Otomobil Üretmeye Çalışmak Geçmişe Yatırım Yapmak Demektir!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Neden yerli otomobil üretmeye değil de yapay zeka becerilerimizi geliştirmeye odaklanmalıyız konusunda size ilginç bir bilgi sunmak istiyorum.

General Motors 2018 yılında 147 Milyar$ dolar ciro yaptı. Buna karşın halka açık olan bu şirketin değeri sadece 49 Milyar$.

Aynı General Motors 2016 yılında otonom sürüş için yapay zeka çözümleri geliştiren Cruise isimli firmanın tamamını 1 Milyar$’a satın aldı.

Cruise yakın zamanda 19 Milyar$ değerleme üzerinden yeni fon topladı.

Yani Cruise’in değeri koskoca General Motors’un %39’una erişmiş durumda. Ve üstelik Cruise daha bir dolar bile ciro yapmadı.

Sözün özü: Otomobil üretmeye çalışmak geçmiş yatırım yapmak demektir! Yapay zeka gibi teknolojilere odaklanmak ise geleceği inşaa etmek!

Artık yanlış tercihler yapmaktan vazgeçsek mi ülkece?

GOOGLE’IN BİZİ İZLEMESİNİ NASIL ENGELLERİZ?

(Okuma Süresi: 6 Dakika)

Bugün Google’ın bizi her an izlediği gerçeği saklanmıyor ve herkes tarafından biliniyor.

Şahsi bilgilerimiz, davranışlarımız, hobilerimiz, gittiğimiz yerler, izlediğimiz şeyler ve hatta ailemiz ve sevdiklerimiz için internetten satın aldıklarımıza kadar her şey Google’ın veri merkezinde depolanıyor. Kısacası bizi herkesten iyi tanıyor Google.

“Bir ürüne para ödemiyorsanız ürün sizsiniz” sözü her şeyi özetliyor aslında.

Eminim ki çoğumuz için bu durumu oldukça sinir bozucu ve tedirgin edici. Peki izlenmemizi engellemenin yolları yok mu? Elbette var.

Bu yazımda Google’ın sizi izlemesini nasıl engelleyebileceğinizi madde madde anlatacağım.

Web Üzerinden

Google’ın sizi izleme alışkanlıklarını kontrol etmeye başlamak için en iyi yer, web üzerindeki Google Hesabınızdaki ‘Etkinlik Kontrolleri’ sayfasıdır (link: https://myaccount.google.com/activitycontrols)

Şu anda tarayıcınızda Google oturumunuz açık durumda ise bu link sizi doğrudan oraya yönlendirecektir. Google’ın size ait olduğu veriler altı bölüme ayrılmış durumda. Herhangi birindeki izlemeyi, ekranda gördüğünüz açma/ kapatma düğmelerini kullanarak kapatabilirsiniz.

En üstte yer alan iki bölüm (web ve uygulama etkinliği ve konum geçmişi) en önemli olanlar denebilir. Web ve uygulama etkinliği Chrome’a giriş yaparken web’de yaptığınız, Google’a giriş yaparken aradığınız ve Google’ın uygulamalarında yaptığınız her şeyi içeriyor.

Eğer Google günlüklerinin girdiği ayrıntı türünü görmek için Web ve Uygulama Etkinliği altındaki Etkinliği yönet bağlantısına tıklayınca ziyaret ettiğiniz web sayfalarını, yaptığınız web aramalarını ve Android telefonunuzda açtığınız uygulamaları göreceksiniz, ancak bu uygulamaların içinde yaptığınız şeyleri göremeyeceksiniz.

Eğer bu asistanın Google Asistan’dan Google Play Store’a kadar olan tüm uygulamalarını görmek istiyorsanız üst kısımda bulunan tarihe ve ürüne göre filtrele seçeneğini tıklayın. Bu arada aynı iletişim kutusu tarihe göre filtrelemenize de izin veriyor. Bir filtre uyguladığınızda, çöp kutusu simgesine tıklayarak eşleşen tüm girişleri silebilirsiniz. Bireysel girişler, girişin yanındaki üç noktaya tıkladıktan sonra Sil’i seçerek kayıttan silinebilir.

Her şeyi silmek için ise soldaki etkinliği sil bağlantısını seçmeniz gerekir. Daha sonra Tarih aralığı olarak Tüm zamanlar’ı ve Filtre olarak tüm ürünler’i seçebilir ve Google’ın bu Web ve Uygulama Etkinliği kategorisinde tuttuğu her şeyi silebilirsiniz.

Kısa süre önce uygulamaya konan bir diğer seçenek, Google’ın üç ay veya 18 aydan eski olan her şeyi otomatik olarak silmesi. Etkinlik listesinin üstündeki Otomatik olarak silmek için seç düğmesini tıklarsanız bu seçenekleri görebilirsiniz.

Telefonunuzdan büyük oranda veri toplayan ikinci bölüm olan Konum Geçmişi ise biraz daha farklı. Yine Google’ın sakladığı verileri görmek ve düzenlemek için Etkinliği yönet bağlantısını takip edebilirsiniz, ancak bu durumda kayıtlar haritada gösterilir; bulunduğunuz yerleri gösteren küçük kırmızı noktaları görebilir ve açılan menüyü kullanabilirsiniz.

Bu verileri Google kayıtlarından silmek için, sağ alt köşedeki çöp tenekesi simgesine tıklayın; bu, tek bir günü veya tüm konum geçmişinizi görüntülüyor olsanız görünecektir. Tek bir yeri kayıttan silmek için, yanındaki üç noktayı tıklayın ve durağı günden kaldır’ı seçin.

Cihazlar, Ses, YouTube ve Gmail

Faaliyet kontrollerindeki üçüncü kategori Cihaz Bilgisidir. Bu, Google hesabınıza bağladığınız telefonları ve tabletleri kapsar ve Web ve Uygulama Etkinliği altında daha önce taranmış cihazlarınızdaki bireysel etkinlikleri içermez. Buradan tek tek öğeler yerine, ‘’tümünü sil’’e tıklayarak tüm tarihi silebilirsiniz.

Ana listedeki dördüncü kategori Ses ve Ses Etkinliği. İşte telefonunuza ya da akıllı bir konuşmacıya söylenen tüm Google Assistant komutlarının saklandığı yer tam olarak burası. Etkinliği yönet’i tıkladığınızda, söylediğiniz her şeyin bir listesini ve hatta ses kaydını çalma seçeneğinin bir listesini alabilirsiniz. Kaydı silmek için kaydın yanındaki üç noktayı, tüm günü silmek için çöp kutusu simgesini veya bu kategorideki her şeyi bir kerede silmek için soldaki Bağlantıyı kullanarak etkinliği sil seçeneğini tıklayabilirsiniz.

Son iki bölüm Google’ın video platformunu kapsıyor ve açıklayıcı isimlere sahip: YouTube Arama Geçmişi ve YouTube İzleme Geçmişi. Her ikisi de Ses ve Ses Etkinliği ile aynı şekilde yapılandırılır; Etkinliği yönet’e tıklarsanız, etkinliği sil bağlantısıyla kayıtları birer birer, gün veya hep birlikte silme seçeneklerini göreceksiniz.

Tüm bunların yanı sıra, Google’ın sizi izlemesini geçici olarak durdurabilirsiniz; örneğin, YouTube’u kullanırken, Google Chrome’a giriş yapmazsanız veya Chrome’da arama yaparken ve gezinirken gizli mod kullanırsanız Google hesabınızdaki aktiviteleriniz gizli kalacaktır.

Bunlarla bitmiyor tabii ki; Google ayrıca, satın alımlarınızı, seyahatlerinizi, uçuşlarınızı ve yaklaşan faturalarınızı izlemek için Gmail mesajlarında sekmelerde bulunur.

Bu verilerin daha fazlasını burada görebilirsiniz veya oturum açtıysanız Google arama sayfasında arayabilirsiniz. “Satın alımlarım”, “uçuşlarım”, “seyahatlerim” veya “faturalarım” ı deneyin. Tüm bu veriler sizin Gmail hesabınızdan alınıyor.  

Genelde Google Asistanı aracılığıyla, uçuşunuz ertelendiğinde veya bir teslimat yapmak üzere olduğunda veya bir fatura geldiğinde Google’ın sizi uyarmasını sağlayan bir metod. Bunu engellemenin en etkili yolu, e-postaları Gmail hesabınızdan silmek; aksi takdirde servisi kullanmanın bir parçası olarak gelecektir.

Google’ın gözünde, en son satın aldıklarınızı veya yaklaşan uçuşlarınızı hızlı bir şekilde aramak isteyebilirsiniz, bu nedenle yararlı bir hizmet sunuyor diyebiliriz, ancak bilgileriniz olsa bile, yaşamınızın çoğunun kataloglanıp kaydedildiğini bilmek eminim ki birçoğumuza çok sinir bozucu geliyor.

Hedeflenen Reklamlar ve Mobil Cihazlarınız

Reklam konusuna gelirsek, Google’ın sizin için oluşturduğu reklam profilini görmek için bu linke https://adssettings.google.com/authenticated tıklayabilirsiniz. Yine oturum açmanız gerekecek. En üstte yaşınız, cinsiyetiniz ve Google’ın sizin ilgilendiğinizi düşündüğü pek çok konu var. Bunlardan herhangi birine tıklayın ve ilgilenmediğiniz konular için Kapat’ı seçin.

Reklam kişiselleştirmeyi tamamen iptal etmek için sayfanın üstündeki geçiş anahtarını kullanabilirsiniz. Fakat bunun, gördüğünüz reklam sayısını azaltmayacağını ve Google’ın size topladığı veri miktarını etkilemeyeceğini hatırlatmakta fayda var. Ancak en azından Google’ın ikisini birbirine bağlamasını engelliyor. Web’de yine aynı sayıda reklam görürsünüz, bunu yaptığınızda sadece Google’ın reklamları kişiselleştirmesini azaltmış oluyorsunuz.

Cep telefonlarına gelecek olursak, Google’ın burada topladığı ana veriler konumunuz etrafındadır, ancak açıkça web üzerinden olduğu gibi uygulamaları (Gmail, Google Dokümanlar, Google Haritalar) da izlemenizi sağlar.

Android’de, Ayarlar’ı açıp ardından bazı veri izleme seçeneklerini değiştirmek için Google’ı seçebilirsiniz. Akıllı telefonunuzdaki sayfalara ulaşmak için Google Hesabı’na gelin; Özel olarak telefonunuzdaki kişiselleştirilmiş reklamlardan çıkmak için ‘Reklamlar’ öğesine tıklayın veya Google Asistan’ın size neler sunduğunu görmek için Ara, Asistan ve Ses öğesine tıklayın. Burada da satın alımların ve rezervasyonların görünmesini bekleyin.

Kullanmakta olduğunuz Android cihazınızda konum izlemeyi tamamen kapatmak için menüden Konum’a tıklayın. Bunu uygulama bazında kısıtlamak istiyorsanız, Uygulamalar ve bildirimler, ardından Gelişmiş ve ardından Uygulama izinleri bölümüne gidin. Buradan, hangi uygulamaların konumunuza, kameranıza, kişilerinize ve daha fazlasına erişebileceğini belirleyebilirsiniz.

IOS üzerinden Google’ın işletim sisteminize beklediğiniz kadar derin etkileri yok. IOS için Google uygulamasını açın, sağ alttaki üç noktaya tıklayın ve ardından Gizlilik ve Güvenlik’i seçin…Bu şekilde Google’ın bu cihazdaki konumunuzu izlemesini durdurabilirsiniz.

Uygulama bazında yapmak için ana IOS Ayarları ekranına gidin, ardından Gizlilik ve Konum Servisleri’ni seçin ve aradığınız uygulamayı bulun. Her uygulamaya, konumunuza ulaşmaya yalnızca ‘uygulama kullanılırken’ veya ‘hiçbir zaman’ izin verme seçenekleri var.

Masaüstünde olduğu gibi, Google’ın mobil cihazınızda Chrome’da gizli bir pencere açarak veya tamamen farklı bir tarayıcı kullanarak tarama ve arama işlemlerinizi izlemesini geçici olarak durdurabilirsiniz. Google’ın nerede olduğunuzu bilmesini istemiyorsanız bunu engellemenin bir diğer yolu zor da olsa telefonunuzu tamamen kapatmak.

Butik Otel Gibi Kamp

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Siz de benim gibi doğanın içinde olmaya bayılan, ama konforundan da pek veremeyen bir tatlısu doğaseveri iseniz bu girişime bayılacaksınız.

Bu ay Fast Company dergisi tarafından yayınlanan “En Yaratıcı 100 İş İnsanı” listesinde kendisine 32. sırada yer bulan Neil Dipaola’nın yarattığı Autocamp adlı girişim Santabarbara ve California gibi bölgelerin en güzel yerlerinde butik kamp yerleri kuruyor.

Autocamp’lerde hastası olduğum fotoğraftaki efsanevi Airstreams karavanların yanısıra, lüks çadırlar ve prefabrike kabinler de yer alıyor.

Kurulan kampların şıklığını merak ederseniz şu linke bir göz atın derim. İnsanın kendisini orada hayal etmemesi mümkün değil.

Autocamp şu ana kadar 115 Milyon Dolar yatırım almış.

Dipaola lüks kamplar kurmanın benzer lükste oteller kurmaya göre %30-40 daha düşük maliyetle çok daha kısa sürede gerçekleştiğini söylüyor.

Keşke biz de şu beton deliliğimizden vazgeçip karavancılığı destekleyen daha çevre dostu yöntemleri beslesek. AutoCamp kadar lüks olmaya gerek yok belki ama bugünkülerden daha çekici kamplar kurmamız gerektiği de kesin.

Haddini Aş Hikayeleri 5: Freddie Mercury

(Okuma Süresi: 5 Dakika)

‘’Ben star olmayacağım, ben efsane olacağım.’’ Diyerek atıyor hayallerine giden yolda adımlarını.

Yaşamayı çok seven ve içinden geldiği gibi yaşayan, işini büyük bir coşkuyla yapan bir adam. Dünyanın gördüğü en büyük vokallerden…

Tanzanya’nın Zanzibar adasında doğuyor Freddie. Okula gitme zamanı gelince ailesi iyi bir eğitim alsın diye Hindistan’a bir yatılı okula gönderiyor ve o zamanlardan sanata, özellikle müziğe olan yatkınlığı ortaya çıkıyor. Sanat ve sporla ilgili derslerde büyük başarılar sergilerken matematik ve fen derslerinde hem ilgisiz hem de başarısızdı.

Müziğe olan tutkusu gittikçe artıyor o dönem… Ve 7 yaşındayken ailesini ikna ederek piyano dersleri almaya başlıyor. Çok utangaç bir çocuk olmasına karşın piyanonun başına geçtiğinde bambaşka bir insana dönüşüyordu. Hatta ilk grubu da okuldayken kurduğu ‘’The Hectics’’.

Freddie 17 yaşındayken Zanzibar’da çıkan bir iç savaş yüzünden ailesi onu da alıp İngiltere’ye yerleşiyorlar. Bu taşınma ailesini üzse de Freddie gayet mutluydu ve orada büyük işler yapacağının hayaliyle yaşıyordu. Çok büyük bir fırsattı onun için.

Resim ve müzikte çok iyi olmasına rağmen, bu alanlarda akademik bir geçmişi olmadığı için İngiltere’de konservatuvara kabul edilmiyor. Onun yerine teknik bir okula yazılıyor. Ama müzikten vazgeçmiyor tabii ki. Queen’e katılmadan önce 2 kez kendi grubunu kuruyor, küçük yerlerde sahne alıyorlar.

Queen’e Dahil Olması

Aslında grubun ismi o zamanlar ‘’Smile’’ ve grubun üyelerinden Tim Stafell, Freddy’nin birlikte çokça zaman geçirdiği yakın arkadaşıydı. Grubu dinlemeye, konserlerine de sıkça giderdi. Smile müzikal ve tiyatral bir gruptu. Değişik kostümler giyip sahnede şov yapıyorlardı ve bu tam da Freddie’nin istediği şeydi aslında. Kendi tarzına çok yakın buluyordu grubun tarzını.

Tim staffell bir gün daha büyük işler için Smile’dan ayrılacağını söylemesiyle Freddie gruba katılmak için adım atıyor, grubun diğer üyelerine hayallerinden, planlarından bahsederek onları etkilemeyi ve ikna etmeyi başarıyor.

Hemen çalışmalara başlıyorlar tabi. Fakat bir şey eksikti; grubun ismi. Birçok alternatif türetilse de en etkili öneri Freddie’den gelir: QUEEN

Bu isimle ilgili şunları söylüyor: ‘’Queen’in konsepti kral ve kraliçelerle ilgili, göz kamaştırıcılık bizim bir parçamız ve biz beyefendi olmak istiyoruz.’’ Ve aslında bu tanımla Queen’i diğer rock gruplarından ayırmış oluyor.

Ve Şov Başlıyor!

İsimlerini duyurana kadar yerel konserlerde performanslarını sergiliyor, henüz tanınan bir grup olmadıkları için kendi şarkılarını çok çalamıyorlardı konserlerinde. Zamanla üniversite çevrelerinde yavaş yavaş ünlenmeye ve davetler almaya başlıyorlar.

İlk albümlerini 1973’te kendi imkanlarıyla çıkarıyorlar, fakat pek ses getirmiyor. Asıl dönüm noktası, albümden sonra çıkardıkları single olan ‘’keep yourself alive’’… Çünkü bu şarkı Londra radyolarında çalınmaya başlıyor.

Ertesi yıl tam 3 adet albüm çıkarıyorlar ve artık gittikçe ünleniyor, televizyon programlarına davet alıyorlardı. Dördüncü albümleri kendilerini dünyaya tanıtacak, son yılların en büyük hitinin yer aldığı albümdü. İlk çıktığı anda büyük ses getiren ve sonraki yıllarda dahi rock tarihinin en iyi şarkısı olarak kabul görecek Bohemian Rhapsody bu albümdeydi.

Tüm Kuralları Yıktıkları Şarkı: Bohemian Rhapsody

Freddie mercury tarafından yazılan şarkı ilk başta prodüktörler tarafından pek tutulmuyor. Çünkü onlara göre bir şarkının hit olabilmesi için süresi üç dakikayı geçmemeliydi, fakat bu şarkı tam altı dakikaydı ve şarkıyı kısaltmaları isteniyor.

Ve Queen’in cevabı: “Bu şekliyle kullanın, şarkıda hiçbir kısaltma yapmayacağız.”

Şarkı sevilse de kimse hit olabileceğine ihtimal vermiyordu.

Freddie bir gün albüm çıkmadan önce, şarkının bir kopyasını dinlemesi için radyocu arkadaşına veriyor. Fakat single çıkana kadar çalmaması için de sıkı sıkı uyarıyor. Arkadaşı şarkıyı dinledikten sonra Freddie’yi arıyor ve şarkının mükemmel olduğunu, radyoda sadece bir kez çalmak istediğini söylüyor ve ikna ediyor. İnsanların tepkisini ölçmek istiyor aslında. Ertesi gün şarkı radyoda çalındığında dinleyiciler tarafından o kadar iyi tepkiler alıyor ki… Düşünün albüm henüz çıkmadan tam yüz bin sipariş alıyor ve çıktığı gibi İngiltere listelerinde birinci sırada yerini alıyor. Ayrıca yine bu albüm, İngiliz plak enstitüsü tarafından ‘son 20 yılın en iyi albümü’ seçiliyor.

Öyle ki ‘’hit olması imkânsız’’ dedikleri şarkı, müzik ile ilgili birçok sitede hala dünyanın gelmiş geçmiş en iyi şarkısı olarak gösteriliyor.

Ürettikleri şeye sonsuz inançları vardı onların ve kimseyi dinlemediler, kurallara boyun eğmediler, inat ettiler…Sonunda yapmak istedikleri şeyle kendilerini tüm dünyaya kabul ettirdiler. Dünya çapında bir gruptu artık Queen.

Yorulmak Bilmeyen, İnatçı Bir Deha

Freddie, hayatı boyunca hiçbir zaman teknik eğitimi almamasına rağmen 100 yılın en iyi rock vokali kabul ediliyor. Çünkü o tutku duyduğu işi yapıyordu ve hiç de alçak gönüllü değildi. Hayallerinin peşinden inatla koştu ve bunlara tüm kalbiyle inanıp herkesi ikna etti.  Queen’i Queen yapan şarkıları, toplamda 72 şarkıyı tek başına yazıp düzenledi.

İşine inanılmaz bağlıydı. Bazı zamanla stüdyolarının önünden geçerken “dur aklıma bir şey geldi, 5-6 dakikada halledip geleceğim” deyip 6-7 saat boyunca içeride müzik aletleriyle uğraşırmış ve arkadaşlarını saatlerce beklettiği olurmuş.

Bununla da kalmıyor, şarkılarını yazmaya harcadığı zaman kadarını sahnedeki kostümlerini dizayn etmeye de harcarmış. Bir oturuşta 5-6 saat boyunca kostüm dizaynı yapar, tüm ayrıntılarına dikkat edermiş.

Ben Gidiyorum, Ama Şov Devam Etmeli

Freddie ölüm döşeğindeyken öyle bir şarkı yazıyor ki… ‘’Show must go on’’ diyor, yani ‘’şov devam etmeli.’’

Dinleyenin içini titreten bir parça. Yaşadığı duygularını öyle bir iletmeyi başarıyor ki karşı tarafa… Bazı şeylerin bittiğini, fakat ‘Queen’ efsanesinin bir şekilde sürmesi gerektiği söylüyor.

Vazgeçme eşiğine geldiğinizde, çok yorgun hissettiğinizde, yapılacak işler gözünüzde büyüdüğünde, dertleriniz, inanlar sizi bunalttığında açın bu şarkıyı ve ölmeden 6 hafta önce nasıl söylediğine bakın.

Hayatının sonlarına doğru yapılan bir röportajda şunları söylüyor: “Yeniden doğup dünyaya yeniden gelseydim yine aynı şekilde yaşayıp aynı şeyleri yapardım, hiçbir şeyden pişman değilim, hayatta alınacak her zevki yaşadım ve istediğim her şeyi deneyimledim, geride hiçbir şey bırakmadım”

Freddie Mercury, ‘’efsane olacağım!’’ diyerek çıktığı yolda, tüm sınırları zorladı, tüm kuralları yıktı, hiçbir zaman mütevazı olma gereği duymadı ve haddini öyle bir aştı ki… Ve evet, sesiyle, şarkılarıyla, hayatıyla efsane oldu.

Kendinizi Evde Bırakın!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Ve tatil! 

İmkanı olanlar tatil beldelerine göç ediyorlar. 

Ama dinlenebilecekler mi şüpheli.

Çünkü dertlerimizi, endişelerimizi ve işlerimizi de götürüyoruz. Geride bırakamıyoruz onları, gittiğimiz yeri de kaçmaya çalıştığımız yere benzetiyoruz.

Bruno Catalano’nun “Les Voyageurs” (Gezginler) isimli heykeller serisini belki bilenler vardır. Fotoğraftaki onlardan sadece birisi.

Bu ünlü heykellerin içlerindeki boşlukların anlamı hep tartışma konusu oldu. 

Kimi yorumcu, bu boşlukların insanların içlerindeki tarifi imkânsız, bir türlü dolmayan boşlukların sebebini aramak yollara düşmelerini ifade ettiğini söyledi mesela.

Benim yorumum farklı.

Ben sanatçının gezginlerin gittiği yere karışmalarını tavsiye ettiğini düşünüyorum.

“Gittiğiniz yerin bir parçası olun” diyor heykeltraş bana kalırsa, “gittiğiniz yerle bütünleşin”. 

Sadece 1 hafta için bile olsa “burada” olan her şeyi geride bırakıp her şeyinizle “orada” olun diyorum ben de. 

Kendinizi gittiğini yere tam anlamıyla kaptırın, yerelleşin, yerellerin hayat tarzına teslim olun, onların yemeklerini yiyin, onların müziklerini dinleyin.

Ben 1 Hafta boyunca Samos’lu olacağım mesela. Samos hakkında yazacak bir şeyler çıkarsa yazacağım, yoksa kendimi Samos’un güzelliklerine kaptıracağım.

Herkese şahane bir tatil diliyorum.

Artık Elektrikli Araçlara Sahip Olmak İçten Yanmalılardan Daha Ucuz!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Elektrikli otomobiller global pazarı neden ele geçiriyorlar biliyor musunuz?

Hayır ne yazık ki sebep insanların bir anda çevre bilinçlerinin yükselmesi değil. 

Belki Norveç ve Hollanda gibi ülkelerde tüketicilerin çevre bilinci önemli bir rol oynuyordur. Ama küresel dönüşümdeki esas mesele ekonomik. Yani para!

Özellikle teşviklerin uygulandığı yerlere elektrikli otomobil sahipliği, içten yanmalı oto sahipliğinden daha hesaplı hale gelmiş durumda.

Ark Invest’in yaptığı araştırmaya göre ABD’de içten yanmalı motorlu binek araba sahipliğinin maliyeti mil başına 70 sent.  Tesla 3’de bu maliyet 49 sente düşmüş durumda.

Aradaki bu büyük farkın sebepleri arasında enerji tasarrufu ve bakım giderlerinin düşüklüğü büyük önem taşıyor. 

Mevcut durumda teşviklerin de bir rolü var elbette. Ama pil maliyetleri  bugünkü hızıyla aşağıya inmeye devam ederse, teşviklere de gerek kalmayacak birkaç yıl içinde.

Bu arada üretilen elekrikli otomobillerin sayısı arttıkça arabaların kendileri de ucuzlamaya devam ediyor. 

Şu anda en düşük donanımlı Tesla’ların fiyatları 35.000 Dolara kadar inmiş durumda ve tahminlere göre yakın zamanda daha ucuz arabalar da gerçekleşiyor.

Evet, büyük bir devrim tam gözlerimizin önünde gerçekleşiyor.

Siz de bu devrimi benim kadar heyecan verici buluyor musunuz?

Haddini Aş Hikayeleri 4: Peter Dinklage

(Okuma Süresi: 3 Dakika)

Peter Dinklage, yani Game of Thrones’un bilgesi Tyrion Lannister, dünyaca tanınan, oyunculuğunu kanıtlamış bir adam bugün. Fakat onun bu noktaya gelene kadar yaşadıklarından, çektiği sıkıntılardan, ne kadar tutkulu ve azimli bir insan olduğundan kimsenin haberi olduğunu sanmıyorum.

Onun yolculuğu hepimize ilham verecek ve hepimizi motive edecek türden bir yolculuk.

Bu yazıda, Peter Dinklage’nin başarılı bir oyuncu olana kadar neler yaşadığını, hayatının önemli anlarını anlattığı bir konuşmasından cümleleri de sık sık kullanarak paylaşacağım sizlerle.

Müzik öğretmeni bir anne ve sigorta satıcısı bir babanın oğlu olarak dünyaya geliyor Dinklage. Doğuştan “Akondroplazi” (kalıtsal bir cücelik) hastalığı taşıdığı için 1,35 metre boyunda bir cücedir.

29 yaşına kadar sevmediği işleri yaparak, mutsuz bir şekilde, oradan oraya savrularak geçiyor hayatı.

Şöyle tanımlıyor o günlerini:

“29 yaşındaydım. Bilgi işlem ile ilgili bir işim vardı ve işimden nefret ediyordum. Fakat o işe yapışıp kalmıştım. Kımıldayamıyordum… her şeyi kabullenmiş gibiydim. Tam 10 yıl ısıtması olmayan bir evde yaşadım ve sevmediğim işime 6 yıl boyunca devam ettim. Belki de değişimden korkuyordum.’’

İşte bu evrede, 29 yaşında hayatını baştan inşa etme kararı alıyor Dinklage ve inşa ettiği bu yeni hayatta tutku duyacağı işi yapmaya, aktör olmaya karar veriyor. Yaşayacağı maddi manevi tüm zorlukları göze alarak istifa ediyor saplanıp kaldığı işinden. Ve diyor ki:

“Kendime alacağım tüm aktörlük işlerinde, ne kadar kazandırırsa kazandırsın, bundan sonra işler ister daha iyi olsun ister daha kötü, çalışan bir aktör olacağım. Ne internetim vardı ne cep telefonum ne de bir işim… Fakat güzel şeyler olmaya başladı. ‘Imperfect Love’ isimli bir oyunda düşük ücretli bir tiyatro işi buldum. 29 Yaşımda, bilgi-işlem işinden ayrılmak… Evet çok korkmuştum. Fakat bu beni çok acıktırdı, gerçekten acıktırdı. Tembellik edemezdim.”

Bu arada oynadığı ilk tiyatro oyununun önemi çok büyüktü onun için. Çünkü bu oyundan sonra “13 Moons” isimli bir filmde oynadı ve bu film de diğerlerine zemin hazırladı. Oyunculuk kariyeri yavaş yavaş şekilleniyordu artık.

Düşünsenize, bilgi işlemden oyunculuğa… Bugün insanlar bırakın sektör değiştirmek, çalıştığı kurumu değiştirmekten ödü kopuyor. Peki sizce neden? Neden çalıştığımız işin beklentilerimizi karşılamadığını, değerlerimize ve karakterimize uygun olmadığını görünce inatla devam ediyoruz? Ve bu insanlara o kadar normal geliyor ki artık, ‘’ben işimi tutkuyla yapıyorum, her sabah coşkuyla uyanıyorum.’’ Dediğimde yüzlerdeki şaşkınlık ifadesini görmemek imkânsız.

Bize armağan edilmiş bir hayat var ve sonsuz sayıda ihtimaller içeren bir evren. Adım atmak için neyi bekliyoruz?

İnsanız biz, yanlış seçimler yaparız, hayatımızı yanlış inşa edebiliriz. Fakat biz o kadar güçlüyüz ki, hepimiz. Bankada çalışan Ayşe de, marangoz Mehmet de, öğretmen Zeynep de… Nerede olursak olalım, kaç yaşında olursak olalım hayatımızı istediğimiz yöne çekme, istediğimiz mükemmelliğe ulaştırma gücüne sahibiz.

Bakın Peter Dinklage konuşmasının devamında neler demiş:

“Sizlere dünyada birçok şeyin olanağı olmadığı söylenebilir. Lütfen, başkalarına sormak için uğraşmayın bile. Dünyaya hazır olduğunuzu söylemeye çalışmayın. Sadece gösterin. Yapın! İnanın bana rayına oturuyor. Benim gibi 29 yaşınıza kadar beklemeyin, bekleseniz de geç değil.”

“Yaşamınızın geri kalanını kendinizle tanışmak için inşa edin. Dönüm noktaları aramayın çünkü hiçbir zaman bulamayacaksınız. Sizi tanımlayan anlar halihazırda gerçekleşti ve gelecekte de halihazırda gerçekleşmiş olacak.”

“Size hazır olduğunuzu söylemelerini beklemeyin. Harekete geçin… Kendinize hata yapma fırsatını vermek için yılların geçmesini beklemeyin.”

Hepimizin gerçekleştirmek istediği, düşündüğünde içini kıpır kıpır eden hayalleri var. Fakat eminim çoğumuz adım atmak için her şeyin mükemmel olmasını, doğru zamanı bekliyoruz. Günler birbirini tekrar ederken öylece oturup bir şeylerin değişeceğini beklemek, kendimize yapacağımız büyük bir kötülük değil mi sizce de.  

Ne yapmak istiyorsanız şimdi başlayın, sizi hayata yeniden bağlayacak, her sabah büyük coşkuyla uyanmanızı sağlayacak, anlamlı bulduğunuz şeyin peşine takılın, şimdi. Her gün küçük adımlar atın ve bunu yaparken başarısız olma, hata yapma korkularınızı bir kenara bırakın. Yaşamaya başlayın hak ettiğiniz hayatı. 🙂

Peter Dinklage’nin o etkileyici konuşması:

2019’un En Değerli Kariyer Becerileri

(Okuma Süresi: 3 Dakika)

Büyük hızla değişen dünya, değişen yaşam şekillerimiz ile şirketlerin de çalışanlarından beklediği yetenek ve beceriler her geçen gün değişiyor. Sizler için bu yıl yatırım yapabileceğiniz en değerli kariyer becerilerini sıraladım:

  • Çok Yönlü Olmak

Eskiden çok işle ilgilenmek başarısızlığa sebep olur, bu yüzden tek işe yoğunlaşıp tüm potansiyeli ona harcamalıyız düşüncesi vardı. Ancak tek bir alanda uzman olayım, kariyerimi tek bir iş kolu üzerinden planlayıp başka hiçbir şeyle ilgilenmeyeyim devri artık kapandı.

Bugün iş alanlarındaki çeşitlilik, çalışılan pozisyondaki işlerin önceye göre çok daha detaylı oluşu gibi etkenler, birden fazla işe odaklanmamızı gerekli kılıyor.

Ayrıca ekonomi, endüstriler, şirketler her an evrimleşiyor, gelişen teknoloji bir yandan yeni iş kolları doğururken diğer yandan bazı iş kollarını yavaş yavaş yok ediyor. Dolayısıyla bugün size büyük başarılar kazandıran yetkinliğiniz yarın hiçbir işe yaramayabilir.  

Tüm bunların kaçınılmaz sonucu olarak şirketler de işe alacağı insanların birçok alandaki yetkinliklerini ölçüyorlar. Yani gelecek, yıllarca her gün aynı işi yapmak yerine, farklı alanlardaki beceri ve yetkinliklerinizi geliştirenlerin olacak.

Peki ne yapabilirsiniz?

Sahip olduğunuz ilgi alanlarıyla ilgili eğitimlere katılabilirsiniz mesela. Ya da uzun zamandır yapmayı istediğiniz bir iş için harekete geçebilirsiniz. Hem bunu yapmak sizi daha özgüvenli hale getirip daha iyi hissettirecektir.

Kendi alanınız dışındaki konularla ilgili okumalar yapabilirsiniz. Bu okumalar size hem farklı yönlerinizi keşfettirecek hem de yeni ilgi alanları, yetkinlikler getirecektir. Aynı zamanda seminerleri takip etmeli ve bu sayede yeni gelişmelere ayak uydurabilmesiniz.

Bunların yanında hem motivasyonunuzu arttırmak hem de daha verimli olabilmek için hobilerinize zaman ayırmayı ihmal etmemelisiniz.

  • Yaratıcı Olmak

Bugün yaratıcılık becerisi sadece yazarların, ressamların, yapımcıların, sanat yönetmenlerinin değil, iş hayatındaki hemen herkesin sahip olması gereken bir beceri.

Değişen ve dönüşen dünyada şirketlerin büyük kısmı hayatta kalabilmek adına gün geçtikçe daha yenilikçi bir hal alıyor ve değişime ayak uydurmak için çabalıyor. İşte tam bu noktada şirketlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey; Yaratıcı, yeni ve farklı fikirler sunabilecek, sıra dışı çalışanlar.

Artık sıradanların devri kapandı anlayacağınız. Yaratıcı olan, özgün ve orijinal olanların devrindeyiz. Bu yüzden, amacınız ister iş bulmak olsun ister kariyerinde yükselmek olsun, ‘’fark yaratan’’ olmak, farklı bakış açıları sağlamak zorundasınız.

  • Dijital Yetenekler

Nerede yaşıyor olursanız, ne yapıyor olursanız olun bilgisayarla içli dışlı olmanız neredeyse garanti.

Sayılı istisnalar dışında, her seviyeden çalışan, dijital dünyanın öneminin farkında olup buna göre hareket etmek zorunda. İş gücünün başarılı olması için çalışanlar bilgisayar yeteneğine ve eğitimine sahip olmalı. Bu da datanın gizliliğini, teknolojiyi ve dijital pazarlamayı anlamasını gerektirir.

Artık gerçek dünyanın dışında yaşadığımız bir de online dünya var. Müşterilerle ve çalışanlarla ilişkilerin buradan etkili biçimde yürütülmesi, dijital alanda sahip olduğumuz yeteneklere bağlı.

  • İlişki Kurmak

İş hayatında kurduğunuz ilişkilerin kariyerinizin yönünü belirlemede etkisi hafife alınamaz. İlişkiler de en az işinizi iyi yapmak kadar önemli diyebiliriz.

Etkin ve iletişim ağı kuvvetli, ilişkilerin sağlıklı olduğu şirketlerde hem insanlar mutlu ve üretkendir hem de iş yeri başarılı ve itibarlıdır. Fakat zayıf ilişkiler, güven duygusundan, birlik ve takım olma ruhundan yoksun çalışanlar yaratır.

İş arkadaşlarınıza gülümseyin, selam verin, halini hatırını sorun. İletişim kanallarınızı açık tutun, doğrudan ve şeffaf iletişimden vazgeçmeyin. Ve ne olursa olsun dürüstlükten vazgeçmeyin. Bu davranış biçimlerinin size açacağı kapılara, sunacağı fırsatlara inanamazsınız.

  • Organizasyon Becerisi

Etrafımızın dikkat dağıtıcılardan geçilmediği bu günlerde zaman yönetimini en iyi yapanlar, neye odaklanması gerektiğini bilip en üst seviyede verimliliğe ulaşanlar öne çıkıp başarıya ulaşanlar oluyor.

Ayrıca iş planlamalarını en doğru şekilde yapmak, yapılacak işleri her daim güncel tutmak ve öncelik sırasına göre düzenlemek, proje ve takım yönetimine hâkim olmak da iyi derecede organizasyon becerisi gerektirir ve bu yetenekler sizi kariyerinizde yöneticiliğe, liderliğe kadar götürebilir.

Bitcoin’in Öleceğini Öngörenlerin Gülünç Tarihçesi

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

Yenilikçi teknolojilerin öleceğini öngörmek pek çok insanın popüler hobisi.

Bitcoin’in bir gün öleceğini söylemek ise veteran yatırımcı, finansçı ve iş insanlarının en sevdiği iddialardan.

Bu insanlar bir gün haklı çıkabilirler mi?

Belki…

Bitcoin henüz çok yeni bir teknoloji ve geleceğini öngörmek benim gibi sadık Bitcoin yatırımcıları için kolay bir mesele değil.

Ama ilk çıktığı yıl 1.000 dolar yatırsaydınız bugün 2.6 Milyar dolar (Evet, yanlış okumadınız, iki nokta altı milyar) servete ulaşmanızı sağlayabilecek Bitcoin hakkındaki olumsuz görüş sahiplerinin, en azından şimdiye kadar epeyce haksız çıktıkları kesin.

Yukarıdaki resimde bazı ünlü insanların haksız çıkan Bitcoin yorumları yorumu yaptıkları zaman Bitcoin’in değeri var. Şu an itibarı ise Bitcoin 7.600 Dolar seviyelerinde.

Yorumların bazılarını sizin için Türkçe’ye çevirdim:

Peter Shiff – Ünlü Ekonomist (1 Bitcoin 10 Dolarken): “Bitcoin modern zamanların lale balonu hikayesine benziyor.”

Warren Buffet – Gelmiş Geçmiş En Ünlü Yatırımcı (1 Bitocoin 100 Dolarken): “Bitcoinin bir değerinin olduğunun söylenmesi adeta bir şaka. Ondan uzak durun. O temelde sadece bir seraptır.”

Paul Krugman-Nobel Ödüllü İktisatçı (1 Bitcoin 1.000 Dolarken): “Bitcoin kötülüktür.”

Nouriel Roubini- 2008 krizini Öngören Efsanevi İktisatçı (1 Bitcoin 1.000 Dolarken): “Bitcoin bir para birimi değil. O bir ponzi şeması ve kanuni olmayan aktivitelerin kanalı. Ayrıca güvenli de değil çünkü hacklenebiliyor.”

Evet, demek ki neymiş yeni teknolojiler hakkında herkes yanılabiliyormuş.

Eğer ben de yanılıyorsam siz de bu yazıyı bana hatırlatırsınız artık:)

Türkiye Değerli Şirket Üretemiyor!

(Okuma Süresi: 3 Dakika)

Bu aralar çok sayıda dijitalleşme, inovasyon ve girişimcilik konferansına gittim.

Şirketlerimizin ve girişimcilerimizin bu alanlarda yaptıkları o kadar olağanüstü şeyleri dinledim ki, bunca teknoloji ile donanmış şirketlerimizin piyasa değerlerinin uçtuğuna ve yepyeni teknoloji girişimcilerinin inanılmaz değerli şirketler yarattığına inandım ister istemez.

Sonra üşenmedim şirketlerimizin son değerlemelerini bir inceleyim dedim.

Öyle ya, bu kadar muazzam dijitalleşme ve inovasyon işleri yapıldığına göre mevcut şirketlerimizin çok ama çok değerlenmesi, bir yandan da yepyeni teknoloji girişimlerinin anormal değerlemelerle piyasa girmesi gerekir

İncelemelerim sonucunda oluşturduğum tablo aşağıda.

Tablodaki basit ve alçakgönüllü analizim hayallerimi acımasız gerçeklerin zalim denizinde boğuverdi ne yazık ki.

Tablo 10 Mayıs 2019 itibarı ile değerli şirketlerimizin TL ve ABD doları cinsinden değerlerini gösteriyor. (DOLAR/TL Kuru: 6)

Analizimde finansal şirketleri ayrı tuttum (Banka, Leasing Sigorta). Çünkü onlar değer yaratıcı değil, değer yaratmak isteyenlere yardım etmesi gereken kuruluşlar. İşin acısı, halka açık firmalarımızın yarattığı toplam değerin %29’u bu kategoriye ait.

Diğer şirketlerde minimum 10 Milyar TL üzerinde değeri olanları aldım. Buradaki 15 şirketin içinde sanayiciler, telekomcular, holdingler ile bir mağazacı bir de Türk Hava Yolları var. Gördünüz gibi ne yazık ki aralarında 10 Milyar ABD doları değerine bile ulaşan kimse yok.

Finans sektörü şirketleri ve 15 en değerli şirketimizden oluşan liste finansal İstanbul Borsasındaki toplam değerin %71’ini oluşturuyor bu arada. Geriye kalan 500’ün üzerine halka açık firmanın toplam değeri sadece 38 Milyar Dolar civarında.

Tekrar yazıyorum: 500’ün üzerinde şirketimizin toplam değeri sadece 38 Milyar Dolar ediyor.

İlk 15’teki şirketlerimizin tamamı eski endüstrilerin şirketleri ve yaşları da oldukça ileri bu arada. Aralarında bir tane bile yeni teknoloji firması yok. Yine aralarında son 20 yılda kurulmuş bir tane şirket bile yok. İşte listedeki şirketlerimizin kuruluş tarihleri:

Koç Holding 1963, Erdemir 1960, Tüpraş 1955, Turkcell 1994, Enka 1957, Bim 1995, Aselsan 1975, İsdemir 1973, THY 1933, Ford Otosan 1953, Sabancı Holding 1967, Türk Telekom 1840, Şişecam 1935, Arçelik 1954, Anadolu Efes 1976

Aşağıdaki liste ise 2019 itibarı ile Dünya’nın en değerli şirketlerini gösteriyor. 10 şirketin 7’si teknoloji firması. İki finansal kuruluş bir de petrolcu var listenin diplerinde. Şirket değerleri ise Amerikan doları olarak verilmiş.

Bu yedi teknoloji firmasının kuruluş yılları şöyle:

Apple 1976, Amazon 1994, Google 1998, Microsoft 1975, Facebook 2004, 1999, Tencent 1998. Bizim ilk 15 şirketimizden çok daha genç olduklarını kolayca görebiliyorsunuz. Apple ve Microsoft gibi göreceli yaşlı olanlar da kendilerini sürekli olarak yenileyebildikleri için takdiri hak ediyorlar.

Evet, bütün bu dijitalleşme ve inovasyon hikayelerinin sonucu bu işte. Bir tane bile yeni şirketimiz yok. Değerli ve listeye giren şirketlerimizin toplam değeri bile küresel akranlarının küsuratları seviyesinde.

Bundan sonra yeni inovasyon, dijital ve girişimcilik konferanslara daha da büyük bir hevesle gideceğim:)