çok başarılılar.

Dijitalleşme ise verimliliğe değil, yenilikçi iş modellerinin önünü açmaya ve bu sayede hızlı büyüme fırsatlarını yakalamaya odaklı.

Mesela otomotivciler SAP sayesinde verimliliklerini yükseltirken, UBER dijitalleşme sayesinde insanları taşımanın yepyeni yollarını keşfediyor.

Kurumların kritik hatası dijitalleşmeyi SAP projeleri gibi yönetmeleri. Dijitalleşme sanki BT departmanının yürütmesi gereken bir ”proje“ gibi görülüyor.

Oysa dijitalleşme şirketin ortak ve yöneticilerinin ”bugün teknolojileri ile bu işi kursaydık ne yapardık“ sorgulamasıyla başlayan köktenci bir iş modeli bakış açısını gerektiriyor.

Mesela Hilton yöneticileri verimlik artışları ile övünürken, AirBnb gecede 2 Milyon kişiyi sıfır maliyetle konaklatıyor dijitalleşme sayesinde.

Şirketinizdeki dijitalleşme girişimlerini hala SAP kafasıyla yönetiyorsanız işiniz zor anlayacağınız, benden söylemesi.

Gerçekten Dijitalleşiyor musunuz?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Bu aralar yöneticilerin en popüler söylev konuları arasında DİJİTALLEŞME başta geliyor.

Google, Amazon gibi dev dijital oyuncuların ve yüzlerce dijital startupın başarılarına özenen bir tek büyük kurum yöneticisi yok ki şirketinin nasıl da inanılmaz dijitalleştiğini anlatmasın.

Bir “palavrasavar” olarak yöneticilerinizin dijitalleşme konusunda ciddi mi olduklarını, yoksa palavra mı sıktıklarını test edeceğiniz 5 soru sunuyorum size.

En az bir soru için büyük bir EVET’ini varsa şirketiniz doğru yolda. Aksi takdirde sizin için üzgünüm.

1-Dijitalleşme sayesinde müşterilerimize rakiplerimizden 10 kat daha iyi deneyimler yaşatabileceğimiz süreçler ve temas noktaları tasarlıyoruz.

2-Dijitalleşmenin getirdiği verimlilikle rakiplerimizin asla yakalayamayacağı maliyet avantajları yaratıyor, bu avantajı fiyatlarımıza yansıtarak pazarı yıkıyoruz.

3-Şirketimiz mevcut iş modelini dijitalleşmeyle desteklemekten ziyade, dijital araçları kullanarak yepyeni iş modelleri yaratmanın peşinde.

4-Şirketimizin en üst kademelerinde müthiş dijital becerilere sahip insanlar var ve stratejik güçleri artıyor.

5-CEO’muz Getir, Yemek Sepeti, Armut gibi dijital çözümleri bizzat kullanıyor, Bitcoin alıp satabiliyor, bilgisayar oyunu oynayabiliyor.

Haddini Aş Hikayeleri 19: Eren Bali

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

Şimdi size bildiğiniz online eğitim sitelerini sayın desem, eminim ki aklınıza ilk gelenlerden biri ‘’Udemy’’ olacaktır.

Peki bugün dünyada en çok bilinen ve kullanılan bu eğitim sitesinin arkasında Türk bir girişimci olduğunu biliyor musunuz?

Evet, bu yazımda Udemy’nin kurucusu Eren Bali’nin Türkiye’de küçük bir köy okulundan Silikon Vadisi’ne uzanan başarı hikayesini anlatıyorum.

1984 yılında, öğretmen anne ve babanın çocuğu olarak Malatya’da dünyaya geliyor Eren. İlkokulu, 5 sınıfa aynı anda ders verilen tek odalı bir köy okulunda bitiriyor. Ta o zamanlardan matematik ve bilime büyük ilgi duyuyor.

Ardından Malatya Fen Lisesini kazanıyor. Lisede Uluslararası Matematik Olimpiyatlarında derece yaptığı için MIT ve Harvard gibi dünyanın en başarılı üniversitelerden teklif alıyor. Buna rağmen ODTÜ’de bilgisayar mühendisliği okumayı tercih ediyor.

“Malatya’dan hiç çıkmamıştım. ABD çok uzak geldi. Ablam ODTÜ’de okuyordu; o korkuyla ODTÜ’ye gittim.”

İçinde bitmek tükenmek bilmeyen bir keşfetme, yeni şeyler üretme arzusu olan Bali, ODTÜ’deki ilk senesinde Bilgisayar Topluluğunun sunucu üzerinden müzik dinlemesini sağlayacak “MP3 server” adlı bir uygulama yazıyor.

‘’Öğrenciler arasında çok popüler oldu ama okulun internetini çok hızlı tüketmiştik” 

Bu deneyimiyle “insanların ihtiyacı olan bir şeyi yapmanın” onu ne kadar mutlu ettiğini anlıyor ve gerçekten ne istediğine karar veriyor o dönem: Başarılı ve dünyada değişime neden olan bir girişimci olmak.

Yine ODTÜ yıllarında ortaokuldan arkadaşı Oktay Çağlar ile proje halindeki binaların 3 boyutlu maketini gösteren ‘’guncelbasin.com’’ isimli internet sitesini kuruyorlar. Fikir pek tutmasa da Udemy’e kadar gidecek olan girişimcilik yoluna çıkmış oluyorlar aslında.

O sıralar ODTÜ Teknokent’e Avrupa ve ABD’den eğitmenler geliyor ve girişimcilere sınıflarda eğitim veriyorlar.

Bali ve Çağlar eğitmenlere şöyle bir teklifte bulunuyorlar: ‘’Bu dersleri dijital ortama taşımaya ne dersiniz?’’

Teklif kabul ediliyor ve eğitmenler, iki arkadaşın geliştirdiği uygulama üzerinden uzaktan eğitim vermeye başlıyorlar.

Böylelikle milyonlarca insana ücretsiz ulaşabileceği ders içerikleri sağlamak olan hayallerine bir adım daha yaklaşıyorlar.

Ertesi sene Eren sadece online eğitim platformu kurmaya odaklanıyor.

“Eğitime demokrasi getireceğiz” mottosuyla harekete geçiyor ve Udemy’yi ilk kez Türkiye’de kuruyor, ancak iflas edince hayallerini gerçekleştirmek için arkadaşı Oktay ile Silikon Vadisi’ne gitmeye karar veriyorlar.

Elbette hedefe ulaşmak hiç de kolay olmuyor.

Bali’nin çalışma iznini alması çok uzun sürüyor, zor şartlarda yaşamını sürdürüyor bir süre. Beş parasız kalıyor, gündüz tam zamanlı işlerde çalışıp gece sabaha kadar kendi projesi üzerinde çalışıyor.

1 yıl boyunca ABD’de 50’den fazla yatırımcı ile görüşüyorlar ve hepsi fikri beğenmeyip reddediyor, “İnsanlar sertifika alamayacağı bir eğitime niye para ödesin?” diyorlar.

Bali ise insanların bir kez sertifika aldıktan sonra o siteyle bağının kopacağını, amacının süreklilik sağlamak olduğunu söylüyor. Ona göre eğitim devam etmeliydi.

“Öğrenmek ve sadece kendini geliştirmek isteyen insanlar için böyle bir platform bulunmaz bir hazine olacaktır.”

Sonunda bu vizyoner bakış açısı fark ediliyor. Fikre ilk inanan, Dave McClure oluyor ve ardından 11 melek yatırımcı, 2010 yılında Udemy’yi 1 milyon dolar fonluyor.

“Türkiye’de matematik olimpiyatlarına hazırlanırken internet benim tek kaynağımdı. Bu da benim hayatımda ciddi bir değişiklik yaratmama neden oldu. Ancak internette doğru kaynaklara ulaşmada zorlandım. İnternet üzerinden eğitimle başka insanların hayatlarında değişiklik oluşturmalarına olanak sağlamak, nasıl kolay bir hale getirilir, bu iş nasıl büyütülebilir diye düşündüm.”

Sonuç Olarak:

Eren, ‘’insanlar sertifika ya da diplomaya mecbur kalmadan, istediği konuyu, uzman kişilerden öğrenmesini sağlayacağız’’ dedi.

50’den fazla yatırımcı fikri gereksiz ve saçma buldu.

Eren yine de vizyonundan vazgeçmedi. Yolundan sapmadı.

Ve Udemy bugün 40 milyondan fazla öğrenci, 50 bin eğitmenle, tüm alanlarda 60’dan fazla dilde varlığını sürdürüyor.

Dünyanın en iyi ve en yaygın online eğitim platformlarından birisi. Ayrıca dünyanın batısında en çok fonlanan online eğitim şirketi.

Eren’in Bir Diğer Girişimi: Carbon

Eren, dünyanın en iyi sağlık sistemini bulduğunu ve gerçekleştirmeye başladığını söylediği girişimi Carbon Health uygulaması, hastalar ve doktorları online klinik platformunda bir araya getirmeyi amaçlıyor. Ve uygulamanın 30 milyon dolar yatırım aldığını duyurdu.

“Her sene bir zamanı Malatya’da köyde geçiriyorum. Oranın geçim kaynağı kayısı. Köylüler fiyat oynaklığından ciddi zarar görüyor. Fiyattan çok sonra haberdar oldukları için,  tüccarlar asıl kazancı elde ediyor. Bu sorunu çözebilirim. Ayrıca tarım ve enerji alanlarında bir şeyler yapmak istiyorum. Ancak hepsiyle ilgili şirketler kuramam. Bir ya da iki tane belki kendim yaparım, sonrasında hem yatırımcı olacağım, hem de aktif çalışacağım 4-5 iş planlıyorum”.

Eren’in bu vizyonuyla, daha çok başarılı girişime imza atacağına, adından sıkça söz ettireceğine eminim.

Yolu açık, başarıları daim olsun. 🙂

Tesla Almanları Fena Vurmaya Başladı!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Tesla’nın yarattığı elektrikli araç transformasyonunun Alman üreticilerin canlarını fena yakacağını defalarca yazdım.

Aşağıda 3 büyük üreticinin geçen hafta yaptığı duyuruların linkleri var. Yıkıcı inovasyon işte tam da böyle bir şey!

MERCEDES

Mercedes 300.000 kişilik iş gücünün %3’ünü, yönetici pozisyonlarının da %10’unu tasfiye ediyor. Yani 10.000 kişi işten çıkarılıyor. Amaç elektrikli araçlara transformasyon için tasarruf sağlamak.

https://www.forbes.com/sites/lisettevoytko/2019/11/29/daimler-plans-10000-layoffs-amid-auto-industrys-electric-vehicle-pivot/#117f58735639

AUDI

Almanya’da 9.500 kişiyi işten çıkararak elektrikli araçlara geçişin zorlu yolculuğunu aşmaya çalışıyor.

https://www.bloomberg.com/news/articles/2019-11-26/audi-to-cull-9-500-german-jobs-to-improve-earnings-over-decade

BMW

BMW prim ödemelerini durdurup, çalışma saatlerini artırıyor. Başka alanlardan yapılacak tasarruflarla birlikte yaratılacak 12 Milyar Avroluk para elektrikli araçlara dönüşüm için harcanacak.

https://www.forbes.com/sites/lisettevoytko/2019/11/29/daimler-plans-10000-layoffs-amid-auto-industrys-electric-vehicle-pivot/#7990cec25639

Kurumsallık Samimiyete Yeniliyor!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Ford elektrikli otomobili Mustang E Mach’yi büyük bir patırtıyla görücüye çıkarıldı geçenlerde.

Profesyonelce tasarlanmış, Ford’un her detayı en ince detayına kadar planlayan kurumsal yapısını yansıtan, epey de para harcanmış bir organizasyondu.

Oscar’lı Idris Alba’nın hem reklam filminde oynadığı, hem de toplantıyı modern ettiği Mach E tanıtımına, onlarca Ford yöneticisi katıldı ve özenle yazılmış metinlerine sadık kalarak açıklamalar yaptılar. Hip hop dansçıları filan da işin cabasıydı.

Daha sonra Tesla Cybertruck tanıtımı yapıldı.

Ancak son iki haftada geliştirilmiş tuhaf görüntülü bir kamyonet sahneye çıkarıldı. Aracın tasarımcısı önce balyozla girişti Cybertruck’a, sonra da kırılmaz dediği cama bir bilye fırlattı.

Ve cam kırıldı.

Ve Elon Musk ”Fazla mı sert attın?“ dedi ve gülerek ”bilye araca girmedi neyse ki!“ diye de ekledi. Sonra aynı hareketi arka cam için de tekrarladılar ve cam yine kırıldı. Ve Elon yine güldü.

Ve araç kırık camları ile sahnede kalmaya devam etti.

Kurumsallıktan uzak rezil bir sunumdu Elon’unki.Ama araç an itibarı ile 250.000 önsipariş almış ve grafikte de görüldüğü gibi Google aramalarında E Mach’ten çok daha fazla ilgi çekmiş durumda.

Ne dersiniz, aşırı kurumsallığın öldüğü bir döneme mi giriyoruz ne?