Otomobil Endüstrisini Şortluyorum

Uzun dönemli Tesla yatırımcısı olmak beni otomobil endüstrisini derinden incelemeye itti.

Sektörün dev markalarının Tesla teknolojisine bir türlü yanıt verememesi, geçen yıl piyasaya sürmeye başladıkları elektrikli otomobillerin Tesla’nın 2012’de çıkardığı Model S’in bile gerisinde kalması önceleri beni şaşırttı.

Fakat araştırmalarımı derinleştirdikçe, mevcut şirketlerinin çoğunun yapısal nedenlerle elektrikli otomobile geçişi asla yapamayacaklarını kavramaya başladım. 

Üstelik otonom sürüş ve UBER gibi paylaşım araç hizmetlere geçişin önündeki yapısal sorunlar daha da derinler.

Yapısal sorunlar arasında dönüşümün gerektirdiği dev sermaye ihtiyaçları, iş modelleri, iş gücünün becerileri ve şirket yöneticilerinin zihni dünyaları gibi unsurlar var.

Otomobil sektörünün çok da uzun vadeli olmayan geleceğine baktığımda, pek çok markanın küçüleceğini, satılacağını ya da iflas edeceğini öngörüyorum.

Bu öngörüme dayanarak bazı global otomobil üreticilerinin hisselerini şortlamaya başladım. Yani bu firmaların değerlerinin düşeceğine oynuyorum borsada.

Bu yazımda mevcut oyuncuların büyük dönüşümü neden büyük ihtimalle dönüşümü başaramayacaklarını ve bu firmaların hisselerini nasıl şortladığımı anlatıyorum.

Bu uzunca yazı hakkında soru ve fikirlerinizi paylaşırsanız, tümüne yanıt vermeye çalışacağım.

ÇOK ÖNEMLİ NOT: Yazdıklarım asla bir yatırım tavsiyesi değildir. Sadece kendi görüşlerimi ve yatırım stratejilerimi paylaşıyorum. Yatırımcılık ciddi bir iştir ve herkes kendi araştırmasını yapmalıdır.

Read more

Elon Musk’ın Geçen Haftası-1

Biliyorsunuz başta Tesla olmak üzere Elon Musk’ın girişimleri, fikirleri ve hayatı konusunda bolca paylaşım yapıyorum.

Bazı okurlarım haklı olarak özellikle Tesla paylaşımlarımın biraz fazlaya kaçtığını düşünüyorlar. Aslında toplam paylaştığım kelime sayısının içinde Tesla’nın oranı oldukça düşük olsa da bu algının doğması normal.

Bundan sonra sık sık paylaşım yapmak yerine, pazartesi sabahları sizlere o hafta Elon Musk dünyasında olan bitenleri, ilginç linklerle birlikte bir yazıyla özetlemeye çalışacağım.

Her konuda haddini aşan bu muazzam girişimcinin bir haftaya neler sığdırabildiğini görmek belki bazen moralinizi bozabilir. Ben aslında pek çoğunuza müthiş ilham vereceğini de düşünüyorum.

Bu arada araya biraz magazinsel haberler de sıkıştırmayı düşünüyorum. Hep iş, hep iş nereye kadar, öyle değil mi?

Buyrun ilk yazı: Elon Musk evreninde geçen hafta neler oldu?

Read more

Biz Uber’i Yasakladık Ama…

Her çarşamba sabahı yatırım yaptığım ya da yapmayı düşündüğüm alanlardan ya da şirketlerden birisi hakkında uzunca bir yazı paylaşıyorum.

Geçen yazımda Spotify’i ele almıştım. Bugünkü konum ise bir süredir hisse senedi yatırımcısı olduğum Uber.

Yazımda hem Uber’i detaylıca inceliyorum, hem de mobilite sektörünün nereye gideceğini, Uber gibi hizmet şirketlerinin otomobil üreticilerini nasıl etkileyebileceğini ele almaya çalışıyorum

İster Uber’e yatırım yapmayı, isterse bu ilginç pazardaki gelişmeleri ve inovasyonları merak edin, bu yazıyı beğeneceğinize eminim.

Read more

Spotify’in Geleceğine Yatırım Yapıyorum

Bazı okuyucularımdan gelen yoğun talep üzerine her hafta yatırım yaptığım varlıklardan birisi ile ilgili detaylıca paylaşımlar sunmaya karar verdim. 

Eğer bir aksama yaşamasam her Çarşamba sabahı bu makalelerimle karşılaşacaksınız. 

(Önemli Not: Lütfen yazdıklarımın asla bir yatırım tavsiyesi olmadığını, sadece kendi yatırım mantığımı paylaştığımı unutmayın. Her yatırımcı kendi araştırmasını kendisi yapmalıdır.)

Son dönemde hisse senetlerini satın almaya başladığım şirketlerden birisi Spotify.

Bugün hem neden bu şirkete yatırım yaptığımı, hem de Spotify’in parlak geleceğini oluşturacağına inandığım temel yapı taşlarını özetlemeye çalışacağım.

Müzik pazarını kökten değiştiren bu şirketin inovasyonlarının ve stratejilerinin, yatırım yapmayı düşünmesiniz bile, ilginizi çekeceğini umuyorum.

Read more

Doğru Karar Nasıl Alınırlar?

Bugün, başarı yolculuğunda çok önemli olduğuna inandığım bir konuyu paylaşmak istiyorum sizlerle: Doğru kararlar almanın sırrını.

Yatırımlarınız, kariyeriniz, ilişkileriniz veya sağlığınız gibi tüm konularda daha doğru kararlar almanın sırrını.

Yatırımcılar ister istemez daha sık ve daha çok kararlar aldıklarından, konuya oradan örneklerle gireceğim. 

Ama daha sonra hayatın hemen her alanında doğru kararlar alabilmenin en büyük sırrını vereceğim: Karar alma sisteminizi kurmak ve sürekli olarak geliştirmek.

Konu ilginizi çektiyse buyrun okumaya. 

Biraz uzunca bir metin ama gerçekten çok yararlı bir yazı okuma olduğunu düşünüyorum sizler için. 

Her zamanki gibi soru ve yorumlarınızı heyecanla bekliyorum.

Read more

2024’de 37 Milyon Elektrikli Otomobil Satılacak!

2018 yılında dünyada 1.45 Milyon elektrikli otomobil satıldı. 2019’da bu rakamın 2 milyon adete yükseldiği tahmin ediliyor. 

Yılda 80 milyon otomobilin satıldığı global elektrikli otomobil pazarı için oldukça küçük rakamlar bunlar.

Peki ya 2024’te, yani sadece 5 yıl sonra 37 milyon elektrikli otomobilin satılacağını söylesem yorumunuz ne olurdu? 

“Allah akıl sağlık versin mi” mesela?

Oysa çok beğendiğim ve şimdiye kadar tavsiyelerine uyduğum için epeyce para kazandığım ABD’li yatırım firması Ark Invest’in yeni araştırması bana hiç de olmayacak hayaller kurmadığımı gösteriyor. 

Buyrun anlatıyorum.

Read more

İran ABD Savaşını Twitter mi Engelledi?

Biliyorum, kimisi kerameti kendinden menkul, kimisi de işinin erbabı pek çok uluslararası ilişkiler uzmanı bu teorime gülebilirler. 

Ama İran füzelerinin ABD üslerini vurduğu gece Twitter üzerinden dönen iletişim trafiğinin iki ülke arasındaki gerilimin düşürülmesinde büyük etkisi olduğunu söylemek çok da ahmakça değil bence. 

Böyle gerilimli, her açıklamanın ve her saniyenin kritik olduğu anlarda düşman ülke yöneticilerinin direkt iletişim kurabilmesinin önemi uzun zamandır biliniyor zaten. 

Küba Füzeleri Krizi sırasında ABD ve Rusya başkanları arasındaki iletişim sorunlarıdan ders alarak kurulan Beyaz Saray-Rusya direkt teleks hattının bugün hala kullanılıyor olması bunun kanıtı.

Read more

%1’lik İyileşmelerin İnanılmaz Toplam Gücü

David Brailsford İngiliz Ulusal Bisiklet takımının başına getirildiğinde takımının başına getirildiği dönemde İngiliz profesyonel bisikletçiler 100 yıla varan karanlık bir dönemden geçmekteydiler. 

1908 yılından bu yana, İngiliz biniciler Olimpiyat Oyunlarında sadece bir altın madalya kazanmışlardı ve son 110 yıldır bisikletin en büyük yarışı Tour de France’da hiçbir İngiliz bisikletçinin birinciliği yoktu.

Durum o kadar vahimdi ki, İngiliz bisiklet üreticileri markalarını kötü etkileyeceğini düşündükleri için  İngiliz milli takımına bisiklet satmayı red ediyorlardı.

Dave Brailsford’un seçilme nedeni onun “marjinal kazanımların toplamı” adını verdiği yönetim stratejisinin bisiklet federasyonu yöneticilerinin çok ilgisini çekmeseydi.

Read more

Wikispeed: Otomobil Üretimini Yazılım Geliştirmeye Benzeten Şirket

Otomobil Üretimini Yazılım Geliştirmeye Benzeten Şirket

Wikispeed’in ilginç hikayesi Joe Justice’in Progressive isimli sigorta firmasının 10 Milyon Dolarlık inovasyon yarışmasına başvurması ile başlar. Enerji verimliliği yüksek araçların üretimini teşvik etmek için düzenlenen yarışmanın temel amacı bir galonla (yaklaşık 3.8 LT) 100 mil (yaklaşık 160 KM) gidebilen, güvenlik regülasyonlarına uygun ve insanların gerçekten kullanabileceği araçların üretilmesini sağlamaktır. 

Ultra-verimli bir otomobil üretme fikrine heyecanlanan Joe, eşinin de desteği ile 5.000 Dolarlık başvuru ücretini kendi tasarruflarından karşılayarak yarışmaya katılmaya karar verir.  

İlk aşamada tek başına çalışan Joe, sosyal medya aracılığı ile geliştirme çalışmalarını, karşılaştığı zorlukları ve teknik sorularını çevresi ile paylaşır. Çalışmaları sosyal medyada öğrenen bazı insanlar Joe’ye projesi için yardımcı olmaya, hatta bir kısmı doğrudan garaja gelerek gönüllü olarak çalışmaya başlarlar. Sadece 3 ay içerisinde Wikispeed Takımı 44 kişilik bir gönüllüler ordusuna dönüşmüş ve yarışmaya katılabilecek çalışan bir prototip geliştirilmiştir.

Son teslim tarihinden çok kısa bir süre önce bir yarışma denetçisi otomobili inceleyerek süspansiyonlarında teknik bir yetersizlik olduğunu, bu şekilde yarışmaya katılamayacaklarını belirtir. Pek çok girişimcinin pes edeceği bu ani gelişmeye rağmen Wikispeed’in gönüllüler ordusu işin peşini bırakmazlar ve aracı yarıştırmaya yetiştirerek, otomobilin pek çok büyük üretici firmanın içerisinde ilk ona girmesini sağlarlar.

Son derece kıt kaynaklarla ve sadece 3 aylık kısa bir sürede elde edilen bu başarı otomotiv dünyasının ilgisini çeker.  2010’daki yarışma başarısından sonra Wikispeed 2012’de Detroit Otomobil Fuar’ına davet edilir ve SGT01 adlı araçları Ford ve Chevrolet gibi çok güçlü markaların yanında sergilenir. Artık SGT01 tamamen fonksiyonel bir spor otomobildir ve fuarda ilk siparişini almayı da başarır.

Fuardaki başarı Wikispeed’in sadece sipariş almasını sağlamaz, aynı zamanda 100’e yakın yeni gönüllünün Wikispeed takımına katılmasını da sağlar. 2013 yılına gelindiğinde artık Wikispeed’in 500’e yakın gönüllü çalışanı vardır. Joe, bu gönüllülerden 170 kadarının çok yoğun bir şekilde Wikispeed için çalıştıklarını belirtmektedir.

2013’de ilk otomobil satışını gerçekleştiren Wikispeed tipik otomobil üreticilerinden çok farklı bir büyüme modelini izler. Merkezi bir üretim bandında aynı modeldeki araçlardan çok sayıda üreterek ölçek ekonomisi yaratmaya odaklanan tipik üreticiler yerine, Wikispeed dağıtık, ölçekleme yerine uzmanlaşma, yenilikçilik ve katılıma dayalı yepyeni bir iş modeli geliştirir.  

Wikispeed’in Çevik ve Açık Kaynağa Dayalı İnovasyon Süreci

Wikispeed’in iş modeli Linux ve Wikipedia gibi özellikle bilişim sektöründe çok başarılı olan “açık kaynak” yapılanmalarına benzer.  Bilginin paylaşımına ve kollaborasyona dayalı açık kaynak yapılanması sayesinde Wikispeed çok sayıda bağımsız katılımcının uzmanlıklarından yararlanır. Ürünlerin kalite kontrolünü de yine bu bağımsız katılımcıların yaptığı çok sayıda test ile gerçekleştirir. Bir diğer deyişle, Wikipeed bir otomobil üretim şirketinden ziyade bir yazılım şirketine benzer.

Wikispeed’in ürün geliştirme sürecinin temelini çeviklik oluşturur. Ürün geliştirme sırasında çok sayıda ve hızla yapılan değişiklikler sayesinde iyi bir sonuca ulaşılması hedeflenir. Ürün geliştirme sürecinin daha başlangıcında ürünün tüm spesifikasyonlarını planlamayı öngören klasik şelale (waterfall) metodunun tersine, çevik (agile) ürün geliştirme süreci kısa ve hızlı “deneme, yanıla, öğrenme, geliştirme” döngülerine dayanır.

Wikispeed’in Organizasyonel Yapısı

Wikispeed  Takımı “Scrum” olarak adlandırılan ve Türkçe’ye “Saldırı” ya da “Hamle” olarak çevrilebilecek düşük genel gidere dayalı bir proje yönetimi tekniği ile takım üyeleri arasında kollaborasyonu sağlar. Scrum takımlarında üç temel rol bulunur; “ürün sahibi”, “takım üyesi” ve “scrum” üstadı. Her takım üyesinden bu rollerden birisini benimsemesi istenir ama zaman içerisinde insanlar kendi isteklerine ve yeteneklerine uygun olarak rollerini değiştirebilirler.

Scrum yapılanmasında merkezi bir yönetici bulunmaz, insanlar projeye hangi rolde katılacaklarını kendileri belirlerler. Bu sayede hem katılımcıların yüksek motivasyonu sağlanır hem de çabalarını koordine eden bir yapı oluşturulmuş olur. Scrum  takım üyelerinin başlıca sorumlulukları aşağıdaki tabloda özetlenmiştir.

Ürün Sahibi Takım Üyesi Scrum Üstadı
Paydaşların ve müşterilerin sesini temsil eder. En önemli sorumluluğu takımın müşterilere değer katan ürünler geliştirmesini sağlamaktır. Müşteri odaklı “kullanıcı hikayelerini” geliştirir, onları önceliklendirir ve onları ürün kütüğüne (backlog)  ekler. Döngülerin (sprint) yönetiminde rol alır.  Her deparın sonunda müşteriye teslim edilme potansiyeline sahip , kaliteli ürünlerin geliştirilmesinden sorumludur. Her hafta en az 2 saat proje için çalışma ve neler başardığını anlatacak 5 dakikalık sunumlar yapma sorumluluğunu taşır. Scrum takımının önüne çıkabilecek tüm engelleri kaldırmaktan sorumludur. Takımın lideri değildir ancak takımın performansını etkileyebilecek üçüncü kişilere karşı  takımı temsil eder ve bir tampon vazifesini görür. Scrum sürecinin ilkelerine uygun olarak işlemesini kontrol eder. 

Wikispeed Takımının Çalışma İlkeleri 

Joe, Wikispeed’in çalışma ilkelerini tasarlarken kendisinin yazılımcı geçmişinde öğrendiklerinden ve yazılım geliştirmede başvurulan en iyi uygulamalardan bol bol yararlanmıştır. 

İşi Modüllere Ayırma

Joe kompleks bir ürün geliştirme sistemini modüllere ayırmanın ve her bir modülün özerk bir Scrum  takımı tarafından yönetilmesinin, yaratıcılığı yükselteceğini ve takımlar birbirilerini beklemek zorunda kalmayacaklarından daha hızlı deneme-yanılma-öğrenme döngüleri yapılmasını sağlayacağına inanıyordu.

Joe’ye göre, otomobilin her biri modülü diğer modüllerden bağımsız olarak değiştirilebilmeli ve geliştirilebilmelidir. Böylece otomobilin herhangi bir modülü diğer modülleri hiç etkilemeden ve onlarda yapılacak değişiklikleri beklemeden geliştirilebilir. 

Joe’nin modelinde modüllerin birbirileri ile eklemlenmeleri standart arayüzler ile sağlanır. Lego parçalarının birbirileri ile bağlandığına benzer standart arayüzlerin kullanımı, modüllerin bağımsız olarak geliştirilmesini ancak aynı zamanda birbirileri ile uyumlu şekilde birleşmelerini sağlar. 

Wikispeed projesinde otomobilin modülleri arasındaki arayüz standartları belirlendikten sonra otomobilin şasisi, ön bölümü, yolcu kabini, motoru ve bagajı gibi modülleri birbirinden bağımsız scrum takımları tarafından geliştirilmiştir.

Bu modüler yapı sayesinde Wikispeed takımlarının kendi modüllerini mükemmelleştirmek için hızlı testler yapmaları, böylece de çok hızlı bir şekilde ürün geliştirmeleri sağlanmıştır. Ayrıca böylesine modüler bir yapıda çalışmak takımları kendi ürünlerini sadeleştirmeye ve dolayısı ile maliyet azaltmasına gitmelerine de yol açmıştır.

Sonuçta otomobil endüstrisinde ürün geliştirme süreçleri ortalama 2.5 yıl sürerken, Wikispeed bu süreyi haftalık döngülere (sprint) indirmeyi başarmıştır. Modüler yapı aynı anda çok sayıda değişikliğin yapılmasını mümkün kıldığından inovasyonu da hızlandırmaktadır.

Scrum Metodu ile Takım Çalışmasını Yönetmek

Joe takımları scrum metodu ile organize etmenin onları özgürleştireceğini, yaptıkları işin sonucunu daha kısa bir sürede görmelerine imkan sağlayacağına ve bu nedenle de daha yüksek bir motivasyonla çalışmalarını teşvik edeceğine inanıyordu. Wikispeed’in gönüllü katılımına dayalı üretim felsefesi, takım üyelerinin motivasyonuna geleneksel şirketlerden daha fazla önem verilmesini zorunlu da kılıyordu.

Wikispeed Scrum ilkelerini aşağıdaki başlıklar şeklinde otomobil geliştirme süreçlerine adapte etmiştir:

  • İşi kısa süreli döngüler olarak organize et.
  • Yönetim bu kısa döngüler sırasında Scrum takımının işlerine karışmaz.
  • Takım müşterisine rapor verir, yöneticisine değil.
  • Takım işin ne kadar süreceğine kendisi karar verir.
  • Takım her döngü için ne kadar işgücüne ihtiyacı olduğuna kendisi karar verir.
  • Takım kendi performans kriterlerini kendisi belirler ve sonuçları kendisi ölçer.
  • Her döngüden önce takım o döngünün amaçlarına kendisi karar verir.
  • Döngülerin amaçlarına hedeflenen müşteri hikayelerine göre karar verilir.
  • Projenin önündeki engeller sistematik olarak kaldırılırlar.

Şema-Scrumun İşleyişi

pastedGraphic.png

Wikispeed takımı Scrum tekniğini işlerini organize etmek için etkin olarak kullanmaktadır. Bütün projeyi 1 haftada tamamlanabilecek alt görevlere (task) bölen Wikispeed’ciler, günde bir kez 15 dakikalık kısa sunumlarla (Standup) ilerlemelerini paylaşırlar. Bu kısa sunumlarda şu soruların yanıtları verilir: (1) dün ne yaptınız; (2)bugün en öncelikli göreviniz ne ve onu tamamlamak için ne yapacaksınız; (3) sizi en önemli görevinizi başarmaya çalışırken yavaşlatan temel faktör nedir? Bu sunumlar sayesinde hem takımlar arasında koordinasyon sağlanır, hem de süreç hızlandırılır.

Wikispeed Scrum metodu ile takımlarıı yönetmek için neredeyse tamamı ücretsiz olan LinkedIn, FreeConferenceCall.com, Dropbox, GoogleDocs, Google Hangouts, YouTube ve Skydrive gibi araçlardan yararlanır. 

Wikispeed’in kullandığı diğer önemli bir Scrum metodu ise “müşteri hikayeleri”dir. Müşterilerin ürünle başarmak istediklerini basit hikayelere dönüştürmek ve bu hikayeler çerçevesinde döngü hedefleri vermek, takımın tüm çalışmalarını müşterilerin ihtiyaçlarına odaklamasını ve gereksiz unsurlara enerji harcamasını engeller. Müşteri hikayeleri genellikle post-itlere yazılırlar ve asla teknik bir ihtiyaçlar listesinin karmaşasında olmazlar.

Wikispeed’e Tepkiler

Başarıları ile kısa sürede basının sevgilisi haline gelen Joe Justice ve Wikispeed ekibine otomobil dünyası ise kuşkuyla bakmaktadır. 

Büyük şirketler, Wikispeed gibi motive, bağımsız, bürokrasiden uzak takımlarla çalışmanın, kurumun yapısını çok zorlayacağından endişe ediyorlar. Ayrıca Wikispeed’in yaklaşımın küçük projeler ve takımlar için geçerli olabileceğini ancak büyük organizasyonlarda işe yaramayacağını iddia edenlerin sayısı da hiç az değil.

Öte yandan John Deere ve Lockheed Martin gibi dev üretim firmaları Wikispeed atölyelerini ziyaret ederek orada geliştirilen yeni yönetim mantığını kavramaya çalıştılar. Dünya’nın en büyük uçak üreticisi olan Boeing ise bazı ürün geliştirme süreçlerine Scrum metodunu adapte ettiğini ve 2.4 katlık performans iyileştirmesi gösterdiğini açıkladı geçtiğimiz günlerde. General Motors da Onstar bölümünde Scrum uygulamaya başlayacağını ilan etti bu arada.

Vaka Tartışma Soruları:

  • Siz kendi işlerinizde Wikispeed’in Scrum metodunu mu yoksa geleneksel ürün geliştirme süreçlerini mi tercih edersiniz? Neden? İki metodun avantaj ve dezavantajları sizce nelerdir?
  • Sizce insanlar neden Wikispeed’e gönüllü olarak katılıyorlar. Joe bu kadar çok gönüllüyü takımına katmak için nasıl bir yöntem izliyor? 
  • Wikispeed’in organizasyonel prensipleri geleneksel yapılardan nasıl ayrışıyor ve bu yapı neden Wikispeed’ün ürün geliştirme süreçlerini hızlandırıyor.
  • Sizce büyük örgütler Scrum metodunu kendilerine uyarlayabilirler mi? Neden? Neden değil?
  • Grup Tartışması: Wikispeed’ten aşağıdaki konularda neler öğrendiniz ve bunları kendi işinize nasıl uyarlayabilirsiniz?
    • İnovasyon
    • Organizasyon ve yönetim
    • Çalışan motivasyonu
    • Verimlilik

Haddini Aş Hikayeleri 10: Greta Thunberg

8 yaşınızı hatırlıyor musunuz? 

Nelerle meşgul olduğunuzu ya da ne tür hayaller kurduğunuzu… 

Endişelerinizi, korkularınızı?.. 

Hadi yazıyı okumadan önce düşünün bir süre. 

Peki o yaşınızdayken birisi size iklim değişikliği ve küresel ısınmanın tehlikelerinden bahsetseydi, hatta bu tehlikeyi oluşturanların biz insanoğlu olduğunu söyleseydi ne olurdu tepkiniz? 

Dünyanız başınıza yıkılır mıydı? 

İşte asperger sendromlu küçük Greta bunları duyduğunda inanılmaz bir hayal kırıklığı yaşıyor insanlığa karşı.

İzlediği belgesellerde buzulların eridiğine, okyanusların kirlendiğine ve hayvanların soylarının tükendiğine şahit olan Greta, kimsenin bunları değiştirmek için bir şey yapmadığını görünce depresyona giriyor o dönemde.

Tek bir yuvamız var ve onu kendi ellerimizle yok ediyoruz. Bununla da bitmiyor, bu yok oluş karşısında neredeyse hiçbir şey yapmıyoruz… Ve aklında tek bir soru küçük kızın: ‘Bile bile kitlesel bir yok oluşa mı neden oluyoruz? Biz cani miyiz?’

Ne istediğini çok net bir şekilde belirliyor: Geleceği kurtarmak ve buna hemen bugün başlamak.

Bundan 1 yıl önce iklim için okul grevine başlıyor. Tek başına başlatıyor grevi. 

15 yaşındaki Greta, haftada bir gün okula gitmeyi reddediyor ve İsveç parlamentosu önünde tek kişilik dev protesto gösterisini yapıyor, dünya liderlerini harekete geçmeleri için çağırıyor. 

Tek başına çıktığı bu yolda, etrafı gittikçe kalabalıklaşıyor Greta’nın. İsveç’teki arkadaşları okulu kırıp ona destek olmaya, iklim ve çevre için seslerini çıkarmaya başlıyorlar. 

Gittikçe büyüyen hareket İsveç sınırlarını da aşıyor artık. 270 şehirden 70 bin kadar öğrenci gelecekleri için dev çevreci eylemlere katılıyorlar. 

Zamane gençlerinin tüketmekten ve kendilerinden başka bir şey düşünmesinden şikayetçi olanlar yetişkinlerin ön yargılarına meydan okuyor bu müthiş gençler.

Çünkü çoğumuzun aksine dünyayı değiştireceğine inanıyor bu cesur kuşak ve bu yüzden de sesleri gün geçtikçe daha da gür çıkıyor. 

Greta’nın çabaları sadece bu eylemlerle kalmıyor. 

Helsinki’de binlerce kişinin katıldığı iklim yürüyüşüne de katılıyor genç kız. 

Birleşmiş Milletler İklim zirvesi COP24’te iklim değişikliği hakkında kararlar almak için Polonya’da toplanan politikacılara sesleniyor ve şunları söylüyor:

“Eğer böyle davranmaya devam ederseniz başarısız olacaksınız. Eğer başarısız olursanız da insanlık tarihinin en kötüleri olarak anılacaksınız.”

Ardından dünya siyasetine ve ekonomisine yön veren isimlere seslenmek için Dünya Ekonomik Forumu’nun yapıldığı Davos’a gidiyor Greta ve liderleri şu sözlerle uyarıyor: 

‘’Sizden eviniz yanıyormuş gibi harekete geçmenizi bekliyorum, çünkü şu anda olan bu! Yetişkinler hep gençlere umut vermekten söz ediyor ama ben sizin umudunuzu istemiyorum, ben sizin paniklemenizi ve benim her gün hissettiğim korkuyu hissetmenizi istiyorum.’’

“Davos gibi yerlerde insanlar başarı öykülerini anlatmayı seviyor ancak bu ekonomik başarıların çok ağır bir faturası var. İklim değişikliği konusunda da başarısız olduğumuzu kabul etmeliyiz” 

Bugüne dek para ve ekonomik büyüme gibi kavramların hayatın tek gerçek anlamı gibi lanse edilmesi ve iklim krizinin gerçek bir kriz olarak görülmemesinden dolayı, çok sayıda insan bunun tehlikelerinden ve yaratacağı sonuçlarından bihaber olduğunu anlatmaya çalışıyor küçük bedeninden beklenmeyecek güçlü bir sesle. 

Geleceğimiz için, tüm canlılar adına bir mücadele veriyor ve ağzından çıkanlar tüm dünyaya yayılıyor küçük Greta’nın. 

Onun son olarak New York’taki Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Eylem Zirvesi’nde izledik.

Hava kirliliğine sebep olduğu için uçağa binmeyi protesto ettiği için Maliza II adında duşsuz ve tuvaletsiz bir yelkenli ile İngiltere’den Atlantik’e bir yelkenle geçti.

Tek başına başlattığı eyleminden bir yıl sonra, Birleşmiş Milletler toplantısında liderlerin karşısına oturup asla unutmayacağımız tarihi bir konuşmaya imza attı.. 

Bu kez daha ateşliydi Greta’nın konuşması. Liderleri eleştirdi, yetersizliklerini yüzüne vurdu. Dünyayı babasının malıymış gibi kullananlara hesap sordu: 

‘’Mesajım şu: Sizi izliyor olacağız… Tüm bu yaşananlar yanlış.  Şu an burada olmamam gerekir. Şu an okyanusun öbür yakasında okulda olmalıydım. Ama siz umudu biz gençlerde arıyorsunuz. Ne cüretle!! Benim çocukluğumu, hayallerimi boş laflarınızla çaldınız. Yine de ben şanslı olanlardanım. İnsanlar acı çekiyor, insanlar ölüyor. Ekosistemler çöküyor. Nesiller toplu olarak tükenmeye başlayacak. Ama tek konuştuğunuz şey para! Ve sonsuz ekonomik büyüme masalları… Ne cüretle! Ne cüretle görmezden geliyorsunuz? Gerekli çözümler ve politikalarla ilgili hiçbir şey yapmazken buraya gelip yeteri kadar çabaladığınızı söylüyorsunuz. Bizi duyduğunuzu ve durumun aciliyetini anladığınızı söylüyorsunuz. Ama ne kadar üzgün ve öfkeli olsam da buna inanmak istemiyorum. Çünkü durumu gerçekten anlamış olup hala bir şey yapmıyorsanız o zaman şeytansınız demektir. Ve ben buna inanmayı reddediyorum.’’

Okula gitmeyen ve iklim değişikliği için sessizce, bir başına başlayan mücadelesi, ardından harekete geçirdiği gençlik, tüm dünyanın umudu oldu Greta’nın. Bugün 185 ülkede 2300 şehirde kitleler onun çağrısı ile eylem yapıyor. 

Onun 1 senedir yapmaya çalıştığı şey, bir farkındalık ve etki yaratarak hepimizi ilgilendiren iklim krizine yönelik kamuoyu desteğini arkasına almak. 

80’lerden beri bilinen küresel ısınmanın varlığı ve bilim adamlarının ikazları hiçbir zaman yeterince dikkate alınmadı. O yüzden Greta’nın hareketinin bu kadar etkili olması bile ona saygı duyulması için yeterli diye düşünüyorum. Siz beğenseniz de beğenmesiniz de O ve onun gibi gençler sayesinde kurtulacak gezegenimiz. 

Fakat bu kızın günlerdir konuşulan mücadelesi bir vahim durumu daha hatırlattı bir kez daha:

Hiçbir şeyi değiştiremeyeceğine inanan, büyük oyunu çok iyi gördüğünü iddia eden, herkes bize düşman diyerek etrafta gezinen, elini hiçbir taşın altına koymayan ve koyana da mâni olmaya çalışan insanlar çok ama çok fazlalar.

Ve bence eğer bu kafa yapısından kurtulmazsak sonumuz Greta’nın anlattığından daha da kötü olabilir. 

Teşekkür ederiz Greta! Sen ve senin gibi gençlerin varlığı bize umut ve yaşama sevinci veriyor! 

Butik Otel Gibi Kamp

Siz de benim gibi doğanın içinde olmaya bayılan, ama konforundan da pek veremeyen bir tatlısu doğaseveri iseniz bu girişime bayılacaksınız.

Bu ay Fast Company dergisi tarafından yayınlanan “En Yaratıcı 100 İş İnsanı” listesinde kendisine 32. sırada yer bulan Neil Dipaola’nın yarattığı Autocamp adlı girişim Santabarbara ve California gibi bölgelerin en güzel yerlerinde butik kamp yerleri kuruyor.

Autocamp’lerde hastası olduğum fotoğraftaki efsanevi Airstreams karavanların yanısıra, lüks çadırlar ve prefabrike kabinler de yer alıyor.

Kurulan kampların şıklığını merak ederseniz şu linke bir göz atın derim. İnsanın kendisini orada hayal etmemesi mümkün değil.

Autocamp şu ana kadar 115 Milyon Dolar yatırım almış.

Dipaola lüks kamplar kurmanın benzer lükste oteller kurmaya göre %30-40 daha düşük maliyetle çok daha kısa sürede gerçekleştiğini söylüyor.

Keşke biz de şu beton deliliğimizden vazgeçip karavancılığı destekleyen daha çevre dostu yöntemleri beslesek. AutoCamp kadar lüks olmaya gerek yok belki ama bugünkülerden daha çekici kamplar kurmamız gerektiği de kesin.

Kendinizi Evde Bırakın!

Ve tatil! 

İmkanı olanlar tatil beldelerine göç ediyorlar. 

Ama dinlenebilecekler mi şüpheli.

Çünkü dertlerimizi, endişelerimizi ve işlerimizi de götürüyoruz. Geride bırakamıyoruz onları, gittiğimiz yeri de kaçmaya çalıştığımız yere benzetiyoruz.

Bruno Catalano’nun “Les Voyageurs” (Gezginler) isimli heykeller serisini belki bilenler vardır. Fotoğraftaki onlardan sadece birisi.

Bu ünlü heykellerin içlerindeki boşlukların anlamı hep tartışma konusu oldu. 

Kimi yorumcu, bu boşlukların insanların içlerindeki tarifi imkânsız, bir türlü dolmayan boşlukların sebebini aramak yollara düşmelerini ifade ettiğini söyledi mesela.

Benim yorumum farklı.

Ben sanatçının gezginlerin gittiği yere karışmalarını tavsiye ettiğini düşünüyorum.

“Gittiğiniz yerin bir parçası olun” diyor heykeltraş bana kalırsa, “gittiğiniz yerle bütünleşin”. 

Sadece 1 hafta için bile olsa “burada” olan her şeyi geride bırakıp her şeyinizle “orada” olun diyorum ben de. 

Kendinizi gittiğini yere tam anlamıyla kaptırın, yerelleşin, yerellerin hayat tarzına teslim olun, onların yemeklerini yiyin, onların müziklerini dinleyin.

Ben 1 Hafta boyunca Samos’lu olacağım mesela. Samos hakkında yazacak bir şeyler çıkarsa yazacağım, yoksa kendimi Samos’un güzelliklerine kaptıracağım.

Herkese şahane bir tatil diliyorum.

Artık Elektrikli Araçlara Sahip Olmak İçten Yanmalılardan Daha Ucuz!

Elektrikli otomobiller global pazarı neden ele geçiriyorlar biliyor musunuz?

Hayır ne yazık ki sebep insanların bir anda çevre bilinçlerinin yükselmesi değil. 

Belki Norveç ve Hollanda gibi ülkelerde tüketicilerin çevre bilinci önemli bir rol oynuyordur. Ama küresel dönüşümdeki esas mesele ekonomik. Yani para!

Özellikle teşviklerin uygulandığı yerlere elektrikli otomobil sahipliği, içten yanmalı oto sahipliğinden daha hesaplı hale gelmiş durumda.

Ark Invest’in yaptığı araştırmaya göre ABD’de içten yanmalı motorlu binek araba sahipliğinin maliyeti mil başına 70 sent.  Tesla 3’de bu maliyet 49 sente düşmüş durumda.

Aradaki bu büyük farkın sebepleri arasında enerji tasarrufu ve bakım giderlerinin düşüklüğü büyük önem taşıyor. 

Mevcut durumda teşviklerin de bir rolü var elbette. Ama pil maliyetleri  bugünkü hızıyla aşağıya inmeye devam ederse, teşviklere de gerek kalmayacak birkaç yıl içinde.

Bu arada üretilen elekrikli otomobillerin sayısı arttıkça arabaların kendileri de ucuzlamaya devam ediyor. 

Şu anda en düşük donanımlı Tesla’ların fiyatları 35.000 Dolara kadar inmiş durumda ve tahminlere göre yakın zamanda daha ucuz arabalar da gerçekleşiyor.

Evet, büyük bir devrim tam gözlerimizin önünde gerçekleşiyor.

Siz de bu devrimi benim kadar heyecan verici buluyor musunuz?

Bitcoin’in Öleceğini Öngörenlerin Gülünç Tarihçesi

Yenilikçi teknolojilerin öleceğini öngörmek pek çok insanın popüler hobisi.

Bitcoin’in bir gün öleceğini söylemek ise veteran yatırımcı, finansçı ve iş insanlarının en sevdiği iddialardan.

Bu insanlar bir gün haklı çıkabilirler mi?

Belki…

Bitcoin henüz çok yeni bir teknoloji ve geleceğini öngörmek benim gibi sadık Bitcoin yatırımcıları için kolay bir mesele değil.

Ama ilk çıktığı yıl 1.000 dolar yatırsaydınız bugün 2.6 Milyar dolar (Evet, yanlış okumadınız, iki nokta altı milyar) servete ulaşmanızı sağlayabilecek Bitcoin hakkındaki olumsuz görüş sahiplerinin, en azından şimdiye kadar epeyce haksız çıktıkları kesin.

Yukarıdaki resimde bazı ünlü insanların haksız çıkan Bitcoin yorumları yorumu yaptıkları zaman Bitcoin’in değeri var. Şu an itibarı ise Bitcoin 7.600 Dolar seviyelerinde.

Yorumların bazılarını sizin için Türkçe’ye çevirdim:

Peter Shiff – Ünlü Ekonomist (1 Bitcoin 10 Dolarken): “Bitcoin modern zamanların lale balonu hikayesine benziyor.”

Warren Buffet – Gelmiş Geçmiş En Ünlü Yatırımcı (1 Bitocoin 100 Dolarken): “Bitcoinin bir değerinin olduğunun söylenmesi adeta bir şaka. Ondan uzak durun. O temelde sadece bir seraptır.”

Paul Krugman-Nobel Ödüllü İktisatçı (1 Bitcoin 1.000 Dolarken): “Bitcoin kötülüktür.”

Nouriel Roubini- 2008 krizini Öngören Efsanevi İktisatçı (1 Bitcoin 1.000 Dolarken): “Bitcoin bir para birimi değil. O bir ponzi şeması ve kanuni olmayan aktivitelerin kanalı. Ayrıca güvenli de değil çünkü hacklenebiliyor.”

Evet, demek ki neymiş yeni teknolojiler hakkında herkes yanılabiliyormuş.

Eğer ben de yanılıyorsam siz de bu yazıyı bana hatırlatırsınız artık:)

Türkiye Değerli Şirket Üretemiyor!

Bu aralar çok sayıda dijitalleşme, inovasyon ve girişimcilik konferansına gittim.

Şirketlerimizin ve girişimcilerimizin bu alanlarda yaptıkları o kadar olağanüstü şeyleri dinledim ki, bunca teknoloji ile donanmış şirketlerimizin piyasa değerlerinin uçtuğuna ve yepyeni teknoloji girişimcilerinin inanılmaz değerli şirketler yarattığına inandım ister istemez.

Sonra üşenmedim şirketlerimizin son değerlemelerini bir inceleyim dedim.

Öyle ya, bu kadar muazzam dijitalleşme ve inovasyon işleri yapıldığına göre mevcut şirketlerimizin çok ama çok değerlenmesi, bir yandan da yepyeni teknoloji girişimlerinin anormal değerlemelerle piyasa girmesi gerekir

İncelemelerim sonucunda oluşturduğum tablo aşağıda.

Tablodaki basit ve alçakgönüllü analizim hayallerimi acımasız gerçeklerin zalim denizinde boğuverdi ne yazık ki.

Tablo 10 Mayıs 2019 itibarı ile değerli şirketlerimizin TL ve ABD doları cinsinden değerlerini gösteriyor. (DOLAR/TL Kuru: 6)

Analizimde finansal şirketleri ayrı tuttum (Banka, Leasing Sigorta). Çünkü onlar değer yaratıcı değil, değer yaratmak isteyenlere yardım etmesi gereken kuruluşlar. İşin acısı, halka açık firmalarımızın yarattığı toplam değerin %29’u bu kategoriye ait.

Diğer şirketlerde minimum 10 Milyar TL üzerinde değeri olanları aldım. Buradaki 15 şirketin içinde sanayiciler, telekomcular, holdingler ile bir mağazacı bir de Türk Hava Yolları var. Gördünüz gibi ne yazık ki aralarında 10 Milyar ABD doları değerine bile ulaşan kimse yok.

Finans sektörü şirketleri ve 15 en değerli şirketimizden oluşan liste finansal İstanbul Borsasındaki toplam değerin %71’ini oluşturuyor bu arada. Geriye kalan 500’ün üzerine halka açık firmanın toplam değeri sadece 38 Milyar Dolar civarında.

Tekrar yazıyorum: 500’ün üzerinde şirketimizin toplam değeri sadece 38 Milyar Dolar ediyor.

İlk 15’teki şirketlerimizin tamamı eski endüstrilerin şirketleri ve yaşları da oldukça ileri bu arada. Aralarında bir tane bile yeni teknoloji firması yok. Yine aralarında son 20 yılda kurulmuş bir tane şirket bile yok. İşte listedeki şirketlerimizin kuruluş tarihleri:

Koç Holding 1963, Erdemir 1960, Tüpraş 1955, Turkcell 1994, Enka 1957, Bim 1995, Aselsan 1975, İsdemir 1973, THY 1933, Ford Otosan 1953, Sabancı Holding 1967, Türk Telekom 1840, Şişecam 1935, Arçelik 1954, Anadolu Efes 1976

Aşağıdaki liste ise 2019 itibarı ile Dünya’nın en değerli şirketlerini gösteriyor. 10 şirketin 7’si teknoloji firması. İki finansal kuruluş bir de petrolcu var listenin diplerinde. Şirket değerleri ise Amerikan doları olarak verilmiş.

Bu yedi teknoloji firmasının kuruluş yılları şöyle:

Apple 1976, Amazon 1994, Google 1998, Microsoft 1975, Facebook 2004, 1999, Tencent 1998. Bizim ilk 15 şirketimizden çok daha genç olduklarını kolayca görebiliyorsunuz. Apple ve Microsoft gibi göreceli yaşlı olanlar da kendilerini sürekli olarak yenileyebildikleri için takdiri hak ediyorlar.

Evet, bütün bu dijitalleşme ve inovasyon hikayelerinin sonucu bu işte. Bir tane bile yeni şirketimiz yok. Değerli ve listeye giren şirketlerimizin toplam değeri bile küresel akranlarının küsuratları seviyesinde.

Bundan sonra yeni inovasyon, dijital ve girişimcilik konferanslara daha da büyük bir hevesle gideceğim:)

Starlink Gerçekleşiyor

Ne yazık ki SpaceX’in yeni uçuşu kötü hava koşulları nedeniyle yarına ertelendi.

Bu uçuşla SpaceX Starlink misyonuna ait 60 internet yayın uydusunu uzaya yerleştirecek.

Elon Musk’ın bugün attığı twite bakılırsa 18.5 tonluk ağırlığı ile bu SpaceX’in şimdiye kadar ki en büyük uzay sevkiyatı olacak.

Gönderilecek ilk 60 uydu sayesinde 1 terabitlik band genişliğinde internet yayınına kavuşacağız. Ancak ilk aktivasyon için 6 seferin daha yapılması ve 360 uydunun daha uzaya yerleştirilmesi gerekiyor.

Bütün Dünya’da ciddi bir kapsama alanına kavuşmak içinse SpaceX’in 12 sefer daha yapması lazım. O zaman dünyanın hemen hemen her yerinden geniş band internet erişimi mümkün olacak.

Elon Musk dünyayı değiştirmeye devam ediyor. Heyecanla takipteyim ve bıkmadan paylaşıyorum.

Umarım siz de bıkmıyorsunuzdur.

Yaş 51, Yeni Kariyerimde İlk Günüm!

51 yaşındayım. Bizim annelerimizin, babalarımızın çoktan emeki olup bir sahil kasabasında yaşamlarının gerisinin tadını torunlarının yolunu gözleyerek ya da arkadaşları ile okey oynayarak çıkarmaya başladıkları bir yaş bu.

Ama ben yepyeni projelerin peşindeyim ve kariyerimde önemli değişiklikler yapmayı hedefliyorum.

Şimdiye kadar daha ziyade eğitimcilikten ve konuşmacılıktan para kazanırken, hayatımın bundan sonrasında podcaster olmayı, güçlü bir video blogu kurmayı ve bir yandan da yatırımcılık yapmayı hayal ediyorum.

Beni takip edenleriniz bilirler, bu konularda epey de yol aldım ve almaya devam ediyorum.

Read more

Bitcoin Yükseliyor!

Bitcoin 8.000’inin üzerinde açtı günü:)

Umarım Bitcoin burayı yeni destek noktası olarak inşaa ediyordur. Tabii bu Bitcoin, sağı solu hiç belli olmaz. İhtiyatı asla elden bırakmamak lazım:)

Bitcoin’in değerindeki bu ani yükselişi tetikleyen unsurlar kesinlikle manipulatif olabilir.

Benim gibi uzun vadeli yatırımcıları motive eden temel faktörler ise şunlar:

1-) Piyasalarda tırmanan belirsizliklerin insanları Bitcoin’i alternatif bir yatırım aracı olarak görmeye itmesi. Özellikle ekonomisi hızla bozulan Çin’de Bitcoin’e ilgi büyük mesela.

2) Fidelity gibi kurumların müşterilerine Bitcoin yatırımı yaptırmaya başlamaları. Buna “Bitcoin’in Kurumsallaşması” adı veriliyor. Kurumsallaşmak Bitcoin’in ruhuna aykırıysa da fiiliyatta olan bu.

3)Müşterilere dijital varlıklarını basitçe, güvenli ve verimli bir şekilde satın alma, satma, depolama ve harcama olanağı sağlayan açık, kesintisiz bir global şifreleme platformu ve ağı olan Bakkt’ın hizmet verme tarihinin yaklaşması. Bakkt BCG, Microsoft ve Starbucks’ın ortaklaşa kurduğu bir yapı bu arada.

4)Bitcoin’in bankacılık sisteminin zayıf olduğu Sahara Altı Afrika gibi yerlerde en büyük ödeme aracına dönüşmüş olmasının yarattığı dev işlem hacmi.

Evet, heyecan dorukta. Bakalım Bitcoin’i neler bekliyor önümüzdeki günlerde.

İnovasyon Yapacaksınız Saçmalayın!

Mantıklı olmak iş hayatında pek önemsenen bir beceri.

Her kararımızın mantıklı, rasyonel analizlerle beslenebilir ve ön görülebilir sonuçlara dayalı olması ve kapsamlı müşteri anketleri ile desteklenmesi pek kıymetli.

Belki de tam bu yüzden inovasyon yapamıyoruz.

Çünkü saçmalamaktan ödümüz kopuyor. Oysa bugün başarısını hepimizin takdir ettiği pek çok iş fikri başlangıçta inanılmaz saçma gözüküyordu.

İşte size çok başarılı olmuş bazı ürün ve hizmetlerin ilk ortaya atıldıklarında herkese saçma gelene değer önermeleri.

Read more

Girişimcilik Hayalleriniz mi Var, O Halde Bugün İşte Daha Fazla Sorumluluk Alın!

Girişimcileri beyaz yakalı profesyonellerden ayıran en önemli fark daha fazla sorumluluk almaları.

Çünkü bir girişimcinin işleri ters gittiğinde başkalarını suçlayarak sorumluluklarından kurtulması mümkün olmaz. 

Maaşların, borçların, vergilerin her ne olursa olsun ödenmesi gerekir, girişimci kendi dışındaki faktörlerden yakınarak bunlardan yırtamaz. Ve eğer bu sorumlulukları yerine getiremezse hayatı mahvolur.

Girişimcilerin profesyonellerden daha fazla para kazanmalarının nedeni de bu zaten; daha fazla sorumluluk almaları.

Read more

İstanbul Belediyesinden Beklentilerim

Sonunda İstanbul seçimleri bitti, mazbata verildi. Herkese hayırlı olsun. Ben sıcağı sıcağına yeni yönetimden beklentilerimi sıralamak istiyorum.

1-Girişimcilik Kampüsü: Paris’teki Station F projesini bilenler vardır mutlaka. Eski bir tren istasyonunun dönüştürülmesi ile oluşturulan bu dev girişimcilik kampüsü iş kurmak isteyen insanların her türlü ihtiyaçlarına yardım bulabildikleri bir ekosistem yarattı. Neden İstanbul’umuzun da benzer bir ortamı olmasın?

2-Aktif Yeşil Alan: Lütfen artık inşaatlara değil yeşil alanlara yönlenelim. Ayrıca buraların aktif yeşil alanlar olması lazım. İnsanların içinde spor yapabilecekleri ve temiz havada keyifle vakit geçirecekleri alanlar. Maslak ve Hasdal’daki askeri kışlaların bu amaçla yeniden düzenlenmesi düşünülemez mi mesela?

3-Kültür Alanları: İstanbul tam bir kültür başkenti olmak için her türlü olanağa sahip. Ama ne yazık ki bir kültür başkentinin sahip olması gereken müze, sanat galerisi, tiyatro ve konser salonu gibi alanlarda oldukça zayıf. Avrupa kentlerinde sık sık gördüğümüz Müze Bölgeleri kurmak, özellikle Taksim, Karaköy ve Eminönü gibi bölgelerde hem özel hem de kamu yatırımları aracılığı ile sanatı ve kültürü teşvik etmek şehrimizin değerini çok yükseltir.

Sizlerin beklentileriniz ne yeni yönetimden?

Esas Olay Üretmek

Kimse kusura bakmasın ama yönetenlerin, pazarlayanların ve satanların dünyamıza pek de bir şey kattıklarını düşünmüyorum.

Katkıları ile dünyamızı güzelleştiren, bizi her anlamda zenginleştirenler üretenler.

Yönetmek, pazarlamak ve satmak hep üretmenin alt fonksiyonları benim gözümde. Birisi harika bir şeyler üretecek ki, diğerlerinin yöneteceği, pazarlayacağı ve satacağı bir şeyler olsun ortada, öyle değil mi?

Oysa hayat üretenleri ödüllendirmiyor.

Zenginlik Özgürlüktür!

Zenginleşmenin amacı daha fazla özgürlük elde etmek olmalı.

Ama insanlar zenginleşmek adına özgürlüklerinden o kadar çok taviz veriyorlar ki!

Sevmedikleri işleri yapıp, hoşlanmadıkları insanlarla iş tutup, gurur duymadıkları kariyerlerde ilerlemeye çalışan, en temel özgürlüklerinden vazgeçmiş ne çok insan var.

İşin ilginci bu insanlar daha fazla para kazanınca, daha fazla harcamaya başladıklarından tasarruf da yapamıyor, onlara özgürlük getirecek serveti de biriktiremiyor, yatırım da yapamıyorlar.

Statü merdiveninde bir üst basamağa tırmanma tutkularından dolayı bir türlü döngüden çıkamıyor, tam tersine kariyerlerinde ilerledikçe özgürlüklerinden daha da fazla taviz vermek zorunda kalıyorlar.

Böyle anlatınca sizin de kulağınıza çok tuhaf gelmiyor mu?

Zaten insanoğlu anlaşılması gerçekten çok zor bir canlı vesselam.

Başarıyla Şansın İlişkisi Nedir?

4 tip şans var.

Birincisi kendiliğinden, sizin kontrolünüzde olmayan nedenlerle başınıza harika bir şey gelmesi. Mesela piyangodan para çıkması. 

Bu tür şansın başarıyla ilişkisi yok. Sadece şanslınız.

İkinci şans tipi, başarılı olmak için çok fazla şey denerken iyi tesadüflerle karşılaşmak. 

Böyle emekle gelen başarılara büyük saygı duyuyorum. Ama bir yandan da bunların insanı çok tüketen ve hayatın güzelliklerinden koparan başarılar olduğunu düşünüyorum.

Üçüncü tip şans açıkgözlere gülen şans.

Çevrelerine başka gözlerle bakan, fırsatları ve eğilimleri keşfeden insanların şansı yakalamalarına her zaman hayranım. 

Ve maalesef onların öğrenilmesi imkansız bir yetenekleri olduğuna inanıyorum.

Son şans türü ise şansın peşinde koşmayan, kendi işlerine bakan, sadece kendi işlerini olağanüstü iyi yapmaya çalışanlara, bir gün yaptıkları işte harika olmalarından dolayı kendiliğinden gülen şans.

Mesela kimsenin okuyup okumadığına aldırmadan yazıyorsunuz. Ve sonra bir gün, hiç beklemediğiniz bir anda birisi yazdıklarınızı, yeteneğinizi, kalitenizi farkdedip size hiç ummadığınız bir fırsat kapısını açıyor.

İşte bu tür şanslıların hastasıyım. 

Çünkü onlar şans peşinden koşmadan büyük başarıyı elde eden insanlar. 

Onlara büyük saygı duyuyorum. 

Haftanın “En 5″i

Bu hafta deneyimlediğim en harika 5 şey. Sizinkiler neler?

Kitap: 

İstanbul’u Dolaşırken/Hilary Sumner/Pan Yayıncılık. İnanılmaz gerçek; İstanbul’luların  %98’i Ayasofya’nın içini görmemiş.  Bu klasikleşmiş kitap herkeste şehri gezme hevesi yaratacak kadar bilgi, dedikodu ve hikayeyle dolu.

Kitapçı:

Hazır İstanbul demişken devam edeyim. İBBB’nin işlettiği Tünel meydanındaki İstanbul Kitapçısı dünyanın en güzel şehirlerinden birisi üzerine yazılmış ne varsa bulabileceğiniz huzur dolu bir mekan.

Makale:

İnovasyon ve dijitalleşme heveslisi şirketlerin çevik liderlere sahip olması şart. Bu konular üzerine yazan Cihan Yılmaz’ın Çevik Lidelik makalesi çok başarılı. http://www.yilmazcihan.com/cevik-lider-nedir/

Podcast: 

Conan O’brien Needs A Friend son Amerikan Başkanı’nın eşi Michelle Obama’yı ağırlıyor. İnsana bu çiftten sonra Trump’u başkan olarak seçen Amerika’lıların başlarına gelecek ekonomik felaketi hakettiklerini düşündürüyor. https://itunes.apple.com/us/podcast/18-michelle-obama/id1438054347?i=1000432142475&mt=2

Semt:

Yıllar geçtikçe çirkinleşmeyip tam tersine güzelleşen pek az semt var İstanbul’da. Bunların en şahanesi de Kuzguncuk tabii. Şahane kafeler, kitapçılar, doğal ürün manavları, organik fırınlar, sanat galerileri. Ve tabii İstanbul’un en iyi balıkçısı İsmet Baba. Hava da güzel bugün, kim tutar sizi. 

Apple Artık Bir Hizmet Şirketi

Apple geçen yıl yaşadığı şirket değeri kaybının büyük bir kısmını telafi etti ve yeniden dünyanın en değerli firması haline geldi.

Yaşanan kaybın nedeni Apple’in cep telefonu satış adetlerini artık açıklamamasıydı. Yatırımcılar bunu satışların yavaşlaması olarak yorumlayınca olanlar olmuştu.

Aslında şu anda da IPhone satışlarında bir artış emaresi yok. Tam tersine, özellikle Çin’li Huawei ve Xiaomi gibi agresif rakiplerin güçlenmesi IPhone satışlarını yavaşlatıyorlar.

Read more

Yapay Zeka ile Resim Çizin

Benim gibi çizim özürlülerini bile ressam yapabilecek yeni yazılımın adı GauGAN.

Çip üreticisi Nvdia tarafından geliştirilen bu büyüleyici yazılım, yapay zekanın yardımıyla en basit çizimlerinizi bile muazzam resimlere dönüştürebiliyor.

Ve bunu sadece saniyeler içinde yapıyor.

Yazılım kullanımını ve işleyişini şu videodan izleyebilirsiniz.

GauGAN’ın sinir ağını (neural network) eğitmek için 1 milyon kadar Flickr Creative Common arşiv fotoğrafından yararlanılmış. Bu sayede GauGAN doğadaki objeler hakkında geniş bir bilgiye sahip olmuş.

Şirket GauGAN’ın yüzbinlerce objenin diğer objeler ve koşullarla etkileşimini de öğrendiğini söylüyor.

Mesela GauGAN üzerinde iklimi sonbahara dönüştürürseniz ağaçların yaprakları da dökülüyor.

Yapay zeka döneminin MS Paint’i olarak düşünebileceğiniz bu büyüleyici yazılım hakkında daha çok bilgi şu linkte.

Nasıl, siz de benim kadar hayran kaldınız mı?

Daha Az Tüketin, Daha Az Karar Alın, Daha Mutlu Olun!

Yeni öğrendim, sırf hayatta kalabilmek için günde 300 karar alıyormuşuz.

Ve tabii tek meselemiz hayatta kalmak değil. Mesela tükettiğimiz şeylerle ilgili de bir sürü şeyi de, vakit harcayarak karara bağlıyoruz.

“Netflix’de hangi diziye başlasam?”, “hangi marka spor ayakkabıyı alsam?”, “bana en yakışan gömlek hangisi?” gibi tüketim kararları beynimizin pek kısıtlı kapasitesini yiyip bitiriyorlar.

Araştırmalar bu kadar çok karar almanın yaratıcılık ve mutluluk üzerinde olumsuz etkilerini gösteriyorlar.

Read more

Uzay Kolonizasyonu

Sanırım uzay kolonizasyonu deyince pek çoğunuzun kafasında bilim kurgu filmleri canlanıyordur.

Hani şu dünya dışı gezegenlerin üzerinde kurulan müthiş uygarlıkların olduğu filmlerden bahsediyorum. 

Ama uzay kolonizasyonu artık sadece bilimkurgu filmlerine malzeme veren hayali bir konu değil. 

Pek çok devlet ve girişimci bu alana ciddi yatırım yapıyor, uzun yıllara yayılan stratejik programlar geliştiriyorlar.

Önce Ay veya Mars’ta koloniler kuracağımıza inananların sayısı hayli fazla. 

Evrende kolonileşmemize uygun koşullara sahip başka gezegenler arayanların sayısı da hiç az değil. 

Bazı devletler ve girişimciler bu işe ciddi şekilde kafa yoruyor ve yatırımlar yapıyorlar.

Read more

Elektrikli Otomobiller İşsizlik Yaratacaklar

Morgan Stanley analisti Adam Jonas elektrikli otomobillerin, 100 yıllık geleneksel otomotiv sektöründe gelecek 5 yılda 3 milyona yakın insanın işe mal olacağını öne sürdü.

Jonas’a göre Elon Musk’ın Tesla’sı ya da yeni oyuncu Rivian gibi elektrikli otomobil üreticileri, gelenseksel markaların iş gücünde büyük değişime yol açacaklar.

Morgan Stanley analisti, küresel otomobil tedarik zincirinin yaklaşık 11 Milyon kişiyi istihdam ettiğini, elektrikli otomobillerin %30 daha az iş gücü gerektirmesinden dolayı bu insanların 3 milyonunun işsiz kalabileceğini söylüyor.

Read more

Haftanın En 5’i

İşte bu haftaki favorilerim. Sizlerinkiler neler?

İnsan: Andrew Yang, ABD Başkan adayı. Yapay zekanın yaratacağı işsizlere 1.000’er dolar vatandaşlık temettüsü ödenmesi gerektiğini savunan güzel insan. Kampanyası ve kendisi hakkında bilgiler: https://www.yang2020.com

Podcast: Affectiva-Software that detects how you feel. Favorim podcast kanalı “Should This Exist” bu hafta insanların yüzlerine bakarak duygularını anladığını iddia eden Affectiva’yı irdeliyor. Bu tuhaf teknoloji hayatımıza güzellikler mi katacak, yoksa başımıza bela mı olacak? Mutlaka dinlenmeli. https://shouldthisexist.com/affectiva/

Read more

Tesla Model Y Bu Akşam Görücüye Çıkıyor

Benim gibi Tesla fanatikleri ve elektrikli araç meraklılıları için heyecanlı bir gün.

Tesla bugün yeni orta segment SUV’si Model Y’yi ilk kez görücüye çıkarıyor.

38.000 dolarlar civarında olması beklenen başlangıç fiyatı ile, en hızlı büyüyen otomobil segmenti olan SUV’lerde içten yanmalılardan önemli bir pazar payı alması beklenen Model Y, Tesla’nın büyüme hızını çok ivmelendirecek gibi gözüküyor.

Aracın bu akşam siparişe açılıp açılmayacağı henüz bilinmiyor.

Haftanın ‘En’leri

Ürkünç Gelişmesi: Yapay zekayla gerçekte var olmayan insanların yüz fotoğraflarını tasarlayan thispersondoesnotexist.com. Simone adlı filmi hatırlayanlar varsa böyle teknolojilerle yapılabilecekleri hayal edebilirler. Fotoğraftaki yüz yaratılan bu hayali karakterlerden birisi. Süper rahatsız edici değil mi sizce de?

Makalesi: The Economist’deki Robots Look After Your Grandma (Robotlar Ninenize Bakıyorlar) adlı makale, nüfusu hızlı yaşlanan ülkelerin robotlara en çok yatırım yapan ülkeler olduğunu açıklıyor. Çünkü yaşlıların bakıma ve desteğe ihtiyaçları var. Makalenin linki: https://www.economist.com/international/2019/02/16/an-ageing-world-needs-more-resourceful-robots

Read more

Derin Öğrenmenin Ekonomik Büyüklüğü

Teknolojinin yıkıcı gücü konusunda yazıp çizen çok var.

Ama bazen grafiklerin gücünden yararlanmak yıkımın büyüklüğü konusunda daha net bir fikir verebiliyor.

PC devriminin yarattığı şirketlerin (Örneğin Microsoft, Apple vb.) piyasa değeri bugün itibarı ile 4 Trilyon Dolar civarında.

İkinci kuşak teknoloji devrimi olan internet şirketlerinin (Google, Facebook, Amazon vb.) bugün itibarı ile ulaştığı piyasa değeri ise 10 Trilyon Dolara erişmiş durumda.

Esas büyük değer dönüşümü ise yapay zeka, makine öğrenmesi ve derin öğrenme gibi teknolojileri kullanan şirketlerin mevcut tüm iş alanlarına saldırması ile gerçekleşecek.

Bu dalgada yaratılacak değerin 2038’e kadar 30 trilyon Doları bulacağı tahmin ediliyor.

Ülkemizin, şirketlerimizin ve insanlarımızın bu radikal dönüşüme ne kadar hazır olduğunu düşünmeyi size bırakıyorum.

Ama gerçekten düşünmenizde büyük fayda var.

Boş Korkularınızın Mimarı Sizsiniz

Korkmak bizi tehlikelerden koruyan, başımızı derde sokacak şeyleri yapmaktan alıkoyan yaşamsal önemde bir duygu.

Ama her an korku içinde olmanın yeni şeyleri denemenin, haddimizi aşacağımız maceralı yolculuklara çıkmanın önünü tıkadığı da bir gerçek.

O kadar çok gerçekleşmemiş ihtimallerden dolayı korkuya kapılan, olabileceklerin en kötüsünü hayal edip endişe denizlerinde boğulan ve harekete geçemeyen insan var ki.

İşin ilginci şu; araştırmalar hayatımızda gerçekten korkacak bir şey olmadığı zaman, korkacak şeyleri kendi kendimize yarattığımızı, çevremizde olan bitenleri adeta korkulacak şeyler bulmak hevesiyle incelediğimizi gösteriyor.

Read more

Bitcoin Büyümeye Devam Ediyor

Bitcoin düşmanı sevgili okurlarıma bir kaç yeni bilgi:)

Geçen yıl Bitcoin blockchaini üzerinden yapılan işlemlerin büyüklüğü TAM 1.3 TRİLYON doları buldu.

Son beş yılda yıllık ortalama büyüme akıllara ziyan: %80.

Bitcoin blockchaini üzerinden yapılan işlemlerin ortalama işlem büyüklüğü 2018’de 15.000 dolar oldu ve işlemlerin büyük bir kısmı Afrika gibi bankacılığın az geliştiği ülkelerdeki tüccarlar arasında gerçekleşti.

PayPal’in 2018 toplam işlem hacmi bu Bitcoin Blockchain’in yarısı kadar.

Bitcoin eğer bu büyüme hızını sürdürebilirse dünyanın en büyük ödeme sistemi olma yarışında 2022’de Visa’yı yakalayabilir.

Bitcoin için daha alınacak çok uzun bir yol var. Ama kripto paranın bu yolda hızla yürümeye devam ettiğine hiç şüphe yok.

Elon Musk’ın İnanılmaz Haftası

Elon Musk ve Tesla takıntımdan memnun olmayan okuyucularım olduğunu biliyorum.

Ama yiğidi öldürün, hakkını verin, adamın sadece geçen hafta yaptıklarına bakar mısınız?

Asla üretilemez denilen Tesla Model 3’ün 35.000 Dolarlık modelini piyasaya sürerek sürdü.

Tesla’nın tüm mağazalarını kapatarak sadece online satışa geçeceği devrimsel bir iş modeline imza attı.

Bir saat kadar önce Tesla’nın ekonomik SUV’si olan Model Y’nin 14 Mart’ta siparişe açılacağını açıkladı.

Yine 1 saat önce ilk Tesla V3.0 superchargerin yarın hizmete gireceğini duyurdu.

Ve bu arada SpaceX ile insanlı uzay yolculuğunu kökten değiştirecek personel taşıyıcı Crew Dragon kapsülü, başarıyla Uluslararası Uzay İstasyonu’na (UUİ) kenetlendi.

Yahu bu @elonmusk hiç uyumaz mı? İnsanı kendisinden utandırıyor yeminle. Bu kadar mı haddini aşar insan.

#haddiniaş

Haftanın En 5’i

Haftanın Hayal Kırıklığı: Organize İşler Sazan Sarmalı

Devam filmleri zaten ilkini aratırlar, ama bu film başka bir seviyede kötü. İlk filmle drone ile çekilen şahane İstanbul manzaraları dışında hiç bir ortak yönü yok. Yılmaz Erdoğan dökülüyor, Kıvanç Tatlıtuğ’a da yazık olmuş .

Haftanın TedX Konuşması: Teknolojinin Epik Hikayesi

Kevin Kelly’nin konuşması son dönemde en ilgimi çeken konulardan olan teknoloji ile insanın çetrefilli ilişkisini o kadar güzel anlatıyor ki. Mutlaka izlemelisiniz.

Read more

Yapay Zeka Artık Makale ve Kurgu Eser Yazabiliyor

Yapay zekanın ulaştığı seviyeyi gösteren en tedirgin edici örneklerden birisi arkasında Elon Musk, Reid Hoffman ve Sam Altman gibi girişimcilerin bulunduğu OpenAI isimli araştırma kuruluşunun geliştirdiği “GPT2” isimli yeni modelin yazı yazma yeteneği.

Yukarıdaki videoda görülen ilk örnekte, Brexit’in İngiltere ekonomisine 80 Milyar Dolara mal olduğu haberi sisteme girildikten sonraki tüm yazıları GPT2 platformu kendisi üretiyor.

İkinci ve bence daha da acayip olan örnekteyse Jane Austen’in “Gurur ve Önyargı” adlı ünlü eserinin ilk satırını girdikten sonrasını yapay zeka yazıyor.

Yani yani yapay zeka kurgu yazarlığı da yapabiliyor. 

İşin ilginci GPT2 çok da bilinmeyen yeni bir teknoloji keşfetmiş değil. O sadece uzun yıllardır elimizde olan bir Text Generator sadece. 

Ama daha önceki örneklerinden çok daha fazla veri ile beslenmiş bir Text Generator (40 GB yani 35,000 Moby Dick uzunluğunda veri).

OpenAI’ın kurucuları bile bu gelişmeyi o kadar ürkünç bulmuşlar ki, teknolojisini şimdilik halka açmak istemiyorlar bu arada. 

Daha detaylı bir makaleye şuradan ulaşabilirsiniz: https://www.theguardian.com/technology/2019/feb/14/elon-musk-backed-ai-writes-convincing-news-fiction

Siz de benim kadar ürktünüz mü?

Dijital Minimalizm ile Hayatı Yakalayın

Akıllı cihazlar, uygulamalar, bitmek bilmeyen bildirimler derken kendimizi bir dijital kaosun ortasında yaşarken bulduk. 

Buraya nasıl mı geldik?

Gelin geçmişe bir yolculuk yapalım: 

2007 yılında Steve Jobs, geleceği şekillendirecek olan iPhone telefonu kullanıcılara sundu. Çok geçmeden android işletim sistemli telefonların da çıkmasıyla insanlar mobil internet ile tanıştı.

Yani öncesinde sadece evde veya işte kullandığımız internet artık cebimize girmişti. Bu teknolojiler ile sosyal medya hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi.

Facebook ve Twitter bir anda sürekli ihtiyaç duyduğumuz mecralar olmaya başladı. Sonrasında İnstagram, whatsapp, sonu gelmeyen uygulamalar derken kendimize karmakarışık bir dünya yarattık. 

Yaşam şeklimizin nasıl değiştiğini göstermek adına sizinle Adam Alter’in bir çalışmasını paylaşmak istiyorum: 

Devamını Oku

Haftanın Kitabı: Kendi Nedenini Bul

Bugünden itibaren pazartesi sabahlarına sevdiğim bir kitabın harekete geçirici ve haddinizi aşmanıza yardımcı olacak önerileri ile başlamak istiyorum.

Bu haftaya Simon Sinek’in çok satan kitabı “Start With Why” (Nedenle Başla!)’dan bir kaç öneri ile başlamaya ne dersiniz? 

Bakalım Sinek’in hangi önerisi sizi harekete geçirecek ve haddinizi aşmanıza yardımcı olacak?

– İçeriden dışarıya (“neden”le başlayarak) düşünün, dışarıdan içeriye (“ne”yle başlayarak) değil. “Neden”in iletişimini yapın çünkü aidiyet duygusunu o yaratır.

– Amaç sizin inandıklarınıza inanan insanlarla iş yapmaktır.

– İnsanlar sizin ne yaptığınızı değil, onu neden yaptığınızı satın alırlar. Ne yaptığınız sadece neye inandığınızı kanıtlar.

– Amacınıza  inanan çalışanlar ve müşteriler şirketinizin sahip olabileceği en güçlü kaynaklardır.

– Finansal getiriler ve cezalar insanları derin ve duygusal seviyede motive etmezler.

– Altın çember 3 içiçe geçmiş çemberden oluşur: “Ne” dış

dış, “nasıl” orta, “neden” ise çekirdek çemberdir. İşiniz ve kariyeriniz için 3’üne de kafa yormalısınız.

#haddiniaş

Haftanın 5’i (1)

Haftanın 5’i Her hafta deneyimlediğim 5 ilginçliği sizlerle paylaşacağım. Siz de paylaşırsanız birbirimizden neler neler öğreniriz:)

1.Mülakatlar:

Sosyal medyadaki içerik kalitemizi ve erişimimizi artırmak amacıyla 2 takım arkadaşını bünyemize katmak için adaylarla görüştük. Bundan sonra “gençler yetersiz” diyenin ağzına terlikle vururum, şahane ötesi gençler var.

2.İnanılmaz Kitap:

Life 3.0 Yapay zekanın etkilerine dair şimdiye kadar okuduğum en bilimsel, kışkırtıcı ve zihin açıcı kitap oldu Mex Tegmark’ın eseri. Aklımı başımdan aldı. Hey @elmayayınevi hadi bunu Türkçeleştirsenize.

3.Belgesel:

Fyre Festival Netflix yapımı bu çok ilginç belgesel genç, cesur ve sahtekar bir girişimcinin skandallarla dolu tuhaf yolcuğunu anlatıyor. Girişimciler mutlaka izlemeli.

4.Makale:

The Psychology of Belief Ne yazık ki İngilizce. Ama inançların kararlarımızı ve davranışlarımızı nasıl etkilediğini o kadar güzel anlatıyor ki. Yok mu gönüllü bir çevirmen? https://lnkd.in/gtfQP_H 5.

5.Trajikomik Twit:

Makine Öğrenmesi @Aykut_Eren: Bir arkadaşım çalıştığı üniversite senatosuna “Makine Öğrenmesine Giriş” dersi açmak için yazı yazıyor. Senatodan gelen cevap “Makine Öğrenmesine Giriş dersi Makine Mühendisliği bölümünden verilmesi uygundur.

Üniversitedeyken Girişimci Olmayın Gençler!

Sık sık üniversitelerin girişimci kulüpleri tarafından konuşmalara çağrılıyorum.

Benim ODTÜ’de okuduğum ya da Koç Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptığım yıllarda üniversitelerde girişimciliğin esamesi okunmazdı.

Bugünün gençleri daha şanslılar. Çünkü hem bu kulüplerin organizasyonları sayesinde gerçek girişimcileri dinleme şansını buluyorlar, hem de pek çok üniversitede açılan girişimcilik dersleri sayesinde bu zorlu yolculuğun temellerini öğreniyorlar.

Buraya kadar tamam genç dostlarım, herkesin girişimciliği öğrenmesini kesinlikle destekliyorum.

Ama sakın ha üniversitedeyken girişimci olmaya kalkmayın!

Devamını Oku

İş Başvurusu Yapanlara 3 Kritik Tavsiyem

Ülkemizde işsizlik sorunu büyüyor.

Hele genç işsizliğinde sorun çok büyük. Yeni mezunların iş bulması çok ama çok zorlu bir süreç.

Peki bu zor dünyada gençler iş ilanlarına yönelik yazılı başvuru yaparken nelere dikkat etmeliler?

Bir insan kaynakları uzmanı değilim ve yukarıdaki soruya yanıtlarım oldukça subjektif olabilir.

Ama geçen hafta yayınladığımız iş ilanlarına aldığımız başvurulardan yola çıkarak 3 kritik tavsiye verebilirim genç dostlarıma.

Tavsiyelerimin temel kriteri “dikkatimi çekme!”.

2 ayrı pozisyona yapılan 100’e yakın başvurudan hangileri dikkatimi çekti ve ön tarama sürecinden sonra görüşme yapma isteği uyandırdı bende.

Bu kadar basit bir kriter işte.

Bu kritere uygun özgeçmişlerin 3 temel özelliğinden yola çıkarak tavsiyelerim şunlar: Read more

Haftanın Hikayesi: Kutuplara Hazırlanmadan Gidemezsiniz

İçerdiği belirsizlikleri ve zorlukları göz önüne alırsanız, inovasyonun büyük coğrafi keşif maceralarına tıpatıp benzediğini hemen kavrarsınız

Mesela 14 Aralık 1911’de Güney Kutbuna ilk ulaşan insan olan Norveçli kaşif Roald Amundsen’in macerasına.

Aslında Kuzey Kutbu’nu keşfetmek isteyen, ama Amerika’lı Robert Edwin Peary’nin bunu kendisinden önce başarmasından dolayı rotayı güneye çeviren Amundsen’in, bu büyük macera öncesi yaptığı hazırlıklar, inovasyon yolculuğuna çıkanlar için tam bir ders niteliğinde.

Read more

Etrafınızda Aptalların Arttığını mı Düşünüyorsanız, Haklısınız.

Uzun zamandır şüphelendiğim bir şeydi, meğerse bilimsel gerçekmiş: İnsanoğlu IQ gerilemesi yaşıyor.

20. yüzyıl boyunca her onyılda bir ortlama 3 puan artan IQ seviyemiz, 1970’lerden beri düşüş içindeymiş de bizim haberimiz yokmuş.

Mesela Norveç’te 1970 ile 2009 arasında 730.000 erkeğe askerlik öncesinde yapılan mecburi IQ testlerinde, her nesilde 7 puanlık IQ puanı düşüşü gözlemlenmiş.

Sorun Norveç’e özel de değil.

Araştırmalar aralarında Finlandiya, İngiltere ve Danimarka başka gelişmiş ülkelerinde bulunduğu çok sayıda yerde IQ seviyelerinde benzer sert düşüşler gösteriyor.

Yaşam şartlarının ve eğitim kalitesinin bu kadar yüksek olduğu ülkelerde bile IQ düşüşü trendi varsa, dünyanın gerisi ne haldedir acaba.

Tabii bu rahatsız edici olgunun nedenlerini araştıranlar da var. Ama henüz ortaya konmuş somut bir gerekçe yok.

Zeka gerilemesinin 1970’lerden beri sürüyor olması, çoğumuzun aklına ilk etapta gelen dijitalleşmeyi olağan şüpheli olmaktan çıkarıyor gibi.

Sağlıklı olmayan diyetler, küresel ısınma ve çevresel bozulma, beyin öldüren medya, eğitim kalitesinde gerileme ve tabii ki kitap okuma oranlarındaki düşüş gibi unsurlar da tartışılıyor.

Kim bilir?

Belki de hepsi birdendir.

Ama gidişat hiç iyi değil yani.

 

Yararlandığım Kaynak: https://www.inc.com/jessica-stillman/we-are-all-getting-dumber-new-science-proves-no-one-is-sure-why.html

 

Hayaller “Bilgi Çağı”, Gerçekler “İlgi Arsızlığı”

Yüzyılın başlarında internet hayatlarımıza yeni yeni girerken, uzmanlar “bilgi ekonomisi”ne adım attığımızı müjdeliyorlardı.

Sanal ortamdaki bilginin artışı ve bilgiye erişimin kolaylaşması insanoğlunu bilgi çağına taşıyacak, dolayısı ile bilgi şirketleri ve işçileri yeni çağın kazananları olacaktı.

Bu öngörüye tamamen yanlış çıktı demek doğru değil elbette. Internet her türlü bilgiye kolayca erişilebilecek dev bir kütüphaneye dönüştü gerçekten de. Ve bilgi şirketleri ile işçileri de bu işten kazançlı çıktılar.

Ama bilgi çağı insanları gerçekten daha bilgili yaptı mı, işte orası epey tartışmalı.

Wired dergisi yazarlarından teorik fizikçi Michael Goldhaber ta 1997 yılında yazdığı ünlü “Attention Shoppers” (İlgi Alışverişçileri) makalesinde, aslında içinde yaşadığımız çağın “bilgi ekonomisi” değil de “ilgi ekonomisi” olduğunu iddia eder. Read more

Aldous Huxley geleceği George Orwell’den daha iyi öngördü

Geleceğin neye benzeyeceğine dair karanlık distopya kitapları içinde hiç şüphesiz en dikkate değer ve ölümsüz olan eserler George Orwell’in “1984”ü ile Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünyası”dır.

Bu iki muazzam karamsar yazarın gelecek öngörülerinden hangilerinin doğru çıkacağı her zaman sevilen bir tartışma konusu olmuştur. Ekşi Sözlük’te bu başlık altında yapılan sıkı atışmalara şu linkten ulaşabilirsiniz örneğin: https://eksisozluk.com/george-orwell-vs-aldous-huxley–2166872

Her ikisine de hayran olmama rağmen, etrafımda olan bitenlere bakınca benim kazananım açık ara Huxley ama.

3 başlık altında Huxley’in zaferini açıklayım. Read more

İnovasyon İçin Hataya Tolerans Gösterin, Yeteneksizliği ve Tembelliği Cezalandırın

Aralarında benim de olduğum hangi inovasyon uzmanını dinleseniz size şunu söyleyecektir: Kurumunuzda inovasyon kültürünü güçlendirmek istiyorsanız hata toleransını artırmalısınız.

İnovasyon süreçlerinin bol deneme-yanılma-öğrenmeli aşamalardan oluşması uzmanların hata toleransı aşkının arkasındaki temel sebep. Ben de şu linkten ulaşabileceğiniz bir yazımda bu konudaki görüşümü bildirmiştim daha önce.

Ama hata toleransı konusunda atlanan önemli bir mesele var: Bu toleransı kimlere ve hangi hatalar için göstereceğiniz.

Read more

Mustafa Amcam 78 Yaşında Yeni Albümünü Çıkardı!

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yani ağır bastığından.

der Nazım Hikmet yaşama hiç tükenmeyen yaşama sevincini anlatırken.

Muazzam şiirdir şüphesiz.

Ama gerçek hayatta yaşanan bazı hikayeler var ki, şiirlerin gücü yetmez onların muhteşemliğini anlatmaya.

Mesela amcam Mustafa Özkent’in hikayesi bunlardan birisidir.

Amcam dünya çapında bir müzisyendir.

1973’te çıkardığı “Gençlik ile Elele” adlı albümü zamanın ötesinde bir çalışma olarak görülür. Read more

Gelecek Kulaklarımızda

Son yıllarda cep telefonlarında heyecan verici neredeyse hiç bir gelişim yaşanmazken, kulaklıklarımız inanılmaz bir değişim içindeler.

Kulaklıkların ses kalitesinde ki artış ve bluetooth teknolojisi sayesinde hızla kablo derdinden kurtulmaları elbette hepinizin dikkatini çekiyor.

Ama asıl büyük gelişim, kulaklıkların artık sadece bir ses aktarımı aracı olmaktan çıkıp, kendi başlarına akıllı birer cihaza dönüşmeleri ve hayatlarımızı kolaylaştıracak yepyeni özellikler kazanmalarında. Read more

2018’de En Hızlı Büyüyen Yeni İş Alanları

Ne yazık ki ülkemiz genç işsizliği ve özellikle genç kızların iş gücüne katılım oranları pek içi açıcı bir yerde değil.

Üniversite mezunu olup iş bulamayan gençlerin oranında çok hızlı bir tırmanış var. 2010’da bu sayı 150.000 civarında iken, 2018’de 1.000.000’u geçti.

Genç işsizliği oranındaki artışın elbette pek çok faktörü var. Ama en önemli nedenlerden birisi gençlerimizin dünyanın yeni gereksinimlerine uygun şekilde kendilerini geliştirmemeleri.

Bu nedenle zaman zaman bu köşeden gençlerimizi yeni iş alanları ile ilgili bilgilendirmek istiyorum.

Linkedin’in her yıl hazırladığı ve tamamına şu linkten ulaşabileceğiniz Emerging Jobs Report (Gelişmekte Olan İşler) raporu bu anlamda son derece yol gösterici.

Gelişmekte Olan İşler Read more

LinkedIn’e Göre 2019’da En Çok Aranan Beceriler ve Bunları Geliştirmeniz İçin Eğitimler

ABD ekonomisi iyi gidiyor son dönemde.

Ve şirketler güçlü ekonomide aranan becerilere sahip insanları bulmak da zorlanıyorlar (darısı bizim de başımıza).

Bu nedenle aralarında Google, Bank of America, Apple ve IBM’in de bulunduğu pek çok şirket, üniversite mezunu olma mecburiyetini tamamen kaldırmış durumdalar.

Kimin hangi üniversiteyi bitirdiğinden ziyade hangi becerilere sahip olduğu önemli artık işgücü piyasalarında.

Sayısı çok niteliği düşük üniversite mezunlarımızın durumuna bakınca, Türkiye’de de benzer bir durumun yaşanacağına eminim önümüzdeki yıllarda.

Veritabanındaki iş fırsatlarını araştıran LinkedIn, 2019’da en çok hangi becerilerin şirketler tarafından arandığını aşağıdaki gibi sıralıyor.

Bu arada, dilerseniz bu her konuda Linkedin tarafından sağlanan çevrimiçi eğitimlere becerilerin yanındaki bağlantılara tıklayarak ulaşabilirsiniz: Read more

İmkansız Yoktur

Elon Musk’ın uzaycılık girişimi SpaceX’i yeni kurduğu yıllardayız.

Henüz yatırım aşamasında olan ve bir tek füzeyi bile uzaya yollamamış SpaceX’in başı derttedir 2003 yılında. Çünkü en büyük müşterisi olabilecek NASA’nın bir türlü ilgisini çekememektedir.

Elon Musk’ı uzay endüstrisinin bilinçsiz çocuğu olarak gören NASA büyük ihaleleri Boeing ve Lockheed gibi devlere vermekte, Elon Musk’ın füzelerini görmeye bile tenezzül etmemektedir.

Duruma sinirlenen Musk kararını verir: NASA ona gelmezse, o NASA’ya gidecektir.

Read more

Bilim-Kurgu Tüm İnovasyonların Anasıdır (Uzun Okuma)

1956 yılında Philip K. Dick, bir polis şefinin insanların gelecekte işleyecekleri suçları öngören teknolojiyi kullanarak potansiyel suçlulara önleyici müdahalede bulunduğu ilginç bir hikaye yazdı.

Ve hikayenin yazılmasından yaklaşık 50 yıl sonra Steven Spielberg, üretim tasarımcısı Alex McDowell ile birlikte  bu hikayeyi 100 Milyon dolarlık bir sinema filmine dönüştürmeye karar verdi.

Böylece tüm zamanların en çok izlenen bilimkurgu filmlerinden birisi Minority Report ortaya çıktı.

Minorty Report Neden Geleceği Doğru Tahmin Etti?

Gelmiş geçmiş en büyük hikaye anlatıcılarından olan Spielberg, tam da kendisinden bekleneceği üzere, daha senaryo yazılmadan önce müthiş bir ekiple gelecekte hayatın neye benzeyeceğine dair, gerçekçi ve bilimsel tabanı olan görüşlerin ortaya konması için bir fikir zirvesi organize etti.

Fikir zirvesinin katılımcıları arasında sanal gerçekliğin öncüsü Jaron Lanier, ünlü Whole Earth Catalog yaratıcısı Stewart Brand, ABD’nin Aselsan’ı diyebileceğimiz DARPA’nın önemli üyeleri ile Washington Post yazarları bulunuyordu.

Minority Report’un film olarak başarısı konusunda görüşler kişisel zevklere göre değişebilir elbette. Ben büyük fanatiklerindenim.

Ama Minority Report’un asıl büyük başarısı gelecekte hayatımıza girecek bir çok büyük inovasyon fikrinin ortaya atılmasına öncü olması. Read more

2019 Hedefim: Dijital Minimalizm

Dijital dünyayı seviyorum.

Burada müthiş insanlarla tanışıp, harika bilgilere bedavaya ulaşıyor ve kendimi fikirlerimi geniş topluluklara anlatma fırsatını buluyorum.

Ama şu da bir gerçek, dijital dünyaya kendimi aşırı kaptırdığım anlar da var. Bazen ekranın karşısında o kadar çok verimsiz zaman geçiriyorum ki.

Üstelik mesele sadece ekran zaman da değil.

Bazı dijital ortam içerikleri o kadar zehirleyici ki.

İlgi çekmek isteyenler sürekli olarak felaket haberciliği yapıyorlar mesela. Sürekli onları okursanız ya buralardan çekip gitmeniz, ya kabuğunuza çekilip dünyayla ilişkinizi kesmeniz gerekiyor.

İşte bu nedenle 2019 yılında kendime koyduğum en önemli hedef dijital minizmalizm olacak.

Dijital minimalizm, sanal dünyanın sunduğu nimetlerden alabildiğine yararlanmak ama verimsiz zaman harcatan ya da kendinizi kötü hissettiren platform ve içeriklerden uzak kalmak anlamına geliyor benim için.

Geçenlerde denk geldiğim fotoğraftaki medya piramidi iyi bir yol gösterici olabilir dijital minimalizm için.

Piramitin tabanı size iyi gelecek medya ve aktivite kaynaklarını sıralarken, en tepede sizi en olumsuz etkileyecek ortamlar var.

Tabii bu piramit ABD vatandaşları için hazırlanmış. Acaba bizim için de böyle bir piramit hazırlansaydı en tepeye kimleri ve hangi kuruluşları koymak gerekirdi.

Gerçi benim aklımda bir kaç isim var ama…

Neyse olsumsuz mesajlar yaymayalım şimdi.

Dijital minimalizm fikri umarı sizlerin de hoşuna gider.

Liderlerin(!) Ekonomik Kriz Yönetimi Rezillikleri

Ekonomik yavaşlama yöneticilerin en kötü yönlerini ortaya çıkaran bir turnasol kağıdı vazifesi görüyor bugünlerde.

İşlerin iyi gittiği zamanlarda ‟en iyi işveren markası‟ türü yarışmalara olmadık paralar döken, insan kaynakları uygulamalarının katıldıkları yarışmalarda aldığı ‟ödüllerle‟ kasım kasım kasılan sözde liderlerin gerçek yüzünü görüyoruz üzülerek.

Kriz yönetmeyi ilk etapta insan kaynaklarına ayrılan tüm bütçeyi kısmak olarak gören bu yönetici tipleri, eğitimden, işe alıma, motivasyon programlarından, maaş zamlarına kadar her alanda sert tasarrufların peşindeler.

Ekonomideki gidişatın bazı önlemleri zorunlu kıldığını yadsıyacak değilim elbette. Ama acaba ilk önlemler bunlar mı olmalı? 

Onca liderlik dersini, excel tablolarında tasarrufçuluk simülasyonları oynamak için mi aldı bu insanlar. 

Hakikaten yapılacak daha iyi bir şeyler yok mu?

Read more

Robotlara Zerafet Öğreten Kadın: Catie Cuan

Dijitalleşme, yapay zeka ve robotların günlük hayata katılımı ile şekillenen yeni dünya yeni meslekleri de beraberinde getiriyor.

Mesela robotlar için zerafet eğitmenliği.

Catie Cuan aslında bir dansçı ve koreograf. Cuan aynı zamanda Stanford’da mühendislik doktorasını yapıyor.

Şimdilerde ise Cuan aşağıdaki kısa videoda izleyebileceğiniz gibi, 2 tonluk demir yığını robotlara dans dersleri veriyor. Evet, yanlış okumadınız; dans dersleri.

Bu derslerin amacı robotların daha insansı bir zerafet ile hareket etmelerini sağlamak. Böylece insanlarla daha anlamlı ve derin bir ilişki kurabilecekleri düşünülüyor.

Önümüzdeki yıllarda günlük hayatlarımızda gittikçe daha fazla karşılacağımız robotların zarif bir kişiliğe sahip olmaları onlara daha kolay ısınmamız için sizce de hoş bir detay değil mi?

Bizim “Erik Dalı” oynayan robotlarımızı da oldukça eğlenceli bulmuyor değilim bu arada.

Sonuçta bu topraklardan bale yapabilen robotların çıkmasını beklemiyorduk herhalde, öyle değil mi?

İnovasyon Sunum Şampiyonlarının Değil, Yazabilenlerin İşi…

İnovasyon ve girişimcilik gittikçe mekanikleşiyor günümüzde. 

Belki yaratıcılığın doğasına aykırı, ama olan da bu sonuçta.

Adına ister yalın girişimcilik, ister tasarımcı düşünce, ister fikir hızlandırma deyin yolculuk hep aynı. Ve bu yolculuğun en önemli duraklarında sunumlar var.

Yöneticiyi proje onayına ikna etmek için sunum, girişimciden para koparmak için sunum, takımına üye kazanmak için sunum, yarışmayı kazanmak için sunum…

Sunum yap, sunum yap, sunum yap.. 

Bu sunumların içerikleri ve formatları da standartlaşmış durumda. 3 dakika sürecek bir sunuma hang slaytların, hangi sırayla anlatılacağı kurala bağlı neredeyse.

Read more

Artık İsyankarları İşe Alın, Bu Kadar Asker Yeterli!

İsyankarlar zor insanlardır.

Onlar kuralları bir türlü kabul edemezler.

Hatta kurallara uymamanın başlarını derde sokacağını farkettiklerinde bile kendilerine hakim olamaz, isyana devam ederler.

İsyankarlar çevrelerindeki herkesin yıllardır huzurla uygulaya geldiği süreçleri yıkmak ister, karşılarına kim çıkarsa çıksın doğru bildiklerini söylemekten de çekinmezler.

Ve büyük kurumlar isyankarları işe almaktan hiç haz etmezler, tercihlerini emirlere itaat eden disiplinli askerlerden yana kullanırlar.

Güçlü bir kumanda ve kontrol sistematiğinin  kurumsallaşmanın en önemli unsuru olduğuna inanan liderlerin, emirlerine itaat eden askerlere bayılmalarında şaşılacak bir şey yok. 

Read more

“Geri Bildirim” Veren Değil “İleriyi Tartışan” Yöneticiler Lazım Bize!

Teknolojik gelişimin tetiklediği bu kadar çok sayıda ve bu kadar hızlı değişimlerin yaşandığı bir dünyada, “geri bildirimin” çalışanlarınızı geliştirmek için en iyi yöntem olduğunu düşünüyorsanız, kusura bakmayın ama BÜYÜK yanılıyorsunuz.

Geri bildirim -adı üzerinde- “geriye” yönelik bir “bildirim” süreci. Yani bireyin ileride ortaya çıkacak şartlara göre değil, geride kalmış şartlara göre değerlendirildiği ve kendisine neler yapması gerektiğinin bildirildiği bir süreç.

Geri bildirim süreci ile ilgili ilk sorunum geriye dönük olması.

Mesela süreçte kullanılan kriterleri ele alalım.

Bunlar yöneticinin -büyük bir olasılıkla- bir hayli geride kalmış olan iş ve dünya görüşüne dayanır çoğu zaman. Geçmişte elde edilen başarılardan ve başarısızlıklardan çıkarılan derslerin dayandırdığı bir iş ve dünya görüşüne yani. 

Oysa yeni dünyada bu kriterler tamamen geçersiz olabilir, öyle değil mi?

Read more

En İyi Çalışanlarınızı Daha Fazla İşle Ödüllendirmeyin! (2 Dakikalık Okuma)

Danışmanlık hizmeti verdiğim şirketlerde sık sık karşılaştığım bir fenomen var: Joker Eleman.

Joker elemanlar şirketin bütün önemli, kritik ve yenilikçi projelerinde yer alıyorlar. Şirketin her türlü yeni girişiminin altında onların imzası oluyor.

Ama yanlış anlamayın, onlar sadece projeci değiller, aynı zamanda günlük işlerinde de çok başarılı  birer profesyoneller. Projelere ise mesai saatlerinin dışında zaman ayırıyor, mesai bitince herkes evinin yolunu tutarken onlar çalışmaya devam ediyorlar.

Ve yöneticiler işte bu arkadaşlara daha fazla iş yüklemeye bayılıyorlar.

Nerede zor, netametli bir iş var hemen bu arkadaşlar geliyorlar yöneticilerin aklına. Çünkü onlar kendilerine verilen her görevin altından başarıyla kalkabilen, çalışkan, azimli, planlı ve iş aşkıyla dolu insanlar.

Ta ki yöneticileri bir gün onları bıktırana kadar.

Bir insan ne kadar başarılı ve çalışkan olursa olsun sonuçta bir kapasitesi var. Her gece fazla mesaiye kalmak, her hafta sonu ofise gitmek bir süre sonra bünyelere ağır geldiği gibi çalışanın sosyal hayatını da olumsuz etkilemeye başlıyor.

Ve sonunda ne mi oluyor?

O en başarılı, on en çalışkan joker elemanlar bir gün aniden işten ayrıveriyorlar.

Ve inanın bana onlar en kolay iş bulabilecek nadir cevherler olduklarından sizin sunduğunuzdan çok daha iyi şartlarla yeni işlere jet hızıyla geçiyorlar.

Bugünün zor şartlarında şirketlerini ileriye götürebilecek bu insanlarınızı asla kaybetmemelisiniz.

Aklınıza her gelen işi onlara yüklemek yerine, sadece misyon kritik işlere tüm güçleri ile odaklanmalarını sağlarsanız hem daha iyi sonuçlar alırsınız, hem de onların başarıya açlığını gidererek motivasyonlarını sağlarsanız.

Ayrıca bu insanlara kendilerini geliştirmeleri, dinlenmeleri, hayal kurmaları için de vakit tanımalısınız.

Onları sadece birer iş makinası olarak görmekten vazgeçip, kurumunuzun gelişiminde kritik rol oynayacak liderler olarak görürseniz karşılıklı olarak çok daha iyi sonuçlar alacağına garanti verebilirim.

Ne dersiniz, var mı yukarıda anlattıklarıma dair ilginç bir tecrübesi olan?

Şirketinizde Kararlar HIPPO Esaslıysa Yandınız (1 Dakikalık Okuma)

2006 yılında Intuit ve Microsoft’ta çalışmakta olan veri analizi uzmanları Avinash Kaushik ve Ronny Kohavi bir çok şirketteki hakim karar verme şeklini HIPPO kısaltmasıyla özetlemişler.

“Highest paid person’s opinion”, yani “en yüksek ücreti alan kişinin fikri” kelimelerinin kısaltması olan HIPPO, sanırım ülkemizde çoğu şirketin değil, neredeyse tüm şirketlerin karar alma mekanizmalarını tanımlayabilecek bir sıfat.

Yaratıcılılığın ve inovasyonun bugünkü kadar kritik meseleler olmadığı günlerde HIPPO’nun oldukça geçerli bir karar mekanizması olduğuna şüphem yok.

Read more

E-Kitap Okuyucusu Satışları Düşüyor ve Bu Çok İyi Bir Şey (2 Dakikalık Okuma)

Dijitalleşmenin hangi sektörleri tamamen yıkacağı, hangilerini ise kökten değiştireceği her zaman heyecanlı bir tartışma konusu benim için. Bu konuda bazen yanılıyor, bazen ise sandığımdan da haklı çıkıyorum. 

E-kitapların ve e-kitap okuyucularının pek de gelecekleri olmadığını tahmin ediyordum mesela. Ve bu konuda haklı çıktım.

2011 yılında zirveye ulaşan ve 23.6 milyon adet satılan e-kitap okuyucusu cihazların o şanlı günlerinden eser kalmamış durumda. 2016 yılında küresel e-kitap okuyucusu satışları 7.1 milyona kadar gerilemiş durumda.

E-kitap satışları da çakılmış durumda bu arada. Örneğin 2016’da İngiltere’de e-kitap satışlarında %4’lük düşüş olurken basılı kitaplarda satış artışı %7’yi bulmuş durumda.

Başka bir yazımda plak satışlarındaki artışın üzerinde de durmuştum hatırlarsanız. Anlaşılan o ki insanlar bazı ürünlerle olan ilişkilerini soğuk ekranlara teslim etmeye razı değiller. Ve bence bu insanlık hakkında umut verici bir gelişme.

Fiziksel bir kitabı elinizde tutarken, sayfalarını koklarken, satırlarının üzerini çizer, sağına soluna notlar alırken hissettiklerinizi e-kitaplar asla sağlayamıyorlar.

Kitabı tamamladıktan sonra kapağını kaparken yaşanan zafer duygusu ya da sevdiğiniz yazarın tüm kitaplarının kütüphanenizde dizili halinin verdiği tuhaf huzura ne demeli peki?

İnsanız biz.

Dokunmaya, koklamaya, biriktirmeye, paylaşmaya ihtiyacımız var.

Evet dijitalleşme bazı alanlarda büyük rahatlık sağlıyor ve bizi otomobiller ya da televizyonlar gibi saçma ürünlerden kurtarıyor. 

Ama plaklarımız ve kitaplarımızın yarattığı duygu patlamasını yerini alacak ekranlar yaratılmadılar daha.

Dünyanın En İnovatif Liderleri (2 Dakikalık Okuma)

Forbes Dergisi bu ay dünyanın en inovatif liderlerini sıraladı.

Listenin hoşuma giden yönü, sıralamanın bir takım kerameti kendinden menkul uzmanların seçimlerine göre değil, liderlerin yönettikleri şirketlerin piyasa değerlerinde meydana gelen artışa ve ‘İnovasyon Primi’ adı verilen bir ölçüte göre yapılmış olması.

Brigham Young Üniversitesi’nden Profesör Jeff Dyer ve Insead İşletme Okulu’ndan Nathan Furr’un İnovasyon Sermayesi adını verdikleri kriter 4 temel niteliğe göre ölçülüyor:

Yenilikçi şöhret (Son beş yıldaki medya ilgisine bakarak), sosyal medya bağlantıları ve ağları (Twitter ve Linkedin), değer yaratımına ilişkin sicil (şirketlerin piyasa değeri artışı temelinde) ve yatırımcıların gelecekteki değer yaratımı beklentileri (yatırımcıların şirket hissesine ödediği primi hesaplayarak).

Sıralama aşağıdaki gibi.

Tabii benim favorim kim gayet iyi biliyorsunuz:)

Üç Yıllık Piyasa Değeri YaratımıÜç Yıllık Piyasa Değeri YaratımıÜç Yıllık Borsa Kazancıİnovasyon Primi
1-Jeffrey Bezos /Amazon450 milyar $%366%72,8
3-Elon Musk / Tesla48 milyar $%819%79,7
3-Mark Zuckerberg / Facebook376 milyar $%563%70
4-Timoty Cook / Apple369 milyar $%123%12
5-Sadya Nadella /Microsoft278 milyar $%84%25

Bu 5 iş liderinin son 3 yılda yarattığı toplam piyasa değeri 1.521 trilyon $’a denk geliyor ki, bu rakam bile tek başına Türk borsasının toplam değerinin 7 katı civarında.

Sevgili Elon Musk’ın yüzdesel olarak bakıldığında en büyük değer kazancını yarattığı da gözlerden kaçmasın lütfen.