Dünyay(n)ı Nasıl Değiştireceksin? 

reading-girl

Şirketlerde yaptığım konuşmalardan sonradan en çok karşılaştığım sorulardan birkaçı: “Hocam kariyerimi nasıl değiştirebilirim?” “Emekliliğe kadar özel şirket beni tutmaz ki gençler geliyor, ne yapıcaz?” “Başarılıyım ama öne çıkmak icin başka ne yapmam lazım?”…

Bir çok kurum çalışanının karın ağrıları ortak anlayacağınız. Kimi cafe açmak, kimi şirkette üst düzey pozisyon kapmak, kimi benim gibi eğitimci ve konuşmacı olmak istiyor.

Siz de onlardan biri misiniz? Read more

Kod Yazamıyorsanız İşsiz Kalacaksınız!

coding

Robotlar, suni zeka, bulut teknolojisi, sahip olmak yerine kiralama ya da paylaşma (örneğin otomobiller) ve genel olarak yazılımın tüm endüstrilerde yarattığı verimlilik iyileştirmeleri istihdamın canına okuyorlar.

Önceleri üretim sektörünü vuran robotlaşma, kendi kendine öğrenen suni zekaya sahip bilgisayarların güçlenmesi ile birlikte hukuk gibi ileri eğitim seviyesi gerektiren alanlara da sıçramaya başladı. Daha önceki bir yazımda bahsettiğim suni zekaya sahip robot avukat Ross buna tam bir örnek.

Read more

Ben Sporcunun Dijitaleşmişini Severim

680x-1

Ülkemizin hızlı ve sert gündemi Rio Olimpiyatları’nı gölgede bıraktı ne yazık ki. Oysa olimpiyatlar insanoğlunun neler başarabileceğinden ilham almak ve bu başarıları nasıl elde ettiklerini öğrenmek açısından inanılmaz zenginlikte bir kaynak sunuyor.

Toplam 8 madalya ile -ki bunların da bir kısmı devşirme sporcular sayesinde alındı- sıralamada ancak 41. olan ülkemiz insanlarının sadece spor değil, her alanda büyük başarılara ihtiyacı olduğu da açık. Olimpiyat atletlerinden öğrenecek çok fazla şeyimiz olabilir.

Read more

Bilgisayarlar İnsanları Yenecekler mi? Muhtemelen Evet

artificial intelligence

(Bu makalem Platin Dergisi Temmuz 2016 sayısında yayınlanmıştır)

İnsanlıkla savaşan süper akıllı bilgisayarlar bilim kurgu filmlerinin vazgeçilmez temalarından. Ünlü yönetmen Stanley Kubrik’in kült eseri “2001:A Space Odyssey” filminde HAL isimli bilgisayardır bu role soyunan ve insanlığın başına olmadık çoraplar ören mesela.

Peki acaba bilim kurgunun öngördükleri gerçekleşecek mi? Bilgisayarlar insan zekasını yenebilecek, hatta kafaları attığında insanlarla savaşacak güce kavuşabilecekler mi? Suni zeka teknolojisinde son dönemde yaşanan inanılmaz gelişmeler bu karamsar gelecek senaryolarının gerçekleşebileceğini gösteriyor açıkçası.

Read more

Gelecek “Anlam” Şirketlerinin Olacak, Karlılık Miyoplarının Değil!

BCorporation-Bloh-header

(Bu makalem Platin Dergisi Mayıs sayısında yayınlanmıştır.)

Ekonomist Milton Friedman 1970’de yazdığı ünlü makalesinde şirketleri sadece kar etmeye odaklanmaya yönlendirir, sosyal sorumluluk projelerinin vakit kaybı olduğunu söyler ve hissedarlar memnuniyetinin yöneticiler için tek öncelik olması gerektiğini iddia eder.

ODTÜ’de işletme okuduğum ve Koç Üniversitesi’nde işletme yüksek lisansı yaptığım yıllarda Friedman’ın bu öğretisi bizler için baş tacıydı doğrusu. Şirket dediğiniz şey, gelirlerini maksimize, gelirlerini minimize etmek dışında hiç bir derdi olmayan, insanlığa yabancılaşmış, duygu yoksunu garip bir varlıktı zihinlerimizde.

Günümüzde de pek çok iş insanının aynı kısır bakış açısına takılıp kaldığını üzülerek gözlemliyorum. Şahsen tanıştığım pek çok CEO ve onların hesap verdiği yönetim kurulu üyelerinin tek derdi karlılık. Hatta uzun dönemde karlılık da değil, önlerindeki 3 aylık, hadi bilemediniz bir yıllık dönemdeki elde edilecek kazanç dışında hiç bir şeyi görmüyor gözleri.

Oysa son dönemde olan bitenleri incelediğimizde ilginç bir olgu çıkıyor karşımıza. Artık yeni nesil müşteriler şirketlerin dünyaya olumlu katkı yapmasını istiyorlar. Sadece kısa vadeli karlılığa odaklanan şirketlerin bu yeni nesil müşterilerin kalbini kazanması imkansız. Tüketiciler dünyaya olumlu katkıyı yapan markaları tercih ediyor, onları deyim yerindeyse ihya ediyor, diğerlerini ise dışlıyorlar.

Aynı olgu çalışanlar için de geçerli. En nitelikli çalışanlar da dünyaya olumlu bir katkısı olan işverenleri tercih ediyorlar.

Sadece maddi imkanlar, özellikle de yeni kuşak yeteneklerin, ilgisini çekmeye yetmiyor. Bu köşede Nisan ayında yayınlanan yazımda da belirttiğim gibi, insanlar iş hayatında “anlam” arayışı içindeler. Ve şirketinizin insanlığa, dünyaya değer katması, hiç şüphesiz ki çalışanlarınız için anlam yaratmasının en gerçekçi yolu.

Peki neyi kastediyorum “insanlığa ve dünyaya olumlu katkı” derken?

Hayır, sadece çevreye zarar vermekten kaçınmaktan ya da birer vicdan temizleyicisi gibi algılanan suni “Sosyal Sorumluluk” projelerinden bahsetmiyorum.

Müşterilerin arzusu şirketlerin yaptıkları esas işle dünyanın daha iyi bir yere dönüşmesinden aktif rol oynamaları. Esas işlerinde dünyanın ve insani değerlerin canına okuyan, sonra da vicdanları rahatlatan sosyal sorumluluk projelerini destekleyen şirketler bilinçli müşteriler tarafından itici bile bulunuyorlar.

Aslında müşterilerin şirketlerden olumlu katkı beklentilerinin seviyesi de sürekli olarak evrimleşiyor.

Yönetim düşünürü Michael Porter, eskiden şirketlerin dünyaya kötülük yaparak kazandıkları parayı sosyal projelere aktardığını, ikinci dönemde yaptıkları işin dünyaya ve insanlığa yaptıkları kötülüklerini azaltmaya çalıştıklarını, bugün ise doğrudan “iyi şeyler” yaparak kar eden şirketlerin döneminin geldiğini iddia ediyor.

Aslında dünyaya ve insanlığa iyilik yaparak para kazanan şirketlere bir isim de verilmiş durumda “B Şirketleri”.

B kısaltması İngilizce “benefit” kelimesinin ilk harfinden geliyor. Benefit’in Türkçesi “yarar” demek. B Şirketleri sadece hissedarlarının değil, çalışanlarının, müşterilerinin, toplumun ve doğal çevrenin de yararına iş yapan kar amaçlı firmalar.

Evet, yanlış okumadınız, B Şirketleri de kar etmeyi hedefliyorlar ve pek çok B Şirketi son derece de karlı aslında.

Ama B Şirketleri karı yaptıkları işle insanlığa sağladıkları yarar üzerinden ediniyor ve daima kar ile insanlığa fayda arasındaki dengeyi gözetiyorlar. B Şirketleri asla birer sivil toplum kuruluşu değiller, onlar “yarar” sağlayarak da karlılığın mümkün olabileceğinin canlı birer kanıtılar.

Amerika’da özel bir sertifika almanız gerekiyor B Şirketi olabilmeniz için (Şu siteye bir göz atın isterseniz: https://www.bcorporation.net/.)

Şu anda aralarında Etsy (küçük işletmeler için e-ticaret platformu), Patagonia (doğa sporları malzemeleri), Kickstarter (topluluk fonlaması platform), Warby Parker (çevrim için gözlük perakendecisi) ve Seventh Generation (temizlik malzemeleri üreticisi) gibi son derece başarılı girişimlerin bulunduğu 1.600’un üzerinde B Şirketi var.

Tek tek ele alındıklarında B Şirketleri sosyal ve çevresel bağlamda en yüksek standartları tutturuyorlar. Yasalara tam uyum, şeffaflık ve güçlerini kullanarak sosyal ve çevresel problemlere çözümler getirmek, B Şirketi olmanın kuralları arasında.

Öte yandan B Şirketleri hep birlikte ticaretin insanlığa iyilik getirebilecek şekilde de yapılabileceğini ortaya koyan bir hareketi tetikliyorlar. Ki bence dünyaya asıl önemli katkıları bu zaten; kapitalist toplumun zihinsel yapısında değişimin öncüsü olmak.

Henüz B Şirketi statüsüne kavuşmuş Türk şirketi yok. Ama Türk tüketicisinin şirketlerden beklentilerinde önemli değişimleri gözlemlemeye başlamış bulunuyoruz. Özellikle sosyal medya üzerinden organize olan tüketicilerin, çevrecilik, toplumun gelişimine katkı gibi konularda şirketlere baskı kurduklarını ve zaman zaman sonuç da alabildiklerini görüyoruz. Bu etkinin önümüzdeki yıllarda artacağını bekleyebiliriz.

Benim şirket yöneticilerine önerim bir an önce B Şirketi olma konusunda kafa yormaya başlamaları, çünkü bu oldukça zorlu ve meşakkatli bir süreç.

Şirketinizin bütün iş modelini gözden geçirmeniz, kullandığınız kaynaklardan, sağladığınız faydaya kadar her şeyi yeniden ele almanız gerekiyor.

Unilever gibi köklü firmaların da bu yola girdiğini ve bir Unilever ortaklığı olan Ben & Jerry’s dondurmacısının B Şirketi sertifikası almaya hak kazandığını söylesem trendin ne kadar güçlü olduğunu biraz daha netleştirmiş olurum sanırım .

Hadi vakit kaybetmeyin, B Şirketi dönüşüm sürecini biran önce başlatın. Çünkü gelecek dünyaya katkı yaratan, anlamlı işler yapan şirketlerin olacak.

Sürtünmesiz Dünyaya Hazır mısınız?

Free_body.svg.png

(Bu Yazım Platin Dergisi Şubat Ayı Sayısında Yayınlanmıştır)

Bilginin, sermayenin, insan kaynaklarının önlerinde hiçbir engel olmaksızın akmasını ve müşterilerle tedarikçilerin aracısız, direkt ilişki kurmasını sağlayan bilgi teknolojisi devrimleri 21. yüzyılda çok daha sürtünmesiz bir hayatın müjdesini veriyorlar.

En azından sürtünmesiz dünyaya hazır olanlar için.

Bir süre önce ünlü elektrikli araç üreticisi Tesla’nın başına gelenler sürtünmesiz dünyanın neye benzeyeceği konusunda ipuçları sunar nitelikte.

Arka arkaya iki Tesla otomobilinin otoyollarda altlarını zemine sürtmesi sonucunda çıkan yangınlarda kül olması Tesla fanatiklerini ve şirketin yöneticilerini endişelendirirken, devletin müfettişlerini de harekete geçirir. Ne de olsa araçlarda apaçık bir tasarım hatası görünmektedir.

Sürtünmeli dünyanın klasik otomobil üreticileri için bu yaşanan tam bir kabus senaryosudur, çünkü binlerce otomobilin geri çağrılması ve tasarımlarının değiştirilmesi (mümkünse elbette), bunun için de milyarlarca dolarlık maliyete katlanılması gerekir. Markanın zedelenmesi ve müşterilerin güven kaybı da işin cabası.

Lakin bilişim teknolojilerinin gücünü diğer tüm otomobil üreticilerinden çok daha fazla kullanan Tesla, bu zorlu süreci inanılmaz derecede kolay, tabiri caizse sıfır sürtünmeyle atlatır. Hatta sadece atlatmakla kalmaz, markası için inanılmaz bir şova çevirir.

Nasıl mı? Anlatayım.

Tesla otomobillerini aslında birer yürüyen bilgisayar olarak nitelendirsek hiç de yanlış olmaz. Otomobilin her yerinde bulunan sensörler araçtan sürekli olarak bilgi topladıkları gibi, kullanılan mekatronik unsurlar sayesinde otomobilin bilgisayarı araca fiziksel müdahalelerde de bulunabilir.

Ayrıca internet üzerinden Tesla merkezi ile iletişim kurabilen otomobile tıpkı cep telefonunuzda yapabildiğiniz gibi yazılım güncellemeleri yükleyebiliyorsunuz. Yanan otomobillerdeki tasarım hatasını belirleyen Tesla yöneticileri, otomobillere bir yazılım güncellemesi göndererek sorunu kolayca çözdüler nitekim.

Artık Tesla’lar otoyollarda belli bir hızın üzerine çıktığında otomatikman yerden bir kaç santim yükseliyorlar ve yazılım güncellemesini otomobillere kolayca yükleyen Tesla müşterileri, güven içinde araçlarını kullanabiliyorlar.

Sürtünmesiz dünyaya hoş geldiniz!

Aslında Tesla’nın müşterilerine sağladığı bu sürtünmesiz deneyim, markanın sürtünmesiz olarak büyümesini de destekliyor.

Örneğin Türkiye’de Tesla henüz resmen temsil edilmiyor. Gelgelelim geçenlerde tanıştığım bir Tesla sürücüsü bunu kendine hiç de dert etmiyor gibiydi.

“Abi servisini ne yapıyorsun?” dediğimde cevabı beni şaşırttı: “Aracın motoru içten yanmalı olmadığı için yağ, su, bakım gerektirmiyor, tıpkı bir buzdolabı gibi çalışıyor” dedi. Ayrıca araç internet üzerinden Tesla merkezine bağlanabildiği için oradan da aracın sürekli olarak takip edilerek gerekli önlemleri alması sağlanabiliyormuş.

Sürtünmesiz dünyaya ayak uyduran şirketlerin elde ettikleri ekonomik sonuçlar da inanılmaz.

Tam bir 21. yüzyıl şirketi olan Tesla sabit kıymetlerine yaptığı her bir dolar yatırım için 11 dolar, her bir çalışanı başına da 2.9 milyon dolar piyasa değeri üretiyor. Bilişim teknolojilerini Tesla kadar etkin kullanamayan General Motors şirketinde ise aynı değerler sırasıyla 1.85 ve 240.000 dolar. Arada neredeyse on kat fark var.

Sürtünmesiz dünya şirketlerinin klasik işletmelere göre bu kadar değerli olmasının nedenleri arasında bilgiye derin hakimiyet sayesinde verimlilikte artış, satış sonrası hizmetlerin devrimsel düşük maliyetlerle yönetilmesi gibi unsurlar bulunuyor.

Ama en önemlisi bu firmaların bilişim teknolojileri sayesinde müşterilerini çok iyi tanımaları, müşterilerinin ürünlerini kullanırken yaşadıklarını anında takip etmeleri ve bu sayede de gerek ürünlerini gerekse hizmetlerini sürekli olarak mükemmelleştirmeleri yatıyor.

Yirmibirinci yüzyılın sürtünmesiz şirketleri inanılmaz bir müşteri sadakatine ve kulaktan kulağa pazarlama avantajına da sahipler. Sürtünmesiz dünya şirketlerinin büyüme potansiyelleri durdurulamaz gibi görünüyor.

Örneğin Tesla yakın zamanda yapılan yazılım güncellemeleri ile müşterilerinin araçlarına kendi kendine park etme özelliği ve sürücüsüz yolculuk gibi unsurları ekleyiverdi. Sürekli olarak iyileşen bir ürünle sürtünmesiz dünyanın klasik ürünleri nasıl başa çıkabilirler ki müşterilerinin gözünde?

Peki siz ne yapmalısınız kendinizi ve şirketinizi sürtünmesiz dünyaya hazırlarken?

Bence hangi sektörde olursanız olun, ne iş yaparsanız yapın kendinize sormanız gereken soru gayet basit: “Acaba Google, Tesla, Apple gibi 21. yüzyıl şirketleri benim sektörüme girselerdi işe nasıl bakar, bilişim teknolojilerinden yararlanarak müşterilerini hangi sürtünmelerden kurtarır, müşterileri ile direkt bir ilişkiyi nasıl kurar ve onlara özelleşmiş hizmetleri nasıl sunarlardı?”

Sizin bu soruya yanıtınız ne?

Savulun, Z Kuşağı Geliyor!..

Benim yaşımdaki yöneticiler için Y kuşağı ile başa çıkmak zaten yıpratıcı bir süreç iken şimdi de başımıza Z neslinin zıpkın gibi gençleri çoraplar örmeye başlıyor.

1995 ve sonrasında doğan bu gençler artık 20’li yaşlara geldiler ve iş yerlerimizin kapılarını zorluyorlar. Geçenlerde denk geldiğim bir makalede onların başlıca özelliklerini aşağıdaki gibi sıralıyordu. Bu özelliklerin Türk Z kuşağını tam olarak temsil etttiğine emin olmasam da bazı ortak noktaları gözlemleyebiliyorum.

Okuyun, hazırlanın, korkmayın, titreyin:) Read more

Yazılım Dünyayı Yiyor, Siz Hazır mısınız?

180407702Dijitalleşme çağında şirketler hangi sektörde olurlarsa olsunlar bir yazılım firmasının yeteneklerine, becerilerine ve davranış kalıplarına sahip olmalılar. Bu bir zorunluluk çünkü inovasyon, müşteri deneyimi, pazarlama ve elbette verimlilik yönetimi gibi bütün alanlarda kurumlar dijital kaslarını geliştirmek zorundalar.

Bankacılık gibi finans sektörü firmaları yukarıda bahsettiğim dönüşümden zaten yıllardır etkileniyorlar, bünyelerindeki bilişim kadrolarını gittikçe büyütüyor ve bilişim kökenli yöneticilerin şirketler içindeki gücünü sürekli olarak arttırıyorlar. Ama sanayiciler ve hizmet sektörünün oyuncuları için aynı şeyi söylemek zor.

Eğitim ve danışmanlık hizmetleri verdiğim pek az kuruluşun dijitalleşmeyi temel bir stratejik farklılaşma aracı olarak gördüğünü ve yeterli yatırımları yaptığını gözlemliyorum.

Oysa dijitalleşmenin yarattığı değişim radikal, önlemler de aynı şekilde radikal olmalı.

Facebook, Twitter, Foursquare gibi firmalara çok erken aşamalarda yatırım yapan ünlü yatırımcı Marc Andereessen “Yazılım Dünyayı Yiyor” derken sadece yazılım firmalarındaki inanılmaz karlılıktan ve büyümeden bahsetmiyor örneğin. Diğer sektörlerin de önümüzdeki yıllarda birer yazılım firmasına dönüşeceğini söylüyor Andereessen.

Örnek mi isterseniz, otomotivi alın mesela…

Yeni otomobillerde dijital unsurlar (sensörler, işlemciler, ekranlar, yazılım vb.) otomobilin toplam değerinde gittikçe mekanik unsurlardan büyük bir pay oluşturuyorlar. Otomobiller fren sistemlerinden, yakıt tüketimine kadar her alanda dijitalleşme sayesinde daha verimli hale geliyorlar. Yakın gelecekte otomobillerin yol durumuna göre kontrolü ele alacakları hatta tamamen sürücüsüz olarak hareket edecekleri günleri göreceğiz. Tüm bunlar dijitalleşme ile, yani dijital donanımlar ve onları işleten yazılımlarla mümkün olacak.

Söylediklerime inanmıyorsanız aşağıdaki sevimli sürücüsüz Google otomobil videosuna bir gözatın. PayPal kurucusu Elon Musk’un Tesla markası ile elektrikli otomobil üretimine başarılı bir giriş yapması ve Apple’in otomobil üreteceğine dair dedikodular da otomobil sektörünün geleneksel oyuncularını tedirgin etmeli, öyle değil mi?

Hangi sektörde olursanız olun dijitalleşmenin getirdiği yıkıcı dönüşüm sizin de kapınızı çalacak.

Peki siz buna hazır mısınız?

Google Sürücüsüz Otomobili

Yazar: Bora Özkent