Anthony Bourdain ve İnovasyon

Ölümüne sanki ailemden birisini kaybetmişim gibi üzüldüğüm Anthony Bourdain’ın yaşam hikayesi, yeniliğe ve inovasyona olan düşkünlüğünün daha gençlik yıllarında kendini göstermeye başladığını anlatıyor. 

Anthony Bourdain, ailesiyle birlikte Fransa’ya yaptığı bir ziyaret esnasında; bir istiridye teknesinde, istiridyeyi hayatında ilk defa tadıyor. O günden sonra, aklında, yeni tatları (iyi veya kötü) keşfetmek üzere dünyayı dolaşmak gibi bir fikir uyanıyor! Ve bildiğiniz gibi bu hayalini, gerçekleştiriyor da… 

Bu küçük anı bile, Anthony Bourdain’ın yeniliğin peşinden koşan ve hayal etmekle kalmayıp, bu hayali gerçekleştiren inovasyona yatkın, girişimci ruhunu anlatmak için yeterli…

O’nun, dünyanın en etkili şefleri arasında gösterilmesi, bir rastlantı değil. Şef olmasının yanı sıra, O bir yazar, seyahatlerini doküman haline getiren disiplinli bir gezgin ve aynı zamanda da bir televizyon yüzü. 

Tüm bunları bir araya getirebilmek, sadece inovasyona ve yeniliğe olan tutkuyla açıklanabilir.

Anthony, TV programlarında da; tüm dünya kültürlerini, mutfaklarını ve insanların yaşamlarını hangi koşullarda sürdürdüklerini keşfetmeye devam etti. 

Bu arada beni de şaşırtan yeni bir şey öğrendim, meğer Anthony Bourdain aynı zamanda kurgu edebiyatla da ilgileniyor, ve tarih kitapları da yazıyormuş.

Belki de, O’nun, zihnini birçok alana ve kültüre bu kadar açık hale getiren detaylar, yine ailesiyle ve yetiştirilme tarzıyla ilgili. Çünkü, Tony (yakın arkadaşları O’na bu şekilde hitap ederdi), bir röportajında herhangi bir dine ait olmadan büyüdüğünü belirtiyor. Bunun altında yatan nedenler de, aile fertlerinin farklı ülkelerden gelmiş olmaları ve farklı dinlere mensup olmalarıdır belki de? 

Inovasyona açık olmak, yatkın olmak, popüler tabirle “open-minded” veya kreatif olabilmek dile kolay! Fakat bunu hayata geçirmek, özellikle de eyleme ve başarıya dönüştürmek hiç de o kadar kolay olmasa gerek. 

Anthony Bourdain’ın yaşam şekline, yaptıklarına, gençlik yıllarına, girişimci ruhuna baktığımızda, tam bir inovasyon düşkünü olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 

RIP Tony!

“Doku” İçin Deneyim Tasarımı

Daha önceki bir yazımda dokunmanın insanoğlu için öneminden bahsetmiş, kendi hayatımda daha fazla doku ile temas etmek için neler yaptığımı anlatmıştım.

Son zamanlarda okuduklarım ve gözlemlerim “doku” tasarımının markalar için de büyük önem kazandığını, gittikçe daha fazla markanın müşteriler için tasarladıkları ürün ve hizmetlerde “doku” deneyimini göz önüne aldıklarını ortaya koyuyor. Güçlü markalar ürünlerinin tasarımında müşterilerin dokunduğu yüzeylerin onlara zevk vermesini, kendilerini güvende ve iyi hissetmesini sağlamak istiyorlar.

Read more

İnovasyon İçin Deneme Süreçlerinizi Dijitalleştirin

Rakiplerinden daha hızlı ve daha çok deney yapanlar inovasyonda daha başarılı oluyorlar. Çünkü inovasyon sürecinin temelinde “yeni fikir-deneme-yanılma-öğrenme-yeni fikir-yeni deneme” döngüsü yatıyor.

Dijital girişimlerin inovasyonda fiziksel ürünlerle uğraşan şirketlerden daha başarılı olmasının nedeni de bu; yukarıda bahsettiğim döngü dijital ürünlerde çok daha hızlı, düşük riskli ve düşük maliyetli bir şekilde tekrarlanabiliyor.

Read more

İnovasyon “Sunum” İnsanlarının Değil “Duyu” İnsanlarının İşi

2017 yılında büyük kurumlarla çok sayıda inovasyon projesi yönettim, 50’nin üzerinde inovasyon ekibine mentorlük yaptım.

Yılın muhasebesi için üzerinde çalıştığımız onlarca projenin başarı/başarısızlık sebeplerine kafa yordukça karşıma ilginç ve sık tekrarlanan bir desen çıkıyor: “Duyu” insanlarının inovasyon projeleri, “sunum” insanlarının inovasyon projelerinden çok daha başarılı oluyorlar.

Read more

Önce Takım Takım, Sonra Fikir

2017 yılında büyük kurumlar bünyesinde 40’a yakın inovasyon takımına mentorluk yaptım.

Kurumların fikir sistemlerinden seçilen ham fikirlerin birer hipoteze dönüştürülmesine, hipotezlerin saha çalışmaları ile ispatlanmasına ve geliştirilmesine, hızlı prototiplerden minimum kullanılabilir ürünün tasarımına, iş modellerinin tanımlanmasına ve yatırımcı sunumlarının  kadar tüm adımlarda bu takımlara yardımcı oldum.

40’a yakın fikrin tamamı yüksek potansiyel taşıyan fikirler olmalarına ve her seferinde aynı metodolojileri izlememize rağmen bazı fikirler kurum üst yönetimlerinden yatırım alabildi, bazıları alamadı, bazıları ise yatırımcı sunumu aşamasına ulaşamadan yolda dağıldı.

Metodoloji aynı, fikir kaliteleri de yüksek olduğu halde neden bu farklı sonuçlar alındı diye kendime sorduğumda meselenin inovasyon takımlarında olduğunu farkettim.

Güçlü bir takım ruhu ile çalışan, birbirilerini tamamlayan beceri ve yetenek setlerine sahip, öğrenmeye meraklı ve çalışkan takımlar başarılı olurken, son derece parlak üyelerden oluşsa bile birlikte çalışmayı beceremeyen, fikir ayrılıklarını yönetemeyen, sahadan yeni şeyler öğrenmek yerine ilk fikirlerinde körü körüne ısrarcı olan olan takımların inovasyon yolculukları hep hüsranla bitti.

Tüm inovasyon yöneticilerine önerim takım tasarımına fikir seçiminden daha fazla önem vermeleri. İyi takımlar ortalama fikirleri bile harika inovasyonlara dönüştürürken, vasat takımlar şahane fikirleri bile mahvedebiliyorlar.

 

Hackathonlardan Neden Sonuç Alınmaz?

İnovasyon yolculuğuna çıkan kurumların sıkça başvurdukları yöntemlerden birisi “Hackhatlon”lar organize etmek.

Wikipedia Hackathon’u yazılımcıların, grafik tasarımcıların, arayüz tasarımcılarının yoğun bir şekilde inovatif yazılım projelerinin geliştirilmesi amacıyla diğer takımlar ile rekabet içerisinde bulunduğu bir olay olarak tanımlıyor. Facebook gibi firmaların Hackathonlar sayesinde önemli fikirler geliştirdikleri de biliniyor.

Lakin büyük ve geleneksel endüstri kurumlarının Hackathon çalışmalarından “PR değeri” dışında önemli bir sonuç alındığını hiç görmedim desem yalan olmaz.

Read more