Hoşaf Projesini Çok Beğendim. Nokta.

trt-de-duzenlenen-programda-organik-hosaf-projesi-finale-kaldi-1502106143_0Evet açıkça söylüyorum, girişimcilik ve inovasyon konularında yıllardır danışman olarak çalışan, bu alanlarda kitaplar ve makaleler yazan birisi olarak ben Hoşaf Projesini çok beğendim.

Ve evet projeye yatırım yapmayı detaylarını anladıktan sonra pekala düşünebilirim.

“Annemin yaptığı hoşaf organik değil mi, bunun neresi yaratıcı?” diyenlerin projeyi dinlemediklerine sadece ismine ve girişimci hanımın kıyafetine takıldıklarına eminim.

Read more

Girişimci Dediğin Disleksi Olur!

disleksi8_2010Yukarıdaki resim bir disleksi hastasının yazılı metinleri nasıl gördüğünü temsil ediyor. Ve bir araştırma oyun değiştiren girişimciler arasında disleksi sorununun diğer insanlara göre 3 kere daha fazla görüldüğünü ortaya koyuyor.

Steve Jobs, Walt Disney, BodyShop kurucusu Anita Roddick, Virgin Group kurucusu Richard Branson, Jamie Oliver, Henry Ford ve Ikea’nın yaratıcısı Ingvar en ünlü disleksi hastası girişimciler arasındalar.

Malum, disleksi okuma, yazma ve öğrenme zorluklarına neden olan ve henüz kesin bir tedavisi bulunmayan bir rahatsızlık. Disleksi çocukların ebeveynlerini genellikle zor bir okul hayatı bekler.

Peki neden disleksi hastaları girişimci olmaya daha fazla eğilimliler?

Bir nedeni okul yıllarında öğrenilen gereksiz bir yığın bilgiyle beyinlerinin zehirlenmemesi olabilir tabii:) Özgür ve kirlenmemiş beyinler yenilikçi fikirlere daha açık kalabiliyorlar belki de.

Ama Seth Godin asıl nedenin bu kişilerin girişimcilikten başka çaresi olmamasına bağlıyor. İyi bir eğitim ve profesyonel kariyer yapma şansınız yoksa girişimcilik tek çıkış yolunuz olabilir.

Belki de çocuklarımıza en harika eğitim imkanlarını sağlamak yerine, girişimcilik dışında çareleri kalmayacak şekilde yetiştirmek daha iyi olabilir.

Ne dersiniz, var mı cesaretiniz?

Çok Başarılı Girişim Fikirlerinin Üç Özelliği

Hangi girişim fikirlerinin büyük potansiyel taşıdığını, hangilerinin ise batmaya mahkum olduklarını tahmin etmek oldukça zor bir zanaat. En başarılı startup yatırımcılarının bile sık sık hata yaptıklarını ve en olmadık fikirler için para batırırken, sonradan harika birer işe dönüşe girişimlere başlangıç aşamasında burun kıvırdıklarını bizzat gözlemleme şansım oldu.

Tecrübem ve girişimcilik konusunda araştırmalarım başarılı bir girişim fikrini tespit etmek için üç kriterin kritik önemde olduğunu gösteriyorlar bana. Tabii ben de pek çok yatırımcı gibi yanılıyor olabilirim. Yine de bu üç kritere birden sahip olan fikirlerin şanslarının daha yüksek olduğunu söyleyebilirim.

1-Kurucuların Kendi Problemlerini Çözmeye Çalışmaları Read more

Üniversitede Girişimciliği Değil “Doğru Dürüst” Şeyleri Öğrenin

 

Koç Üniversitesi MBA programında girişimcilik dersleri veriyorum son 5 yıldır.

İş hayatımın en zevkli deneyimi gencecik insanlarla girişim fikirleri üzerine çalışmak, bazı fikirlerin gerçek birer işe dönüştüğünü, bazılarının ise başarısız olduğunu fakat öğrencilerim için büyük öğrenme fırsatları yarattıklarına şahit olmak.

Gelgelelim bu dersi vermekten ne kadar zevk alsam da, öğrencilerime “ya ne işiniz var girişimcilik dersinde, gidip doğru dürüst bir şeyler öğrensenize!” demekten de alıkoyamıyorum kendimi. Çünkü bana kalırsa üniversite girişimcilik öğrenmek için değil, “doğru dürüst” bir şeyler öğrenmek için muazzam imkanlar sunan bir yer.

Read more

Büyük Bir Fikre Değil, Size Özgü Bir Fikre İhtiyacınız Var

 

Girişimcilik hayalleri kuran pek çok kişi büyük bir fikrin peşindedir. Kimsenin daha önce düşünmediği ama büyük pazar potansiyeli olan bir fikrin…

Eh, bu kadar büyük bir fikri bulmak da pek kolay olmadığına göre oturduğumuz yerde oturmaya devam etmek daha akıllıca olacaktır.

Hele hele bir beyaz yakalıysanız ve tatlı tatlı damlayan bir maaşınız varsa sizi bir anda çok zengin edecek dev bir fikri bulmadığınız sürece salla başı al maaşı denkleminden asla vazgeçmemek gerekir öyle değil mi? Read more

Taliban’la Savaşan Kadın Girişimci

roya-mahboob

Bazı insanlar var ki içine sokulmak istedikleri oyuna razı olmuyor, oyunu değiştirmek, kurallarını yeniden yazmak istiyorlar. Afgan kadın girişimci -ki, evet bunu hayal etmek bile zor- Roya Mahboob hiç şüphesiz ki oyun değiştirenlerden birisi.

Yaklaşık 3 yıl once Roya’nın kurduğu bilişim danışmanlığı firması Afgan Citadel Software Co.’da çalışan 25 kişinin 18’i kadın olduğundan bahsetmiştik Girişimciler Okulu sitemizde yayınlanan bir makalede.  Ekip hem özel şirketler için hem de kamu için veri tabanları ve yazılımlar geliştiriyordu ve kadınların iş hayatına katılımını kolaylaştırmayı hedefleyen Roya, 5 çalışanının evden çalışmasına izin vermişti.

Read more

Çok Anlamlı Bir Girişim: Littlebits

 

maxresdefault

Bir önceki yazımda Gelecek Anlam Şirketlerinin Olacak, Karlılık Miyoplarının Değil demiştim. Temel tezim şuydu: Artık hem müşteriler, hem de çalışanlar “anlamlı” şirketleri tercih ediyor, sadece kısa vadeli kar maksimizasyonuna odaklı firmaları terkediyorlar.

Bugün bir girişimci adayı iseniz iş fikrinizin anlamı ne, neden girişiminiz dünyayı daha iyi hale getirecek sorularını kendinize sormalısınız. Eğer büyük bir işletmenin yöneticisi iseniz şirketinizin müşterilere ve diğer paydaşlara kattığı gerçek değerin üzerine kafa yormalı, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek konusunda şirketinize bir rol biçmelisiniz.

Tıpkı Littlebits’in yaptığı gibi.

Ayah Bdeir tarafından kurulan Littlebits (http://littlebits.cc/) birbirine monte edilebilen lego benzeri parçacıklar üretiyor. Ancak bu küçük parçacıkların arasında elektrik motorları ve elektronik modüller de bulunduğundan Littlebits kullancıları robot üretiminden, kendilerine özgü müzik aletleri geliştirmeye kadar çok sayıda yaratıcı projeye imza atabiliyorlar. Aşağıdaki videoda Littlebits parçacıkları ile neler yapabileceğinize dair bir fikir edinebilirsiniz.

Ayah Bdeir şirketinin misyonunu şöyle tanımlıyor: “Littlebits olarak misyonumuz insanlara büyük ya da küçük icatlar yapmaları için güç vermek amacıyla kolay kullanılabilecekleri monte edilebilen elektronik parçacıklar sunmak ve bu sayede donanımı demoktatikleştirmektir.” Ne kadar güçlü ve anlamlı bir misyon, öyle değil mi?

Littebits’i yaratıcılıklarını geliştirmek isteyen çocuklardan, fikirlerini prototipleştirmeye çalışan mucitlere kadar çok geniş bir kesim kullanıyor. Youtube’de Littlebits ile geliştirilmiş çok sayıda ürüne erişebilirsiniz, aralarında gerçekten harika fikirler var. Littlebits çocuklarınıza mühendisliği sevdiriyor, siz yetişkinlere ise yaratıcı hayallerinizi hayata geçirme şansını veriyor.

Littlebits kurucusu Ayah Bdeir’in Ted Talks’ta yaptığı ilham verici konuşmaya buradan erişebilirsiniz. Bdeir güçlü misyon duygusunun zorlu girişim yolculuğunda kendisine ve takımına enerji verdiğini söylüyor röportajlarında.

Peki sizin girişim fikriniz dünyaya nasıl katkıda bulunacak? Ya da yönettiğiniz kurumun insanlığa faydası ne? Hadi şimdi kafa yorma zamanı.

Yalın Girişimcilik ve Büyük Kurumlar: Bir Çeşit Şaka!

maxresdefaultKendi işimi baltalayan inovasyon eğitimleri konusundaki dünkü yazımın olağanüstü ilgi görmesinden cesaretlenerek, kendimi mahvetmek konusunda bugün bir adım daha ileriye gitmeye karar verdim.

İnovasyon beceriksizliği ile kıvranan büyük kurumların yöneticileri teknoloji girişimcilerinde başarısı ispatlanmış olan Yalın Girişim yani Lean Startup metodolojisini kendilerine uyarlamaya çalışıyorlar bu aralar. Naçizane aralarında benim de  olduğum pek çok eğitmen/danışmandan da bu durumdan nasipleniyorlar tabii.

Read more

Türk Tipi Girişimcilik: Dönerci Pırtlaması

Bugün öğlen yemeğine pek vakit ayıramadım ve mecburen “fast-food”a teslim oldum. Hadi elalemin burgercilerine para kazandırmayım da şu aralar pırtlak gibi yayılan, memleketin her dükkanını işgal etmeye çalışan, %100 Türk sermayeli döner zincirlerinden birisine faydam olsun dedim.

Ve çok fena pişman oldum.

Bu döner diye yutturulmaya çalışılan “şey” bence aslında kauçukumsu, elastik, çiğnemeyen ve yemekten ziyade araba lastiği üretiminde kullanılması gereken bir tuhaf madde. Read more

Tutkun Yoksa Girişimci Olma!

Promotion concept. Business hand go up to the painted staircaseYeni bir iş kuran insanların başarı için yüksek bir girişimcilik tutkusuna sahip olmaları gerekiyor, bunu uzun zamandır biliyoruz.

Kurmayı düşündüğü iş konusunda güçlü bir tutkuya sahip olmayan girişimcilerin bu zorlu sürecin bir yerlerinde takıldığını, yeterli sertlikte mücadele edemediklerini ve güçlü takımları etraflarında toplayamadıklarını, insanları, yatırımcıları motive edemediklerini ne yazık ki sık sık gözlemleyebiliyoruz.

Peki nedir girişimcileri başarıya ulaştıran tutkunun tanımı ve girişimciler gerçek tutkularını keşfetmek ve onu güçlendirmek için neler yapabilirler.

Pace Üniversitesi profesörlerinden Mellisa Cardon’un yaptığı çığır açıcı “Girişimci Tutkusunun Yapısı” isimli araştırması bu soruya yanıt getiriyor.  Cardon girişimcilik tutkusunu şöyle tanımlıyor: “Deneyimlemekte olduğunuz ve sizin için anlam taşıyan bir şeyin, sizde çok pozitif ve derin duygular uyandırması”. Read more

Rakibinizden 10 Kat Daha Fazla Değer Sunuyor musunuz?

tentimes-1100x530Son dönemlerde kapitalizm, ekonomi, toplum, eğitim (mesela üniversiteleri tamamen gereksiz bulması) ve tabii ki girişimcilik konularındaki ayrıksı fikirleri ile Amerikan iş dünyasını derinden etkileyen Thiel’in Zero to One adlı kitabı şimdiye kadar okuduğum en derin, düşündürücü ve ufuk açıcı girişimcilik kitaplarından birisi oldu.

Stanford Üniversitesi’nde verdiği girişimcilik derslerine dayandırarak yazdığı kitabında Peter Thiel iş felsefesini özetliyor ve çok başarılı bir girişim kurmanın kurallarını veriyor.

Ben bu kurallardan en kritik gördüğüm bir tanesini sizlerle paylaşmak istedim bu yazımda. Henüz Türkçe’ye çevrilmemiş kitabını okuyamasanız bile, girişiminizi oluştururken bu kuralı temel bir felsefe olarak benimsemeniz şart bana kalırsa.

Kural basit: Rakip çözümlerden en az 10 kat daha fazla değer sunun.

Gerçekten para kazanmak istiyorsanız bir tekele dönüşmenin yollarını aramalısınız. Başkaları ile rekabet halinde olmak karlarınızı hep düşük tutacak, sermaye birikiminize engel olacaktır.

Thiel’e göre 100 Milyar Dolarlık bir pazardan %1’lik bir pay almaya çalışmak ciro olarak büyük bir hedef gibi gözükse de, bu tip bir pazardaki korkunç rekabet karlılığınızı eritecektir.

Thiel girişimcilerine kendilerine rekabetsiz bir tekel yaratabilmeleri için müşterilerine rakiplerden 10 kat daha fazla değer sunmaları gerektiğini söylüyor. Bunun ise yolu girişimcilerin kendilerine özgü teknolojilere ya da iş yapma şekillerine sahip olmaları. Üstelik bu teknolojinin ya da iş yapma şeklinin en yakın rakibinkinden 10 kat daha başarılı olması şart, aksi takdirde müşteriler yerleşik rakipleri terk edip size gelmeyeceklerdir.

Kendisinin kurduğu PayPal’in internetten alışverişi 10 kat kolaylaştırması tekel oluşturan teknolojik girişimciliğe harika bir örnek. Amazon’nun kuruluş aşamasında rakiplerinden 10 kat daha fazla kitap seçeneği sunması ise teknolojik olarak değilse bile tüketiciye sunulan değer açısından büyük bir farklılık Thiel’in girişimcilik felsefesinde.

Bu durumda asıl soru şu: Siz rakiplerinizden 10 kat daha fazla değer sunan bir çözüme sahip misiniz ve eğer değilseniz bu konuda ne yapacaksınız?

Gücün Kanunu: Odaklanmak

Ballerinas dancing standing in pointe positionRiskleri dağıtmak, yumurtaları tek sepete koymamak, tek bir alana odaklanmak yerine farklı sektörlere yayılan bir iş portföyünü yönetmek…

Kurumsal strateji uzmanlarının çok sevdiği yukarıdaki sözcükler size de tanıdık geldiler mi? Holding sahibi pek çok iş adamının felsefesini özetleyen tüm bu laf kalabalığının özünde söylediği bir tek şey var: “Odaklanma, dağıl.”

Tek bir şeye delice bir tutkuyla odaklanmak yerine bir sürü alana dağılmak sadece holding patronları ya da strateji uzmanlarıyla sınırlı kalmıyor üstelik. Hayatın neredeyse her alanında delice odaklanmak yerine dağılarak riskleri yönetmek var.

Çocuk eğitimini düşünün mesela.

Daha erken yaşlarında harika birer sporcu, sanatçı, iş adamı ya da yazar olacağını belli eden çocuklarımıza ne yapıyoruz? Olağanüstü işler başarabilecekleri yeteneklerinde mükemmelleşmelerine izin vermek yerine, ne olur ne olmaz deyip klasik bir eğitimin cenderesinde boğmuyor muyuz pırıltılarını? Hayatta hiç bir zaman fark yaratamayacakları bir sürü alana dağılan odakları, bir süre sonra hayattan ne istediğini bilmeyen sıradan yetişkinlere dönüştürmüyor mu çocuklarımızı?

Sanırım odaklanma yerine dağılma arzusunun ağır basmasının nedeni odaklanmanın nasıl mucizeler yaratabileceğine dair inanç zayıflığımızdan kaynaklanıyor. Ya da odaklandığımız alanda bir şeyler ters giderse korkusundan tedbirli davranmaktan…

Oysa, hiç istinasız, dünyadaki bütün olağanüstü başarılar olağanüstü odaklanmanın eseridir. Az sayıda şeyi çok ama çok iyi, rakiplerinden 10 kat daha iyi yapan ürünler, girişimler, insanlar her zaman dağınıkları yenmeyi başarmışlardır.

Cep telefonu pazarında şu anda yaşananlar yukarıdaki iddiamı ispatlayan bir kanıt örneğin.

2014 yılında Apple sadece 2 yeni modeli piyasaya sürerken, Samsung tüketicilerine tam 52 yeni model sunmakla övünüyordu. Bütün Apple mühendisleri ve tasarımcıları sadece 2 ürünü, onların pazarlamasını, dağıtımını ve destek hizmetlerini mükemmelleştirmeye çalışırken, Samsung mühendisleri tam 52 ayrı ürünle boğuşmak zorunda kalmıştı.

Sonuç: Apple şimdiye kadar ki en karlı yılını yaşarken Samsung hem satışlarda hem de karlılıkta büyük kayıplara uğradı.

Geçen hafta piyasa değeri 700 Milyar Doları geçen ve dünyanın en değerli şirketi haline gelen Apple’in toplamda ne kadar az ürün çeşidi olduğunu mağazalarına gittiğinizde kolayca gözlemleyebilirsiniz rahatlıkla.

Apple’in 700 milyar dolarlık değerinin bizim tüm halka açık şirketlerimizin toplam piyasa değerinin neredeyse 3 katına denk geldiğini de belirtmek isterim bu arada.

Sonuç: Bir girişimci olarak odaklanmayı ve odaklandığınız alanda rakiplerinizden 10 kat daha iyi olmayı temel iş felsefeniz haline getirmelisiniz. Ya da sıradan bir girişimci olmaya razı olacaksınız.

Tabii hangi alana odaklanacağınızı doğru seçmeniz de çok önemli. O da başka bir yazının konusu olsun.

Pozitif Bir Gelecek Tanıma Sahip Olmanın Gücü

vision-mission-bannerİnsanlar gelecek hakkında düşünürken onları olumlu ya da olumsuz şeylerin beklediğini öngörebilirler. Gelecek hakkında kimimiz karamsar, kimimiz ise iyimserizdir.

Gelecek hakkında düşünmenin bir diğer eksenini ise, onun neye benzeyeceğini bilip bilmemekten geçer. Bazılarımız geleceğin neye benzeyeceği ve bizim onun içinde nasıl bir yer alacağımız konusunda neredeyse kesin denilebilecek bir tanıma sahibizdir. Diğerlerimiz için ise gelecek çok sayıda belirsizlik taşır ve tanımlanamazdır.

Bu iki ekseni bir matrisde bir araya getirirsek karşımıza şöyle bir şekil çıkar:

Geleceğe Bakış Açınız

matris

Gelin şimdi iki eksenli bu matrisde biri girişimcinin gelecekle ilgili takınabileceği dört tavrın girişimin başarısı üzerindeki etkisini inceleyelim.

Gelecek Belirsiz ve Olumsuzdur:

Bir girişimci gelecek hakkında olumsuz bir öngörüye sahipse ve onun neye benzeyeceği hakkında bir fikre sahip değilse “kesinlikle başarısız” olacaktır.

Bir diğer deyişle girişimcinin gelecek hakkındaki kehaneti kendisini gerçekleştirecek, daha iyi bir geleceğe inanmadığından ve geleceğin neye benzeyeceğini tanımlayamadığından yeterince çabalamayacak, doğru yatırımları yapmayacak, gerekli sabrı göstermeyecek tabii ki ve sonuçta başarısız olacaktır.

Gelecek Belirsiz ama Olumludur:

Bir girişimci gelecek hakkında olumlu bir öngörüye sahipse ama onun neye benzeyeceğini bilmiyorsa “çok yalpalayacaktır”.

Olumlu inancı onu çok çalışmaya teşvik edecek, bir çok şeyi yapmaya çalışacak ve değerli kaynaklarını muhtemelen yanlış yerlere harcayacaktır.

Bütün bu çabalarından bir şeyler öğrenen girişimciler başarılı olabilirler ama muhtemelen yalpalamalarından dolayı boşa harcadıkları kaynakları onları “vasat bir başarıya” sürükleyecek ya da çok vakit kaybetmelerine neden olacaktır.

Gelecek Tanımlı Ama Olumsuz:

Girişimcinin gelecek hakkında olumsuz beklentileri varsa ve bu olumsuzluğun nasıl gerçekleşeceğini tam olarak tanımlayabiliyorsa gerekli önlemleri alacak ve “tedbirli” davranacaktır.

Bu tür davranışlar özellikle kriz dönemlerinde çok işe yarar ve girişimciyi batmaktan kurtarabilirler. Öte yandan gelecek hakkında olumsuz beklentilere sahip olmak, girişimcinin risk almasını ve işi büyütmesini engelleyecektir.

Gelecek Tanımlı ve Olumlu:

En başarılı girişimcilerin geleceğe bakışları olumludur. Geleceğe uzanan yolda bazı zig zaglar olsa da, önlerindeki günlerin önemli fırsatlar barındırdığına inanırlar.

En başarılı girişimcilerin diğer güçlü yanı ise geleceğin neye benzeyeceğini zihinlerinde son derece net ve detaylı bir şekilde tanımlamaları, tüm çalışmalarını tasarladıkları bu geleceğe ulaşmak için odaklamalarıdır.

Gelecek hakkında olumlu inancı olan ve nasıl bir geleceğin onları beklediğini tanımlayabilen girişimciler her yatırımlarında, her faaliyetlerinde, kurdukları her ilişkide uzun vadeli düşünmeyi ve adım adım hedeflerine yürümeyi başarırlar.

Ne Yapmanız Lazım?

Öncelikle gelecekle ilgili olumlu bir bakış açısını benimsemeniz kritiktir.

Aslında tüm ekonomik ve sosyal veriler Dünya’nın hep ileriye doğru gittiğini, uzun vadede ekonominin daima büyüdüğünü ve insanların gittikçe daha fazla refaha ulaştığını zaten ispatlıyor. Bakmayın siz nostalji hayranlarına, hemen hemen her alanda bugün dünden, gelecek ise bugünden daha iyidir.

İkinci yapmanız gereken ise gelecekte dünyanın, sektörünüzün ve işinizin neye benzeyeceği konusunda öngörüler geliştirmektir. Teknolojinin, demografik gelişmelerin ve müşteri beklentilerindeki değişimin işinizi nasıl etkileyeceğini, ne gibi fırsat ve tehditler yaratacağını düzenli olarak incelemek her girişimcinin vazgeçilmez bir aktivite olmalıdır.

Başarılı girişimciler dışarıdaki dünyanın işleri üzerindeki etkilerini inceledikleri kadar, bu etkiler ışığında işlerini nasıl bir yapıya kavuşturmaları gerektiğini tanımlamak konusunda da başarılıdırlar. Bir bakıma bu tür girişimciler “geleceği tasarlarlar” demek mümkündür. Başarılı girişimciler geleceği zihinleride tasarlayıp gün be gün girişimlerini tasarladıkları o geleceğe taşırlar.

Abraham Lincoln’un söylediği gibi: “Geleceği tahmin etmenin en kolay yolu onu yaratmaktır.”

Yazar: Bora Özkent

Ürününüz Alışkanlık Yapıyor mu?

The BrowserSayıları milyonlara ulaşan cep telefonu aplikasyonlarının büyük bölümünü başarısız oluyor.

Pek çoğumuzun telefonu bir kez indirdiğimiz ama sonra bir daha hiç kullanmadığımız aplikasyonlarla dolu.

Gartner grubunun bir araştırmasına göre Apple dükkanındaki aplikasyonların sadece %1’i kar ediyor. Diğer aplikasyonları yazan girişimcilerin ise başları dertte. Çünkü tüketiciler tarafından kullanılmıyorlar ve bu nedenle de gelir yaratamıyorlar.

Web siteleri için de aynı sorun geçerli.

İnternette gezinirken bir şekilde denk geldiğimiz, o an ilgimizi çeken, hatta belki zahmete girip üyesi olmak için başvurduğumuz pek çok sitenin bir daha adını bile hatırlamıyor, sonra da sitenin gönderdiği hatırlatma e-postalarından bunalıp üyeliğimizi iptal ediyoruz. Sayıları yüz milyonlarla ifade edilen web sitelerinin çok küçük bir bölümü anlamlı miktarda kullanıcı trafiği yaratabiliyor. Gerisi ise devasa web çöplüğünde ayakta durmaya çalışıyorlar.

Öte yandan Facebook, Twitter, Instagram, Pinterest gibi bazı aplikasyonlara tam anlamıyla bağımlıyız. Onlara göz atmadan duramıyor, sık sık zaman akışlarımızda olan biteni görmezsek kendimizi huzursuz hissediyor, hatta bazen bu tür aplikasyonlarda ilgisiz kalırsak, yalnızlık endişesi gibi derin duygulara bile kendimizi kaptırıyoruz.

Bu tür siteler kullanıcılarında “alışkanlık” yarattıklarından çok yüksek trafiğe sahip oluyor ve elbette bu yüksek trafiği paraya çevirmenin yollarını buluyorlar.

Alışkanlıkları “otomatikleşmiş hareketler” olarak tanımlayabiliriz. Trafikte bunaldığımız anda elimizin Twittere’e gitmesi, arkadaşlarımızla yemek yerken çektiğimiz fotoğrafın like edilip edilmediğini dayanamayıp masanın altından kontrol etmek hep bu tür alışkanlıklara birer örnek. Alışkanlık yaratan ürünlerin tüketici üzerindeki gücü tartışılmaz.

Eğer siz de bir internet girişimcisi ya da aplikasyon geliştiricisi iseniz, ürününüzün kullanıcılarınız için bir alışkanlık haline gelmesini sağlamalısınız. Önümüzdeki yazılarda bu konuyu derinleştirmeye ve alışkanlık yaratan ürünler tasarlamanın yöntemlerini sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Ne dersiniz, ilginizi çeker mi?

Rekabet Akılsız Girişimcilerin Oyunudur

Dollarphotoclub_59982239-1100x530Hiç kuşkusuz, başkaları ile rekabet etmek insanoğlunun en temel içgüdülerinden birisi.

Daha çocukluğumuzdan itibaren kendimizi başkaları ile kıyaslamaya başlarız. “Hangimiz daha hızlı koşabiliyoruz?” gibi rekabetçi sorular bütün çocuk oyunlarının temel tasarım unsurudur. Eğitim hayatımızın ve kariyerimizin de diğer öğrencilerden ve meslekdaşlarımızdan “daha iyi” olmak fikri ile şekillendiği inkar edilemez.

Rekabetin insanların ve kurumların gelişiminde önemli bir rol oynadığını da yadsıyacak değilim. Başkalarından daha iyi olma düşüncesi spordan sanata, siyasetten bilime kadar hemen her alanda gelişimin ve verimlilik artışlarının önünü açan bir itici güç olagelmiştir tarih boyunca.

Gelgelelim konumuz girişimcilik olunca, rekabetten uzağa kaçmanın, tam tersine rekabetsiz bir alandaki en güçlü oyuncu haline gelmenin esas başarı unsuru olduğuna inanıyorum. Girişiminizi kurmak için seçeceğiniz pazarın rekabetsiz ya da çok güçsüz rekabetin görüldüğü bir alanda olması, hem karlılık, hem müşterilere erişmek hem de sürdürülebilirlik açılarından size büyük avantaj sağlayacaktır.

Genellikle rekabetsiz pazarlar küçük pazarlardır. Çünkü bir pazar çok sayıda oyunucuyı doyuracak kadar büyükse o alana zaten çok sayıda oyuncu girmiş olur.

Akıllı girişimciler bu küçük ve rekabetsiz pazarlarda baskın güç olarak çıkarlar yola. Daha sonra ise küçük pazardan elde ettikleri güç ve bilgi birikimi sayesinde kimi zaman ulusal, kimi zaman da küresel boyutta genişler ve tıpkı küçük pazarlarında olduğu gibi, küresel ölçekte de baskın güç haline gelirler.

Facebook’un hikayesi bu yukarıdaki teorimi açıklamak konusunda son derece iyi bir örnek oluşturur.

Önceleri sadece Harvard öğrencileri arasında kullanılan Facebook, daha sonra diğer üniversite kampüslerine doğru yayıldı. Takip eden aşamada Amerika pazarı işgal edilirken, daha sonra son derece iyi düşünülmüş bir strateji ile küresel pazar ele geçirildi. Bugün Facebook 1.3 milyar kullanıcısı ile dünyanın en büyük sosyal medya platformu.

Peki Facebook’un rakipleri yok muydu başlangıçta? Aslında sosyal medya pazarında myspace.com gibi güçlü oyuncular vardı ama bunlardan hiç birisi Harvard kampüsündeki üniversite öğrencilerinin ihtiyaçlarını çözecek şekilde özelleşmemiş durumdaydı.

Facebook, üniversite kampüslerindeki denemelerinde insanların sosyal medyada tanıştıkları insanların “gerçek insanlar” olduklarına emin olmak istediklerini tespit etti. Bugün Facebook’da hesap açmanın hala diğer sosyal medya sitelerinden çok daha uzun sürmesi, sizin gerçek bir insan olduğunuzu anlama ısrarından kaynaklanır.

Sonuç olarak rekabet tuzağına düşüp, düşük karlı iş modellerine mahkum olmak istemeyen bütün girişimcilere tavsiyem çok net: Rekabetten kaçın, küçük bir pazarda çözülmemiş müşteri problemlerine odaklanın ve buradan elde edeceğiniz güç ve bilgi birikimi ile büyümeye başlayın.

Sakın unutumayın, rekabet etmek akılsız girişimcilerin oyunudur!

Madem Girişeceksiniz, Büyük Girişin

understanding-roi-1100x530Bir girişimin başarıya ulaşması neredeyse tamamen girişimcinin yapacaklarına bağlı. Sadece doğru aksiyonları alabilen girişimciler işlerini büyütmeyi, şirketlerini küçük bir işletmeden, dev bir kuruma dönüştürmeyi becerebiliyorlar.

Ben onlara büyük düşünenler diyorum.

Bir girişimci olarak hangi aksiyonları ne şekilde alacağınızı elbette ki düşünceleriniz belirler. Girişiminizin kaderini tasarlayan en önemli düşünce ise şirketinizi ne kadar büyütmeyi hedeflediğinizdir: Küçük bir “yaşam tarzı girişimi” mi hayal ediyorsunuz, tamamınını kendinizin kontrol edebileceği bir “aile işletmesi mi” yoksa küresel yaygınlığa ulaşacak sahip bir “dev” mi?

Hayalinizin büyüklüğü tüm aksiyonlarınıza yansır. Karşınıza çıkan büyüme fırsatlarını ele alışınızdan, risk algınıza, takım arkadaşlarınızı seçmenizden, şirketinizin logosunu tasarlamanıza kadar her kararınız, girişiminizle ilgili hayallerinizin büyüklüğü tarafından kısıtlanır.

Büyük düşünmenin girişimlerin büyümelerini nasıl etkilediğine dair benim en çok ilgimi çeken örnek, bugün dünyanın en büyük perakendecisi olan Wall-Mart’ın kurucusu Sam Walton’un yaşadıkları.

Sam Walton daha ilk dükkanını açarken gelecekte çok büyük paralar kazanacağından o kadar emindi ki, sahip olacağı inanılmaz servetin varislerine geçerken doğuracağı vergiyi planlama zorunluluğunu hissetti. Bu büyük düşünme yeteneği sayesinde Walton’un varisleri mirasın devri sırasında 11 ile 13 milyar dolar arasında daha az vergi ödeyebildiler. İşte büyük düşünmek budur.

Daha ilk adımda büyük düşünmenin bir başka ilginç örneği de ünlü Harry Potter romanları serisinin yazarı J. K. Rowling’e dair. Harry Potter serisi sayesinde bugün dünyanın en zengin kadınları arasında yer alan Rowling, daha ilk romanının ilk cümlesini kağıda dökmeden önce, 7 romandan oluşan bir seri yazacağına karar vermiş ve roman kahramanlarının çocukluktan birer yetişkine dönüşümlerinin tamamını kafasında planlanmış.

Peki büyük düşünmek, şirketini bir dev haline getirmeyi hayal etmek şart mıdır?

Hayır, elbetteki değil. Pekala küçük bir girişime sahip olmayı tercih edebilirsiniz. Tek şubeli bir restoranı ömrünüz boyunca işletmek, müşterilerinizi tek tek tanımak, onlara kendi elinizle ürettiğiniz harika yemekleri tattırmak isteyebilirsiniz, bunda yanlış hiç bir şey yok.

Öte yandan tek bir restoranı işletmek için harcayacağınız zaman ve emeğin, büyük bir restoran zincirini işletmek için harcayacağınız zaman ve emekten pek de fazla farkı yoktur. Aynı emekle çok daha büyük bir işletmenin sahibi olmanız mümkünken, neden ömrünüz boyunca tıpkı bir bordrolu çalışan gibi her sabah işletmenizin başına gitmek zorunda kalasınız ki? Hayatta daha renkli şeyler yok mu yapılacak?

Büyük bir işletmeye sahip olmanın başka bazı avantajları da vardır. Örneğin bir gün şirketinizi satıp yeni işler kurabilir ya da elde ettiğiniz parayla yepyeni bir yaşam tarzınızı seçebilirsiniz. Ayrıca şirketinizi büyütürken kazanacağınız takım arkadaşları sayesinde sosyal yönden sizi motive eden bir ortama da sahip olabilirsiniz. Girişiminiz büyüdükçe önünüze çıkan seçenekler katlanarak artacaktır.

Büyük düşünmenin daha dayanıklı ve uzun süre yaşayacak bir şirket kurmanıza da etkisi olacaktır bu arada.

Yaşam tarzı girişimlerinin ve küçük aile işletmelerinin ömürleri doğrudan kurucularının ömrü ve iş yapma becerileri ile kısıtlıyken, büyük işletmeler güçlü insan kaynakları, gelişmiş markaları ve iş sistemleri ile kurucularından daha uzun bir ömre pekala sahip olabilirler. Amerika’da yapılan araştırmalar büyük şirketlerin daha uzun ömürlü oldukları ile ilgili çok sayıda kanıt koyuyor önümüze.

Ne dersiniz?

Siz de büyük düşünmeye hazır mısınız?

İlgi Alanınız Yoksa, İyi Girişim Fikriniz de Olmaz

molly-paintingBaştan söyleyeyim, ilgi duyduğunuz her şeyin karlı bir girişime dönüşeceğinin garantisi yoktur.

Ama derin ilgi duyduğunuz, hakkında ucunda bir havuç olmamasına rağmen araştırmalar yürüttüğünüz, arkadaşlarınız daha eğlenceli şeyler yaparken üzerinde çalıştığınız ve üzerinde çalışırken kendinizi tamamen kaybettiğiniz, zamanın nasıl geçtiğini fark bile etmediğiniz bir ilgi alanınız yoksa, başarılı bir girişim fikri bulmanız imkansızdır.

Biraz kendi içinde çelişen bir önerme olacak ama, eğer girişimci olmak istiyorsanız asla bir girişim fikri bulmak için yola çıkmamalısınız.

Bunun yerine üzerinde çalışmaktan kendinizi alıkoyamadığınız bir ilgi alanınızı -zamanı gelince- bir iş fikrine dönüştürmelisiniz. Çok büyük iş fikirleri ancak böyle ortaya çıkarlar.

Önce size küresel bir başarı örneğini vermek istiyorum.

Mesela, Larry Page’in üniversite hayatı boyunca en büyük ilgi alanı arama algoritmalarıydı. O bir girişimci olmak için “arama motorları” alanına girmedi. Arama algoritmaları ile ilgili derin bilgisi Page’e o dönemki Yahoo gibi oyuncuların yetersizliklerini gösterdi. Sonuçta ortaya Google çıktı.

Peki Türkiye’den bir örneğe ne dersiniz?

Türkiye’nin en başarılı girişimcilerinden, ünlü kafe-restoran zinciri Big Chefs’in kurucusu Sevgili Gamze Cizreli (kendisi ODTÜ’den arkadaşımdır) daha üniversite sıralarındayken yemek yapmaya ve arkadaşlarına ikram etmeye çok meraklıydı.

Kendisi ile yapılan bir röportajdan –doğruluğuna kefil olacağım- kısa bir parça aktarmak istiyorum: “Evet, eski arkadaşlarım da bunu bilir. Ben üniversiteyi Ankara’da, ailemden ayrı okuyordum. Babam başhekim olarak Konya’da görevliydi. Ankara’da üniversite öğrencileri baştan savma yemekler yaparken benim evde verdiğim yemekler ve kurduğum sofralar ODTÜ İşletme’deki sınıf arkadaşlarım arasında konuşulurdu.”

Ne yazık ki çeşitli organizasyonlarda izlediğim girişimci sunumlarının büyük bölümünde, girişimcilerin üzerine fikir ürettikleri alanla ilgili böylesine derin bir ilgiye ve yıllara yayılan ilginin sonucunda biriktirdikleri bilgiye sahip olmadıklarını görüyorum.

Oysa sadece “kendi işini kurmak” için üretilen fikirlere dayalı girişimlerin başarılı olması neredeyse imkansızdır.

Kendim de bir girişimcilik hocası olarak söyleyebilirim ki, üniversitelerde ya da girişim hızlandırma merkezlerinde öğrettiğimiz teknikler asla iyi bir iş fikri bulmanızı sağlamazlar.

Bu tür eğitimler sadece iş fikrinizi başarılı bir şekilde geliştirmenize ve müşteriler tarafından sevilecek bir ürüne dönüştürmenize yardımcı olurlar. Bir de iş fikrinizin risklerini görmenize, tutkunuz ile rasyonel iş yönetimi arasında dengeyi tutturmanıza.

Eğer harika iş fikirleri bulmak istiyorsanız derin bir ilgi alanınız olmalı. Eğer böyle bir ilgi alanınız yoksa, belki de girişimcilik sizin harcınız değildir.

Yazar: Bora Özkent

Google 40 Milyar Doları Kaçırmış, Ya Siz?

googleBlogger’in kurucusu Ev Williams şirketini Google’a sattığında kendisi de Google yönetiminin çatısı altına girdi.

Ancak bir yıl boyunca bürokratik sınırlamalardan bunalan Williams sonunda şirketten ayrıldı. Williams’tan kısa bir süre sonra da Google’da ürün yöneticisi olarak çalışan Biz Stone da şirketi terketti. Ev ve Biz Google’den ayrıldıktan sonra birlikte Twitter’i kurdular.

Bugün Twitter’in piyasa değeri yaklaşık 36 Milyar Dolar civarına erişmiş durumda.

Peki Google Twitter’de kaçırdığı fırsattan ders almış mı? Pek de sayılmaz.

2006 yılında Google’a bir danışman olarak katılan Ben Silbermann kendisini mühendislik yoğun Google kültürüne pek uygun hissetmedi. 2 yıl sonra Google’dan ayrılan Silbermann Pinterest’i kurdu. Pinterest’in bugünkü piyasa değeri 4 Milyar Dolar’a yakın.

Google’un büyük inovasyon ve girişimcilik yeteneklerini kaçırma hikayesi burada da bitmiyor.

Kurum-içi politik oyunlardan sıkılan Kevin Systrom da iki yılın sonunda Google’dan ayrıldı. Fotoğraf paylaşım sitesi Instagram’ı kuran Systrom şirketini 2012 Nisan’da Facebook’a 1 Milyar Dolar’a sattı.

Eğer Google gibi bir inovasyon motoru bünyesindeki böylesine inovatif yetenekleri kaçırıyorsa, sizin şirketinizin hangi yaratıcı yetenekleri harcadığını bir düşünün isterseniz.

İyi cumartesiler.

CodeAcademy ile Kod Yazmayı Öğrenin – Hemen!

i_codecademy-version-francaise3Every business is a digital business” ya da Türkçesi ile “her iş aslında dijital bir iştir” bu aralar en çok sevdiğim sözlerden. Mobil iletişim araçlarının yayılması, bulut bilişimin güçlenmesi, aplikasyonların sayısındaki inanılmaz artış ve bilgisayar yongalarının sürekli olarak güçlenmesi, küçülmesi ve ucuzlaması, her işin dijital dünya ile ilişkili bir iş olmasını de beraberinde getiriyor.

Tabii dijitalleşme yazılımlara olan ihtiyacı da derinleştiriyor. Basit bir web sitesi tasarımından, karmaşık web tabanlı satış yönetimi sistemlerine kadar pek çok alanda yenilikçi yazılımlar şirketlerin rekabet gücünde çok önemli roller oynuyorlar.

Ayrıca çoğu zaman inovasyon ve girişimcilik heveslilerinin de hayallerini hayata geçirebilmeleri için kodlama bilmeye ihtiyaçları oluyor.

Yazılımın bu kadar önem kazandığı bir dünyada “kod yazma” yeni dönemin çalışanları için en kritik bilgi ve beceri setleri arasında geliyor. Profesyonel bir yazılımcı ollmanız şart değil ama işinizi kolaylaştırmak ya da web sitenizde yapacağınız küçük bir değişiklik için en temel kod yazma becerilerine sahip olmak, artık büyük bir değer.

Ayrıca profesyonel yazılımcılara bir iş yaptıracaksanız bile, onların işinden biraz olsa anlamanız, işbirliğinizi müthiş güçlendirebiliyor. Aksi takdirde yazılımcılarla konuşmak uzaylılarla iletişim kurmak kadar zor bir işe dönüşebiliyor.

Tabii siz de benim gibi neredeyse hiç kod yazma eğitimi almamışsanız (25 yıl önce öğrendiğim Basic haricinde) işiniz zor demektir. Yoğun iş temponuzun içinde düzenli bir kod yazma eğitimine vakit ayırmak hiç kolay olmadığı gibi, sizin seviyenize uygun bir kursu bulmakta da zorlanabilirsiniz.

İşte tam burada devreye CodAcademy.com giriyor. codeacademy-logo

Ücretsiz hizmet veren CodAcademy.com sayesinde HTML, JavaScript, CSS, Python gibi popüler programlama dillerini kolaylıkla öğrenmeniz mümkün. İnternet üzerinden adım adım ve interaktif bir şekilde bu dilleri kullanarak örnek yazılımlar geliştiriyor, geliştirme seanslarının arasına serpiştirilen kısa tüyolarla da kodlama bilgilerinizi arttırıyorsunuz.

Ben şu aralar HTML öğrenmeye çalışıyorum CodeAcademy.com‘dan. Sizleri de beklerim efendim.