2019 Hedefim: Dijital Minimalizm

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Dijital dünyayı seviyorum.

Burada müthiş insanlarla tanışıp, harika bilgilere bedavaya ulaşıyor ve kendimi fikirlerimi geniş topluluklara anlatma fırsatını buluyorum.

Ama şu da bir gerçek, dijital dünyaya kendimi aşırı kaptırdığım anlar da var. Bazen ekranın karşısında o kadar çok verimsiz zaman geçiriyorum ki.

Üstelik mesele sadece ekran zaman da değil.

Bazı dijital ortam içerikleri o kadar zehirleyici ki.

İlgi çekmek isteyenler sürekli olarak felaket haberciliği yapıyorlar mesela. Sürekli onları okursanız ya buralardan çekip gitmeniz, ya kabuğunuza çekilip dünyayla ilişkinizi kesmeniz gerekiyor.

İşte bu nedenle 2019 yılında kendime koyduğum en önemli hedef dijital minizmalizm olacak.

Dijital minimalizm, sanal dünyanın sunduğu nimetlerden alabildiğine yararlanmak ama verimsiz zaman harcatan ya da kendinizi kötü hissettiren platform ve içeriklerden uzak kalmak anlamına geliyor benim için.

Geçenlerde denk geldiğim fotoğraftaki medya piramidi iyi bir yol gösterici olabilir dijital minimalizm için.

Piramitin tabanı size iyi gelecek medya ve aktivite kaynaklarını sıralarken, en tepede sizi en olumsuz etkileyecek ortamlar var.

Tabii bu piramit ABD vatandaşları için hazırlanmış. Acaba bizim için de böyle bir piramit hazırlansaydı en tepeye kimleri ve hangi kuruluşları koymak gerekirdi.

Gerçi benim aklımda bir kaç isim var ama…

Neyse olsumsuz mesajlar yaymayalım şimdi.

Dijital minimalizm fikri umarı sizlerin de hoşuna gider.

Liderlerin(!) Ekonomik Kriz Yönetimi Rezillikleri

(Okuma Süresi: 3 Dakika)

Ekonomik yavaşlama yöneticilerin en kötü yönlerini ortaya çıkaran bir turnasol kağıdı vazifesi görüyor bugünlerde.

İşlerin iyi gittiği zamanlarda ‟en iyi işveren markası‟ türü yarışmalara olmadık paralar döken, insan kaynakları uygulamalarının katıldıkları yarışmalarda aldığı ‟ödüllerle‟ kasım kasım kasılan sözde liderlerin gerçek yüzünü görüyoruz üzülerek.

Kriz yönetmeyi ilk etapta insan kaynaklarına ayrılan tüm bütçeyi kısmak olarak gören bu yönetici tipleri, eğitimden, işe alıma, motivasyon programlarından, maaş zamlarına kadar her alanda sert tasarrufların peşindeler.

Ekonomideki gidişatın bazı önlemleri zorunlu kıldığını yadsıyacak değilim elbette. Ama acaba ilk önlemler bunlar mı olmalı? 

Onca liderlik dersini, excel tablolarında tasarrufçuluk simülasyonları oynamak için mi aldı bu insanlar. 

Hakikaten yapılacak daha iyi bir şeyler yok mu?

Read more

Robotlara Zerafet Öğreten Kadın: Catie Cuan

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Dijitalleşme, yapay zeka ve robotların günlük hayata katılımı ile şekillenen yeni dünya yeni meslekleri de beraberinde getiriyor.

Mesela robotlar için zerafet eğitmenliği.

Catie Cuan aslında bir dansçı ve koreograf. Cuan aynı zamanda Stanford’da mühendislik doktorasını yapıyor.

Şimdilerde ise Cuan aşağıdaki kısa videoda izleyebileceğiniz gibi, 2 tonluk demir yığını robotlara dans dersleri veriyor. Evet, yanlış okumadınız; dans dersleri.

Bu derslerin amacı robotların daha insansı bir zerafet ile hareket etmelerini sağlamak. Böylece insanlarla daha anlamlı ve derin bir ilişki kurabilecekleri düşünülüyor.

Önümüzdeki yıllarda günlük hayatlarımızda gittikçe daha fazla karşılacağımız robotların zarif bir kişiliğe sahip olmaları onlara daha kolay ısınmamız için sizce de hoş bir detay değil mi?

Bizim “Erik Dalı” oynayan robotlarımızı da oldukça eğlenceli bulmuyor değilim bu arada.

Sonuçta bu topraklardan bale yapabilen robotların çıkmasını beklemiyorduk herhalde, öyle değil mi?

İnovasyon Sunum Şampiyonlarının Değil, Yazabilenlerin İşi…

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

İnovasyon ve girişimcilik gittikçe mekanikleşiyor günümüzde. 

Belki yaratıcılığın doğasına aykırı, ama olan da bu sonuçta.

Adına ister yalın girişimcilik, ister tasarımcı düşünce, ister fikir hızlandırma deyin yolculuk hep aynı. Ve bu yolculuğun en önemli duraklarında sunumlar var.

Yöneticiyi proje onayına ikna etmek için sunum, girişimciden para koparmak için sunum, takımına üye kazanmak için sunum, yarışmayı kazanmak için sunum…

Sunum yap, sunum yap, sunum yap.. 

Bu sunumların içerikleri ve formatları da standartlaşmış durumda. 3 dakika sürecek bir sunuma hang slaytların, hangi sırayla anlatılacağı kurala bağlı neredeyse.

Read more

Artık İsyankarları İşe Alın, Bu Kadar Asker Yeterli!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

İsyankarlar zor insanlardır.

Onlar kuralları bir türlü kabul edemezler.

Hatta kurallara uymamanın başlarını derde sokacağını farkettiklerinde bile kendilerine hakim olamaz, isyana devam ederler.

İsyankarlar çevrelerindeki herkesin yıllardır huzurla uygulaya geldiği süreçleri yıkmak ister, karşılarına kim çıkarsa çıksın doğru bildiklerini söylemekten de çekinmezler.

Ve büyük kurumlar isyankarları işe almaktan hiç haz etmezler, tercihlerini emirlere itaat eden disiplinli askerlerden yana kullanırlar.

Güçlü bir kumanda ve kontrol sistematiğinin  kurumsallaşmanın en önemli unsuru olduğuna inanan liderlerin, emirlerine itaat eden askerlere bayılmalarında şaşılacak bir şey yok. 

Read more

“Geri Bildirim” Veren Değil “İleriyi Tartışan” Yöneticiler Lazım Bize!

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

Teknolojik gelişimin tetiklediği bu kadar çok sayıda ve bu kadar hızlı değişimlerin yaşandığı bir dünyada, “geri bildirimin” çalışanlarınızı geliştirmek için en iyi yöntem olduğunu düşünüyorsanız, kusura bakmayın ama BÜYÜK yanılıyorsunuz.

Geri bildirim -adı üzerinde- “geriye” yönelik bir “bildirim” süreci. Yani bireyin ileride ortaya çıkacak şartlara göre değil, geride kalmış şartlara göre değerlendirildiği ve kendisine neler yapması gerektiğinin bildirildiği bir süreç.

Geri bildirim süreci ile ilgili ilk sorunum geriye dönük olması.

Mesela süreçte kullanılan kriterleri ele alalım.

Bunlar yöneticinin -büyük bir olasılıkla- bir hayli geride kalmış olan iş ve dünya görüşüne dayanır çoğu zaman. Geçmişte elde edilen başarılardan ve başarısızlıklardan çıkarılan derslerin dayandırdığı bir iş ve dünya görüşüne yani. 

Oysa yeni dünyada bu kriterler tamamen geçersiz olabilir, öyle değil mi?

Read more

En İyi Çalışanlarınızı Daha Fazla İşle Ödüllendirmeyin! (2 Dakikalık Okuma)

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

Danışmanlık hizmeti verdiğim şirketlerde sık sık karşılaştığım bir fenomen var: Joker Eleman.

Joker elemanlar şirketin bütün önemli, kritik ve yenilikçi projelerinde yer alıyorlar. Şirketin her türlü yeni girişiminin altında onların imzası oluyor.

Ama yanlış anlamayın, onlar sadece projeci değiller, aynı zamanda günlük işlerinde de çok başarılı  birer profesyoneller. Projelere ise mesai saatlerinin dışında zaman ayırıyor, mesai bitince herkes evinin yolunu tutarken onlar çalışmaya devam ediyorlar.

Ve yöneticiler işte bu arkadaşlara daha fazla iş yüklemeye bayılıyorlar.

Nerede zor, netametli bir iş var hemen bu arkadaşlar geliyorlar yöneticilerin aklına. Çünkü onlar kendilerine verilen her görevin altından başarıyla kalkabilen, çalışkan, azimli, planlı ve iş aşkıyla dolu insanlar.

Ta ki yöneticileri bir gün onları bıktırana kadar.

Bir insan ne kadar başarılı ve çalışkan olursa olsun sonuçta bir kapasitesi var. Her gece fazla mesaiye kalmak, her hafta sonu ofise gitmek bir süre sonra bünyelere ağır geldiği gibi çalışanın sosyal hayatını da olumsuz etkilemeye başlıyor.

Ve sonunda ne mi oluyor?

O en başarılı, on en çalışkan joker elemanlar bir gün aniden işten ayrıveriyorlar.

Ve inanın bana onlar en kolay iş bulabilecek nadir cevherler olduklarından sizin sunduğunuzdan çok daha iyi şartlarla yeni işlere jet hızıyla geçiyorlar.

Bugünün zor şartlarında şirketlerini ileriye götürebilecek bu insanlarınızı asla kaybetmemelisiniz.

Aklınıza her gelen işi onlara yüklemek yerine, sadece misyon kritik işlere tüm güçleri ile odaklanmalarını sağlarsanız hem daha iyi sonuçlar alırsınız, hem de onların başarıya açlığını gidererek motivasyonlarını sağlarsanız.

Ayrıca bu insanlara kendilerini geliştirmeleri, dinlenmeleri, hayal kurmaları için de vakit tanımalısınız.

Onları sadece birer iş makinası olarak görmekten vazgeçip, kurumunuzun gelişiminde kritik rol oynayacak liderler olarak görürseniz karşılıklı olarak çok daha iyi sonuçlar alacağına garanti verebilirim.

Ne dersiniz, var mı yukarıda anlattıklarıma dair ilginç bir tecrübesi olan?

Şirketinizde Kararlar HIPPO Esaslıysa Yandınız (1 Dakikalık Okuma)

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

2006 yılında Intuit ve Microsoft’ta çalışmakta olan veri analizi uzmanları Avinash Kaushik ve Ronny Kohavi bir çok şirketteki hakim karar verme şeklini HIPPO kısaltmasıyla özetlemişler.

“Highest paid person’s opinion”, yani “en yüksek ücreti alan kişinin fikri” kelimelerinin kısaltması olan HIPPO, sanırım ülkemizde çoğu şirketin değil, neredeyse tüm şirketlerin karar alma mekanizmalarını tanımlayabilecek bir sıfat.

Yaratıcılılığın ve inovasyonun bugünkü kadar kritik meseleler olmadığı günlerde HIPPO’nun oldukça geçerli bir karar mekanizması olduğuna şüphem yok.

Read more

E-Kitap Okuyucusu Satışları Düşüyor ve Bu Çok İyi Bir Şey (2 Dakikalık Okuma)

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

Dijitalleşmenin hangi sektörleri tamamen yıkacağı, hangilerini ise kökten değiştireceği her zaman heyecanlı bir tartışma konusu benim için. Bu konuda bazen yanılıyor, bazen ise sandığımdan da haklı çıkıyorum. 

E-kitapların ve e-kitap okuyucularının pek de gelecekleri olmadığını tahmin ediyordum mesela. Ve bu konuda haklı çıktım.

2011 yılında zirveye ulaşan ve 23.6 milyon adet satılan e-kitap okuyucusu cihazların o şanlı günlerinden eser kalmamış durumda. 2016 yılında küresel e-kitap okuyucusu satışları 7.1 milyona kadar gerilemiş durumda.

E-kitap satışları da çakılmış durumda bu arada. Örneğin 2016’da İngiltere’de e-kitap satışlarında %4’lük düşüş olurken basılı kitaplarda satış artışı %7’yi bulmuş durumda.

Başka bir yazımda plak satışlarındaki artışın üzerinde de durmuştum hatırlarsanız. Anlaşılan o ki insanlar bazı ürünlerle olan ilişkilerini soğuk ekranlara teslim etmeye razı değiller. Ve bence bu insanlık hakkında umut verici bir gelişme.

Fiziksel bir kitabı elinizde tutarken, sayfalarını koklarken, satırlarının üzerini çizer, sağına soluna notlar alırken hissettiklerinizi e-kitaplar asla sağlayamıyorlar.

Kitabı tamamladıktan sonra kapağını kaparken yaşanan zafer duygusu ya da sevdiğiniz yazarın tüm kitaplarının kütüphanenizde dizili halinin verdiği tuhaf huzura ne demeli peki?

İnsanız biz.

Dokunmaya, koklamaya, biriktirmeye, paylaşmaya ihtiyacımız var.

Evet dijitalleşme bazı alanlarda büyük rahatlık sağlıyor ve bizi otomobiller ya da televizyonlar gibi saçma ürünlerden kurtarıyor. 

Ama plaklarımız ve kitaplarımızın yarattığı duygu patlamasını yerini alacak ekranlar yaratılmadılar daha.

Dünyanın En İnovatif Liderleri (2 Dakikalık Okuma)

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Forbes Dergisi bu ay dünyanın en inovatif liderlerini sıraladı.

Listenin hoşuma giden yönü, sıralamanın bir takım kerameti kendinden menkul uzmanların seçimlerine göre değil, liderlerin yönettikleri şirketlerin piyasa değerlerinde meydana gelen artışa ve ‘İnovasyon Primi’ adı verilen bir ölçüte göre yapılmış olması.

Brigham Young Üniversitesi’nden Profesör Jeff Dyer ve Insead İşletme Okulu’ndan Nathan Furr’un İnovasyon Sermayesi adını verdikleri kriter 4 temel niteliğe göre ölçülüyor:

Yenilikçi şöhret (Son beş yıldaki medya ilgisine bakarak), sosyal medya bağlantıları ve ağları (Twitter ve Linkedin), değer yaratımına ilişkin sicil (şirketlerin piyasa değeri artışı temelinde) ve yatırımcıların gelecekteki değer yaratımı beklentileri (yatırımcıların şirket hissesine ödediği primi hesaplayarak).

Sıralama aşağıdaki gibi.

Tabii benim favorim kim gayet iyi biliyorsunuz:)

Üç Yıllık Piyasa Değeri YaratımıÜç Yıllık Piyasa Değeri YaratımıÜç Yıllık Borsa Kazancıİnovasyon Primi
1-Jeffrey Bezos /Amazon450 milyar $%366%72,8
3-Elon Musk / Tesla48 milyar $%819%79,7
3-Mark Zuckerberg / Facebook376 milyar $%563%70
4-Timoty Cook / Apple369 milyar $%123%12
5-Sadya Nadella /Microsoft278 milyar $%84%25

Bu 5 iş liderinin son 3 yılda yarattığı toplam piyasa değeri 1.521 trilyon $’a denk geliyor ki, bu rakam bile tek başına Türk borsasının toplam değerinin 7 katı civarında.

Sevgili Elon Musk’ın yüzdesel olarak bakıldığında en büyük değer kazancını yarattığı da gözlerden kaçmasın lütfen.

Bankacılık Sektör Dijitalleşmenin Tehditi Altında (3 Dakikalık Okuma)

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Alibaba’nın tüketicilerin alışveriş davranışlarından yola çıkarak son yılda tüketicilere sağladığı kredilerin büyüklüğü 96 milyar doları bulmuş. Bu haliyle Amerika’nın en büyük 9. bankasına yakın bir değerlemeye sahip Alibaba’nın finans operasyonu.

Amazon ise geçen yıl yaklaşık 10 perakende satış noktası üzerinden müşterilere yaklaşık 1 milyar dolar kredi kullandırmış. Amazon aynı zamanda sigortadan ödeme sistemlerine kadar geniş bir alanda finansal hizmet yatırımlarına devam ediyor.

Read more

Hiç de Alçakgönüllü Değil: Bohemian Rhapsody

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Dün de paylaşmıştım; Italo Calvino “Bir klasiğin her zaman söyleyecek sözü vardır” demiş ölümsüz eserleri tanımlarken.

Freddie Mercury’nin hayatına odaklanan Bohemian Rhapsody de her zaman herkese söyleyecek bir şeyleri olan bir sinema klasiğine dönüşecek bence.

Tuhaf opera esintileri, alışmadık ezgisi ve gizemli sözleri olan Bohemian Rhapsody’nin single olarak basılması için prodüktöre sunuluş sahnesinin herkese söyleyecekleri var mesela.

Prodüktör şarkıyı single olarak basmayı istememektedir, çünkü hem tuhaflığından, hem de radyoların 6 dakika uzunluğunda bir parçayı asla çalmayacaklarından endişelidir. Onun tercihi daha alışılmış rock ezgileri taşıyan bir şarkıdır.

Ama en başta Freddie Mercury olmak üzere tüm Queen üyeleri Bohemian Rhapsody konusunda ısrarcı, tavizsiz ve alçak gönüllülükten tamamen uzak bir duruş sergilerler.

Filme yeni gidecekleri düşünerek tartışmanın nasıl bittiğine dair spoiler vermeyeyim şimdi.

Ama ben şu dersi çıkarrtım; eğer yaratıcılığınıza ve ürettiğiniz şeyin kalitesine inanıyorsanız alçak gönüllü olmamalısınız.

Sonuçta alçakgönüllü işler klasikleşmiyorlar, iddia olmadan olmaz.

Hadi şimdi kendinize bir iyilik yapıp hafta sonu filmi seyredin.

Yorumlarınızı bekliyorum.

Apple Neden Bizi Cep Telefonu Ekranından Soğutuyor?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Yeni IOS 12 kullanıcıların günün saatine, uygulamalara veya içerik türlerine göre kendilerine kullanım süresi sınırlamaları koymalarına yardımcı oluyor.

Ben bu özelliği ilginç buldum, çünkü normalde firmalar ürünlerinin kullanım süresini artırmayı isterler. Malum, daha fazla kullandığımız ürünlere daha fazla bağımlılık geliştiriyoruz.

Aklıma gelen şeytanca sebep bu değişikliğin Apple’in cep telefonundan çıkış stratejisinin öncü hareketi olduğunu düşündürmüyor değil.

Read more

Kendime Muhalif

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Sıkça aldığım bir eleştiri fikirlerimde tutarlı olmadığım, onları sık değiştirdiğim yönünde.

Bu eleştirileri haklı çıkaran çokça örneğim de yok değil hani.

Mesela birkaç yıl önce Bitcoin başta olmak üzere tüm kripto paraların birer ponzi şeması olduğunu, hiç bir zaman değer kazanamayacaklarını düşünüyordum.

Oysa şimdi kripto para fikrinin dünyayı olumlu yönde değiştirebilecek en önemli buluşlardan birisi olacağına ve bu köklü değişimin etkilerini on yıla kalmadan kendisini göstereceğine inanıyorum.

Muhalif kelimesinin muhakeme kelimesi ile aynı etimolojik kökenden gelmesi bir tesadüf müdür bilemem.

Ama insan kendisine muhalif olduğunda yeni öğrendikleri çerçevesinde düşüncelerini sık sık yeniden muhakeme ediyor, onu biliyorum.

Ve eğer bu muhakeme sonucunda fikrinizin yanlış olduğunu farkederseniz onu değiştirmekten başka ne yapabilirsiniz ki?

Fikirlerimin değişmesinin nedeni, yeni öğrendiğim ve deneyimlediğim şeyleri zihnimde kendime muhalefet eden bir karşı cephenin argümanları olarak kullanmam.

Varsınlar tutarsızlıkla suçlasınlar beni.

Yeni şeyler öğrenmeye, deneyimlemeye, fikirlerimi yeniden muhakeme etmeye ve gerekirse onları acımasızca değiştirmeye devam edeceğim ben.

Kendimin muhalifi olmazsam nasıl gelişebilirim ki?

İzlenmekten Kurtulmanın Yolları

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Muhabbet ettiğiniz bir konu hakkında hemen o gün bir Facebook reklamıyla karşılaştığınızda ‘yoksa izleniyor muyuz?’ duygusuna kapılmamanız imkansız.

Sorunuzun cevabı aslında çok kısa: Evet izleniyorsunuz!

Bu izlemenin büyükçe bir kısmı bizzat sizin verdiğiniz izinlere dayanarak gerçekleşiyor. Bir kısmı ise eğer komplo teorilerine kulak verirseniz gizlice ve şeytanca planlarla.

Ama kesin olan şey izleniyorsunuz.

İzlenmekten kurtulmanın en kolay yolu internet ağları ile ilişkinizi kesmekten geçiyor. Bugünün dünyasında bu ne kadar gerçekçi ve mümkün biraz şüpheli ama Fast Company dergisi 10 adımlı bir plan sunuyor.

Plana uymak size kalmış. Ama eğer uymuyorsanız dinlendiğinize dair söylenip durmayı bırakmalısınız belki de. Buyrun ilk 7 adımını Türkçeleştirdim sizin için.

1- Madem Mark Zuckerberg bile laptopunun kamerasını bantla kapatıyor, siz de yapmalısınız.

2- Cep telefonuzun kamerasını ve mikrofonunu bantlamak yerine bir sinyal engelleyici kullanabilirsiniz.

3-LastPass ya da 1 Password gibi yazılımlar kullanarak daha etkin şifreler üretin.

4-Tor gibi uygulamalar kullanarak pazarlama mesajlarından kurtulun.

5-Bulutu daha az kullanın verilerinizi kendinize saklayın.

6-Evinizdeki IOT cihazlardan kurtulun.

7-Ve sosyal medya hesaplarınızı kapatın.

Mutfaklar da Buluta Taşınıyor

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Uber’in kurucusu Travis Kalanick yeni projesi CloudKitchen ile mutfakları buluta taşıyarak birer hizmete dönüştürmek istiyor.

Diyelim ki tek bir restoranı olan bir aşçısınız. İşlerinizi büyütmek, ürünlerinizi şehrin dört bir yanındaki tüketicilerin evlerine dağıtmak istiyorsunuz. Ama sermayeniz kısıtlı, tüm şehir için üretim yapacak mutfak ve dağıtım zinciri altyapısını da kuramıyorsunuz.

Üstelik yeni müşterilere kendinizi nasıl tanıtacağınızı bilmediğiniz gibi her mutfak açılışı bir sürü bürokratik işlemle uğraşmaya da vaktiniz yok.

İşte bu durumdaysanız CloudKitchen hizmetinize yetişiyor.

Read more

Sosyal Medya Sizi Dopaminle Zombileştiriyor

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)Kabul ediyorum; bu yazıyı sizlerle sosyal medya üzerinden paylaşırken onu eleştirmek pek yaman bir çelişki.

Ama sosyal medyanın bayıldığım pek çok yararı olmakla birlikte, onun insanın içini yiyen, beynini sömüren ve bazılarımızı adeta ekranının kölesi zombilere çeviren zararlı etkilerini de gözardı edemiyorum.

5 dakikada bir twittere bakmadan duramıyor ya da keyif aldığınız her anı instagramda paylaşmadığınızda kendinizi eksik hissediyorsanız, siz de bir sosyal medya zombisine dönüştünüz demektir.

Şeytani zekaya sahip sosyal medya tasarımcıları sizi zombileştirirken beyninizin nörokimyasal zayıflıklarından yararlanıyorlar; mesela dopamin açlığınızdan.

Araştırmalar bir gönderiniz her “beğeni” ya da “paylaşım” aldığında beyninizin dopamin hormonu salgıladığını gösteriyor.

Dopamin alkol ya da uyuşturucu kullanımında üretilen hormonun taa kendisi bu arada. Ani bir mutluluk sağlıyor ve sonra aynı mutluluğu tekrar yakalamak için zararlı maddeyi tekrar tüketmeye ihtiyaç duyuyorsunuz.

İleri derecede sosyal medya kölesiyseniz tıpkı alkol ya da uyuşturucu tedavisinde olduğu gibi dış desteğe ihtiyaç duyabilirsiniz.

Ama cep telefonunuzdan instagramı silmek de iyi bir başlangıç olabilir. Eğer kendinize hakim olamıyorsanız bari dopaminin kaynağından uzak durun.

Photo Credit: Wired Magazine

Netflix Dizilerinde İlk 5’im

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)Bugün sizlerle en çok sevdiğim dizileri paylaşmak istedim, bakalım zevklerimiz uyuşuyor mu? Birkaç yeni öneriye de hayır demem açıkçası.

1- Peaky Blinders: Tüm zamanların en iyi dizisi. Shelby kardeşlerin ‘işlerini’ nasıl bir mücadele ile büyüttüklerini izlerken ailenin bir parçası oluyorsunuz adeta. Görüntü kalitesi senaryonun bile ötesinde bu arada.

2-Narcos: Açılış jeneriğinin müziği yeter yahu. Kolombiya ölmeden gezeceğim yerler hedeflerimin arasında. Pablo’nun toprağın altına gömdüğü paralara rastlarsam bir yerlerde gezi planını erkene çekeceğim.

3-Black Mirror: Hep anlattığım teknolojik gelişmelerin nereye varacağını yaşatan disütopik kabus evreni. Senarist Charlie Broker’in aslında köşe yazarı olması dizinin her bir bölümümünü gelecekten bir habere çevirmeye yaramış adeta.

4-Punisher: Biliyorum, Punisher gibi Rambo kılıklı bir diziyi ilk beşte görmeme kızanlar olabilir. Ama ben zaten iflah olmaz Marvel hayranayım ve bence bu dizide de Marvel anti-kahraman yaratmak konusunda tüm tecrübesini konuşturmuş.

5-Penny Dreadful: Vampirler, kurt adamlar, Frankenstein, cadılar, şeytan… Hepsi bir dizide, daha ne ister ki insan. Londra’nın iç karartıcı sokaklarında dönen şeytansı hikayeleri izlemeye doyamadım.

Dijital Ölümsüzlüğü Arzuluyor musunuz?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Kimimiz sağlıklı yaşayarak ömrümüzü uzatmayı, kimimiz ise eserlerimizle ölümsüzleşmeyi arzularız.

Ölmeyi kabullenmesi zor iştir, vesselam.

Peki birisi ‘siz fiziken ölseniz bile dijital avatarınız yaşamaya, sevdiklerinizle tıpkı sizin gibi konuşmaya veya binbir emek verdiğiniz şirketinizi tıpkı sizin gibi yönetmeye devam edecek’ dese, cevabınız ne olurdu?

Zor soru değil mi?

Ama teorik bir soru değil.

Çünkü dijital ölümsüzlüğe hazırlanan girişimciler var; mesela Augmented Eternity aplikasyonunu geliştiren Hossein Rahnama.

Rahnama dijital ayak izlerinizle beslenecek yapay zekanın avatarınıza dönüşebileceğini iddia ediyor.

Bir önceki girişimi FlyBits ile şirketlere müşterilerin kişiliklerine göre farklı iletişim kurma önerileri veren bir yapay zeka uygulaması olan Rahnama epey iddialı.

Ürettiğimiz dijital ayak izi arttıkça ve yapay zeka güçlendikçe, Rahnama gibi oyun değiştirici girişimcilerin hedeflerine yaklaşacaklarına hiç şüphem yok.

Asıl mesele başarıya ulaştıklarında neler olacak, başımıza iyi ya da kötüler neler gelecek, dünya neye dönüşecek?

Mesela avatar liderler ülkelerini sonsuza kadar yönetmeye kalkışacaklar mı? Ya da insanlar daha ölmeden dijital ikizlerini isteyecekler mi?

Ne dersiniz, biraz tartışalım mı

Aman Bir Laf Gelmesin!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)Büyük kurumlarda yapılan çoğu işte ve alınan kararların kahir ekseriyetinde ‘aman laf gelmesin!’ güdüsünün ‘hakikaten harika bir iş yapalım’ isteğine ağır bastığını gözlemliyorum.

Mesela yeni bir ürün tasarımı sürecini düşünelim. Harika ürünler genellikle sade ürünlerdir.

Ama büyük kurumlarda örneğin bir aplikasyon tasarlarken ‘aman X departmanının ürününü dışarıda bırakırsak bize laf gelir’ denilerek müşteri açısından kafa karıştırıcı ürünlerin piyasaya sürüldüğünü şahsen çok gözlemledim.

Read more

Büyük Şirketlerde Herkes Niye Bu Kadar Meşgul?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

– Nasılsınız?

– Hiç sormayın çok yoğunum.

– Hayrola?

– Çok proje var. Malum yıl sonu da yaklaşıyor, işler çıldırmış durumda.

Benim kendimi sık sık içinde bulduğum yukarıdaki konuşma, size de tanıdık geldi mi?

Büyük şirketlerde herkes çok çalışıyor.

Gerçekten çok çalışıyorlar. Kimse bilgisayarından kafasını kaldıramıyor, toplantı odalarının esaretinden kurtulamıyor, gece mesailerinde kötü beslenmenin etkilerinden korunamıyor.

İnsanların günlük işleri zaten yoğun. Bu da yetmezmiş gibi bir de “projeler” var.

Çeşit çeşit proje!

Kimisi gerçekten hayati derecede önemli, kimisi ise o sıralar moda olan kavram neyse (mesela inovasyon), onunla ilgili. Sonunda pek bir yere varamayan girişimler.

Peki bu kadar çalışılıyor, bu kadar çok proje var da ne oluyor?

Eğer şirketlerimizin borsa değerlerini bir kriter olarak kabul edersek, onca çalışma ve projenin ortaya çıkarttığı sonuç pek de iç açıcı değil.

İMKB’de halka açık tüm şirketlerimizin toplam değeri 120 Milyar Dolar civarında. Tek başına Netflix’in değerinin 160 Milyar Doları aştığı düşünülürse, bir şeyler gerçekten de yolunda gitmiyor gibi gözüküyor.

Siz de bu durumu çok acayip bulmuyor musunuz? Yorumlarınızı bekliyorum.

Yarın ki yazımda ise çözümler önermeye çalışacağım.

Amazon’un Evlerimizi Ele Geçirme Hırsı!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)Amazon geçen hafta Echo isimli ses robotu sayesinde sesle  çalıştırılabilen akıllı mikrodalga fırınını satışa çıkardı. Bu tek başına ele alındığında çok önemli bir hamle olarak görülmeyebilir.

Ama hiç şüpheniz olmasın Amazon evlerimizi ele geçirmek konusunda çok büyük ve çok uzun vadeli düşünüyor.

Önce sesli ev robotu Echo ile evlerimizin içinde bizimle iletişim kurmaya başlayan Amazon, şimdi ise yukarıda bahsettiğim akıllı fırın ya da bir süre önce piyasaya sürdüğü akıllı kapı kilidi gibi fiziksel ürünlerle evlerimizdeki yerini sağlamlaştırıyor.

Önümüzdeki günlerde bu tür ürünlerin sayısını çok artacak. Amazon Echo’nun yarattığı akıllı ev ekosistemini çok daha fazla ürünle besleyecek. Zaten diğer üreticilerin de Echo ile uyumlu 20.000’den fazla elektrikli ev eşyası var bu arada.

Ama Amazon bununla da yetinmeyecek.

Amazon geçen hafta prefabrik, akıllı ve sürdürülebilir evler inşa eden PlantPrefab isimli bir startupa yatırım yaptı.

Yani artık Amazon evlerin kendi ürünleri ile tamamen uyumlu şekilde tasarlanmasını istiyor. Muhtemelen bu evleri satın alan insanlar içlerini de Amazon ürünleri ile donatacaklar.

Siz de Amazon’un evlerimizi ele geçirme hırsını benim kadar ürkütücü buluyor musunuz?

Fakirleşmenin Tadını Çıkarmayı mı Öğrensek?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Her ne kadar resmi olarak kabul edilmese de, satın alma gücü açısından bakıldığında, büyük çoğunluğumuzun fakirleşeceği günlere giriyoruz gibi hissediyorum.

Ve bu belki de çok iyi bir şey olabilir.

Pek çok gelişmekte olan ülkede görüldüğü gibi Türkiye’de zenginleşme sürecinde doğal çevre perişan edildi. Hayır, bu siyasi bir saptama değil. Tüm ekonomik kalkınma hikayemizin altında çevreye kötü davranma örnekleri var.

Aşağıdaki fotoğraf 1930’larda İstanbul’da çekilmiş mesela. İstanbul kıyılarında yakalanmış devasa tuna balığının güzelliğine bakar mısınız? Bugünlerde biraz palamut bolluğu olsa mutluluktan yerimizde duramıyoruz oysa.

Fakirleşme daha az beton dökmek, daha az otomobil üretmek, daha az ağaç kesmek, denizlere daha az atık dökmek, havayı daha az zehirlemek anlamına da gelebilir pekala.

Hatta biraz akıllıca davranılarak çevreyi iyileştirecek projelerde yapılabilir. Mesela iflas edecek AVM’leri tarım alanlarına, şehir içi bostanlarına çevirmeye ne dersiniz? Ya da otomobil kullanımını zorlaştırıcı yasalar çıkarıp park yerlerini yeşil alanlara dönüştürmeye?

Tamam biliyorum, hayalciyim ve bu çok naif bir yazı oldu bu.

Ama varsın olsun be şu fotoğraftaki güzel tunanın hatırına!

Geleceğe Yatırım Yapmayanlardan Geleceği Dinlemeyin!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)Herkes gelecek hakkında bir şeyler duymak istiyor.

İşlerimize ne olacak, çocuklarımızı neye hazırlamalıyız, nereye yatırım yapmalıyız, ne olacak memleketimizin hali? Bu sorular aklımızı kurcaladıkça gelecek hakkında söyleyecek bir şeyleri olanları dinlemekten kendimizi alıkoyamıyoruz.

Tamam da, geleceği kim bilebilir, kimin anlattıklarını kaale almalıyız?

Gelecekle ilgili yabancı blogları ya da kitapları Türkçe’ye çevirenlerin sunumlarından öğrenilecek bir şey olabilir mi mesela?

Ben her türlü bilgiye açığım şahsen. Çevirmen füturistlerinin de önemli bir hizmet verdiklerini düşünüyorum yabancı dil fakiri yurdum insanı için.

Ama gelecek hakkında fikirlerine saygı duyduğum insanlar geleceğe parasal yatırımlar yapanlar.

Bu yatırım geleceğin ürünlerini geliştiren şirketlerin hisse senetlerine şeklinde olabilir. Ya da melek yatırımcı olup uzun vadede sonuç alınabilecek girişimlere destek vermek de. Tabii en iyisi gelecek teknolojileri geliştiren şirketler kurmak.

Ballandıra ballandıra anlattıkları geleceği yaratmaya çalışan girişimlere yatırım yapmak yerine, konuşmacılıktan kazandığı para ile apartman dairesi satın almaya çalışanlarla işim olmaz şahsen.

Ben geleceğin riskini alanlardan yanayım. Ya siz?

Orta Vadeli Programda Deneyim Ekonomisi Yer Alsa Keşke!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)Bugün uzun süredir heyecanla beklenen Orta Vadeli Program açıklanacak.

Devletin ekonomik yönelimini dinleyecek, yaşadığımız zorlu günlerden bir çıkış reçetesinin ipuçlarını arıyor olacağız.

Biliyorum, hayal kuruyorum ama program paylaşım ekonomisinin desteklenmesi için sıkı bir teşvik paketini kapsasa şahane olmaz mı?

Pek çok kalemde ithalata dayalı ekonomimizde insanları tüketmeye değil paylaşmaya yönlendiren girişimler için güçlü teşvikler içerse paket fena mı olur?

Neyse, benimkisi hayal işte.

İnşaata devam muhtemelen.

Hayatımda Son Kez Satın Aldığım Ürünler

(Okuma Süresi: 3 Dakika)İnsan bazen etrafındaki dünyanın ne kadar hızlı değiştiğini fark edemiyor. Oysa dijitalleşme gibi devrimsel değişimlerin günlük hayatlarımız üzerinde kendisini yavaş yavaş hissettiren ama çok köklü o kadar çok etkisi var ki.

Mesela yeni teknolojiler sayesinde modern hayatın vazgeçilmez gözüken bazı öğeleri hayatımızdan çıkıyorlar yavaş yavaş.

Bazı fiziksel ürünleri hayatımda son kez satın aldığımı düşünüyorum. Bazılarını ise zaten epey zamandır hiç satın almıyorum. Dijitalleşme bu ürünlerin sunduğu değere, fiziksel ürünün kendisini satın almadan, ihtiyacım oldukça anında erişebileceğim hizmetlerle kavuşmamı mümkün kılıyor.

İlk bakışta bu argümanım size biraz ters gelebilir belki. Ama gelin birlikte biraz kafa yoralım. İşte zaman içerisinde tamamen terkedeceğim bazı ürünlerin listesi.

Televizyon:

Kesinlikle son televizyonumu kullanıyorum şu anda, bundan çok eminim.

Netflix gibi içerik platformları geliştikçe, geleneksel televizyon kanallarına ve dolayısı ile onları yansıtan hantal televizyon cihazlarına ihtiyacım kalmıyor. Mesele Netflix içeriğini yansıtacak bir yüzeyse, tableti tercih ediyorum çoğu zaman, kullanımı daha pratik, görüntü kalitesi harika. Hem Augmented Reality teknolojileri ile herhangi bir ekrana da ihtiyaç kalmayacak zaten gelecekte, filmleri adeta zihnimizin içinde oynatacağız.

Cep Telefonu:

Geçen yıl eşimin hediye ettiği IPhoneX’in son telefonum olacağını tahmin ediyorum. Teknolojinin gelişme hızına bağlı olarak belki bir telefon daha… ama onun son olacağına neredeyse eminim.

Yeni Apple Watch’ların entegre sim kart, kablosuz kulaklık ve SİRİ kombinasyonu ile kocaman bir cep telefonunu taşımayı gereksiz hale getireceklerini öngörüyorum. Android cihazlarda da benzer gelişmeler olacaktır.

Fotoğraf çekmek için ise akıllı gözlükleri ya da lensleri kullanıyor olacağız yakın gelecekte. Ha sessiz bir ortamda mesaj atma işi nasıl çözülür diyorsanız, yanıtım sessiz olmanız gereken yerlerde zaten mesaj da atmamanız gerekir olur bu arada. Biraz saygı lütfen…

Otomobil:

En çok kurtulmak istediğim fiziksel ürün bu.

Masraflı, pahallı, zahmetli ve çevre düşmanı ilkel araçlar otomobiller. UBER gibi hizmetler geliştikçe ve otonom araçlar devreye girdikçe özellikle şehir içi ulaşımda otomobile hiç gereksinim duymayacağız. Türkiye’nin kendine hoş koşulları süreci biraz geciktirebilir tabii, ama sonuç kaçınılmaz, tarih geriye doğru akmaz.

Ha bir Tesla Roadster hediye edilirse ona hayır demem, o ayrı:)

Bilgisayar

İşlerimin %90’ını tabletimle yapabilir hale geldim. Ama örneğin fatura kesmek gibi bazı işlerde hala bir laptopa ihtiyaç duyuyorum. Özellikle IPadPro’daki gelişmelere bakarak önümüzdeki yıllarda tabletlerin bilgisayarları tamamen gereksiz hale getireceğine inanıyorum.

Bir de printer ve projektör gibi yan unsurların tabletlerle daha uyumlu hale gelmesi gerekiyor, ne yazık ki bu alan oldukça yavaş ilerliyor. Ama yine de sanırım son bilgisayarımı kullanıyorum.

Takım Elbise, Kravat ve Makosen Ayakkabı:

En son takım elbisemi alalı 6-7 yılı geçiyor. Tabii kravatımı da öyle. E takım elbise ve kravatınız yoksa makosen ayakkabı almanın da alemi yok.

Çok şükür bütün bu insana işkence etmek için tasarlanmış tuhaflıklardan kurtuldum. Etrafımdaki insanların da bu ürünleri hızla terkettiklerini görüp seviniyorum. Yeni çalışma hayatı daha özgürlükçü, daha rahat, daha insanca.

En azından çoğu şirkette durum bu, yoksa ortaçağdan kalma takım elbise mecburiyetli işkence haneler de yok değiller hani.

Peki Ya Üretime Ne Olacak?

Bu fiziksel ürünlerden kurtulacak olmam kendi adıma ve ekosistem adına yararlı.Daha hafif, daha az ıvır zıvıra ihtiyaç duyacağımız bir geleceği son derece heyecan verici buluyorum.

Peki ama tüm bu ürünleri üreten firmalara ne olacak?

Pek de iyi şeyler olmayacak galiba.

Bu da başka bir yazının konusu olsun.

Apple Nihayet Gerçek Bir İnovasyon Yaptı

(Okuma Süresi: 2 Dakika)Malum, dün Apple’in yeni ürün lansman günüydü.

Ve her Apple yeni ürün lansman gününde olduğu gibi, yeni ürünlerini beğenenler de oldu, beğenmeyenler de.. sosyal medya yorumdan geçilmiyordu.

Beğenmeyenler kampının en büyük argümanı “Yeni bir ürün yok ki, sadece eski ürünlerde göz boyacı iyileştirmeler var, yetti artık!” şeklinde.

İlk bakışta çok haksız bir argüman da değil açıkçası. Çünkü Apple yeni bir ürün çıkarmak yerine, cep telefonlarının ekran büyüklüğü, rengi, fotoğraf kalitesi gibi tali iyileştirmelerle yetinmişe benziyor.

Ama ben tam tersini düşünüyorum. Read more

Anthony Bourdain ve İnovasyon

(Okuma Süresi: 2 Dakika)Ölümüne sanki ailemden birisini kaybetmişim gibi üzüldüğüm Anthony Bourdain’ın yaşam hikayesi, yeniliğe ve inovasyona olan düşkünlüğünün daha gençlik yıllarında kendini göstermeye başladığını anlatıyor. 

Anthony Bourdain, ailesiyle birlikte Fransa’ya yaptığı bir ziyaret esnasında; bir istiridye teknesinde, istiridyeyi hayatında ilk defa tadıyor. O günden sonra, aklında, yeni tatları (iyi veya kötü) keşfetmek üzere dünyayı dolaşmak gibi bir fikir uyanıyor! Ve bildiğiniz gibi bu hayalini, gerçekleştiriyor da… 

Bu küçük anı bile, Anthony Bourdain’ın yeniliğin peşinden koşan ve hayal etmekle kalmayıp, bu hayali gerçekleştiren inovasyona yatkın, girişimci ruhunu anlatmak için yeterli…

O’nun, dünyanın en etkili şefleri arasında gösterilmesi, bir rastlantı değil. Şef olmasının yanı sıra, O bir yazar, seyahatlerini doküman haline getiren disiplinli bir gezgin ve aynı zamanda da bir televizyon yüzü. 

Tüm bunları bir araya getirebilmek, sadece inovasyona ve yeniliğe olan tutkuyla açıklanabilir.

Anthony, TV programlarında da; tüm dünya kültürlerini, mutfaklarını ve insanların yaşamlarını hangi koşullarda sürdürdüklerini keşfetmeye devam etti. 

Bu arada beni de şaşırtan yeni bir şey öğrendim, meğer Anthony Bourdain aynı zamanda kurgu edebiyatla da ilgileniyor, ve tarih kitapları da yazıyormuş.

Belki de, O’nun, zihnini birçok alana ve kültüre bu kadar açık hale getiren detaylar, yine ailesiyle ve yetiştirilme tarzıyla ilgili. Çünkü, Tony (yakın arkadaşları O’na bu şekilde hitap ederdi), bir röportajında herhangi bir dine ait olmadan büyüdüğünü belirtiyor. Bunun altında yatan nedenler de, aile fertlerinin farklı ülkelerden gelmiş olmaları ve farklı dinlere mensup olmalarıdır belki de? 

Inovasyona açık olmak, yatkın olmak, popüler tabirle “open-minded” veya kreatif olabilmek dile kolay! Fakat bunu hayata geçirmek, özellikle de eyleme ve başarıya dönüştürmek hiç de o kadar kolay olmasa gerek. 

Anthony Bourdain’ın yaşam şekline, yaptıklarına, gençlik yıllarına, girişimci ruhuna baktığımızda, tam bir inovasyon düşkünü olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 

RIP Tony!

Steve McQueen Efsanesi Rolex ile Sürüyor

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)Unutulmaz aktör Steve McQueen’in dublörü Loren Janes’e hediye ettiği Rolex Submariner yakında açık artırmayla satışa çıkıyor.  Saati çok değerli kılan özelliklerinden birisi aktörün saatin arkasına “Loren dünyanın en iyi dublörü” yazısını nakşettirip imzasını atmış olması.

Rolex Submariner’in satış fiyatının, sağlığında McQueen’in en büyük rakibi olan Paul Newman’ın bir süre önce açık artırmada 17.8 milyon dolara satılan Rolex Daytona’sının fiyatını geçip geçemeyeceği bahislere konu oluyor. 20 milyon doların üzerinde bir fiyat bekleyenler var.

Anlayacağınız bu iki şahane aktör ölümlerinden sonra da rekabet halindeler.

Yaşlılığında Alzheimer hastası olan Loren’in evinin yanması ve saatin yıllar sonra evin küllerin içinden bulunması da saatin otantik değerini artıran bir hikaye.

Yanan saatin restorasyonunu bizzat Rolex üstlenmiş ve büyük bir özenle gerçekleştirmiş. Saat şu anda tamamıyla çalışır durumda.

Bir markanın tarihine ve geleneğine sahip çıkması değerini ne kadar artırıyor, öyle değil mi? Tabii durup dururken Rolex olunmuyor.

Bütün markalarımıza tavsiyem geçmişlerine sahip çıkmaları ve tıpkı Rolex gibi harika fırsatlarını kaçırmamaları.

“Doku” İçin Deneyim Tasarımı

(Okuma Süresi: 2 Dakika)Daha önceki bir yazımda dokunmanın insanoğlu için öneminden bahsetmiş, kendi hayatımda daha fazla doku ile temas etmek için neler yaptığımı anlatmıştım.

Son zamanlarda okuduklarım ve gözlemlerim “doku” tasarımının markalar için de büyük önem kazandığını, gittikçe daha fazla markanın müşteriler için tasarladıkları ürün ve hizmetlerde “doku” deneyimini göz önüne aldıklarını ortaya koyuyor. Güçlü markalar ürünlerinin tasarımında müşterilerin dokunduğu yüzeylerin onlara zevk vermesini, kendilerini güvende ve iyi hissetmesini sağlamak istiyorlar.

Read more

Önce Takım Takım, Sonra Fikir

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)2017 yılında büyük kurumlar bünyesinde 40’a yakın inovasyon takımına mentorluk yaptım.

Kurumların fikir sistemlerinden seçilen ham fikirlerin birer hipoteze dönüştürülmesine, hipotezlerin saha çalışmaları ile ispatlanmasına ve geliştirilmesine, hızlı prototiplerden minimum kullanılabilir ürünün tasarımına, iş modellerinin tanımlanmasına ve yatırımcı sunumlarının  kadar tüm adımlarda bu takımlara yardımcı oldum.

40’a yakın fikrin tamamı yüksek potansiyel taşıyan fikirler olmalarına ve her seferinde aynı metodolojileri izlememize rağmen bazı fikirler kurum üst yönetimlerinden yatırım alabildi, bazıları alamadı, bazıları ise yatırımcı sunumu aşamasına ulaşamadan yolda dağıldı.

Metodoloji aynı, fikir kaliteleri de yüksek olduğu halde neden bu farklı sonuçlar alındı diye kendime sorduğumda meselenin inovasyon takımlarında olduğunu farkettim.

Güçlü bir takım ruhu ile çalışan, birbirilerini tamamlayan beceri ve yetenek setlerine sahip, öğrenmeye meraklı ve çalışkan takımlar başarılı olurken, son derece parlak üyelerden oluşsa bile birlikte çalışmayı beceremeyen, fikir ayrılıklarını yönetemeyen, sahadan yeni şeyler öğrenmek yerine ilk fikirlerinde körü körüne ısrarcı olan olan takımların inovasyon yolculukları hep hüsranla bitti.

Tüm inovasyon yöneticilerine önerim takım tasarımına fikir seçiminden daha fazla önem vermeleri. İyi takımlar ortalama fikirleri bile harika inovasyonlara dönüştürürken, vasat takımlar şahane fikirleri bile mahvedebiliyorlar.

 

Hackathonlardan Neden Sonuç Alınmaz?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)İnovasyon yolculuğuna çıkan kurumların sıkça başvurdukları yöntemlerden birisi “Hackhatlon”lar organize etmek.

Wikipedia Hackathon’u yazılımcıların, grafik tasarımcıların, arayüz tasarımcılarının yoğun bir şekilde inovatif yazılım projelerinin geliştirilmesi amacıyla diğer takımlar ile rekabet içerisinde bulunduğu bir olay olarak tanımlıyor. Facebook gibi firmaların Hackathonlar sayesinde önemli fikirler geliştirdikleri de biliniyor.

Lakin büyük ve geleneksel endüstri kurumlarının Hackathon çalışmalarından “PR değeri” dışında önemli bir sonuç alındığını hiç görmedim desem yalan olmaz.

Read more

Yıldız Savaşları Fiyaskosu

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)Hemen atarlanmayın sevgili Yıldız Savaşları fanatikleri, sinemalarda oynayan yeni bölüm hakkında bir yorum değil bu:)

George Lucas, Star Wars’ın ilk bölümünü “Whills’in Günlüğü, Saga 1: Yıldız Savaşları’ndan Luke Starkiller’in Serüvenleri” olarak adlandırmış. Elinde 200 sayfalık bu son derece garip isimli senaryo ile stüdyoların kapısını aşındıran Lucas, sadece Twentieth Century Fox’u 8.5 milyon dolar gibi o dönem için bile çok cüzi bir yatırıma ikna etmeyi başarmış.

Read more

Sizin Üst Yöneticileriniz de Birer Luddist Olmasın Sakın?

(Okuma Süresi: 2 Dakika)Luddistler 19. Yüzyılı’ın başlarında İngiltere’de gerçekleşen sanayi devrimine -zaman zaman şiddete de başvurarak- karşı çıkan ve bir ara büyüklüğü yüzleri bulan ciddi bir silahlı güç haline gelen bir topluluğun üyeleridir. Bugün de yeni teknolojilere direnenlere Luddist deniyor.

Sanayi devrimi öncesinde hayatlarını dokuma ve tekstil endüstrisinden kazanan zanaatkar ve işçilerden oluşan Luddistler, buhar makinalarının yol açtığı değişikliklerden hiç hoşnut değillerdi. Yeni teknolojiler sayesinde artık onlar gibi çalışanlara ihtiyaç duyulmuyor, vasıfsız işçiler yerlerini alıyordu.

Read more

Türkiye İçin Umutlandım

(Okuma Süresi: 2 Dakika)Geçtiğimiz hafta sonu Kocaeli Bilişim Fuarı’nda İnovasyon, Endüstri 4.0 ve Yapay Zeka üzerine bir konuşma yapmak üzere davet edildim.

Fuar alanına girdiğimde misafirlere şöyle bir göz gezdirdim. Bir çoğu hafta sonu çocuğunu robot görsün de oyalansın diye getirmiş aileler veya okul etkinliği olarak zorla otobüse doldurulmuş mutsuz gençlerden oluşuyordu.

Yani bana öyle gelmişti.

Ancak itiraf ediyorum ve çok mutluyum ki, büyük yanılmışım.

Read more

Sağlık Sistemini Yıkacak Girişimciler Yok mu?

(Okuma Süresi: 2 Dakika)Bu aralar ailedeki bazı sağlık sorunları yüzünden yolumuz bolca hastenelere ve doktorlara düşüyor ne yazık ki. Ve gerek hastanelerle, gerekse doktorlarla olan her temasımızda sağlık sisteminin ne kadar ilkel ve çağdışı bir iş modeline sahip olduğunu üzülerek gözlemliyorum.

Klasik sağlık sistemi kabaca şöyle çalışıyor:

Önce hastalanıyor, bir teşhis konması için doktora başvuruyorsunuz. Eğer kanser gibi karmaşık bir hastalığınız varsa tek doktorun teşhisine asla güvenemediğinizden bir kaç hastane geziyorsunuz. Genellikle her doktor farklı teşhis koyuyor ve farklı tedaviler öneriyor. Eğer farklı disiplinlerden doktorlara ihtiyacınız varsa işler daha da karmaşıklaşıyor, birbirinin tam zıttı görüşler dinliyor, aralarında işbirliği yaratmak için şahsen çabalıyorsunuz.

Read more

Excel Tablosu Yöneticilerinden Bıkmadınız mı?

(Okuma Süresi: 2 Dakika)Resimdeki otomobil excel tablolarında kıyaslama yapmaya bayılan türden tüketicilerin beğeneceği bir araç değil.

Hızlanması uzun sürüyor, yakıt tüketimi akranlarının üstünde, tasarımcıları aerodinamizim meselesine pek kafa yormadıklarından her daim rüzgarla güreş halinde, iç tasarımı ergonomiden uzak -hatta düpedüz kullanışsız- ve evet, fiyatı da çok yüksek.

“Excel Tablosu Yöneticileri”nin de ilk bakışta pek haz etmeyecekleri bir otomobil bu. Hani şu her şeyi finansal rakamlarla ve pazar araştırma raporlarıyla ispatlamaya çalışan yöneticilerin.

Read more

Bugün Astronot Olmak İçin Ne Yaptınız?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)Bu ayın StartUp dergisini incelerken Bankalararası Kart Merkezi genel müdürü Soner Canko’nun çok ilham verici bir hikayesine rastladım. Sizlerle paylaşmasam olmazdı.

Soner Canko bir süre önce NASA astronotu ve robotu Dan Barry ile tanışmış. Astronot olma hayalini ancak 40 yaşından sonra gerçekleştirebilen Dan Barry’nin başarıya giden yolu herkese ilham verecek nitelikte.

Çocukluğundan beri astronot olma hayalleri kuran Barry NASA’ya ilk kez 23 yaşındayken başvurmuş. Ama reddedilmiş. Her yıl şansını denemeye devam eden Barry 30 yaşında Michigan Üniversitesi’nde profesör olarak çalışırken bile NASA başvurularını yenilemeye devam etmiş. Ama NASA’nın her seferinde aynı olmuş: Reddedildiniz!

Başarısızlıklarla yılmayan Barry boş durmamış ve kendisini uçuş eğitimleri ve medikal eğitimlerle donatmaya, yani astronot olmaya hazırlamaya devam etmiş. Sonunda 37 yaşındayken NASA’dan iş teklifi almış ve 40 yaşında ilk kez uzaya çıkmış.

Tam bir oyun değiştirici olan Barry’nin hikayesinin en etkileyici yönü ise başarısız denemelerle geçen yıllarda kendisine sormaya devam ettiği soru: “Bugün astronot olmak için ne yaptım?”.

Sahi, siz bugün ne yaptınız hayallerinize ulaşmak için?

Herkes Sizi Başarısız mı Buluyor? Harika, Doğru Yoldasınız!

(Okuma Süresi: 2 Dakika)Geçmiş başarısızlıklarımızın moral bozukluğundan kurtulmak, yarattıkları yıkıcı psikolojinin etkisini atlatmak zor. Kendi hayal kırıklıklarımdan şahidim.

Hele bir de ne kadar başarısız olduğunuzu ve ömrünüzün gerisinde de bir yere varamayacağınızı söyleyen birileri varsa etrafınızda işiniz daha da çetrefilli.

Ya da tam tersi.

Belki de başarısız olmuşsanız, etrafınızdakiler sizi bir “kaybeden” olarak yaftalamışsa, çok büyük bir başarının eşiğinde olabilirsiniz.

Read more

Dini İnançlarınız Robotlarla İlişkinizi Etkiliyor

(Okuma Süresi: 2 Dakika)Japonya yılda 310.000 adet ile dünyanın en büyük robot üreticisi. Honda ve Toyota bu alandaki en büyük üreticiler, otomobil endüstrisinde geliştirdikleri mekanik ve elektronik know-how’u robotlara aktarıyorlar.

Japonya’ya gittiğimde Japonların robotumsu davranışlarını gözlemlediğimden şaşırmadım açıkçası bu alandaki başarılarına, kendilerini robotlara en yakın hissedebilecek millettir kendileri.

Japonya’nın robot üretiminde bu kadar hızlı gitmesinin teknolojik bilgi birikimi dışında iki ilgi çekici nedeni daha var ama.

Read more

Meditasyonla (Şimdilik) Çok Başarısız Sınavım

(Okuma Süresi: 3 Dakika)Bir insan evladının Bali’nin Ubud bölgesinde zaman geçirip memlekete dönünce “bundan sonra meditasyon yapacağım her gün ya!” dememesi imkansız.

Her yeri tapınaklarla dolu, her köşesinde tütsüler yakılan, spiritüel faaliyetten geçilmeyen, yemyeşil sessizlikler ve göz alıcı güzellikteki bir tabiatın içindeki Ubud’da doğal meditasyon seanslarını yaşıyorsunuz farkında bile olmadan.

İnsanın beyni boşalıyor, iç sesiniz susuyor ve şimdiye kadar pek de ciddiye almadığım “anı yaşamak” deneyiminin şahaneliğini kavrıyorsunuz bu güzel beldede.

Bir de Ubud’luların yüzlerinden hiç eksilmeyen gülümsemelerine ve her an size de hissettirdikleri “iç huzur”larına tanık olunca meditasyon yapmayı istemeniz kaçınılmaz oluyor. Siz de onlar gibi görmek istiyorsunuz dünyayı.

Lakin orası Ubud, burası gerçek hayat …

Read more

Bazen Durun, Rüyalara Dalın, Kendinizle Baş Başa Kalın!

(Okuma Süresi: 2 Dakika)İş hayatında koşuşturma hiç bitmez.

Hele hele kurumsal dünyada, toplantıların, sunumların, proje terminlerinin sonu gelmez. Bu tür koşuşturmalı bir hayat yöneticiler tarafından sürekli teşvik de edilir, kimse etrafta boş gözlerle hayallere dalmış insanlara görmeyi istemez.

O yüzden de şirketlerden Einstein’lar çıkmıyor ya zaten; kimsenin hayal kuracak, kendinle baş başa kalacak zamanı yok.

Oysa çok sayıda araştırma ve ünlü inovasyon hikayesi büyük yaratıcı fikirlerin insanların hayal kurduğu, kendileri ile baş başa kaldığı , doğada sakin sakin yürüyüş yaptığı zamanlarda ortaya çıktığını gösteriyor.

Einstein gündüzleri bile hayal kurmaya vakit ayıran şahane yaratıcılardan. Modern fiziğin temellerini atan “izafiyet teorisi” onun gündüzleri bile hayal kurmasının sonucunda ortaya çıkıyor mesela.

Einstein bir ışık hüzmesinin üzerine binip tıpkı yolculuk yapmanın neye benzeyeceğini hayal etmeye çalışıyor bir gün.

Kendisi de ışık hızı ile aynı hızda seyahat ediyor olacağından ışık hüzmesinin kendisine donmuş ve hareketsiz gözükeceğini tahmin ediyor. Belki bu hayali kurduğu anda Einstein ne kadar önemli bir buluş yaptığının farkında bile değildi. Sonrasını ise tarih yazıyor.

Ünlü girişimcilerden, mucitlere ve sanatçılara kadar, yaratıcı fikirleri ile ünlü tüm oyun değiştiricilerin kendilerine, hayallerine ve düşüncelerine zaman ayırmak konusunda ritüelleri var. Mesela Steve Jobs uzun yürüyüşleri ile çok meşhur.

Hadi, kendinize zaman ayırmanın yolunu bulun hemen. Haftada bir kaç saati kendi başınıza, hayallerinizle, düşüncelerinizle baş başa geçirmenin tadına bir varın, bir daha asla vazgeçemeyeceksiniz. Yoksa oyunu değiştirmeniz mümkün değil zaten.

Yaşasın Cuma Geldi!

(Okuma Süresi: 2 Dakika)Beyaz yakalı dostlarımın içini perşembe akşamından bir sevinç kaplar.

Yüzdeki stres hafiften silinir, perşembe geceleri daha geç yatılır, arkadaşlarla dışarıda buluşulur. Ne de olsa ertesi gün Cuma! Yani pazar akşam üstlerinin kasvetinin tam tersi.

Yıllardır gözlemleyip üzüldüğüm bir gerçek bu maalesef. Bir çok ofis çalışanından fazla çalıştığım halde çok şükür ki bu durum bana yabancı.

Bunun en büyük nedeni ise basit: Seviyorum ben bu işi!

Read more

Kızınızın Kahramanı Kim?

(Okuma Süresi: 2 Dakika)Herkes çocuğunun başarılı olmasını ister. Ama çocuklarımızı nasıl eğitmemiz gerektiği konusunda hepimizin kafaları karışık açıkçası.

Belki de doğru eğitimin en iyi yolu onlara doğru kahramanlar kazandırmaktır. Çocukların kahramanlarının davranışlarına ebeveynlerinin nasihatlarından çok daha fazla değer verdikleri malum.

Etrafınızda Barbie ya da Pamuk Prenses gibi davranan, zengin koca, lüks hayat, şık kıyafetler dışında bir hayalleri olmayan genç kızlara bolca rastlıyorsanız ya da Polat Alemdar tavırları sergileyen, gencecik yaşında siyah takım elbiselere bürünen tuhaf delikanlılara, yanlış kahramanlara özenmenin trajik sonuçlarını tecrübe ediyorsunuz demektir. Read more

Yürümeyi Nasıl Öğrendiniz?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)Yürümeyi öğrendiğimiz yaşta, adım atmayı nasıl kıvırdığımızı, bu beceriyi nasıl geliştirdiğimizi hatırlamak imkansız.

O halde çocuğunuzu, yeğeninizi, arkadaşınızın bebeğini vs düşünün.

Şöyle bir diyaloga denk geldiniz mi?

“Hadi şimdi ayakta dur, bir bacağını kaldır öne uzat, diğeri geride kalsın, sonra öteki bacağını alıp diğerinin yanına getirirken, diğer bacağını yine öne doğru uzat..”

Ya da “Yürümeyi öğrenmenin 5 yolu” gibi heyecanlı bir videoya denk geldiniz mi?

Yürümeyi öğrenmenin tek yolu, yapmaktır. Yani denemek!

Herkesin başka yöntemi vardır. Kimi önce emekler, zemine alışır, yol almanın keyfini yasar, sonra yürür. Kimi hiç emeklemeden direkt ayağa kalkar. Ama hepimiz yürümeyi öğrenirken defalarca popomuzun üzerine düşüp yeniden kalkarız, doğru yöntemi deneyerek öğreniriz. Bu doğanın kanunu!

Yapmak istediğiniz hiç bir şeyi birinin size öğretmesini beklemeyin. Öğrenmek; denemekle yani yapmakla başlar.

Aklınızda süper bir fikir var mesela!

Oyun hamuru gibi düşünün. Beklemeyin, hamuru şekillendirmeye girişin. Yaptıkça kendi yolunuzu bulur, eşsiz bir oyunu değiştiren olursunuz.

Hadi atın o ilk adımı!

Van Gogh: Eşek Gibi Çalışan Dahi

(Okuma Süresi: 2 Dakika)Van Gogh belki de tüm zamanların hem en çok hayranlık duyulan hem de en yanlış anlaşılan sanat dahisidir.

Gauguin ile meşhur kavgası sonrasında kulağını kesmesi, alkole düşkünlüğü, kardeşi Theo ile hiç bitmeyen yazışmaları, psikolojik sorunları, Agostina Segatori ile yaşadığı gizemli aşk hikayesi ve tabii ki sonuçta dramatik şekilde kendi hayatına kıyması…

Van Gogh’un son derece ilgi çekici hayatı “yaratıcı dahi” insanların “çılgın”, bizden çok “farklı”, tanrı vergisi “olağanüstü yetenekler” ödüllendirilmiş ve tabii ki yine tanrı vergisi “ilahi lanetlerle” cezalandırılmış insanüstü varlıklar olduğunu düşündürüyor insanlara, yaratıcılar konusunda bir arketip oluşturuyor zihinlerde.

Read more

Kamiwaza (神業): Sonuçları Düşünmeden İşinize Kapılmak

(Okuma Süresi: 2 Dakika)Depositphotos_47804175_originalJaponca, harika kavramları ifade eden büyüleyici kelimelerle dolu bir dil.

Geçenlerde bir kitapta denk geldiğim “Kamiwaza” () kelimesine ve temsil ettiği kavrama hayran kaldım mesela.

Kamiwaza Türkçe’ye “tanrılar gibi ya da tanrısal iş yapmak” şeklinde çevrilebilir.

Olağanüstü bir sanat eserini yaratmak, daha önce görülmemiş bir iş modelini hayata geçirmek, mesleğinizde başka kimsenin ulaşamadığı ustalık seviyelerine ulaşmak, sporda insanüstü performans sergilemek gibi tanrısal işler yapmak hep Kamiwaza kelimesinin ifade etmeye çalıştığı davranışlar.

Bir diğer deyişle oyunu kökten değiştiren üretimlere götüren davranışlar bunlar.

Read more

Türk Yöneticilerin Sunum Formatı Tutkusu

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)778_YW5ncnktYm9zcy1wcm9ncmFtbWVy.jpgEğitim verdiğim hemen hemen tüm şirketlerde, beyaz yakalının yaratıcılığı öldüren çok benzer yaralar var. Bunlardan en önemlilerinden biri de Türk yöneticilerinin sunum formatı tutkusu!

Bir yönetim sunumu mu hazırlanacak, beyaz yakalıya mail geliyor, ekteki formatı kullan! Ya da çalışanın tutkuyla hayata geçireceği bir projesi var ve sunum yapması gerekiyor. Punto x olacak, başlık büyük yazılacak, mutlaka abc bilgileri sunumda yer alacak, KPI’ları unutma vs vs..

Böyle bir sınırlandırma içerisinde bir çalışanın yaratıcı bir iş çıkarması mümkün mü?

Read more

Her Şeyi Bilenlerin Memleketi Burası

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)Announcing her impressive speechDün televizyonda bir tartışma programına denk geldim. Kendilerine “futurist” ünvanı yakıştıran bir takım insanlarla geleceğin neye benzeyeceği üzerine sohbet ediliyordu.

Güzel, geleceği konuşanları severim.

Yapay zeka dünyayı ele geçirecek, 3 boyutlu baskı ile herkes üretici olacak, Bitcoin devletleri yıkacak tadında geyikleri kim sevmez ki? Hele gelecekte hangi meslekler popüler olacak gibi can alıcı meseleler de konuşuldu ki,  bunlar herkesin ilgini çeker elbette.

Sonra spiker “Sizce gelecekte din adamlığı diye bir meslek olacak mı?” diye soruverdi.

Read more

EQ Yoksa İnovasyon da Yok

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

iq-vs-eq

Geçen günkü yazımda yapay zekayla baş edebilmek için duygusal zekanın öneminden bahsetmiştim. Yapılan onlarca araştırma EQ’nun aynı zamanda yaratıcılık ve inovasyon süreci için de en önemli parçalardan birisi olduğunu kanıtlıyor. Neden mi?

Duygusal zekayı kısaca; kişinin kendisinin ve başkalarının duygularının farkında olması ve yönetebilmesi olarak tanımlıyoruz.

Ekip olarak bir probleme çözüm bulmaya çalıştığınızı hayal edin ya da yenilikçi bir fikir peşindesiniz. Ekiptekiler duygusal zekadan mahrumsa bakın neler oluyor?

  • Öne sürülen fikirleri dinlemeyen ve anında çürüten bir dizi insan,
  • Yaratıcılık için sağ beyni harekete geçirmeden fikir bulmaya çalışan bir topluluk
  • Gözlem ve empati yoksunluğu nedeniyle müşterinin beklentisini anlayamayıp dönüp dolaşıp aynı kararları verme
  • Rekabetçi ve gergin bir ortamda inovasyonun barınamaması

Daha da sayabilirim..

Günümüzde şirketler yavaş yavaş duygusal zekanın önemini kavrasa da henüz beklediğim seviyede değil. EQ konusu daha çok kişisel gelişim kapsamında değerlendiriliyor ki tamamen yanlış.

Geleceğe hazırlanmak ve oyunu bugünden değiştirmek istiyorsanız kolları sıvayıp, bu konuya kafa yormaya başlayın.

Zamanı geldi de geçiyor!

Haplar Hapı Yutmak Üzere

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)implant6Aranızda antibiyotik tedavisini yarım bırakanlar ya alması gereken ilacı sık sık unutanlar var mı? Ben kesinlikle onlardan birisiyim.

Neyse ki bu probleme oyun değiştirici yeni çözümler geliyor.

Mesela kibrit çöpü büyüklüğünde, deri altına yerleştirilen ve doğru zamanda doğru dozda ilacı doğrudan bünyenize gönderen cihazlara ne dersiniz?

Titan Pharmaceuticals ve Braeburn Pharmaceuticals gibi firmalar tarafından piyasaya sürülmeye başlayan bu tip ürünlerin hem ilaç tüketiminde ciddi tasarruflar sağlayacağı, hem de ilaç tedavilerindeki başarıyı artıracağı düşünülüyor.

Bayılıyorum böyle oyun değiştirici çözümlere ve sabırsızlıkla bekliyorum yaygınlaşmalarını.

Ford Neden Bisiklet İşine Giriyor?

(Okuma Süresi: 2 Dakika)2-why-a-car-company-invested-in-bike-share

T Modeli ile otomobil endüstrisinin gerçek yaratıcısı olan dünyanın en büyük üreticilerinden Ford’un, bisiklet kiralama işini yatırım yapmaya başlamasını nasıl açıklarsınız?

Bence çok akıllı bir yönetim takımının olması ile açıklayabilirsiniz.

Bir süre önce misyonunu otomobil üretiminden, mobilite sağlayıcı hizmetlere dönüştüren Ford, elbette araç üretiminden vazgeçmiyor.

En azından şimdilik.

Ama 2030 yılında dünya nüfusunun %60’ının büyük şehirlerde yaşayacağını öngören Ford, bu yoğun nüfuslu karmaşık yapılar için otomobilden daha iyi çözümler geliştirilmesi gerektiğinin farkında. Read more

Yapay Zeka Çağında “Akıllı Olmak” Ne Anlama Gelecek?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)pexels-photo-212286Her gün yapay zekanın ulaştığı yeni seviyelerle ilgili inanılmaz haberler okuyoruz.

Yapay zekanın dünyayı ele geçireceğini söyleyerek bizi korkutan, işsiz kalacağımızı, hatta “gereksiz” hale geleceğimizi söyleyen çok sayıda bilimadamı ver.

Peki IBM Watson gibi süper hızlı bilgisayarların yayıldığı bir dünyada insanlar için “akıllı olmak” ne anlama gelecek? Asla başa çıkmayacağınız hızda ve kapasitede yapay zekalarla başa çıkabilmek için akıllarımızın hangi yönünü geliştirmeliyiz? Read more

Plazalara Bayram Geldi!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)river_plaza_8369386Bu hafta plaza çalışanlarında genel bir gevşeme gözlemliyorum: “X konusu vardı, bayram sonrası bakarız”. “Toplantıyı bayram sonrasına erteleyelim”…

Bayram yaklaştıkça tuz kokulu bir tatil havası plaza koridorlarında dolaşmaya başladı anlayacağınız. Son derece normal tabi. Bu herkes için böyle. Özellikle plaza insanının epi topu senede bir kaç hafta tatili olduğunu düşünürsek bayram tatili tadından yenmiyor.

Ancak bu gözlem bana başka bir gerçeği de anlatıyor. İşini tutkuyla yapan insan az bu ülkede. Read more

Bir Günde 467.000.000 Paket Sevk Etmek?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)main-picture-e1408432463188-700x329Genelde yazılarımın bir mesaj kaygısı olur. Bugünse hiç bir mesaj kaygım yok. Sadece şaşkınlığımı ve hayranlığımı sizinle paylaşmak istiyorum.

Büyük oyun değiştirici Jack Ma’nın kurduğu Alibaba, hiç şüphesiz son yılların en göz alıcı girişimlerinden. Size Alibaba ile ilgili bir kaç dudak uçuklatıcı istatistik vereyim.

Tüketiciler 11 kasım 2015’in ilk sekizdakikasında Alibaba’dan tam 1 milyar dolarlık alışveriş yapmışlar. Sadece 8 dakikada.

Amerika’lıların ünlü “Black Friday” indirim günün Çin versiyonu olan “Bekarlar Günü”ne denk gelen 11 Kasım 2015 bittiğinde Alibaba’nın günlük satışı 14 Milyar doları bulmuş.

Bir günde 14 MİLYAR DOLAR…

Peki bu ciroyu elde etmek için kaç paket ürün sevk edilmiş gün içerisinde sizce?

467.000.000 paket.

Yazıyla dörtyüzaltmışyedimilyon paket.

Sadece bir günde.

Jack Ma’nın gerçek bir oyun değiştirici olduğu kesin. Çıtayı fazla yükselttiği de öyle.

 

 

Dünyay(n)ı Nasıl Değiştireceksin? 

(Okuma Süresi: 2 Dakika)reading-girl

Şirketlerde yaptığım konuşmalardan sonradan en çok karşılaştığım sorulardan birkaçı: “Hocam kariyerimi nasıl değiştirebilirim?” “Emekliliğe kadar özel şirket beni tutmaz ki gençler geliyor, ne yapıcaz?” “Başarılıyım ama öne çıkmak icin başka ne yapmam lazım?”…

Bir çok kurum çalışanının karın ağrıları ortak anlayacağınız. Kimi cafe açmak, kimi şirkette üst düzey pozisyon kapmak, kimi benim gibi eğitimci ve konuşmacı olmak istiyor.

Siz de onlardan biri misiniz? Read more

Üçüncü Türden Tehlikeli Yakınlaşmalar: Startuplar ve Büyük Kurumlar

(Okuma Süresi: 2 Dakika)MV5BMjA1MTIyMjczMV5BMl5BanBnXkFtZTgwNTQ1NzE2NzE@._V1_.jpgİnovasyon dünyasında son akım büyük kurumların içinde girişimci (startup) takımları yaratmak. İşleyiş kabaca şöyle:

  • kurumun içinden bir takım oluştur,
  • bu takımı yalın girişimcilik (lean startup) metodolojileri konusunda eğit,
  • çalışanlar arasında yarışmalar düzenleyerek fikirler oluştur,
  • takımın metedoloji konusunda tecrübeli dış mentorlar ata,
  • takımı kurumsal prosedürlerden geçici olarak kurtar,
  • yoğun bir çalışma ile fikirleri yalın girişimcilik ilkelerine göre geliştir,
  • sonunda fikirleri üst yönetime sun,
  • onay alan fikirleri işe dönüştür.

Temel olarak son derece doğru bir yöntem. Madem startuplar inovasyon konusunda daha hızlılar, onların tekniklerini uyarlamaya çalışmak da fayda var. Ben de sık sık bu tür projelerin içinde yer alıyorum.

Ama…

Read more

Otomobil Endüstrisi Yerle Bir Oluyor…

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

1-unbundling-carSefer paylaşımı siteleri, oto-pilotlu araçlara dayanan servisler,  saatlik araç kiralama hizmetlerinin yaygınlaşması…

Bütün bunlar otomobil endüstrisini yıkacak inovasyonlar, girişimler.

Taa ZipCar’dan beri anlatıyorum, kimseleri inandıramıyorum otomobil sektörünün yıkılacağına.

Ama yıkım başladı, hem de ne başladı…

Yeni bir araştırma Amerika’lıların %9’unun son bir yıl içinde bir daha satın almamak üzere otomobillerini sattıklarını ortaya koyuyor. Bu öncü kitle otomobil sahipliği yerine ihtiyaç duydukça kullanacakları servisleri tercih etmişler.

Şu anda Amerika’da 163 milyon otomobil var. 2030’da bu sayının 44 milyona düşeceği öngörülüyor.

Ne yıkım ama?

Sizin sektörününüzün dijitalleşmenin yıkımından etkilenmeyeceğine gerçekten inanıyor musunuz?

Her sektörde oyun değişiyor.

Siz hazır mısınız?

İnovasyon Tutkusu İçin “Anlam” Şart!

(Okuma Süresi: 2 Dakika) 

maxresdefault

Büyük kurumlarda iyi fikirlerin hayata geçirilememesinin bir çok nedeni var. Bugün sadece birinin üzerinde duracağım: “Anlam Yoksunluğu”

İnovatif fikirleri hayata geçirecek olan biz fanilerin duygusal ve psikolojik ihtiyaçlarımızın en temelinde “bir anlam üretmek” yatıyor. Yaptığım iş neye hizmet ediyor sorgulamasıyla başlayan süreç, “ben neden varım, ne yapıyorum”a kadar giden felsefi bir boyuta erişebiliyor.

Yapılan araştırmalar, 21. Yüzyıl insanının en büyük derdinin anlam arayışı olduğunu öne sürüyor. Anlam üretmek bu kadar temel bir ihtiyaçken, büyük bir tutuluyla çalışmayı gerektiren inovasyon bundan nasıl kopuk olabilir ki?

Bugün başarılı inovasyonlar yapan şirketleri incelediğimizde çalışanlara fikirlerin hayata geçmesiyle oluşacak anlamları çok güçlü bir şekilde anlattıklarını görüyoruz.

Read more

İnovasyon İçin Kurumlarınızda Hamamböceklerine İhtiyacınız Var

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)AMER COC

İnovasyon çok zorlu yolculuk. Hata yapma, başarısızlığa uğrama ihtimaliniz çok yüksek.

İş modeliniz yanlış olabilir, pazar büyüklüğünü abartılı tahmin etmiş olabilirsiniz, teknolojiniz çalışmayabilir, yatırımcılar fikrinizi itici bulabilirler… Yüzlerce nedenden başarısız olabilirsiniz.

Hamamböceği gibi olmak bu nedenle çok önemli.

Okuduğum ilginç bir makalede AirBnb fikrinin ünlü girişim hızlandırma merkezi Y Combinator tarafından red edilmek üzereyken yaşanan ilginç bir tesadüfle nasıl geriye döndüğünü anlatıyor.

Read more

İnovasyon Kültürü Yaratmak Neden (Neredeyse) İmkansızdır?

(Okuma Süresi: 4 Dakika)slave.png“İnovasyona çok önem veriyoruz” diyen yöneticilerin “bu amaçla kurumsal kültürümüzü değiştireceğiz, inovasyonu en önemli değerimiz haline getireceğiz” tadında konuşmalarına sık sık denk geliyorum.

Palavranın da böylesi!..

Yukarıdaki türden laflar eden bir yöneticinin -çok iyi niyetli de olsa- kurumunu inovasyon konusunda bir adım ileriye götürmesi imkansızdır. Tam tersine bu tür yolculuklara çıkan yöneticiler inovasyon kavramının içinin boşalmasına neden olur, hatta olacak inovasyonu da engeller, insanları safsataları ile bıktırırlar.

Read more

Kadınların Ev İşi Çilesi Bitmiyor, Nerde Bu İnovatörler?

(Okuma Süresi: 2 Dakika)İnovasyonun tanımında müşteri problemlerine çözümler getirmek var. Ev işleri ile uğraşan kadınlar toplumda çok büyük bir kitle oluşturduklarına göre, onların problemlerini çözmek büyük inovasyon fırsatları yaratabilir.

Elektrikli ev aletleri ev işlerini kolaylaştırmak ve kadınlara zaman kazandırmak için tasarlanırlar, öyle değil mi? Elektrikli ev aletlerinin kullanımın artmasının insanların boş zamanlarında artışa neden olması beklenir doğal olarak.

Ama gerçekler farklı.

Read more

Müşteri Deneyimine Yatırımın 10 Finansal Getirisi

(Okuma Süresi: 3 Dakika)Müşteri memnuniyetinin önemli olduğunu her yönetici bilir. Ama mesele müşteri deneyimini mükemmelleştirecek projelere parasal yatırım yapmaya gelince herkes pek bir cimrileşir.

Bu ikircikli davranışının nedeni gayet basit: Yatırılacak paranın somut ve hesaplanabilir, artacak müşteri memnuniyetinin finansal getirisinin ise soyut ve hesaplanamaz olması. Yöneticilerin somut rakamlara odaklanması boşuna da değildir, onların performansı da bu rakamlar üzerinden ölçülür.

Jeff Toister tarafından yazılmış 13 Ways To Calculate The True Cost of Customer Service adlı makalede bu problemi aşmak için 13 finansal göstergeye odaklanmanız öneriliyor. Ben Toister’in önerisini biraz basitleştirerek aşağıdaki 10 finansal göstergeyi hesaplayabilirseniz, müşteri deneyimi konusunda yapılacak yatırımları rasyonalize etmeniz ve yöneticileri ikna etmeniz kolaylaşır diyorum. Read more

Avatar, Titanic, Olağanüstü Başarı, Olağanüstü Emek, James Cameron…

(Okuma Süresi: 2 Dakika)Avatar ve Titanic gelmiş geçmiş en çok gişe hasılatı yapan iki film olma özelliklerini koruyorlar hala. Avatar 2.8 Milyar dolarlık, Titanic ise 2.2 Milyar dolarlık hasılatlara ulaşmış muazzam başarı hikayeleriler. Özellikle Titanic’in ne kadar eski bir film olduğunu düşünürsek başarısını daha da çok takdir edebiliriz.

Pek bu iki dudak uçuklatıcı derecede başarılı filmin ortak özellikleri ne? Yönetmenleri James Cameron tabii ki. Daha doğrusu James Cameron’un kişiliğinde somutlaşan olağanüstü çalışma, detaylara inanılmaz özen ve yaratıcılığın sınırlarını zorlama tutkusu…

Bu aralar ilgiyle okuduğum Hikaye Tasarımı (Daren McColl & Gaston Legorburu / MediaCat) adlı kitapta Cameron’un Titanic ve Avatar’ın üretimi sırasında yaptıklarını öğrenme şansını buldum ve hem kendisine hem de filmlerine saygım daha da arttı.

Read more

Çekirdek İşe Odaklanmak Tehlikelidir

(Okuma Süresi: 2 Dakika)Herhalde strateji literatüründe en çok yer etmiş, strateji danışmanlarının ağzına en çok pelesenk olmuş kavramdır “çekirdek işe odaklanmak”.

Çekirdek işe odaklanmanın temel mantığı bir işletmenin kaynaklarını tek bir alandaki gelişime ayırması, bu sayede hem uzmanlaşmanın sağlanması, hem artan verimlilik sayesinde karlılığın artması, hem de markanın müşterilerin gözünde o alanın dominant oyuncusu haline gelmesi şeklinde özetlenebilir.

Ülkemizin birbirinden farklı ve bağlantısız bir sürü konuda at koşturan holding yapılanmalarını ya da tekstilden kazandığı parayla inşaat işine girmeyi büyük iş adamlığı sanan tipik girişimci profilini düşünürseniz, çekirdek işe odaklanmanın oldukça akıllıca bir strateji olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz.

Read more

Montenegro’ya Cennet Betona Teslim Olmadan Gidin

(Okuma Süresi: 2 Dakika)kotor-slider-01

Kızımı sömestr tatilinde Montenegro’ya (Karadağ) götürdüm.

İtiraf etmem gerekirse hem ziyaret, hem ticaretti amaç. Bir iki arkadaşımdan iyi gayrimenkul yatırım fırsatları olduğunu duymuştum. Bir de oldukça düşük maliyetlerle şirket kuranlara hızlı oturma izni çıkarıldığı söyleniyordu. Memleketimizin durumları malum, incelemek istedim Montenegro’yu.

Türkçe ismiyle Karadağ’ın doğasına denilecek söz yok. Dağların dimdik yamaçlarla denizle buluştuğu ülkenin kıyıları boyunca öyle çok güzellik var ki, insan fotoğraf çekmeye doyamıyor.

Read more

Bir İşine Özen Şaheseri: La La Land

(Okuma Süresi: 2 Dakika)la-la-land-afis

Bazı insanlar işlerini o kadar özenerek yapıyorlar ki, sonunda ortaya koydukları ürünün kaçınılmaz bir kaderi oluyor: “Şaheserlik” mertebesine yükselmek.

Bir önceki eseri Whiplash’de caz davulcusu olma yolundaki bir gencin inanılmaz mücadelesini nefes kesici bir filme dönüştüren yönetmen Damien Chazelle, La La Land (Aşıklar Şehri) ile pek çoğumuzun pek de hoşlanmadığı bir türe, yani müzikale, yepyeni bir soluk getiriyor ve kelimenin tek anlamıyla “büyüleyici” bir deneyim yaşatıyor izleyicisine.

Whiplash ve La La Land’in genetik kardeşler olduğu çok açık. Her ikisinde de sanat aşığı gençlerin hayallerine ulaşmak için giriştikleri ümitsiz, yorucu ve yıldırıcı serüvenlere tanık oluyoruz. Ama Whiplash’in sert atmosferinin tersine La La Land aşk, müzik, estetik, romantizm ve şıklık dolu, kelimenin tam anlamıyla büyüleyici bir dünyanın içinde anlatıyor hikayesini. Read more

Apple’de Ters Giden Bir Şeyler Var!

(Okuma Süresi: 3 Dakika)Süper karlı ve hala peynir ekmek gibi telefon satan dünyanın en değerli şirketi hakkında olumsuz yorum yazmak biraz ters gelebilir size.

Ama yıllardır olağanüstü ürünlerini büyük bir keyifle kullandığım ve fanatik müşterisi olduğum Apple’in iyiye gitmediğini kendi deneyimlerimle hissediyorum.

Evet son aldığım Apple ürünü olan IPad Pro müthiş bir ürün (saçma sapan kalemi hariç) ama onun dışındaki Apple ürünleri ile olan ilişkilerimde hızlı bir bozulma var. Eski özenli müşteri deneyimini ve harika tasarımları bulamıyorum artık Apple’de. Read more

Çok Başarılı Girişim Fikirlerinin Üç Özelliği

(Okuma Süresi: 3 Dakika)Hangi girişim fikirlerinin büyük potansiyel taşıdığını, hangilerinin ise batmaya mahkum olduklarını tahmin etmek oldukça zor bir zanaat. En başarılı startup yatırımcılarının bile sık sık hata yaptıklarını ve en olmadık fikirler için para batırırken, sonradan harika birer işe dönüşe girişimlere başlangıç aşamasında burun kıvırdıklarını bizzat gözlemleme şansım oldu.

Tecrübem ve girişimcilik konusunda araştırmalarım başarılı bir girişim fikrini tespit etmek için üç kriterin kritik önemde olduğunu gösteriyorlar bana. Tabii ben de pek çok yatırımcı gibi yanılıyor olabilirim. Yine de bu üç kritere birden sahip olan fikirlerin şanslarının daha yüksek olduğunu söyleyebilirim.

1-Kurucuların Kendi Problemlerini Çözmeye Çalışmaları Read more

Üniversitede Girişimciliği Değil “Doğru Dürüst” Şeyleri Öğrenin

(Okuma Süresi: 2 Dakika) 

Koç Üniversitesi MBA programında girişimcilik dersleri veriyorum son 5 yıldır.

İş hayatımın en zevkli deneyimi gencecik insanlarla girişim fikirleri üzerine çalışmak, bazı fikirlerin gerçek birer işe dönüştüğünü, bazılarının ise başarısız olduğunu fakat öğrencilerim için büyük öğrenme fırsatları yarattıklarına şahit olmak.

Gelgelelim bu dersi vermekten ne kadar zevk alsam da, öğrencilerime “ya ne işiniz var girişimcilik dersinde, gidip doğru dürüst bir şeyler öğrensenize!” demekten de alıkoyamıyorum kendimi. Çünkü bana kalırsa üniversite girişimcilik öğrenmek için değil, “doğru dürüst” bir şeyler öğrenmek için muazzam imkanlar sunan bir yer.

Read more

Ya Küçük Kızınız Aşık Olmuşsa Kafanıza Hiç Yatmayan Bir Mesleğe?

(Okuma Süresi: 5 Dakika)whatsapp-image-2016-12-02-at-14-50-30

Bugün İstiklal Caddesi’nde yürürken üzerime üzerime gelen insan kalabalığını gözlemledim. Bu aralar okuduğum kitapların etkisinden olsa gerek “acaba aralarında dünyanın en iyi balerini olacak birisi var mıydı ya da gelmiş geçmiş en büyük bilardocusu?” diye tuhaf düşüncelere daldım.

Oysa çoğunun yüz ifadelerinden, hallerinden, tavırlarından pek de olağanüstü şeyler yapmadıklarını, vasat işlere ve belki de vasat hayat hikayelerine razı olduklarını hissettim. Umarım yanılıyorumdur.

İstiklal Caddesi insanları gözlemlerimi paylaştığım ve bu konuda bir makale yazmak istediğimi anlattığım şahane insan, bana yardım etmek için kısa bir hikaye yazdı. Evet evet şaşırmayın, böyle  insanlar da var bu dünyada:)

Önce o kısa hikayeyi aktarayım size. Zeynep isimli küçük bir kızın kısacık hikayesini…

“Bugün karne günü. Sıcacık yaz tatiline saatler var. Tüm çocuklar okul bahçesine atmış kendini, çığlık çığlığa bir coşku ortalıkta. Read more

Kendi Sesinizle Kendi Şarkınızı Söyleyin Siz!

(Okuma Süresi: 2 Dakika)
İnsanları yeniliklere atılmaktan, başka türlü hayatlar denemekten, güvenli ama öldürücü derecede sıkıcı rutinlerinden çıkmaktan alıkoyan neler var?

Daha önceki bir yazımda belirttiğim gibi para bunlardan birisi tabii, ama çareleri var.

Bence esas önemli korku kaynağı insanların yeteneklerine olan güvensizlikleri.

Acaba girişimci olacak vizyona sahip miyim ben?.. Yazar olmak istiyorum da yazabilir miyim ki?.. Bir kafe açmak istiyorum ama işletebilir miyim?.. Aslında hayatımın gerisi boyunca resim yapmak istiyorum ama resimlerimi satabilir miyim ki?..

Read more

Tamam Starbucks Kahvenizi İçin Beyaz Yakalılar, Peki Ama Özgürlük?

(Okuma Süresi: 2 Dakika)6355333036880643221145841396_starbucks-imgopt1000x70

Starbucks Sırasındaki Beyaz Yakalının İkilemi şimdiye kadar blogumda yayımladığım 290 yazının içerisinde en çok tartışılan, yorum alan içeriklerden birisi oldu.  Sırf Linkedin istatistiklerine bakarsak 10.000’e yakın okuma, 300’ün üzerinde beğeni ve 60’a yakın yorum var.

Kimi yorumlar yazıya hak verirken ya da metindeki argümanların üzerine yenilerini eklerken, kimisi de kıyasıya eleştiriyor. Tüm yorumlara teşekkürler öncelikle, gerçekten öğretici ve ufuk açıcı oldular.

Ama çoğu eleştirinin temel bir yanlış anlama üzerine kurulduğunu farkettim ne yazık ki. Yazı beyaz yakalıları tasarrufa teşvik eden, onları savurganlıkla suçlayan, statü delisi bilinçsiz insanlar olduklarını söyleyen, Starbucks gibi küçük zevk kaçamaklarını eleştiren bir yazı gibi algılanmış çok sayıda değerli okurum tarafından.

Oysa kesinlikle maksadım bu değildi.

Read more

Sıkıcı İşlerde Daha Çok Para Kazanırsınız!

(Okuma Süresi: 2 Dakika)money makes you happy

İş hayatı ile ilgili en önemli çıkarımlarımdan birisi kendiliğinden zevkli olan işlere genellikle çok az para ödendiğidir. Eğer herkesin çok yapmak istediği kendiliğinden zevkli bir işi yapacaksanız az para kazanmaya razı olmalısınız.

Kendiliğinden çok zevkli olan fotoğrafçılık, şairlik, yazarlık, felsefecilik, öğretmenlik gibi işleri yapan ya da hentbol gibi popüler olmayan bir spor dalında mücadele eden kişilerin genellikle az para kazandığını bilirsiniz nitekim.

Read more

Gönlümü Verebileceğim İşi Nasıl Keşfederim?

(Okuma Süresi: 4 Dakika)
İnsanların ancak gönüllerini verdikleri işte olağanüstü başarılı olabilecekleri çok kuvvetli bir argüman.

Son derece de mantıklı; ister bir girişimci olun, isterseniz bir kariyer savaşçısı, sevdiğiniz işi yapıyorsanız rakiplerinizden daha uzun saatleri, daha büyük bir arzuyla çalışarak ve daha verimli bir şekilde geçirebilirsiniz. Çok çalışma ile başarı arasında da genellikle güçlü bir ilişki olduğuna göre doğru yoldasınız demektir.

Argüman güçlü ve mantıklı ama küçük bir sorunu var: Çoğumuz gönlümüzü verebileceğimiz işi bilmiyoruz ki.

Para Kazanmasam Bu İşi Yapar mıydım?

Bir işi gerçekten çok severek yapıp yapmadığınızı bulmanın kolayı var aslında. Kendinize şu soruyu sorun: “Para vermeseler de bu işi yapmaya devam eder miydim?”. Read more

Başarının Tanımı Size Özel Olmalı

(Okuma Süresi: 3 Dakika)sHepimiz bir şeyler başarmaya çalışıyoruz. Kimimiz başarı konusunda daha iyi sonuçlar alıyor, kimimiz ise başarı oyununda “kaybedenler” kategorisinde yaftalanıyoruz.

Başarı kavramanının hepimiz üzerinde büyük bir baskı unsuru oluşturduğu da kesin.

Bir mezuniyet toplantısına gittiğinizde  fiziksel durumunuzdan, işinizdeki konumunuza, oturduğunuz evden, eşinizin güzelliğine kadar hemen hemen her konuda okul sıralarındaki can arkadaşlarınızla rekabet ettiğinizi itiraf eder misiniz siz de benim gibi?

Read more