Haddini Aş Hikayeleri 36: Mahatma Gandhi

Gandhi diyor ki: “Bizi yok edecekler şunlardır: İlkesiz siyaset; vicdanı sollayan eğlence; çalışmadan zenginlik; bilgili ama karaktersiz insanlar; ahlâktan yoksun bir iş dünyası; insan sevgisini alt plana itmiş bilim; özveriden yoksun bir din anlayışı…”

Bu hafta Gandhi’yi anlatmak istedim, çünkü şu günlerde dünyaya ve hayata karşı umudunu kaybeden çok insan var biliyorum. Çabalamaktan vazgeçen, inancını yitiren çok insan var.

Gandhi’yi anlatmak istedim, çünkü onun yaşamının ve yaşama bakış açısının size umudun ve azmin gücünü bir kez daha hatırlatacağına inanıyorum.

Read more

Zorluklarla Baş Etmenizi Kolaylaştıracak Felsefe: Stoacılık

Hiç beklemediğimiz bir anda, beklemediğimiz bir yaşantının tam ortasında bulabiliyoruz kendimizi. Yarının nasıl olacağı hakkında hiçbir fikrimiz olmayabiliyor. Çok önem verdiğimiz şeyler, bir anda önemini yitirebiliyor.

Çaresiz ve kaygı dolu olduğumuz böyle zamanlarda hayatla başa çıkmamızı kolaylaştıracak, 21. yüzyıl insanın ilacı olan, bu yüzyılda zihin sağlığımızı korumamızı sağlayacak ve bizi her alanda başarıya taşıyacak bir felsefe: Stoacılık.

Bu yazımda Stoa felsefesinden ve bu felsefeyi kendi hayatlarımıza nasıl uygulayabileceğimizden bahsediyorum.

Read more

Evden Verimli Çalışmak İçin Öneriler

Corona Virüsün hızla yayılması, tüm dünyada birçok şirkette evden çalışma düzenine geçilmesine mecbur bıraktı. Üstelik bu yeni düzeni daha önce deneyimlemeyen, dolayısıyla evde işlere adapte olmakta, verimini ve motivasyonunu sağlamakta zorlanan birçok çalışan var.

Yıllardır günlerinin büyük kısmını evden çalışarak geçiren bir insan olarak kendimi bu konu hakkında yazmak zorunda hissettim.

Yeni hayata uyum sağlamak için neler yapabiliriz? Etrafımızın dikkat dağıtıcılarla dolu oldu evimizde motivasyonumuzu nasıl sağlayabiliriz?

Read more

Haddini Aş Hikayeleri 34: Lev Nikolayeviç Tolstoy

”Zor zamanlar geçiriyorsanız, sevdiklerinizi kaybetmekten dolayı acı çekiyor ya da gelecekten korkuyorsanız, hayatın sadece şimdiki zamandan mevcut olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Tüm düşünce ve hatıralarınızı şimdiki zamana yöneltin. Böyle yaptığınız taktirde geçmişe ait tüm acılarınız, geleceğe dair tüm endişeleriniz yok olur gider, mutluluğu ve özgürlüğü duyumsarınız.”

Hayatını yaşam üzerine düşünerek,”Ben kimim? Neden yaşıyoruz? Yaşamın anlamı ne? Yaptıklarımın ve yapacaklarımın sonucunda ne olacak?” sorularıyla geçiren, tüm zamanların en büyük yazarlarından sayılan Tolstoy söylüyor bunları.

Savaşlar görmüş, çok fazla kötülüğe şahit olmuş, sevdiklerini kaybetmiş ama kalbini her zaman temiz tutmayı başarmış ve her zaman gerçeklerin peşinde koşmuş bir yazar o.

Onun hayat hikayesini, düşüncelerini, sözlerini okuyunca eminim ki birçoğunuz içinde yaşadığımız dünyayı, kendi dünyanızı ve insanoğlunu bir kez daha sorgulayacaksınız.

Read more

Covid-19 Hakkında İlginç Bilgiler

Covid-19 hakkında okuduğum en ilginç ve zihin açıcı bilgisellerden birisini Türkçe’ye çevirmeye çalıştım. Bu bilgisel virüsü kapan ama etkilerini semptomsuz atlatan insanları nasıl tespit edebileceğimizi ve bu tespitin hem yayılmayı engellemede hem de normal hayata dönmedeki önemini anlatıyor.

Yale Üniversitesi profesörü Nicholas A. Christakis (@NAChristakis) tarafından yayınlanan bilgiselin çevirisinde bazı hatalar yapmışsam özür dilerim, çünkü oldukça teknik bir makaleydi. Ayrıca bazı bölümlerini kısaltma cüretini de gösterdim. 

Başlıyoruz.

COVID19’u alıp iyileşirseniz ne olacağı hakkında konuşalım. Hastalığa karşı bağışıklı mısınız? Bağışıklık ne kadar sürer? Ve bu sizin hayatınız, toplumumuzun halk sağlığı ve ekonomisi için ne anlama geliyor?

Read more

COVID-19 Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar

COVID-19 hakkında pek çok saçma ve akıllara ziyan mit üretilmiş durumda. Maryland Üniversitesi doktoru Faheem Younusbu saçma mitleri yıkan bir twit bilgeseli hazırlamış. Çok yararlı bulduğumdan dilimize çevirdim.

Mit-1: Coronavirus yaz aylarında ortadan kalkacak.

Doğrusu: Daha önceki pandemiler hava durumundan bağımsız davrandılar. Ayrıca biz yaza girerken Güney Yarımküre’de kış olacak. Virüs küreseldir.

Mit-2: Yaz aylarında virüs sivrisinek ısırıkları nedeniyle daha fazla yayılır.

Doğrusu: Bu enfeksiyon kan değil, solunum damlacıkları ile yayılır. Sivrisinekler yayılmayı arttırmaz.

Read more

Yalnızlığı Nasıl Fırsata Çeviririz?

‘’Yalnızlık’’

Birçoğunuza çok korkutucu geldiğine eminim bu kelimenin.

‘’Yapıcı yalnızlık’’

Şimdi nasıl? Daha az ürkütücü oldu sanki.

Yeryüzünün tüm insanlarının bir süre sosyal olmaya ara vermek zorunda olduğu bir dönemden geçiyoruz. Haliyle kendimizle çok fazla baş başa kalacağımız bir dönem olacak bu.

Endişeli olduğunuzu biliyorum, sürekli haberleri takip edip daha da endişelendiğinizi biliyorum. Gündemden uzaklaşmak adına kitap okurken, film izlerken dahi aklınızın bir ton soruyla meşgul olduğunu biliyorum. ‘’Ne zaman bitecek?’’ ‘’İşler ne olacak’’ ‘’Sevdiklerime bir şey olacak mı?’’

Read more

Haddini Aş Hikayeleri 33: Bill Gates

Sene 2015, Bill Gates Ted konuşmasında dünyaya sesleniyor. Diyor ki:

“Ebola hava yoluyla bulaşmadı, insanlar hızlı bir şekilde yatağa düştü ve virüs kentsel bölgelere ulaşamadı bile. Bir sonrakine bu kadar şanslı olmayabiliriz. Bulaşıcı hastalığa kapıldığı halde kendini iyi hisseden, bir uçağa binmiş ya da bir markete gitmiş insanlardan bu virüsü kapabilirsiniz. Bu ciddi bir problem, endişelenmemiz gerekiyor.“

”Eğer şimdi önlemimizi almaya başlarsak, bir sonraki salgına hazır olabiliriz.” 

Muhteşem bir öngörüye sahip olan, dünyanın en zengin ikinci kişisi Gates, Korona salgını ile mücadele ettiğimiz şu günlerde Microsoft’tan istifa ettiğini, hayır işlerine daha fazla zaman ayırmak, dünya sorunlarıyla daha fazla ilgilenmek istediğini açıkladı.

Read more

Günümüzün En Çok Aranan Becerisi: Eleştirel Düşünme

Kendinize karşı ne kadar dürüstsünüz? Bir konu hakkında bilmediklerinizi rahatlıkla kabul ediyor musunuz yoksa genelde fikirlerinizin hatasız olduğunu mu düşünürsünüz?

Bir sorunla karşılaştığınızda bunun sizi geliştirecek, aşılması gereken bir zorluk olarak mı görürsünüz yoksa bir tehdit olarak mı algılarsınız?

Kendinizi meraklı, etrafında olup biteni anlamaya gayret eden bir birey olarak mı tanımlarsınız yoksa ilgisiz ve olup bitenle ilgilenmeyen bir insan olarak mı?

Bu sorulara vereceğiniz cevaplar sizin bir eleştirel düşünür olup olmadığınızı söyler. Sizin bir eleştirel düşünür olup olmamanız ise sizin ne kadar başarılı, kaliteli ve tatmin edici bir hayat yaşayacağınız söyler.

Read more

Bu Yazıyı Ertelemeden Okuyun

Önemli ve yapılmayı bekleyen bir işimiz vardır. Otururuz başına. Kolları sıvadık, tam başlayacakken bir şey olur.

Deriz ki: ‘’Ben bu işi yapabilecek kadar bilgiye sahip değilim sanki. Hadi çok saçma bir şey çıkarsa ortaya?’’

Bir süre kaygı, şüphe, özgüvensizlik duygularıyla boğuştuktan sonra:

‘’Bu masa çok dağınık ya, önce bir toparlayayım böyle odaklanamam.’’

Masayı toplar, tertemiz yaparız.

‘’Of karnım acıktı. Aç aç da nasıl çalışayım, önce bir şeyler yiyeyim en iyisi.’’

Read more

Haddini Aş Hikayeleri 31: Aldous Huxley

Sene 1932, geleceğe dair umutlarını yavaş yavaş kaybeden Huxley, oturdu masasının başına ve başladı yazmaya. Geleceğin neye benzeyeceğini anlattı kurduğu distopyasında.

Mutluluk ve tatmin üzerine kurulmuş bir dünya yarattı. Cesur Yeni Dünya. O dünyaya birbirinin aynısı, hiç düşünmeyen, sorgulamayan, endişelenmeyen insanları yerleştirdi, hissiz insanları. Bu dünyada sanata, edebiyata, felsefeye, bilime de gerek yoktu. Gerçekten mutluydu buradaki insanlar. Mutluydular, ama aptal bir robottan farksızdılar.

Read more

Dünyanın En Kıymetli Alışkanlığı: Kitap Okumak

Ben henüz küçük bir çocukken dünyamı rengarenk yapan onlarca arkadaşım vardı. Bu arkadaşlarım bana hayal kurmayı, dünyaya bambaşka pencerelerden bakmayı öğrettiler.

Genç bir delikanlıyken, yaşamı sorgulamaya başladığımda bana çeşit çeşit bakış açıları sundu bu arkadaşlarım. Çok sıkıntılı, stresli zamanlarım oldu. Beni rahatlatan yine onlardı. Onlar beni motive etti. Özgüvenimi arttıran da onlardı.

Üniversite yıllarıma geldiğimde kritik düşünme becerim iyice gelişmişti onlar sayesinde. Daha doğru kararlar verebilmemi ve en önemlisi geleceği anlayabilmemi sağladılar.

Ben bu arkadaşlarımı hiç bırakmadım. Hala onlarla birlikte dünyayı keşfediyor, onlarla birlikte geleceği kavramaya çalışıyorum. Ve bulunduğum noktaya gelebilmemde çok büyük katkıları var bu arkadaşlarımın.

Read more

Otomobil Endüstrisini Şortluyorum

Uzun dönemli Tesla yatırımcısı olmak beni otomobil endüstrisini derinden incelemeye itti.

Sektörün dev markalarının Tesla teknolojisine bir türlü yanıt verememesi, geçen yıl piyasaya sürmeye başladıkları elektrikli otomobillerin Tesla’nın 2012’de çıkardığı Model S’in bile gerisinde kalması önceleri beni şaşırttı.

Fakat araştırmalarımı derinleştirdikçe, mevcut şirketlerinin çoğunun yapısal nedenlerle elektrikli otomobile geçişi asla yapamayacaklarını kavramaya başladım. 

Üstelik otonom sürüş ve UBER gibi paylaşım araç hizmetlere geçişin önündeki yapısal sorunlar daha da derinler.

Yapısal sorunlar arasında dönüşümün gerektirdiği dev sermaye ihtiyaçları, iş modelleri, iş gücünün becerileri ve şirket yöneticilerinin zihni dünyaları gibi unsurlar var.

Otomobil sektörünün çok da uzun vadeli olmayan geleceğine baktığımda, pek çok markanın küçüleceğini, satılacağını ya da iflas edeceğini öngörüyorum.

Bu öngörüme dayanarak bazı global otomobil üreticilerinin hisselerini şortlamaya başladım. Yani bu firmaların değerlerinin düşeceğine oynuyorum borsada.

Bu yazımda mevcut oyuncuların büyük dönüşümü neden büyük ihtimalle dönüşümü başaramayacaklarını ve bu firmaların hisselerini nasıl şortladığımı anlatıyorum.

Bu uzunca yazı hakkında soru ve fikirlerinizi paylaşırsanız, tümüne yanıt vermeye çalışacağım.

ÇOK ÖNEMLİ NOT: Yazdıklarım asla bir yatırım tavsiyesi değildir. Sadece kendi görüşlerimi ve yatırım stratejilerimi paylaşıyorum. Yatırımcılık ciddi bir iştir ve herkes kendi araştırmasını yapmalıdır.

Read more

Haddini Aş Hikayeleri 30: Francis Mallmann

‘’Çocukları rahat sandalyelere yerleşsinler diye eğittiğimizi düşünüyorum. İşin vardır, küçük bir araban, uyuyacak bir yerin vardır ve hayallerin ölmüştür.

Güvenli bir yolda gelişim gösteremezsiniz. Her birimiz hayatta bir şeyler başarmalıyız. Bu da çok çalışarak ve çok fazla risk alarak olur. Büyümek ve gelişmek için biraz belirsizliğin kıyısında olmalısınız.’’

Güney Amerika’nın en ünlü şefi Francis Mallmann diyor bunları.

Gastronomi dünyasında rekabet etmek yerine kendine bambaşka bir yol çizen, özgür olmayı seçen, görebileceğiniz en orijinal, en yaratıcı insanlardan birisi. Göçebe bir şef, bir yazar Francis.

Read more

Haddinizi Aşmak İçin Zihinsel Gücünüzü Kullanın

Hiç düşündünüz mü, neden bazı insanlar koyduğu hedeflere ulaşırken bazıları ıskalar başarıyı?

Birini iyi bir girişimci, iyi bir sporcu, iyi bir sanatçı, iyi bir eş, iyi bir ebeveyn yapanın ne olduğunu merak ettiniz mi hiç?

Yetenek, zekâ, çok çalışmak, azim, vizyon, kararlılık gibi birçok etken var, bunu hepimiz biliyoruz.

Fakat o olmadan tüm bu özelliklere sahip olmamızın çok zor olduğu bir şey var. O olmadan ne çok çalışabilecek ne de azmedecek enerjiyi kendimizde buluruz, o olmadan analitik veya duygusal zekâmız bizi bir yere kadar götürür. O olmadan yaratıcılığımızı bir yere kadar kullanabiliriz.

Peki nedir hayatımızı yönlendiren bu şey?

Söylüyorum: ‘’Zihinsel güç’’

Read more

Porsche Taycan Yandı!

Florida’da gerçekleşen olayda Porsche’un elektrikli modeli Taycan bir evin garajında yandı. Araç tamamen pert olurken, içinde bulunduğu garaja da büyük hasar verdi.

Yangının sebebi henüz belli değil ama Porsche yetkilileri aracın kendilerine ait olduğunu kabul etmiş gözüküyorlar.

Çevredeki insanlar aracın ani bir patlamayla birlikte yanmaya başladığını iddia ediyorlar. Bu durumda sorunun aracın kendisinden kaynaklandığı düşünülebilir. Ama konu araştırılmadan bir yargıda bulunmak yanlış olur.

Read more

Başarının Sırrı: TEK BİR ŞEY

‘’Başarı tek bir amaca yönelik hareket etmeyi gerektirir.’’ der Vince Lombardi.

Peki şu günlerde sizin odaklanmaya çalıştığınız kaç iş/görev var?

Eğer cevabınız ‘’birden fazla’’ ise, size kötü bir haberim var: beyninizi öldürüyorsunuz.

Çünkü beynimiz bunun için üretilmedi, aynı anda yalnızca tek bir işe odaklanabilme yeteneğine sahip. Eğer siz beyninize aynı anda birden fazla iş yüklemeye çalışırsanız, kendini zorlayacak ve sonunda zarar görecektir. Üstelik bu zarar kalıcı hasarlara bile yol açabiliyor.

Read more

Elon Musk’ın Geçen Haftası-1

Biliyorsunuz başta Tesla olmak üzere Elon Musk’ın girişimleri, fikirleri ve hayatı konusunda bolca paylaşım yapıyorum.

Bazı okurlarım haklı olarak özellikle Tesla paylaşımlarımın biraz fazlaya kaçtığını düşünüyorlar. Aslında toplam paylaştığım kelime sayısının içinde Tesla’nın oranı oldukça düşük olsa da bu algının doğması normal.

Bundan sonra sık sık paylaşım yapmak yerine, pazartesi sabahları sizlere o hafta Elon Musk dünyasında olan bitenleri, ilginç linklerle birlikte bir yazıyla özetlemeye çalışacağım.

Her konuda haddini aşan bu muazzam girişimcinin bir haftaya neler sığdırabildiğini görmek belki bazen moralinizi bozabilir. Ben aslında pek çoğunuza müthiş ilham vereceğini de düşünüyorum.

Bu arada araya biraz magazinsel haberler de sıkıştırmayı düşünüyorum. Hep iş, hep iş nereye kadar, öyle değil mi?

Buyrun ilk yazı: Elon Musk evreninde geçen hafta neler oldu?

Read more

Haddini Aş Hikayeleri 28: Christoph Niemann

Bugün yaratıcılık, yenilikçilik, sezgisellik, inovasyon gerektirmeyen iş kolları yavaş yavaş insan dışı alana doğru kayıyor. 10 yıl içinde, şu an icra etmekte olduğumuz mesleklerin birçoğunu zaten yapay zekaların, insansız teknolojilerin yapıyor olacağı söyleniyor her yerde.

Hal böyle olunca, yaratıcılık bugünün ve yarının en kritik yetkinliklerinden birisi diyebiliriz.

Herkesin gördüğünü görmek, fakat daha önce kimselerin düşünmediğini düşünmek ve daha önce hiç kimsenin yapmaya kalkışmadığını yapmak… İşte bunu yapabilenler tam anlamıyla geleceğin iş dünyasının parlayan yıldızları, en çok ihtiyaç duyulanları olacak.

Read more

Biz Uber’i Yasakladık Ama…

Her çarşamba sabahı yatırım yaptığım ya da yapmayı düşündüğüm alanlardan ya da şirketlerden birisi hakkında uzunca bir yazı paylaşıyorum.

Geçen yazımda Spotify’i ele almıştım. Bugünkü konum ise bir süredir hisse senedi yatırımcısı olduğum Uber.

Yazımda hem Uber’i detaylıca inceliyorum, hem de mobilite sektörünün nereye gideceğini, Uber gibi hizmet şirketlerinin otomobil üreticilerini nasıl etkileyebileceğini ele almaya çalışıyorum

İster Uber’e yatırım yapmayı, isterse bu ilginç pazardaki gelişmeleri ve inovasyonları merak edin, bu yazıyı beğeneceğinize eminim.

Read more

Haddini Aş Hikayeleri 27: Oprah Winfrey

Öyle insanlar vardır ki hayatta; Daha küçük bir çocukken hırpalar hayat onları, kötü davranır. Çok acı çeker, defalarca kez yenilgiye uğrar, kayıplar yaşarlar. Olabilecek en kötü şeyler gelir başlarına…

Ama bir çıkış yolu bulana kadar mücadele eder bu insanlar. Çünkü birçoğumuzun aksine, hayatlarını değiştirebilecek cesarete sahiptirler. Ve ne yapar eder, kendi hayatlarını söke söke alır ve sonunda istedikleri insana dönüşürler.

İşte böyle insanlar beni en çok etkileyen, çok saygı duyduğum insanlar olmuştur hep.

Read more

Haddini Aş Hikayeleri 26: Elveda Mamba!

Sevgili Basketbol
Babamın çoraplarını top haline getirip,
Atmaya başladığımdan beri,
Tek bir gerçek olduğunu biliyorum.
Sana aşık olduğumu.
Bu öyle derin bir aşk ki;
Aklım bedenimden,
Ruhum ve duygularıma kadar her şeyimi sana verdim.
Sana sırılsıklam aşık olan 6 yaşındaki bir çocuk olarak
Asla tünelin sonunda görmedim kendimi.
Her zaman bir çıkış yolu buluyordum kendime.
Ve bu yüzden koştum.
Hiç bir sahada basılmadık yer bırakmadım.
Ve her topa sahip olmak için çabaladım
Ben azmimi istedim,
Ben sana kalbimi verdim,
Çünkü benim için çok daha fazlasısın.
Kan ter içinde oynadım bu oyunu.
Mücadele beni çağırdığı için değil,
SEN beni çağırdığın için.
Senin için her şeyi yaptım,
Çünkü senin yaptığında buydu
Biri seni hissettiğinde
Aynı zamanda beni de hissetti.
6 yaşındaki bir çocuğa ”Laker” hayalini verdin.
Ve her zaman bunun için seveceğim seni.

Read more

Spotify’in Geleceğine Yatırım Yapıyorum

Bazı okuyucularımdan gelen yoğun talep üzerine her hafta yatırım yaptığım varlıklardan birisi ile ilgili detaylıca paylaşımlar sunmaya karar verdim. 

Eğer bir aksama yaşamasam her Çarşamba sabahı bu makalelerimle karşılaşacaksınız. 

(Önemli Not: Lütfen yazdıklarımın asla bir yatırım tavsiyesi olmadığını, sadece kendi yatırım mantığımı paylaştığımı unutmayın. Her yatırımcı kendi araştırmasını kendisi yapmalıdır.)

Son dönemde hisse senetlerini satın almaya başladığım şirketlerden birisi Spotify.

Bugün hem neden bu şirkete yatırım yaptığımı, hem de Spotify’in parlak geleceğini oluşturacağına inandığım temel yapı taşlarını özetlemeye çalışacağım.

Müzik pazarını kökten değiştiren bu şirketin inovasyonlarının ve stratejilerinin, yatırım yapmayı düşünmesiniz bile, ilginizi çekeceğini umuyorum.

Read more

Tutkulu Girişimcilerin Plansız Adımları

Dev işler tutkulu girişimcilerin plansız adımlarıyla kuruluyorlar çoğu zaman.

Mesela Elon Musk uzay işi ile ilgilenmeye başladığında aklında SpaceX’i kurma fikrinin kırıntısı bile yokmuş.

Musk PayPal satışından gelen parayla çocukluğundan beri hayallerini süsleyen Mars yolculuğunu gerçekleştirmenin yollarını arıyormuş.

Araştırmaları sırasında Musk, NASA’nın bırakın Mars’ın kolonizasyonu, uzaya insanlı yolculuğu için bile hiç bir planının olmadığını görünce büyük hayal kırıklığına uğruyor.

Read more

Başarıya Giden Yolda Zaman Yönetiminin Önemi

Dünyada hepimize eşit olarak verilmiş bir şey var. Çok değerli bir şey bu, bir hazine. Ve biliyor musunuz? Bu hazineyi çarçur etmeden, en doğru şekilde kullananlar ödüllendiriliyor. Hayalleri gerçek oluyor, arzu ettiği başarıya ulaşıyor.

Fakat onun kıymetini bilmeyenler, onu umursamayanlar ise oradan oraya savruluyor hayatı boyunca. Ne isteklerini tam olarak yerine getirebiliyor ne de büyük başarılara imza atabiliyorlar. Muhtemelen yolun sonuna geldiklerinde anlıyorlar onlara verilen hazinenin değerini.

Bu hazinenin ne olduğunu tahmin edebildiniz mi?

Read more

Doğru Karar Nasıl Alınırlar?

Bugün, başarı yolculuğunda çok önemli olduğuna inandığım bir konuyu paylaşmak istiyorum sizlerle: Doğru kararlar almanın sırrını.

Yatırımlarınız, kariyeriniz, ilişkileriniz veya sağlığınız gibi tüm konularda daha doğru kararlar almanın sırrını.

Yatırımcılar ister istemez daha sık ve daha çok kararlar aldıklarından, konuya oradan örneklerle gireceğim. 

Ama daha sonra hayatın hemen her alanında doğru kararlar alabilmenin en büyük sırrını vereceğim: Karar alma sisteminizi kurmak ve sürekli olarak geliştirmek.

Konu ilginizi çektiyse buyrun okumaya. 

Biraz uzunca bir metin ama gerçekten çok yararlı bir yazı okuma olduğunu düşünüyorum sizler için. 

Her zamanki gibi soru ve yorumlarınızı heyecanla bekliyorum.

Read more

2024’de 37 Milyon Elektrikli Otomobil Satılacak!

2018 yılında dünyada 1.45 Milyon elektrikli otomobil satıldı. 2019’da bu rakamın 2 milyon adete yükseldiği tahmin ediliyor. 

Yılda 80 milyon otomobilin satıldığı global elektrikli otomobil pazarı için oldukça küçük rakamlar bunlar.

Peki ya 2024’te, yani sadece 5 yıl sonra 37 milyon elektrikli otomobilin satılacağını söylesem yorumunuz ne olurdu? 

“Allah akıl sağlık versin mi” mesela?

Oysa çok beğendiğim ve şimdiye kadar tavsiyelerine uyduğum için epeyce para kazandığım ABD’li yatırım firması Ark Invest’in yeni araştırması bana hiç de olmayacak hayaller kurmadığımı gösteriyor. 

Buyrun anlatıyorum.

Read more

Haddini Aş Hikayeleri 25: Soichiro Honda

Bir süredir etrafımda çok fazla duyduğum yakınmalar şu şekilde:

‘’Kendi işimi kurmak istiyorum ama bu kriz ortamında hiç cesaret edemiyorum.’’

‘’Çok güzel bir girişim fikrim var ama ülke bu haldeyken işimi bırakıp sil baştan yapamam.’’

‘’İş bulamıyorum, kriz olduğundan şirketlere girmek çok zorlaştı.’’

Haklısınız da. İş kurmanın da iş bulmanın da kolay olmadığı, gerçekten fakirleştiğimiz, hayatın çok pahalı olduğu, paralarımızın hızla eridiği zor bir dönemden geçiyoruz ülkece.

Read more

Haddini Aş Hikayeleri 24: Jeff Bezos

Sizi çok heyecanlandıran, hayata geçirmeyi çok istediğiniz muhteşem bir fikriniz var. 

Ama bir yandan tereddütler içindesiniz.

‘’Ya başarısız olursam?’’

‘’Ya benimle alay ederlerse?’’

‘’Ya düzenim bozulursa?’’

Sizi harekete geçmekten alı koyan bir ton soru işareti. 

Bugün gezegenin en zengin insanı olan ve 21. yüzyılın efsanevi girişimcileriden sayılan Jeff Bezos da Amazon’u kurmadan önce tıpkı sizin gibi sorular sorup duruyordu kendine. 

Ama ne yaptı biliyor musunuz? 

Kendisine yepyeni bir bir bakış açısı edindi: ‘’Pişmanlığı azaltma bakış açısı.’’

Read more

İran ABD Savaşını Twitter mi Engelledi?

Biliyorum, kimisi kerameti kendinden menkul, kimisi de işinin erbabı pek çok uluslararası ilişkiler uzmanı bu teorime gülebilirler. 

Ama İran füzelerinin ABD üslerini vurduğu gece Twitter üzerinden dönen iletişim trafiğinin iki ülke arasındaki gerilimin düşürülmesinde büyük etkisi olduğunu söylemek çok da ahmakça değil bence. 

Böyle gerilimli, her açıklamanın ve her saniyenin kritik olduğu anlarda düşman ülke yöneticilerinin direkt iletişim kurabilmesinin önemi uzun zamandır biliniyor zaten. 

Küba Füzeleri Krizi sırasında ABD ve Rusya başkanları arasındaki iletişim sorunlarıdan ders alarak kurulan Beyaz Saray-Rusya direkt teleks hattının bugün hala kullanılıyor olması bunun kanıtı.

Read more

Segway Daha Ölmemiş!

Meğerse yürümenize gerek bırakmayacak mucizevi ulaşım aracı olarak tanıtılan Segway’in hüzünlü hikayesi daha bitmemiş.

Başkan Bush’un efsane düşüşü ve onu takip eden kimisi ölümlü kazalarla kan kaybeden Segway markası, yeni sahibi Çin’li Ninebot’un yönetiminde atak yapıyor.

Lyft ve Jump gibi şirketlerle yaptığı işbirlikleri sayesinde dünya elektrikli scooter pazarının %70’ini ele geçiren Segway, yeni mopedini, dağıtım robotlarını ve motorsikletini de piyasaya sundu.

Read more

%1’lik İyileşmelerin İnanılmaz Toplam Gücü

David Brailsford İngiliz Ulusal Bisiklet takımının başına getirildiğinde takımının başına getirildiği dönemde İngiliz profesyonel bisikletçiler 100 yıla varan karanlık bir dönemden geçmekteydiler. 

1908 yılından bu yana, İngiliz biniciler Olimpiyat Oyunlarında sadece bir altın madalya kazanmışlardı ve son 110 yıldır bisikletin en büyük yarışı Tour de France’da hiçbir İngiliz bisikletçinin birinciliği yoktu.

Durum o kadar vahimdi ki, İngiliz bisiklet üreticileri markalarını kötü etkileyeceğini düşündükleri için  İngiliz milli takımına bisiklet satmayı red ediyorlardı.

Dave Brailsford’un seçilme nedeni onun “marjinal kazanımların toplamı” adını verdiği yönetim stratejisinin bisiklet federasyonu yöneticilerinin çok ilgisini çekmeseydi.

Read more

Haddini Aş Hikayeleri 23: Dostoyevski

Kitaplarını her okuyuşumda ‘’Bir insan böyle cümleler kurabilecek kadar ne yaşamış olabilir?’’, ‘’Bir insan nasıl bu kadar harika psikolojik analizler yapabilir’’ dedirten bir dehadan bahsedeceğim bu yazımda.

İnsana okumayı sevdiren, hayata bambaşka pencerelerden bakmayı öğreten bir deha bu. Kim mi? Dostoyevski.

Öyle bir deha ki, ”Bütün insanlığın son sınırı Dostoyevski değilse hiç kimsedir!” diyor Zweig ondan bahsederken.

Einstein, “Dostoyevski bana bütün bilim insanlarından daha fazlasını verdi. Gauss’tan bile…” diyor.

Nietzsche: “Kendisinden bir şeyler öğrendiğim tek psikolog Dostoyevski olmuştur.”

Freud, ”Sanatçı, nevrozlu, ahlakçı ve suçlu olmak üzere dört ayrı cephesi bulunan, zengin bir kişilik yapısıyla karşımıza çıkar Dostoyevski. Acaba bu karmaşık yapıyı açıklığa kavuşturmak için nasıl bir yol izlemeli?” diye tanımlıyor.

Read more

Şirketler İkiye Ayrılıyorlar

Çalışanlarında “fark yaratma arzusunu” tetikleyenler ve “durumu idare etmelerini” teşvik edenler.

Güzel olanı ilk kategoridekiler tabii.

Bunlar hızlı büyüyen, emsalsiz müşteri deneyimleri yaşatan ve inovasyonla barışık capcanlı kuruluşlar.

Öyle süslü “çalışan markası” ödüllerine sahip olmasalar bile, yüksek motivasyona sahip harika iş güçlerine sahipler.

Bu şirketlerin çalışanları kurumu geliştirmek için risk almayı, yeni şeyler denemeyi, deneylerden öğrendiklerini paylaşmayı ve gerekirse daha doğru şeyler yapmak için yöneticilerine itiraz etmeyi bilen insanlar.

Onlar için çalıştıkları şirketin bir gün öncekinden daha iyi bir yere dönüşmesi önemli. Çünkü şirket adeta üzerine titredikleri kendi tapulu malları.

Read more

Google İmparatorluğunun Köleleriyiz

Google, Facebook’a göre genellikle daha iyi duygularla anılan bir şirket.

Dünyadaki tüm bilgiyi kolay kullanıma sunma misyonu onu zaman öldürmekten başka işe yaramayan Facebook’dan daha değerli kılıyor.

Lakin eğer Facebook dijital dünyanın kötü adamıysa, Google o kötü adamın bile boyun eğeceği sonsuz kudrete sahip tartışmasız imparatoru.

Google’da aramalarında ilk sayfada çıkmıyorsanız işiniz çok zor. Çünkü potansiyel müşteriler satın alma süreçlerine internetten başlıyorlar.

Üstelik tüketiciler Google’la o anda ne aradıkları bilgisini direkt olarak paylaşıyorlar. Böyle bakınca Google dünyanın en büyük ve raflarında yer mutlaka yer almak isteyeceğiniz en güçlü süpermarketi.

Google da bu gücünü bildiğinden reklam verenlerden marketlerin “raf parası” adını verdiği haraca benzer bir haraç kesiyor.

Ha reklam vermeyim ama aramalarda üst sıralarda çıkayım diyorsanız, o zaman da tüm web içeriğinizi Google hazretlerinin arzu ve kurallarına uygun hale getirme uzmanı SEO danışmanlarının eline düşüyor, tüm dünyanızı Google sizi beğensin diye kurguluyorsunuz.

Üstelik Google eğer kafası atarsa arzu ve kurallarını değiştiriveriyor ve tüm SEO yatırımlarınız da çöpe gidiyor.

Google dijital dünyanın tartışmasız imparatoru, boyun eğin, rahat edin!

Bayilik Hala Geçeri Bir İş Modeli mi?

Bayiler ana şirketlerin ürünlerini müşterilere ulaştıran dağıtım/satış kanalını oluşturur ve ana şirketin tahsilat/stok yönetimi/hizmet süreçlerini de kolaylaştırırlar.

Lakin bence dijitalleşmenin esas stratejik güç kaynağı olduğu günümüzde bayilik sistemlerinin rafa kaldırılması gerekiyor. Çünkü bayilik sistemleri emsalsiz müşteri deneyimlerinin önünü tıkıyorlar.

Bayiler -haklı olarak- kısa vadeli satış ve karlılığa odaklıyken, geri dönüşü uzun vadeli müşteri deneyimi projelerine candan destek vermeleri eşyanın tabiatına aykırı.

Ama başka sorunlar da var.

Bayilik sistemi ile çalışan şirketler nihai müşteri verilerini toplayamadıklarından CRM’verileri zayıf kalıyor, veri olmayınca yapay zekanın gücünden yararlanamıyorlar, omnichannel girişimleri karmaşık faturalama ilişkilerine tosluyor ve dijital satış kanalları kurmaktan da çekiniyorlar.

Dijitalleşme bayilere olan ihtiyacı azaltan ve müşterilere direkt ulaşabilen firmaların elini güçlendiren araçlar sunuyor bugün. Kendi mağazalarına ve dijital satış kanallarına sahip şirketlerin oyunu kazanacağı bir döneme giriyoruz.

Eğer harika bir dijitalleşme projesine “ama bayilerimiz buna kızar!” diye itiraz edilen bir şirketseniz bayilik sisteminizi gözden geçirme zamanınız geldi demektir.

Dijitalleşme O Bildiğiniz SAP Projelerinden Değil!

SAP Almanların geliştirdiği muhasebeden, üretime, planlamadan, satışa kadar bir şirketin tüm işlerini dijital olarak entegre eden dev bir yazılım. SAP’e benzer oyuncular arasında Oracle gibi devler ve Logo gibi yerli girişimler var.

Bu yazılımların temel işlevi şirketlere mevcut işlerini daha verimli yapmalarına yardımcı olmak. Ve bu konuda çok başarılılar.

Dijitalleşme ise verimliliğe değil, yenilikçi iş modellerinin önünü açmaya ve bu sayede hızlı büyüme fırsatlarını yakalamaya odaklı.

Mesela otomotivciler SAP sayesinde verimliliklerini yükseltirken, UBER dijitalleşme sayesinde insanları taşımanın yepyeni yollarını keşfediyor.

Kurumların kritik hatası dijitalleşmeyi SAP projeleri gibi yönetmeleri. Dijitalleşme sanki BT departmanının yürütmesi gereken bir ”proje“ gibi görülüyor.

Oysa dijitalleşme şirketin ortak ve yöneticilerinin ”bugün teknolojileri ile bu işi kursaydık ne yapardık“ sorgulamasıyla başlayan köktenci bir iş modeli bakış açısını gerektiriyor.

Mesela Hilton yöneticileri verimlik artışları ile övünürken, AirBnb gecede 2 Milyon kişiyi sıfır maliyetle konaklatıyor dijitalleşme sayesinde.

Şirketinizdeki dijitalleşme girişimlerini hala SAP kafasıyla yönetiyorsanız işiniz zor anlayacağınız, benden söylemesi.

Gerçekten Dijitalleşiyor musunuz?

Bu aralar yöneticilerin en popüler söylev konuları arasında DİJİTALLEŞME başta geliyor.

Google, Amazon gibi dev dijital oyuncuların ve yüzlerce dijital startupın başarılarına özenen bir tek büyük kurum yöneticisi yok ki şirketinin nasıl da inanılmaz dijitalleştiğini anlatmasın.

Bir “palavrasavar” olarak yöneticilerinizin dijitalleşme konusunda ciddi mi olduklarını, yoksa palavra mı sıktıklarını test edeceğiniz 5 soru sunuyorum size.

En az bir soru için büyük bir EVET’ini varsa şirketiniz doğru yolda. Aksi takdirde sizin için üzgünüm.

1-Dijitalleşme sayesinde müşterilerimize rakiplerimizden 10 kat daha iyi deneyimler yaşatabileceğimiz süreçler ve temas noktaları tasarlıyoruz.

2-Dijitalleşmenin getirdiği verimlilikle rakiplerimizin asla yakalayamayacağı maliyet avantajları yaratıyor, bu avantajı fiyatlarımıza yansıtarak pazarı yıkıyoruz.

3-Şirketimiz mevcut iş modelini dijitalleşmeyle desteklemekten ziyade, dijital araçları kullanarak yepyeni iş modelleri yaratmanın peşinde.

4-Şirketimizin en üst kademelerinde müthiş dijital becerilere sahip insanlar var ve stratejik güçleri artıyor.

5-CEO’muz Getir, Yemek Sepeti, Armut gibi dijital çözümleri bizzat kullanıyor, Bitcoin alıp satabiliyor, bilgisayar oyunu oynayabiliyor.

Wikispeed: Otomobil Üretimini Yazılım Geliştirmeye Benzeten Şirket

Otomobil Üretimini Yazılım Geliştirmeye Benzeten Şirket

Wikispeed’in ilginç hikayesi Joe Justice’in Progressive isimli sigorta firmasının 10 Milyon Dolarlık inovasyon yarışmasına başvurması ile başlar. Enerji verimliliği yüksek araçların üretimini teşvik etmek için düzenlenen yarışmanın temel amacı bir galonla (yaklaşık 3.8 LT) 100 mil (yaklaşık 160 KM) gidebilen, güvenlik regülasyonlarına uygun ve insanların gerçekten kullanabileceği araçların üretilmesini sağlamaktır. 

Ultra-verimli bir otomobil üretme fikrine heyecanlanan Joe, eşinin de desteği ile 5.000 Dolarlık başvuru ücretini kendi tasarruflarından karşılayarak yarışmaya katılmaya karar verir.  

İlk aşamada tek başına çalışan Joe, sosyal medya aracılığı ile geliştirme çalışmalarını, karşılaştığı zorlukları ve teknik sorularını çevresi ile paylaşır. Çalışmaları sosyal medyada öğrenen bazı insanlar Joe’ye projesi için yardımcı olmaya, hatta bir kısmı doğrudan garaja gelerek gönüllü olarak çalışmaya başlarlar. Sadece 3 ay içerisinde Wikispeed Takımı 44 kişilik bir gönüllüler ordusuna dönüşmüş ve yarışmaya katılabilecek çalışan bir prototip geliştirilmiştir.

Son teslim tarihinden çok kısa bir süre önce bir yarışma denetçisi otomobili inceleyerek süspansiyonlarında teknik bir yetersizlik olduğunu, bu şekilde yarışmaya katılamayacaklarını belirtir. Pek çok girişimcinin pes edeceği bu ani gelişmeye rağmen Wikispeed’in gönüllüler ordusu işin peşini bırakmazlar ve aracı yarıştırmaya yetiştirerek, otomobilin pek çok büyük üretici firmanın içerisinde ilk ona girmesini sağlarlar.

Son derece kıt kaynaklarla ve sadece 3 aylık kısa bir sürede elde edilen bu başarı otomotiv dünyasının ilgisini çeker.  2010’daki yarışma başarısından sonra Wikispeed 2012’de Detroit Otomobil Fuar’ına davet edilir ve SGT01 adlı araçları Ford ve Chevrolet gibi çok güçlü markaların yanında sergilenir. Artık SGT01 tamamen fonksiyonel bir spor otomobildir ve fuarda ilk siparişini almayı da başarır.

Fuardaki başarı Wikispeed’in sadece sipariş almasını sağlamaz, aynı zamanda 100’e yakın yeni gönüllünün Wikispeed takımına katılmasını da sağlar. 2013 yılına gelindiğinde artık Wikispeed’in 500’e yakın gönüllü çalışanı vardır. Joe, bu gönüllülerden 170 kadarının çok yoğun bir şekilde Wikispeed için çalıştıklarını belirtmektedir.

2013’de ilk otomobil satışını gerçekleştiren Wikispeed tipik otomobil üreticilerinden çok farklı bir büyüme modelini izler. Merkezi bir üretim bandında aynı modeldeki araçlardan çok sayıda üreterek ölçek ekonomisi yaratmaya odaklanan tipik üreticiler yerine, Wikispeed dağıtık, ölçekleme yerine uzmanlaşma, yenilikçilik ve katılıma dayalı yepyeni bir iş modeli geliştirir.  

Wikispeed’in Çevik ve Açık Kaynağa Dayalı İnovasyon Süreci

Wikispeed’in iş modeli Linux ve Wikipedia gibi özellikle bilişim sektöründe çok başarılı olan “açık kaynak” yapılanmalarına benzer.  Bilginin paylaşımına ve kollaborasyona dayalı açık kaynak yapılanması sayesinde Wikispeed çok sayıda bağımsız katılımcının uzmanlıklarından yararlanır. Ürünlerin kalite kontrolünü de yine bu bağımsız katılımcıların yaptığı çok sayıda test ile gerçekleştirir. Bir diğer deyişle, Wikipeed bir otomobil üretim şirketinden ziyade bir yazılım şirketine benzer.

Wikispeed’in ürün geliştirme sürecinin temelini çeviklik oluşturur. Ürün geliştirme sırasında çok sayıda ve hızla yapılan değişiklikler sayesinde iyi bir sonuca ulaşılması hedeflenir. Ürün geliştirme sürecinin daha başlangıcında ürünün tüm spesifikasyonlarını planlamayı öngören klasik şelale (waterfall) metodunun tersine, çevik (agile) ürün geliştirme süreci kısa ve hızlı “deneme, yanıla, öğrenme, geliştirme” döngülerine dayanır.

Wikispeed’in Organizasyonel Yapısı

Wikispeed  Takımı “Scrum” olarak adlandırılan ve Türkçe’ye “Saldırı” ya da “Hamle” olarak çevrilebilecek düşük genel gidere dayalı bir proje yönetimi tekniği ile takım üyeleri arasında kollaborasyonu sağlar. Scrum takımlarında üç temel rol bulunur; “ürün sahibi”, “takım üyesi” ve “scrum” üstadı. Her takım üyesinden bu rollerden birisini benimsemesi istenir ama zaman içerisinde insanlar kendi isteklerine ve yeteneklerine uygun olarak rollerini değiştirebilirler.

Scrum yapılanmasında merkezi bir yönetici bulunmaz, insanlar projeye hangi rolde katılacaklarını kendileri belirlerler. Bu sayede hem katılımcıların yüksek motivasyonu sağlanır hem de çabalarını koordine eden bir yapı oluşturulmuş olur. Scrum  takım üyelerinin başlıca sorumlulukları aşağıdaki tabloda özetlenmiştir.

Ürün Sahibi Takım Üyesi Scrum Üstadı
Paydaşların ve müşterilerin sesini temsil eder. En önemli sorumluluğu takımın müşterilere değer katan ürünler geliştirmesini sağlamaktır. Müşteri odaklı “kullanıcı hikayelerini” geliştirir, onları önceliklendirir ve onları ürün kütüğüne (backlog)  ekler. Döngülerin (sprint) yönetiminde rol alır.  Her deparın sonunda müşteriye teslim edilme potansiyeline sahip , kaliteli ürünlerin geliştirilmesinden sorumludur. Her hafta en az 2 saat proje için çalışma ve neler başardığını anlatacak 5 dakikalık sunumlar yapma sorumluluğunu taşır. Scrum takımının önüne çıkabilecek tüm engelleri kaldırmaktan sorumludur. Takımın lideri değildir ancak takımın performansını etkileyebilecek üçüncü kişilere karşı  takımı temsil eder ve bir tampon vazifesini görür. Scrum sürecinin ilkelerine uygun olarak işlemesini kontrol eder. 

Wikispeed Takımının Çalışma İlkeleri 

Joe, Wikispeed’in çalışma ilkelerini tasarlarken kendisinin yazılımcı geçmişinde öğrendiklerinden ve yazılım geliştirmede başvurulan en iyi uygulamalardan bol bol yararlanmıştır. 

İşi Modüllere Ayırma

Joe kompleks bir ürün geliştirme sistemini modüllere ayırmanın ve her bir modülün özerk bir Scrum  takımı tarafından yönetilmesinin, yaratıcılığı yükselteceğini ve takımlar birbirilerini beklemek zorunda kalmayacaklarından daha hızlı deneme-yanılma-öğrenme döngüleri yapılmasını sağlayacağına inanıyordu.

Joe’ye göre, otomobilin her biri modülü diğer modüllerden bağımsız olarak değiştirilebilmeli ve geliştirilebilmelidir. Böylece otomobilin herhangi bir modülü diğer modülleri hiç etkilemeden ve onlarda yapılacak değişiklikleri beklemeden geliştirilebilir. 

Joe’nin modelinde modüllerin birbirileri ile eklemlenmeleri standart arayüzler ile sağlanır. Lego parçalarının birbirileri ile bağlandığına benzer standart arayüzlerin kullanımı, modüllerin bağımsız olarak geliştirilmesini ancak aynı zamanda birbirileri ile uyumlu şekilde birleşmelerini sağlar. 

Wikispeed projesinde otomobilin modülleri arasındaki arayüz standartları belirlendikten sonra otomobilin şasisi, ön bölümü, yolcu kabini, motoru ve bagajı gibi modülleri birbirinden bağımsız scrum takımları tarafından geliştirilmiştir.

Bu modüler yapı sayesinde Wikispeed takımlarının kendi modüllerini mükemmelleştirmek için hızlı testler yapmaları, böylece de çok hızlı bir şekilde ürün geliştirmeleri sağlanmıştır. Ayrıca böylesine modüler bir yapıda çalışmak takımları kendi ürünlerini sadeleştirmeye ve dolayısı ile maliyet azaltmasına gitmelerine de yol açmıştır.

Sonuçta otomobil endüstrisinde ürün geliştirme süreçleri ortalama 2.5 yıl sürerken, Wikispeed bu süreyi haftalık döngülere (sprint) indirmeyi başarmıştır. Modüler yapı aynı anda çok sayıda değişikliğin yapılmasını mümkün kıldığından inovasyonu da hızlandırmaktadır.

Scrum Metodu ile Takım Çalışmasını Yönetmek

Joe takımları scrum metodu ile organize etmenin onları özgürleştireceğini, yaptıkları işin sonucunu daha kısa bir sürede görmelerine imkan sağlayacağına ve bu nedenle de daha yüksek bir motivasyonla çalışmalarını teşvik edeceğine inanıyordu. Wikispeed’in gönüllü katılımına dayalı üretim felsefesi, takım üyelerinin motivasyonuna geleneksel şirketlerden daha fazla önem verilmesini zorunlu da kılıyordu.

Wikispeed Scrum ilkelerini aşağıdaki başlıklar şeklinde otomobil geliştirme süreçlerine adapte etmiştir:

  • İşi kısa süreli döngüler olarak organize et.
  • Yönetim bu kısa döngüler sırasında Scrum takımının işlerine karışmaz.
  • Takım müşterisine rapor verir, yöneticisine değil.
  • Takım işin ne kadar süreceğine kendisi karar verir.
  • Takım her döngü için ne kadar işgücüne ihtiyacı olduğuna kendisi karar verir.
  • Takım kendi performans kriterlerini kendisi belirler ve sonuçları kendisi ölçer.
  • Her döngüden önce takım o döngünün amaçlarına kendisi karar verir.
  • Döngülerin amaçlarına hedeflenen müşteri hikayelerine göre karar verilir.
  • Projenin önündeki engeller sistematik olarak kaldırılırlar.

Şema-Scrumun İşleyişi

pastedGraphic.png

Wikispeed takımı Scrum tekniğini işlerini organize etmek için etkin olarak kullanmaktadır. Bütün projeyi 1 haftada tamamlanabilecek alt görevlere (task) bölen Wikispeed’ciler, günde bir kez 15 dakikalık kısa sunumlarla (Standup) ilerlemelerini paylaşırlar. Bu kısa sunumlarda şu soruların yanıtları verilir: (1) dün ne yaptınız; (2)bugün en öncelikli göreviniz ne ve onu tamamlamak için ne yapacaksınız; (3) sizi en önemli görevinizi başarmaya çalışırken yavaşlatan temel faktör nedir? Bu sunumlar sayesinde hem takımlar arasında koordinasyon sağlanır, hem de süreç hızlandırılır.

Wikispeed Scrum metodu ile takımlarıı yönetmek için neredeyse tamamı ücretsiz olan LinkedIn, FreeConferenceCall.com, Dropbox, GoogleDocs, Google Hangouts, YouTube ve Skydrive gibi araçlardan yararlanır. 

Wikispeed’in kullandığı diğer önemli bir Scrum metodu ise “müşteri hikayeleri”dir. Müşterilerin ürünle başarmak istediklerini basit hikayelere dönüştürmek ve bu hikayeler çerçevesinde döngü hedefleri vermek, takımın tüm çalışmalarını müşterilerin ihtiyaçlarına odaklamasını ve gereksiz unsurlara enerji harcamasını engeller. Müşteri hikayeleri genellikle post-itlere yazılırlar ve asla teknik bir ihtiyaçlar listesinin karmaşasında olmazlar.

Wikispeed’e Tepkiler

Başarıları ile kısa sürede basının sevgilisi haline gelen Joe Justice ve Wikispeed ekibine otomobil dünyası ise kuşkuyla bakmaktadır. 

Büyük şirketler, Wikispeed gibi motive, bağımsız, bürokrasiden uzak takımlarla çalışmanın, kurumun yapısını çok zorlayacağından endişe ediyorlar. Ayrıca Wikispeed’in yaklaşımın küçük projeler ve takımlar için geçerli olabileceğini ancak büyük organizasyonlarda işe yaramayacağını iddia edenlerin sayısı da hiç az değil.

Öte yandan John Deere ve Lockheed Martin gibi dev üretim firmaları Wikispeed atölyelerini ziyaret ederek orada geliştirilen yeni yönetim mantığını kavramaya çalıştılar. Dünya’nın en büyük uçak üreticisi olan Boeing ise bazı ürün geliştirme süreçlerine Scrum metodunu adapte ettiğini ve 2.4 katlık performans iyileştirmesi gösterdiğini açıkladı geçtiğimiz günlerde. General Motors da Onstar bölümünde Scrum uygulamaya başlayacağını ilan etti bu arada.

Vaka Tartışma Soruları:

  • Siz kendi işlerinizde Wikispeed’in Scrum metodunu mu yoksa geleneksel ürün geliştirme süreçlerini mi tercih edersiniz? Neden? İki metodun avantaj ve dezavantajları sizce nelerdir?
  • Sizce insanlar neden Wikispeed’e gönüllü olarak katılıyorlar. Joe bu kadar çok gönüllüyü takımına katmak için nasıl bir yöntem izliyor? 
  • Wikispeed’in organizasyonel prensipleri geleneksel yapılardan nasıl ayrışıyor ve bu yapı neden Wikispeed’ün ürün geliştirme süreçlerini hızlandırıyor.
  • Sizce büyük örgütler Scrum metodunu kendilerine uyarlayabilirler mi? Neden? Neden değil?
  • Grup Tartışması: Wikispeed’ten aşağıdaki konularda neler öğrendiniz ve bunları kendi işinize nasıl uyarlayabilirsiniz?
    • İnovasyon
    • Organizasyon ve yönetim
    • Çalışan motivasyonu
    • Verimlilik

Haddini Aş Hikayeleri 19: Eren Bali

Şimdi size bildiğiniz online eğitim sitelerini sayın desem, eminim ki aklınıza ilk gelenlerden biri ‘’Udemy’’ olacaktır.

Peki bugün dünyada en çok bilinen ve kullanılan bu eğitim sitesinin arkasında Türk bir girişimci olduğunu biliyor musunuz?

Evet, bu yazımda Udemy’nin kurucusu Eren Bali’nin Türkiye’de küçük bir köy okulundan Silikon Vadisi’ne uzanan başarı hikayesini anlatıyorum.

1984 yılında, öğretmen anne ve babanın çocuğu olarak Malatya’da dünyaya geliyor Eren. İlkokulu, 5 sınıfa aynı anda ders verilen tek odalı bir köy okulunda bitiriyor. Ta o zamanlardan matematik ve bilime büyük ilgi duyuyor.

Ardından Malatya Fen Lisesini kazanıyor. Lisede Uluslararası Matematik Olimpiyatlarında derece yaptığı için MIT ve Harvard gibi dünyanın en başarılı üniversitelerden teklif alıyor. Buna rağmen ODTÜ’de bilgisayar mühendisliği okumayı tercih ediyor.

“Malatya’dan hiç çıkmamıştım. ABD çok uzak geldi. Ablam ODTÜ’de okuyordu; o korkuyla ODTÜ’ye gittim.”

İçinde bitmek tükenmek bilmeyen bir keşfetme, yeni şeyler üretme arzusu olan Bali, ODTÜ’deki ilk senesinde Bilgisayar Topluluğunun sunucu üzerinden müzik dinlemesini sağlayacak “MP3 server” adlı bir uygulama yazıyor.

‘’Öğrenciler arasında çok popüler oldu ama okulun internetini çok hızlı tüketmiştik” 

Bu deneyimiyle “insanların ihtiyacı olan bir şeyi yapmanın” onu ne kadar mutlu ettiğini anlıyor ve gerçekten ne istediğine karar veriyor o dönem: Başarılı ve dünyada değişime neden olan bir girişimci olmak.

Yine ODTÜ yıllarında ortaokuldan arkadaşı Oktay Çağlar ile proje halindeki binaların 3 boyutlu maketini gösteren ‘’guncelbasin.com’’ isimli internet sitesini kuruyorlar. Fikir pek tutmasa da Udemy’e kadar gidecek olan girişimcilik yoluna çıkmış oluyorlar aslında.

O sıralar ODTÜ Teknokent’e Avrupa ve ABD’den eğitmenler geliyor ve girişimcilere sınıflarda eğitim veriyorlar.

Bali ve Çağlar eğitmenlere şöyle bir teklifte bulunuyorlar: ‘’Bu dersleri dijital ortama taşımaya ne dersiniz?’’

Teklif kabul ediliyor ve eğitmenler, iki arkadaşın geliştirdiği uygulama üzerinden uzaktan eğitim vermeye başlıyorlar.

Böylelikle milyonlarca insana ücretsiz ulaşabileceği ders içerikleri sağlamak olan hayallerine bir adım daha yaklaşıyorlar.

Ertesi sene Eren sadece online eğitim platformu kurmaya odaklanıyor.

“Eğitime demokrasi getireceğiz” mottosuyla harekete geçiyor ve Udemy’yi ilk kez Türkiye’de kuruyor, ancak iflas edince hayallerini gerçekleştirmek için arkadaşı Oktay ile Silikon Vadisi’ne gitmeye karar veriyorlar.

Elbette hedefe ulaşmak hiç de kolay olmuyor.

Bali’nin çalışma iznini alması çok uzun sürüyor, zor şartlarda yaşamını sürdürüyor bir süre. Beş parasız kalıyor, gündüz tam zamanlı işlerde çalışıp gece sabaha kadar kendi projesi üzerinde çalışıyor.

1 yıl boyunca ABD’de 50’den fazla yatırımcı ile görüşüyorlar ve hepsi fikri beğenmeyip reddediyor, “İnsanlar sertifika alamayacağı bir eğitime niye para ödesin?” diyorlar.

Bali ise insanların bir kez sertifika aldıktan sonra o siteyle bağının kopacağını, amacının süreklilik sağlamak olduğunu söylüyor. Ona göre eğitim devam etmeliydi.

“Öğrenmek ve sadece kendini geliştirmek isteyen insanlar için böyle bir platform bulunmaz bir hazine olacaktır.”

Sonunda bu vizyoner bakış açısı fark ediliyor. Fikre ilk inanan, Dave McClure oluyor ve ardından 11 melek yatırımcı, 2010 yılında Udemy’yi 1 milyon dolar fonluyor.

“Türkiye’de matematik olimpiyatlarına hazırlanırken internet benim tek kaynağımdı. Bu da benim hayatımda ciddi bir değişiklik yaratmama neden oldu. Ancak internette doğru kaynaklara ulaşmada zorlandım. İnternet üzerinden eğitimle başka insanların hayatlarında değişiklik oluşturmalarına olanak sağlamak, nasıl kolay bir hale getirilir, bu iş nasıl büyütülebilir diye düşündüm.”

Sonuç Olarak:

Eren, ‘’insanlar sertifika ya da diplomaya mecbur kalmadan, istediği konuyu, uzman kişilerden öğrenmesini sağlayacağız’’ dedi.

50’den fazla yatırımcı fikri gereksiz ve saçma buldu.

Eren yine de vizyonundan vazgeçmedi. Yolundan sapmadı.

Ve Udemy bugün 40 milyondan fazla öğrenci, 50 bin eğitmenle, tüm alanlarda 60’dan fazla dilde varlığını sürdürüyor.

Dünyanın en iyi ve en yaygın online eğitim platformlarından birisi. Ayrıca dünyanın batısında en çok fonlanan online eğitim şirketi.

Eren’in Bir Diğer Girişimi: Carbon

Eren, dünyanın en iyi sağlık sistemini bulduğunu ve gerçekleştirmeye başladığını söylediği girişimi Carbon Health uygulaması, hastalar ve doktorları online klinik platformunda bir araya getirmeyi amaçlıyor. Ve uygulamanın 30 milyon dolar yatırım aldığını duyurdu.

“Her sene bir zamanı Malatya’da köyde geçiriyorum. Oranın geçim kaynağı kayısı. Köylüler fiyat oynaklığından ciddi zarar görüyor. Fiyattan çok sonra haberdar oldukları için,  tüccarlar asıl kazancı elde ediyor. Bu sorunu çözebilirim. Ayrıca tarım ve enerji alanlarında bir şeyler yapmak istiyorum. Ancak hepsiyle ilgili şirketler kuramam. Bir ya da iki tane belki kendim yaparım, sonrasında hem yatırımcı olacağım, hem de aktif çalışacağım 4-5 iş planlıyorum”.

Eren’in bu vizyonuyla, daha çok başarılı girişime imza atacağına, adından sıkça söz ettireceğine eminim.

Yolu açık, başarıları daim olsun. 🙂

Tesla Almanları Fena Vurmaya Başladı!

Tesla’nın yarattığı elektrikli araç transformasyonunun Alman üreticilerin canlarını fena yakacağını defalarca yazdım.

Aşağıda 3 büyük üreticinin geçen hafta yaptığı duyuruların linkleri var. Yıkıcı inovasyon işte tam da böyle bir şey!

MERCEDES

Mercedes 300.000 kişilik iş gücünün %3’ünü, yönetici pozisyonlarının da %10’unu tasfiye ediyor. Yani 10.000 kişi işten çıkarılıyor. Amaç elektrikli araçlara transformasyon için tasarruf sağlamak.

https://www.forbes.com/sites/lisettevoytko/2019/11/29/daimler-plans-10000-layoffs-amid-auto-industrys-electric-vehicle-pivot/#117f58735639

AUDI

Almanya’da 9.500 kişiyi işten çıkararak elektrikli araçlara geçişin zorlu yolculuğunu aşmaya çalışıyor.

https://www.bloomberg.com/news/articles/2019-11-26/audi-to-cull-9-500-german-jobs-to-improve-earnings-over-decade

BMW

BMW prim ödemelerini durdurup, çalışma saatlerini artırıyor. Başka alanlardan yapılacak tasarruflarla birlikte yaratılacak 12 Milyar Avroluk para elektrikli araçlara dönüşüm için harcanacak.

https://www.forbes.com/sites/lisettevoytko/2019/11/29/daimler-plans-10000-layoffs-amid-auto-industrys-electric-vehicle-pivot/#7990cec25639

Kurumsallık Samimiyete Yeniliyor!

Ford elektrikli otomobili Mustang E Mach’yi büyük bir patırtıyla görücüye çıkarıldı geçenlerde.

Profesyonelce tasarlanmış, Ford’un her detayı en ince detayına kadar planlayan kurumsal yapısını yansıtan, epey de para harcanmış bir organizasyondu.

Oscar’lı Idris Alba’nın hem reklam filminde oynadığı, hem de toplantıyı modern ettiği Mach E tanıtımına, onlarca Ford yöneticisi katıldı ve özenle yazılmış metinlerine sadık kalarak açıklamalar yaptılar. Hip hop dansçıları filan da işin cabasıydı.

Daha sonra Tesla Cybertruck tanıtımı yapıldı.

Ancak son iki haftada geliştirilmiş tuhaf görüntülü bir kamyonet sahneye çıkarıldı. Aracın tasarımcısı önce balyozla girişti Cybertruck’a, sonra da kırılmaz dediği cama bir bilye fırlattı.

Ve cam kırıldı.

Ve Elon Musk ”Fazla mı sert attın?“ dedi ve gülerek ”bilye araca girmedi neyse ki!“ diye de ekledi. Sonra aynı hareketi arka cam için de tekrarladılar ve cam yine kırıldı. Ve Elon yine güldü.

Ve araç kırık camları ile sahnede kalmaya devam etti.

Kurumsallıktan uzak rezil bir sunumdu Elon’unki.Ama araç an itibarı ile 250.000 önsipariş almış ve grafikte de görüldüğü gibi Google aramalarında E Mach’ten çok daha fazla ilgi çekmiş durumda.

Ne dersiniz, aşırı kurumsallığın öldüğü bir döneme mi giriyoruz ne?

Haddini Aş Hikayeleri 18: Michelangelo

‘’İnsanlar, benim ustalığımı elde etmek için ne kadar sıkı çalıştığımı bilseler, onun o kadar hayret edilecek bir şey olmadığını anlarlar.’’

Tüm zamanların en büyük sanatçılarından biri olarak kabul gören, Rönesans’ı başlatan, inanılmaz vizyon sahibi ve sıra dışı bir insan olan Michelangelo diyor bunu.

Ben hep derim ki: Yaratıcı deha hikayelerine inanmayın. Büyük yaratıcılar aslında eşek gibi çalışan işçilerdir sadece. Yazıyı okuyunca bana hak vereceğinize eminim.

6 Mart 1475’te İtalya’da bir köy olan Caprese’de doğar Michelangelo. Ailesi, o 1 yaşındayken Floransa’ya taşınır. Ve henüz 6 yaşındayken annesini kaybeder.

Çocuk yaşlarında babasına büyüdüğünde sanatçı olmak istediğini söyleyen Mikelanj’a onun bir iş adamı (tüccar) olmasını isteyen babasının cevabı şu olur: “Hiçbir Buonarroti sadece ellerini kullanarak hayatını kazanmayacak.”

Ondaki ilahi yeteneği hiç göremeyen babası tarafından dayak yer sürekli. Sonunda babası onu bir stüdyoya çırak olarak göndermeyi kabul eder.

Baba korkusuyla, sanatını ellerini kullanmadan icra etmeyi öğrenir.

Hatta bir gün şehri ziyarete gelen bir prens atölyesine uğrar ve onu 5 metre uzunluğunda bir mermer bloğa bakarken bulur. Böylelikle Michelangelo’nun, 4 aydır her gün gelip, bu mermere saatlerce bakıp akşam yemeği için eve döndüğü söylentilerinin doğru olduğunu anlar o an.

Ve dayanamaz sorar prens: ”Ne yapıyorsun?”

Mikelanj cevaplar: ‘’Çalışıyorum’’

3 yıl sonra o düz mermer parçası olağanüstü, bugün dahi gören herkesi büyüleyen Davut heykeline dönüşecektir.

Eserleri

Davut Heykeli

Davut’un yontulduğu mermer orta kalitede, kimsenin beğenmediği ve iyi bir eserin çıkmasının imkânsız olarak görüldüğü bir mermer.

O dönem ”yapamazsın, boşa çabalama” diyen kimseye kulak asmıyor ve farkını konuşturuyor 26 yaşındaki Mikelanj. Kusurlu ve mundar edilmiş malzemeyi alıyor ve dünyanın en güzel eserlerinden birini çıkarıyor ortaya.

Kusursuz eserler üretebilmek için insan anatomisini en ince ayrıntısına kadar inceleyip kadavralarla uğraşıyor.

Davut heykelinin sadece eline bakın, ne demek istediğimi anlayacaksınız.

4 yıllık çalışma sonucu tamamlıyor Davut’u.

Heykel ilk yapıldığında büyüklüğü ve çıplaklığıyla insanları epey hayrete düşürüyor, hatta bazı kesimlerin ağır eleştirisine maruz kalıyor. Fakat daha sonraları Floransa’nın simgesi haline geliyor. Yapımından bu yana asırlar geçmesine rağmen hala şehrin simgesi durumunda ve senede 1,2 milyon insan hayranlıkla izliyor.

Mermerin içinde hapsolmuş meleği gördüm ve o serbest kalana kadar mermeri yonttum…

Michelangelo

Sistine Şapeli

Şapelin 300’den fazla figür ve Eski Ahit’te tarif edilen 9 sahneyi içeren o muazzam tavan fresklerini tam 4 sene boyunca yerden epeyce yükseklikte, kafası tavana dönük zor bir pozisyonda, geceli gündüzlü çalışarak tamamlıyor. Ayrıca kimseden de yardım almıyor.

Artık dayanacak gücüm kalmadı, boyun kemiklerim sırtıma batıyor “ diyor o dönemde yazdığı bir şiirde.

Kendisinin yapmış olduğu Mahşer Freskosu da yine Sistine Şapelinde.

Pieta Heykeli

Mermere adeta ruh verdiği, insan bedenini kusursuz bir şekilde işlediği bir diğer eseri. Meryem’in İsa çarmıhtan indirildikten sonra onu kucaklamasını tasvir ediyor.

Bu eseri yaptığında henüz 24 yaşındaydı Mikelanj ve o zamanlar çok fazla tanınmıyor.

insanlar bu heykelin başka bir sanatçı tarafından yapıldığı düşünüyor ve bu durum zaten agresif bir insan olan Mikelanj’ı epey kızdırıyor. Sonra gidip heykelin üzerine imzasını atıyor:

“Michael angelus bonarotus florentinus faciebat” yani “bu eser Floransalı Michelangelo Buonarroti tarafından yapılmıştır.”

Bu arada Pieta, Michelangelo’nun imzasını attığı tek eseridir.

Musa Heykeli

İnsanoğlunun gördüğü en önemli, en olağanüstü heykellerden biri daha. Öyle ki Freud’un 40.000 kadar yorum yaptığı bir eser.

Bir rivayete göre, Musa heykelini bitirdikten sonra eserin gerçekçiliği karşısında kendini kaybediyor ve “musa konuş!” diye bağırıyor ve elindeki çekici heykele fırlatıyor. Heykelin dizindeki hafif deformasyonun bu darbeden sonra olduğu söyleniyor.

87 yaşındayken ”hala öğreniyorum” diyen Mikelanj, 88 yaşında hayata veda edene dek resim, mimari, heykel ve yazın alanlarında sayısız eserler üretti. Hatta ölümünden 6 gün öncesine kadar Milano’da bulunan Rondanini Pietà üzerinde çalışıyordu.

Dünyaya güzellik katan o şaheserleri bize miras bıraktı ve gitti dahi sanatçı.

”Birçoğu Tanrı tarafından bu iş için seçilmiş olduğuma inanıyor. Ben de inanıyorum. Yaşlılığıma rağmen pes etmek istemiyorum. Tanrı’ya olan sevgimden dolayı çalışıyorum ve tüm umutlarımı O’na iletiyorum.”

Michelangelo

Muazzam bir sanat eseri mi ortaya koymak istiyorsunuz? ya da dünyayı değiştiren bir girişim kurmak? veya en iyi öğreten öğretmen olmak mı istiyorsunuz?

O halde çok çalışmalısınız, herkesten çok. Tutkuyla çalışmalısınız. Mikelanj’ın hikayesi bize işte bunu anlatıyor.

Çok Başarılı Girişimcilerin Ortak Özellikleri

Çok başarılı girişimcilerin üç ortak özelliği var.

1) İsyankarlık: Mevcut durumdan hiç memnun değiller ve onu değiştirmek için büyük bir mücadeleye girmeye hazırlar.

2) Özgüven: Dünyayı değiştirebileceklerine tüm kalpleri ile inanıyor, bunu adeta bir sorumluluk olarak görüyorlar.

3) Merak: Bir işi yapmak için uzmanlaşmayı beklemiyorlar. “Bu iş daha şekilde farklı yapılamaz mı?” merakıyla yola çıkıp süreçte öğrendiklerinden ne yapacaklarını keşfediyorlar.

İşin kötüsü eğitim sistemleri bu üç temel niteliği kazandırmak için değil, köreltmek için tasarlanmış durumdalar.

#haddiniaş sloganıma inanıyorsanız kendi eğitiminizi kendi elinize almalısınız. Başka çaresi yok

Yapay Zeka Sistemlerinin Hesaplama Gücü Kullanımındaki Artış

OpenAI yapay zeka sistemlerinin (YZ) 1960’dan bu yana hesaplama gücü kullanımı artışlarını gösteren bir analiz yayınladı.

Sonuçları tek kelimeyle İNANILMAZ.

Araştırma 2012 yılına kadar YZ girişimlerinin hesaplama güçlerinin Moore Yasası eğrisi ile paralel olarak arttığını, yani 18 ayda bir ikiye katlandığını gösteriyor.

Derin öğrenme teknolojilerinin gündeme geldiği 2012 yılından itibaren yaratılan yapay zeka uygulamalarının bilgisayarların hesaplama gücünden yararlanma hızı ise, SIKI DURUN, sadece 3.4 AYDA BİR ikiye katlanıyor!

Bu inanılması zor üssel büyüme metriğinin etkisini şöyle anlatayım.

2012’den bu yana bu metrik 300.000 kattan daha fazla büyümüş. Metrik eğer Moore yasasına uysaydı sadece 7 kat büyüyecekti.

Yani yapay zeka dünyayı değiştiren ve dijital çağı yaratan Moore yasasından tam 45.857 kat daha hızlı gelişiyor. (Yazıyla: kırkbeşbinsekizyüzelliyedi kat).

Bu büyüme hızı devam ederse yapay zekanın bugünkü uygulamaları ile kıyaslandığında hayal bile edemeyeceğimiz üstünlükte yeteneklere kısa sürede ulaşması mümkün gözüküyor.

Bilgisayar çip teknolojilerinin bu inanılmaz hesaplama gücü talebine nasıl tepki vereceği de ayrı bir mesele tabii.

Yazı fazla mı teknik oldu biraz🤓

Araştırmanın daha da teknik detayları için:

https://openai.com/blog/ai-and-compute/#addendum

Haddini Aş Hikayeleri 17: Jack Dorsey

“İlginç bir şey yapmak için sıfırdan başlamak zorunda değilsiniz. Dünya üzerinde büyük bir etki yaratabilmek için sıfırdan başlamak zorunda değilsiniz. İyi bir fikriniz olmalı. Diğer insanları bu iyi fikirlerinize ikna etmek zorundasınız. Ve mümkün olduğunca da çabuk olmalısınız.“

Bu sözler, silikon vadisinin en popüler ve genç girişimcilerinden olan, Dünyanın her yerinden milyonlarca kişinin kullandığı sosyal ağ Twitter’in yaratıcısı Jack Dorsey’e ait.

Ve kendisi sosyal medya sitelerinin kurucuları arasından benim favorim olan. Nedenini ise bence yazıyı okuduktan sonra anlayacaksınız.

Twitter’i Kurmadan Önce

Sene 1994, 14 yaşındaki Dorsey, hala bazı taksi şirketleri tarafından kullanılan, birkaç tane açık kaynaklı sevkiyat yönlendirme yazılımı geliştiriyor.

Başarılı bir öğrenci olsa da, Teknoloji devi şirketlerin çoğu kurucusu gibi Dorsey de eğitim hayatını yarıda bırakanlardan.  Missouri Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde kısa bir süre okuyup New York üniversitesine transfer oluyor, ancak aklına gelen bir fikirle okulu yarıda bırakma kararı alıyor.

2000 yılında arkadaşlarına Blackberry ve e-posta aracılığı ile günlük hayat hakkında bilgilendirmede bulunabildiği basit bir prototip yaratıyor, fakat o zamanlar kimse ilgilenmediği için bu fikrini bir süreliğine ertelemek zorunda kalıyor.

Bir süre sonra Odeo isimli bir Podcasting şirketinde işe başlıyor ve burada ileride beraber Twitter’ı kuracağı Evan Williams, Noah Glass ve Biz Stone ile tanışıyor.

Twitter’in Doğuşu

Çalıştığı Odeo şirketi 2006’da battıktan sonra, rafa kaldırdığı mesajlaşma fikrini tekrar gündeme alıyor ve böylelikle Twitter doğuyor. Twitter alan adını yaklaşık 7.000 dolara satın alıyorlar.

Ve 21 Mart 2006’da Jack Dorsey, ilk tweet’ini atıyor.

Twitter’in CEO’su olduğunda 30 yaşındaydı Dorsey.

Yalnızca 140 karakter sınırıyla, giriş yaptığınızda size ”what are you doing” diye soran, insanların fikirlerini, hislerini paylaştığı ve çoğu insan tarafından saçma bir girişim olarak görülen site, yedisinden yetmişine, siyasi liderinden büyük şirketine, her kesimden insanın kullandığı bir sosyal mecra oluyor ve iletişim yeni bir boyut kazanıyor.

“Yapılmış olanları yapmak için burada değilsiniz.“

Jack Dorsey

Twitter’e gösterdiği özen, fikrini sahiplenişi ve sarsılmaz inancı ile Twitter bugünlere kadar devleşerek geliyor. Bugün konuşma veya etkileşim sitesi olmasının yanı sıra, hem şirketler hem bireyler için çok etkili bir reklam aracı da.

Tek Girişimi Twitter Değil

2008’de CEO’luk görevini Evan Williams devralıyor, Dorsey ise Twitter yönetim kurulu başkanlığına geçiyor.

Ardından Foursquare’a yatırım yapıyor ve Square adlı bir ödeme sistemi şirketi kuruyor.

Square girişimi ise şöyle: Mobil ödeme cihazları ile akıllı cihazlara indirilen bir uygulama sayesinde, müşterilerin kredi ya da bankamatik kartıyla ödemelerini alabilmesine imkan tanıyor, küçük mağaza sahipleri, tüccarlar ve küçük işletme sahiplerine daha az masraflı ve kolay kurulabilir ödeme sistemi sunuyordu.

2011 yılında, bir yıl içerisinde, Square çalışan sayısı 10 kişiden 100’e yükseliyor. Öyle ki şirket, 2015’te dünyanın her yerinden yatırımcıların ilgisini çekiyor ve aldığı yatırımlarla hızla büyüyor.

Ve Twitter şirketi, Kasım 2013’te halka açıldıktan sonra Dorsey sadece birkaç saat içinde milyarder oluyor.

“Bir girişimci olarak şansa bağlı kalmanın yanı sıra geliştirebileceğiniz en güçlü şey; fırsat anlarını tanıma ve kullanma yeteneği geliştirmektir.“

Jack Dorsey

Jack, 2008 yılında MIT Technology Review tarafından en iyi 35 mucitten biri olarak gösterilirken, 2012 yılında ise The Wall Street Journal tarafından ‘Yılın Mucidi’ seçildi.

Bugün kendisinin Mal varlığı 4 milyar dolar dolaylarında.

Çevresi tarafından yenilikçi ve umut veren bakış açısına sahip olması ve her zaman “çözüm odaklı” düşünmesi ile tanınan Jack, sadece girişimleri ve başarıları ile değil, hayat tarzı ile de oldukça dikkat çekiyor.

Jack’in Günlük Alışkanlıkları

Sabah 5’te Uyanıp Buz Gibi Suya Giriyor

Güne sabah saat 5’te uyanarak başlıyor Dorsey ve kalkar kalkmaz buz banyosu yapıyor. Nedenini ise şöyle açıklıyor:

“Hiçbir şey bana, oda sıcaklığından çıkıp buz gibi banyoya girmenin verdiği zihinsel özgüveni veremez. Eğer bu kadar küçük görünen ama can yakan bir şeyi yapmaya iradem varsa, hemen her şeyi yapabileceğimi hissediyorum”

Meditasyonsuz Olmaz

20 yıldır meditasyon yaptığını söyleyen Jack, buz banyosundan sonra bir saatini meditasyona ayırıyor. Akşamları da bir saat meditasyon yapıyor.

İşe Yürüyerek Gidiyor

Eviyle ofisi arasındaki mesafenin 8 km olan Jack, “Yürümekten çok koşuyor gibi görünüyorum” diyor bu mesafeyi kat ederken.

Olabildiğince fazla güneş ışığı almaya çalışıyor ve yürürken podcast dinliyor. İşine saat 09.00’da başlıyor.

Kahvaltının Mutlulukla İlgisini Bulamayanlardan

Evden kahvaltı etmeden çıkıyor ve günün ilk ve tek yemeğini akşam 18:00 ile 21:00 arasında yiyor.

Tercih ettiği yiyecekler ise: balık, tavuk ya da et ve yanında roka salatası, ıspanak ya da brüksel lahanası. Tatlı olarak da orman meyveleri ile bitter çikolata tercih ediyormuş, yanında da kırmızı şarap.

Yemek Yemenin de Mutlulukla İlgisini Bulamamış Olsa Gerek

Cuma akşamından pazar akşamına kadar hiç yemek yemiyor, oruç tutuyor. Neden diye sorulduğunda ise “günlerimiz çok yemek odaklı geçiyor. Oruç tutmak ve meditasyon ile işime ve yönettiğim şirketlere daha iyi odaklanıyorum” diyor.

Jack ile ilgili birkaç bilgi daha:

Kripto Paraların Gücüne En Çok İnananlardan

2019 başlarında  “esnek” ve “prensipli” olarak nitelendirdiği Bitcoin’in sıkı bir hayranı kendisi. Hatta Mart ayında yayınlanan bir podcastte Square’s Cash Uygulaması üzerinden Bitcoin satın alınması için haftalık 10.000 $’lık harcama limitini maksimuma çıkardığını belirtti.

En Sevdiği Twitter Kullanıcısı: Elon Musk

Çünkü onun için Musk tweet’leri ile “varoluşsal sorunları çözmeye ve düşünceleri açıkça paylaşmaya odaklanıyor.” 

Haftada 1 Kez Evden Çalışıyor

Her salı günü, evinin mutfağında çalışarak geçirdiğini söylüyor.

İşte basit bir fikirle yola çıkan, vizyonuna sıkı sıkıya bağlı, sabreden ve sonunda kazanan Jack’in hikayesi.  Genç yaşında sahip olduğu tüm yetenekleriyle, başarılarıyla hepimizin örnek alması gereken bir adam o.

“Bu dünyada görmek istediğini inşa et.”

Jack Dorsey

Bu arada beni Twitter’dan takip etmek isterseniz link’i şöyle bırakıyorum: https://twitter.com/BoraOzkent






Tesla Nasıl Dünyanın En Değerli 3. Otomobil Üreticisi Haline Geldi?

Tesla (62.97 Milyar $) piyasa değeri olarak Mercedes’i (60.06 Milyar $) aşarak Toyota ve VW’den sonra dünyanın en değerli 3. otomobil üreticisi haline geldi.

Bu değişimin iki temel nedeni var:

Birincisi Tesla hissesinin karlı üçüncü çeyrek sonuçlarından beri yaşadığı ve değerine 20 Milyar dolar katan artış.

İkinci ve daha önemli neden ise dün Mercedes CEO’sunun yaptığı endişe verici açıklamalarla hissede yaşanan %5’lik düşüş.

CEO Ola Kallenius elektrikli otolara geçişin kar marjları üzerinde yarattığı baskıdan yakındığı açıklamasında, Daimler’in transformasyonunun en az iki yıl daha bilançosunu etkileyeceğini söyledi.

Daimler bu karlılık baskısından kurtulmak için aralarında 1100 civarında yöneticinin bulunduğu ve toplam sayısı açıklanmayan çalışanları işten çıkararak 1.4 Milyar dolar tasarruf etmeyi hedefliyor.

Öte yandan gelecek 2 yılda 20 yeni hibrit veya elektrikli model üretmeyi amaçlayan olan Mercedes bunu başarsa bile yeni AB kirlilik sınırlarına ancak erişebilecek gibi gözüküyor.

Hisse senedi fiyatları çok değişken olmakla birlikte Mercedes’in yaşadığı sorunun köklü ve yapısal olduğunu düşünüyorum.

Detaylar aşağıda. Siz ne düşünüyorsunuz?

https://www.bloomberg.com/news/articles/2019-11-14/daimler-ceo-faces-showdown-with-investors-amid-industry-shift

Almanya’yı Bekleyen Büyük Yıkım

Resimdeki tabloda Almanya’yı büyük bir yıkımın beklediğini görüyorum.

Almanya yılda 5.1 Milyon araç üretiyor ve bunun %78’ini ihraç ediyor. Otomobiller Alman ekonomisi ihracat fazlasının %50’sini, otomobil sektörü çalışanları ise toplam işgücünün %4’ünü oluşturuyor. Otomobil yoksa Almanya yok yani.

Gelgelelim UBER, Didi ve Lyft gibi araç paylaşım siteleri hızla büyüyor ve otomobil satın alma motivasyonu azaltıyorlar.

Kaldı ki bu hizmetler Tesla ve Google Waymo gibi oyuncuların otonom araçları geliştirmesiyle müthiş ucuzlayacaklar. Bu da otomobil satın almayı zamanla tamamen gereksiz kılacak. Çok daha ucuza bir yolculuk çözümü varken neden araba satın alınsın ki?

Peki otonom sürüşte Almanlar ne durumda?

Gerçek yollarda yapılan otonom araç testlerinde insan güvenlik sürücüleri var oluyor, bilgisayarın hata yapması durumunda müdahale etmek için buradalar.

Google Waymo testlerinde bu müdahale yalnızca her 11.154 milde bir kez gerekiyor. 2018’de Waymo 111 otomatik sürüş test arabasını kullanmış.

BMW ise yalnızca 5 araçla Kaliforniya’daki geniş çaplı saha testine katılıyor ve araçları ancak 4,6 mil yolu sürücü müdahalesi olmadan gidebiliyor.

Mercedes’in testlerdeki 4 aracı ise sadece 1,5 milden sonra sürücüye ihtiyaç duyuyorlar.

Ne diyorsunuz, yıkım geliyor mu?

Haddini Aş Hikayeleri 16: Netflix Nasıl Kuruldu ve Büyüdü?

Geçmişten günümüze medya ve televizyonculuk ne kadar büyük bir dönüşüm geçirdi değil mi?

Televizyonun her evde bulunmadığı, tek kanallı, siyah-beyaz yayıncılığın olduğu, bize ne sunulursa onu izlediğimiz dönemlerden geçtik. VCD, DVD, kasetler ile film izlediğimiz dönemlerimiz oldu. Sonra bilgisayarın ve internetin iyice yaygınlaşmasıyla internetten film indirip izleme dönemi geldi. Bir filmin inmesi için saatlerce beklediğimiz o karanlık dönem… Derken online film izleme sitelerinin çıkması ve gelişmesiyle biraz olsun rahatladık.

Sonra Netflix geldi, ‘’Ey izleyiciler, kurtaracağım sizi tüm bu çilelerden’’ diyordu adeta. 🙂

Bugün istediğimiz zaman, istediğimiz yerde, takılma veya indirme derdi olmadan dizi ve filmlerimizi izlediğimiz Netflix’imiz var artık.

Alanının en büyüğü olan Netflix, dünyada yaklaşık 150 milyon üyeye sahip bir online medya servis sağlayıcısı ve çok büyük bir kitlenin alışkanlıklarını değiştirmiş durumda.

Peki bunu nasıl başardı dersiniz?

Kuruluş ve Büyüme

Yıl 1997… DVD’nin henüz yeni çıktığı dönemler. Reed Hastings ve Marc Randolph DVD işinin ivme kazanacağını düşünerek bir DVD satış ve kiralama şirketi kuruyorlar. Hem de film kiralamak isteyenlerin her seferinde film dükkanına gitmek zorunda kalmayacağı bir şirket. Sadece izlemek istediklerini seçip Netflix ile iletişime geçmeleri yeterliydi. Seçilen filmler kargo ile izleyicilere gönderilecekti.

Yıl 1998… Netflix internet sitesini açıyor. Sonra bu site üzerinden bazı anket ve testler ile izleyicinin beğenilerini ve ilgi alanlarını analiz etmeye başlıyor. Çünkü izleyicinin ilgisini çekebilecek önerilerde bulunmayı amaçlıyorlar. Bu arada 30 çalışan ve 925 DVD ile hizmet veriyor ve kira başına ödeme alıyor.

Yıl 1999… Marquee Program isimli bir aylık ödeme sistemi başlatılıyor. 4 DVD aylık olarak 15,95 dolara kiralanabiliyor son teslim tarihi bulunmuyor.

Bu dönemlerde 100.000 DVD kiralamaya başlıyorlar ve kişiselleştirilmiş film öneri sistemi kullanmalarının faydalarını görmeye başlıyorlar.

Yıl 2000… Ve aylık sınırsız DVD kiralama sistemi aktifleştiriliyor.

İnsanlar film kiralama mantığını iyice içselleştirmişlerdi artık. Hatta Sinematik eşleşme sayesinde benzer profile sahip kullanıcılar birbirlerine film öneriyorlardı.

Yıl 2002 ve şirket halka açılıyor. 2005’e gelindiğinde dağıtım yerleri iyice artıp 2005 sonunda 4,2 milyon üye sayısına yükseliyor.

Yıl 2007… Netflix için dönüm noktası diyebiliriz. Şu anki modelinin şekillenmeye başladığı zamanlar, yani internet üzerinden yayına geçiliyor. Kullanıcıların istedikleri zaman istedikleri istedikleri yerden film izleyebilecekleri bir sistem. Üyelikte ise 6 saate kadar yayınlar için ücret 5,99 dolar, 18 saate kadar olan yayınlar için ücret 17,99 dolar olarak belirleniyor.

Yıl 2008… Rakipleri Apple ve Hulu’nun yükselişe geçmesiyle saati 1 dolara sınırsız yayın özelliği başlatılıyor. Yayın alanını genişletmek için Xbox 360 oyun konsolu, Blu-ray disk çalarlar ve TV set üstü kutularında yayın yapılması için tüketici elektroniği firmalarıyla ortaklığa gidiliyor. 2009’da ise PS3 oyun konsolu, internet bağlantılı televizyonlar ve diğer cihazlardan yayın yapmak için ilgili firmalarla ortaklığa gidiliyor.

Yıl 2010… Netflix’in IOS uygulaması yayına alınıyor.

2010’da Kanada’da, 2011’de Karayipler ve Latin Amerika’da, 2012’de başta İngiltere ve İrlanda olmak üzere Avrupa’da faaliyet göstermeye başlıyorlar ve bu dönemde hisse değerleri %200’den fazla artıyor.

Bu arada bir şey fark ediliyor: Yayınladıkları film ve diziler başka kaynaklarda da yayınlanıyor. Bu yüzden kendi yapımlarını piyasaya sunmaları gerektiğini düşünüyorlar ve “Netflix’ten başka yerde olmayan” dizi ve filmlere yoğunlaşıyorlar.

Ve gelsin Netflix Originals serisi!

Yıl 2013… İlk orijinal içerikleri olan House of Cards’ı yayınlıyorlar. Büyük ses getiren ve çok sayıda ödül alan bu dizinin de etkisiyle yıl sonuna kadar Netflix’in hisse senetleri 3 kat değerleniyor.

Ayrıca tek seferde beş profile kadar profil oluşturma özelliği de bu dönemde getiriliyor.

2014’te yayınlandığı ülke sayısı iyice artmış ve üye sayısı tüm dünyada 50 milyona ulaşıyor.

Yıl 2015… Epix ile olan ortaklıklarına devam etmek yerine orijinal içeriklere odaklanma kararı alıyorlar ve haliyle film kütüphanesinde de azalma oluyor. Sonrasında ilk büyük güncelleşme gerçekleştiriliyor.

Aynı yıl Netflix çalışanlarına sınırsız annelik babalık izni veriliyor ve sınırsız tatil imkânı da sunuluyor. Çünkü şirketin başarısının çalışanlarının mutluluğunu ile mümkün olduğunu söylüyor kurucularından Reed Hastings.

Yıl 2016… Çocuklar için özel içerikler kısmı aktifleştiriliyor.

İçeriklerin çevrimdışıyken de izlenebilmesi özelliği getiriliyor.

Yıl 2017… İnteraktif izleme seçenekleri aktif ediliyor. Black Mirror Bandersnatch buna bir örnek.

Yıl 2019… Son açıklanan verilere göre üye sayısı 150 milyona yaklaştı. Yani 20 yılda sıradan bir DVD kiralama şirketinden dev bir markaya dönüştü. 

Kurucuları Reed ve Mark tarafından dahice yönetilen bir şirket Netflix.

Neyi farklı yaptı bu adamlar?

  • Fırsatları çok iyi değerlendirdiler, dönüşüme hızlı ve çok akıllıca ayak uydurdular.
  • Yerelle yetinmediler, dünyaya açıldılar.
  • Ucuz fiyat politikasını benimsediler. Kurulduğu günden bu yana kaliteli ve reklamsız yayın yapılıyor ve rakiplerine göre fiyatları oldukça uygun.
  • Müşterilerini tanıyorlar ve onların memnuniyetine çok önem veriyorlar. Anket ve değerlendirmeler sonucu kullanıcı isteklerine göre hareket ediyorlar.
  • Yapay zekayı işe dahil ettiler. Derin öğrenme ve yapay zekadan yararlanarak insan beyninin nasıl çalıştığını çözmeye çalışan bir şirketten bahsediyoruz. Kullanıcıların izlediği içeriklerde neyi sevdikleri analiz ediyor ve buna uygun önerilerde bulunuyor. Bu arada kurucularından Hastings, Stanford Üniversitesi’nde yapay zeka alanında yüksek lisans yapmış.
  • Yenilikçi bir yönetim anlayışları var. Şirket çalışanlarına piyasanın üzerinde maaş veriyor ve çalışanlar maaşlarının ne kadarlık kısmını nakit veya stok opsiyonu alabileceklerine kendileri karar veriyorlar.

Çok Sevdiğim Hikayeler

2000 yılında girişimcileri Netflix’i dev video film kiralayıcısı Blockbuster’a 50$ milyon dolara satmak istemişler.

Netflix kurucularından Marc Randolph ”bize güldüler” diyor Blockbuster yöneticilerinin teklife tepkisini anlatırken.

Bugün Netflix’in piyasa değeri $127 milyar dolar. Blockbuster tabelası ise çalışanlarının sahiplendiği 1 adet sembolik mağazanın vitrinini süslüyor sadece.

2009’da Mercedes Tesla’ya 50 milyon dolar yatırım yaparak %10 hissesini almış. Bu para Tesla’nın 2008 finansal krizini atlatmasını sağlamış, yoksa şirket batıyormuş.

2014’e gelindiğinde Mercedes Tesla Model S’in kendi lüks araçlarına rakip olmaya başladığını düşündüğünden %10 hissesini yaklaşık 780 milyon dolara satmış. Kar hiç fena değil işin doğrusu: 730 milyon dolar.

Bugüne geldiğimizde ise Tesla 60.48, Mercedes ise 63.33 milyar dolar piyasa değerine sahipler. Yeni Mercedes hissesini satmasaydı karı 6 milyar doları bulmuş olacaktı.

Ama daha da önemlisi belki Mercedes Tesla ile işbirliğini sürdürse elektrikli araç üretiminde bu kadar geride kalmayacaktı. Kimbilir?

Siz de sevmiyor musunuz böyle hikayeleri:)

Haddini Aş Hikayeleri 15: Neri Oxman

Sanatın, tasarımın, bilim ve mühendisliğin tek bir insanda vücut bulmuş halini hayal edebiliyor musunuz?

Bu insanın büyük ölçekli bir değişim yaratmak için muazzam fikirleri var. Ortaya koyduğu eserlerle madde ile çevre arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlıyor adeta. Onun bir modeli var ve o da DOĞA.

Kim mi? Neri Oxman’dan bahsediyorum. Hikayesini okuduğunuzda vizyonuna ve misyonuna hayran kalacağınıza, birçoğunuza ilham vereceğine eminim.

1976’da İsrail’de doğan Neri, kendini şöyle tanımlıyor:

‘’Benim adım Neri ve ben bir sürü şeyim. Hayfa, İsrailde büyüdüm, mimari eğitimi aldım, tıp okudum ve şu anda MIT’de pröfesörüm.’’

Birbirinden ilginç çalışmaları, yepyeni malzeme türleriyle yaptığı tasarımlar ile tanınıyor Neri. Ekolojik ürünler ve 3D giydirilebilir teknolojiler alanında sıra dışı ve çok ciddi çalışmalar gerçekleştiriyor.

Neden bu alanlarda çalıştığını ve vizyonunu söylediği şu sözlerden anlayabiliriz:

‘’İnsanlar binlerce yıldır tuğlayla ve harçla, çelikle ve camla binalar yapıyorlar. Ama bu malzemelerin yanı sıra karbon fiber ve plastiği de geliştirdik. Bu malzemeler de gezegenimiz de bir iz bıraktı. Bundan kurtulmanın yolunu tasarlayabilir miyiz? Hayatta kalmak istiyorsak, bundan kurtulmanın yolunu tasarlamalıyız. Bundan sonra ne yapacağımıza karar vermek bize düşüyor.’’

‘’Ben doğa için, doğayla bir ve doğaya uygun yeni malzemeler tasarlamaya odaklanıyorum.’’

İnsanoğlu başından beri tek amaçlı malzemeler ile üretim yapıyor. Fakat artık bu çağda bambaşka olanaklara sahibiz.

Dünyadaki plastik kullanımını tamamen bırakabilmek için tamamen doğal materyallerden yapılacak biyo-uyumlu yapılar tasarlıyor, doğal çevreyle yakından bağı olan teknolojiler üzerinde çalışıyor Neri.

İşte çalışmalarından örnekler;

Sürdürülebilir Prensiplere Uygun Dijital Üretim Sistemi

Oxman ve ekibinin geliştirdiği bu sistemde, robotik 3B yazıcı ve sentetik biyoloji bir arada kullanılıyor.

Üretim malzemesi olarak okyanustaki asırlık kabuklulardan elde edilen su bazlı polimer kullanılıyor. Bu, okyanusta en bol miktarda bulunan yenilenebilir polimer ve gezegendeki ikinci en fazla bulunan polimer olan, eklem bacaklı ve kabukluların dış iskeletini ve kabuğunu oluşturan oldukça dayanıklı ve esnek bir organik madde olan kitinden yapılıyor.  

Bu sistemde üretilen her bir bileşen, hava ile temas etmesi halinde katılaşıyor, su ile temas ettiğinde ise biyolojik olarak bozunuyor. Yani atık olarak çevreyi tehdit etmiyor.  

Aşağıda gördükleriniz 3b baskı ile üretilmiş parçalar. Üretilen parçalar kolayca birleştirilebiliyor. Bu yüzden sistemin, geçici mimari bileşenlere sahip ürünler ve geri dönüştürülebilir ürünler için kullanılması söz konusu.

Vespers Serisi

Bu seri ise hayatın tasarlanabilmesi fikri ile hazırlanmış, genetik makyaj ve maskelerden oluşan bir seri.  

Aşağıda geleceğin giyilebilir arayüzler ve genetik makyajlarını hayal eden Oxman’ın Vespers serisinden metamorfoz aşamalarını görüyorsunuz.

Fiber Robot Ordusu

Kendi etraflarına fiberglas filament sararak tübüler yapıları inşa eden bir robot ordusu bu.

Ordudaki her robot birbiriyle aynı ve eş zamanlı çalışıyor. Maksimum 4,5 m yükseklikte, kendini taşıyan kompozit tüpler inşa etmek için fiberglas sargı sistem kullanılıyor.

Oxman, “Fiberler geleceğin tuğlaları. Fiberler; birimler, binalar ve ortamlar arasında veri taşıma ve transfer etme dahil olmak üzere, tüm ölçeklerde ve uygulamalarda, her yerde karşımıza çıkacak.” diyor.

Ekip, sistemi açık havada test ediyor ve 16 robot 4,5 metre yüksekliğinde bir yapı inşa etmeyi başarıyor. Kurulum ve üretim süreci ise totalde 12 saat sürüyor. Dokunan fiberlerin ürettiği bu yapı, sonbahar ve kış mevsimini kapsayan yedi ay boyunca hasar görmeksizin alanda varlığını koruyabildi.

Akustik Koltuk

Bu koltuk hem sıra dışı doku yüzeyi ile sesi emebiliyor hem de oldukça rahat ve sağlam.

İlham için ise her zaman olduğu gibi doğaya döndüklerini söylüyor Neri.

Yüzeyi 44 farklı özellikten oluşuyor. Sertliği, şeffaflığı ve rengi baskı uyguladığı vücut kısmına göre değişen materyallerden bastık. Tıpkı doğada olduğu gibi yüzeyi, fonksiyonuna başka bir parça ekleyerek değil, fakat hassasça materyalinin yapısını sürekli değiştirerek ayarlıyor’

Wanderer Koleksiyonu

Wanderer, 3 boyutlu yazıcılardan elde edilen ürünlerden oluşan, sanat, moda ve bilimin kesiştiği bir koleksiyon.

Yarattığı bu koleksiyon ile ilgili şunları söylüyor Neri:

”Gezegenler arası seyahatlerde sürdürülebilir yaşamı destekleyebilecek kıyafetler yaratmaya çalıştık. Bunu başarmak için bakterileri hem hapsetmeye hem de akışlarını kontrol edebilmeye ihtiyacımız vardı. Tıpkı periyodik tabloda olduğu gibi biz de kendi element tablomuzu yarattık. Bilgisayarlarla türetilmiş, 3 boyutlu basıcılarla basılmış ve biyolojik olarak birleştirilmiş yeni yaşam formları ürettik.”

”Irkımızın dünyada ve başka gezegenlerdeki geleceği hakkında tahmin yürütme, bilimsel mantığı bolca gizem ile birleştirme ve makine çağından uzaklaşıp vücutlarımız, içimizdeki mikroorganizmalar, ürettiğimiz ürünler ve hatta binalarımız arasında yeni simbiyotik bir çağa adım atma olanağı sağlıyor. Ben bu kavrama materyal ekoloji diyorum.”

Bunlar gibi daha birçok projesi olan Neri’nin günümüzün Leonardo Da Vinci’si olarak anılmasına şaşmamak gerek.

Bu noktaya gelene kadar çok fazla eleştiriye maruz kalsa da, vizyonunun peşinden koşmayı asla bırakmıyor.

İşine aşık, tutkuyla bağlı bu kadın insanlara çok saçma ve yapılması imkansız gibi görünen şeyleri başarıyor. Ve bizleri tasarım bazlı bir doğadan, doğa bazlı bir tasarıma geçirecek, yepyeni bir tasarımcı anlayışa davet ediyor.

”Einstein’in çok sevdiğim, meşhur bir sözü vardır. Hayatı yaşamanın iki yolu vardır. Birincisi, hiçbir şey mucize değilmiş gibi yaşamak. İkincisi ise her şey bir mucizeymiş gibi yaşamak. Ben ikincisiyim.”

– Neri Oxman

Bitcoin’in Temsil Ettiği Değerler

Herkes Bitcoin’in kısa vadeli fiyat hareketlerine o kadar odaklı ki, onun nasıl radikal bir değişimi temsil ettiğini gözden kaçırıyorlar.

Oysa bir ”Bitcoin Maksimalisti“ (uzun vadede Bitcoin’n baskın değer saklama birimi olacağına inanan insanlara verilen genel isim) olarak benim asıl odaklandığım konu Bitcoin’in temsil ettiği değerler.

Bu değerlerin en başında adem-i merkeziyetçilik, yani bir merkeze bağımlı olmamak geliyor.

Bu hafta Garanti Bankası’nın başına gelen dijital saldırıyı ya da Trump’ın bir twiti ile ABD Dolarını nasıl hareketlendirebildiğini gözönönüne alırsanız, Bitcoin’in herhangi bir merkeze bağlı olmayan ve bu nedenle de saldırılara çok daha dayanaklı ve saçma politikacı kararlarından etkilenmeyen yapısını takdir etmemem mümkün değil.

Bitcoin’in küreselliği, sınır ve devlet bağımsızlığı da beni büyüleyen unsurları. Ve tabii ki tamamen dijital olmasından dolayı yaşattığı inanılmaz müşteri deneyimi de öyle.

Bitcoin kurulu ve güçlü finansal ve siyasi düzene öyle doğrudan saldırıyor ki, dev ve sert bir dirençle karşılaşması çok doğal.

Bitcoin dirençten kurtulup benim gibilerin hayal ettiği geleceğe ulaşacak mı bilemem. Ama Bitcoin’li bir dünyanın Bitcoin’siz bir dünyadan çok daha iyi bir yer olacağına eminim.

Haddini Aş Hikayeleri 14: Chris Gardner

“Çocukluğum kaderim olsaydı, bugün karısını döven, çocukları taciz eden alkolik bir herif olurdum. Ben ise annemin sesini dinledim. Karanlığa değil, ışığa doğru yürüdüm.’’ diyen Chris’in hayat hikayesini okuduğunuzda eminim ki birçoğunuz bugüne kadar vazgeçtiğiniz, umudunuzu kaybettiğiniz şeyleri düşünüp ‘’keşke bu kadar kolay pes etmeseydim’’ diyeceksiniz.

Sıkıntılarla dolu bir çocukluk geçiriyor Chris. Babası terk ediyor Onu. Annesi ve alkolik üvey babasıyla birlikte büyüyor. Üvey babası tarafından sürekli dayak yiyor çocukluğunda. Annesi ve üvey babası arasındaki şiddetli anlaşmazlıklar sırasında üvey babasının asılsız iddiaları yüzünden annesinin iki kez tutuklanmasından sonra bakacak kimsesi olmayan Chris, çocuk esirgeme kurumuna alınıyor.

Henüz çocuk yaşta kendi çocuklarını asla bırakmayacağına dair yemin ediyor ve geçirdiği o zor dönemleri şöyle anlatıyor:

“Bir çocuğun çekmemesi gereken acılar çektim. Daha 5 yaşındayken kararımı vermiştim: Çocuklarım babalarının kim olduğunu bilecekler. Daha sonrası zaten biliniyor. Bu başarıya, doğru kararlar vererek ulaştım.”

Zeki olmasına rağmen imkanı olmadığı için okuyamıyor. 1974 yılında medikal cihazlar satmak amacıyla San Francisco’ya gidiyor. Bir gün yürürken kaldırımın kenarına park etmiş kırmızı bir Ferrari’yi gören Chris, içinden inen havalı adamı durdurup soruyor:

”Beyefendi, izninizle size iki sorum var. Bu arabayı alabilmek için ne iş yapıyorsunuz? Ve bu işi nasıl yapıyorsunuz?’

Arabanın sahibi Bob Bridges borsacı olduğunu söylüyor. İkili bir süre sohbet ettikten sonra borsaya ilgi duymaya başlıyor Chris. Sonrasında Bridges, bir şirkette staj yapması için de kolaylık sağlıyor ona.

27 yaşındaki Chris, Stajına devam ederken park cezalarını ödeyemediği için tutuklanıyor. Maddi durumu giderek kötüleşiyor ve ev kirasını ödeyemeyecek hale geliyor. Bunlar yetmezmiş gibi bir de eşi tarafından terk ediliyor.

Küçük oğlu ile beraber sokakta yaşamaya başlıyorlar. Kazandığı cüzi miktardaki para sadece oğlunu kreşe göndermeye yetiyor o dönem. Tren istasyonlarında, parklarda, kiliselerde yatıp aş evlerinde yemek yiyorlar.

‘’Evsizdim ama umutsuz değildim. Güzel günlerin geleceğini biliyordum.’’

İçinde bulunduğu karanlık dönem onu vazgeçirmeye zorlasa da asla umudunu kaybetmiyor ve pes etmiyor Chris. Stajını tamamlayarak aynı yerde tam zamanlı olarak işe başlıyor.

Artık ev kirasını karşılayabilecek miktarlarda para kazanır hale geliyor. Ve 1987 yılında Gardner&Rich adında bir danışmanlık şirketi kuruyor.

2006 yılında hayatını anlattığı “The Pursuit of Happyness” (Umudunu Kaybetme) kitabı Hollywood’un öyle ilgisini çekiyor ki, aynı yıl, aynı isimle filmi çekiliyor. Başrolünde Will Smith’in oynadığı, insanın yüreğine dokunan, gişe rekorları kılan bu filmi izlemeyenimiz yoktur sanıyorum.

Bugün 65 yaşında olan Chris, 60 milyon dolarlık bir servete ve hikayesini dinlemek için can atan milyonlarca kişiye sahip.

Dünyayı gezerek hikayesini paylaşan Gardner, bir yandan evsizler için bağış yaparken, bir yandan da kadına karşı şiddetin bitmesi uğruna çabalıyor.

Başarıyı tırnaklarıyla kazıyarak elde eden Chris’ten bizlere bir mesaj var:

Hayat bir istiridyedir. Onun içindeki inciyi bulmak sizin görevinizdir.”