Hayatınızı Değiştirdiğiniz Anlar

Çok başarılı insanların hayatlarını her okuduğumda fark ettiğim ortak bir tema var: Hayatlarını değiştirdikleri anlar.

Hayat değiştiren anlar insanların kendilerinden hiç beklenmeyen, yetki ve sorumluluklarını aşan, görevlerinin ötesindeki eylemleri gerçekleştirmeleriyle ortaya çıkıyorlar.

Forbes dergisi tarafından “ABD’nin servetini kendisi yapmış en zengin kadınları” listesinde 19. Sırada yer alan Türk girişimci Eren Özmen’in de benzer bir hikayesi var.

Eren Özmen bugün eşi Fatih Özmen ile birlikte Elon Musk’un SpaceX’i gibi uzay yolculuğu firmaları ile rekabet eden, NASA ve diğer pek çok ABD kamu kuruluşunun milyarlarca dolarlık ihalelerini kazanan Sierra Nevada şirketinin sahibi. Çiftin kişisel servetleri 1.8’er milyar dolar olarak hesaplanıyor.

Eren Hanım Türkiye’de üniversite eğitimini tamamladıktan sonra ABD’ye master yapmak için gidiyor. Öğrencilik yılları boyunca maddi sıkıntılarını aşmak için çok sayıda farklı işler yapan Eren Özmen bir ara yıllar sonra sahibi olacağı Sierra Nevada’nın gece temizlikçisi olarak bile çalışmış.

Okulu bitirdikten sonra bir küçük bir şirkette çalışmaya başlayan Özmen daha işinin ilk gününde muhasebe hesaplarının elle tutulduğunu ve bunun verimsizliğe yol açtığını görmüş. Patronuna bir bilgisayar almayı teklif eden Özmen’in talebi çok maliyetli olduğu gerekçesi ile red edilmiş.

İşte Özmen’in hayat değiştiren hamlesi o anda ortaya çıkmış.

Eren Hanım patronun söylediklerine razı olacağına ilk maaşıyla bir bilgisayar alıp şirkete gitmiş ve süreci çok hızlandıracak şekilde muhasebe süreçlerini yeniden düzenlemiş. Aldığı riskin ve görev tanımını aşmanın ödülünü hızla alan Özmen mali işler müdürlüğüne getirilmiş.

Bu ayın Forbes dergisinde Eren Özmen’in ve yıllar sonra satın alıp hızla büyüttüğü Sierra Nevada şirketinin müthiş hikayesini okuyabilirsiniz.

Elbette Eren Özmen’in tüm başarısını kendi cebinden bilgisayar aldığı tek bir hayat değiştiren hareket ile açıklamak mümkün değil. Ama insan o gün bilgisayar almak yerine elle muhasebe tutmaya devam etseydi hayatının nasıl akacağını merak etmeden de geçemiyor.

Peki siz hayatınızı değiştirecek ne yaptınız? Paylaşsanız ne güzel olur, birbirimizden bir şeyler öğrenebiliriz belki.

Anthony Bourdain ve İnovasyon

Ölümüne sanki ailemden birisini kaybetmişim gibi üzüldüğüm Anthony Bourdain’ın yaşam hikayesi, yeniliğe ve inovasyona olan düşkünlüğünün daha gençlik yıllarında kendini göstermeye başladığını anlatıyor. 

Anthony Bourdain, ailesiyle birlikte Fransa’ya yaptığı bir ziyaret esnasında; bir istiridye teknesinde, istiridyeyi hayatında ilk defa tadıyor. O günden sonra, aklında, yeni tatları (iyi veya kötü) keşfetmek üzere dünyayı dolaşmak gibi bir fikir uyanıyor! Ve bildiğiniz gibi bu hayalini, gerçekleştiriyor da… 

Bu küçük anı bile, Anthony Bourdain’ın yeniliğin peşinden koşan ve hayal etmekle kalmayıp, bu hayali gerçekleştiren inovasyona yatkın, girişimci ruhunu anlatmak için yeterli…

O’nun, dünyanın en etkili şefleri arasında gösterilmesi, bir rastlantı değil. Şef olmasının yanı sıra, O bir yazar, seyahatlerini doküman haline getiren disiplinli bir gezgin ve aynı zamanda da bir televizyon yüzü. 

Tüm bunları bir araya getirebilmek, sadece inovasyona ve yeniliğe olan tutkuyla açıklanabilir.

Anthony, TV programlarında da; tüm dünya kültürlerini, mutfaklarını ve insanların yaşamlarını hangi koşullarda sürdürdüklerini keşfetmeye devam etti. 

Bu arada beni de şaşırtan yeni bir şey öğrendim, meğer Anthony Bourdain aynı zamanda kurgu edebiyatla da ilgileniyor, ve tarih kitapları da yazıyormuş.

Belki de, O’nun, zihnini birçok alana ve kültüre bu kadar açık hale getiren detaylar, yine ailesiyle ve yetiştirilme tarzıyla ilgili. Çünkü, Tony (yakın arkadaşları O’na bu şekilde hitap ederdi), bir röportajında herhangi bir dine ait olmadan büyüdüğünü belirtiyor. Bunun altında yatan nedenler de, aile fertlerinin farklı ülkelerden gelmiş olmaları ve farklı dinlere mensup olmalarıdır belki de? 

Inovasyona açık olmak, yatkın olmak, popüler tabirle “open-minded” veya kreatif olabilmek dile kolay! Fakat bunu hayata geçirmek, özellikle de eyleme ve başarıya dönüştürmek hiç de o kadar kolay olmasa gerek. 

Anthony Bourdain’ın yaşam şekline, yaptıklarına, gençlik yıllarına, girişimci ruhuna baktığımızda, tam bir inovasyon düşkünü olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 

RIP Tony!

Steve McQueen Efsanesi Rolex ile Sürüyor

Unutulmaz aktör Steve McQueen’in dublörü Loren Janes’e hediye ettiği Rolex Submariner yakında açık artırmayla satışa çıkıyor.  Saati çok değerli kılan özelliklerinden birisi aktörün saatin arkasına “Loren dünyanın en iyi dublörü” yazısını nakşettirip imzasını atmış olması.

Rolex Submariner’in satış fiyatının, sağlığında McQueen’in en büyük rakibi olan Paul Newman’ın bir süre önce açık artırmada 17.8 milyon dolara satılan Rolex Daytona’sının fiyatını geçip geçemeyeceği bahislere konu oluyor. 20 milyon doların üzerinde bir fiyat bekleyenler var.

Anlayacağınız bu iki şahane aktör ölümlerinden sonra da rekabet halindeler.

Yaşlılığında Alzheimer hastası olan Loren’in evinin yanması ve saatin yıllar sonra evin küllerin içinden bulunması da saatin otantik değerini artıran bir hikaye.

Yanan saatin restorasyonunu bizzat Rolex üstlenmiş ve büyük bir özenle gerçekleştirmiş. Saat şu anda tamamıyla çalışır durumda.

Bir markanın tarihine ve geleneğine sahip çıkması değerini ne kadar artırıyor, öyle değil mi? Tabii durup dururken Rolex olunmuyor.

Bütün markalarımıza tavsiyem geçmişlerine sahip çıkmaları ve tıpkı Rolex gibi harika fırsatlarını kaçırmamaları.

“Doku” İçin Deneyim Tasarımı

Daha önceki bir yazımda dokunmanın insanoğlu için öneminden bahsetmiş, kendi hayatımda daha fazla doku ile temas etmek için neler yaptığımı anlatmıştım.

Son zamanlarda okuduklarım ve gözlemlerim “doku” tasarımının markalar için de büyük önem kazandığını, gittikçe daha fazla markanın müşteriler için tasarladıkları ürün ve hizmetlerde “doku” deneyimini göz önüne aldıklarını ortaya koyuyor. Güçlü markalar ürünlerinin tasarımında müşterilerin dokunduğu yüzeylerin onlara zevk vermesini, kendilerini güvende ve iyi hissetmesini sağlamak istiyorlar.

Read more

“Doku”nmadan Olmaz!

Dijitalleşmenin en sevimsiz sonuçlarından birisi dokunduğumuz yüzeyleri ve hissettiğimiz dokuları tek tipleştirmesi bana kalırsa.

Mesela bir araştırma cep telefonlarımıza günde tam 2.617 kez dokunduğumuzu ortaya koyuyor. Başka şeylere dokunmaya vaktimiz kalmıyor desem yalan olmaz. Gerçek, doğal, hikayesi ve kendisine has dokusu olan malzemelere dokunmak yerine, soğuk telefon ekranlarından çözüyoruz her işimizi.

Read more