Dağa Yeniden Tırmanmaya Var mısınız?

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Kariyerinizde belli bir yere geldiniz. Belki zirvede değilsiniz ama karanlık dağ diplerinden de kurtulmuş durumdasınız.

Standartlarınızdan memnunsunuz, faturalarınız ödeniyor, yılda üç hafta izninizi düzgünce kullanabiliyorsunuz.

Ama mutlu değilsiniz

Ve bunun nedenini kendinize bile itiraf etmekten korkuyorsunuz.

Oysa mutsuzluğunuzun nedeni çok açık; işinizden sıkılmış durumdasınız.

İşinizi iyi yapıyorsunuz.

Hatta o kadar iyi yapıyorsunuz ki, çok fazla çalışmanıza bile gerek kalmıyor. Tecrübeniz sayesinde olağanüstü verimli bir şekilde görevlerinizi tamamlıyorsunuz.

Zaten tam bu yüzden sıkılıyor, yeni şeyler öğrenmenin o zorlayıcı hazzını özlüyorsunuz.

Biz insanlar yeni şeyler öğrenmek için tasarlanmış varlıklarız.

Bir ömür boyunca tek bir işi yapmak insan doğasına aykırı. Öyle hayatlar mesela karıncalara uygun, insanlara değil.

Bunu hobilerle telafi edenler var. Ama bu içlerindeki açlığı doyuruyor mu emin değilim.

Bence yeni işler denemelisiniz.

Ama bunun için belki de üçte ikisini tırmandığınız dağdan tekrar dibe inmeyi ve bu kez başka ve bilmediğiniz bir patikadan tırmanmayı göze almalısınız.

Korkutucu değil mi? Peki ama kim size zaman zaman korkutucu şeyler yapmadan tatmin edici bir hayat yaşayabileceğinizi söyledi ki?

Başarının En Önemli Anahtarı: “Zaman Tercihi”

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Şu hayatta çocuğunuza öğretmeniz gereken en önemli kavram, hayatındaki tüm kararlarında “zaman tercihi”ni doğru yapması olmalı.

Zaman tercihi, bugün alınacak bir sonucu gelecekte alacağınız sonuca tercih etme oranınız.

Bu oran çok yüksekse hemen alacağınız bir sonuç uğruna gelecekte alabileceğiniz daha iyi bir sonuçtan vazgeçiyorsunuz demektir.

Mesela düzenli olarak para biriktirip yatırım yaparak gelecekte refaha kavuşmak yerine, anlık arzularımıza yenilip tüm paramızı hemen bugün son kuruşuna kadar harcamak böyledir.

Kısa vadeli hazzı uzun vadeli sonuçlara tercih edenlerimiz maalesef çoğunlukta.

Çünkü bizler sonuçta ölümlü yaratıklarız. Ve bilinmeyen bir gelecek yerine bugün hemen sonuç almayı istememiz insani bir zayıflık.

Sorun şu ki hayatta her türlü harika şey uzun vadeli, yorucu ve yıpratıcı yolculukların sonunda ortaya çıkabiliyor.

Başarılı girişimler, sanat şaheserleri, atletik vücutlar, büyük servetler, iyi eğitimli çocuklar, yüksek verimlilikteki çiftlikler ve hatta mutlu evlilikler hep uzun vadeli bakışın eserleri.

Toplumun geneli ve özellikle de gençlerimizde gittikçe kısa vadeli hazzın daha da fazla prim yaptığını gözlemlediğimden bu yazıyı yazma ihtiyacını duydum.

Aman deyim zaman tercih oranınızı düşürün. Çünkü başarının tek ve en önemli anahtarı bu.

Uzlaşarak İnovasyon Olmaz!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Danışmanlık verdiğim pek çok kurumda uzlaşmaya aşırı önem verildiğini görüyorum.

Uzlaşma insani ilişkiler için yararlı elbette. Ve büyük kurumlardaki yüzlerce insanın uyum içinde çalışması için de öyle.

Ama uzlaşma inovasyonun azılı düşmanı.

Eğer gerçekten ilginç bir inovatif fikriniz varsa mevcut düzene, anlayışa ve uygulamalara kökten karşı çıkıyorsunuz demektir.

Bu karşı çıkış aynı zamanda etrafınızdaki insanların iş yapma şekillerini, alışkanlıklarını ve görev tanımlarını da kapsayacaktır.

Bu kadar çok şeye karşı çıkarken herkesle uzlaşmak asla ama asla mümkün değildir.

Onun yerine yapmanız gereken fikrinizi hayata geçirmek için ihtiyacınız olan bir kaç insanı kendinize inandırmak, diğerlerinin ne dediğine ise tamamen kulak tıkamaktır.

Başarılı startupları büyük kurumlardan ayıran en önemli unsur da bu zaten.

Startuplarda bir araya gelen ve kafasına dikine giden bir avuç gencin uzlaşmadan uzak inatçılığı büyük fikirleri hayata geçiriyor.

Departmanlar arası uzlaşmayı bir numaralı öncelik olan büyük kurumların radikal fikirlerde hep başarısız olmasının nedeni de bu.

Uzlaşmanın çok önemli olduğu durumlar var. Ama inovasyon kesinlikle bu durumlardan birisi değil anlayacağınız.

Liderlerin(!) Ekonomik Kriz Yönetimi Rezillikleri

(Okuma Süresi: 3 Dakika)Ekonomik yavaşlama yöneticilerin en kötü yönlerini ortaya çıkaran bir turnasol kağıdı vazifesi görüyor bugünlerde.

İşlerin iyi gittiği zamanlarda ‟en iyi işveren markası‟ türü yarışmalara olmadık paralar döken, insan kaynakları uygulamalarının katıldıkları yarışmalarda aldığı ‟ödüllerle‟ kasım kasım kasılan sözde liderlerin gerçek yüzünü görüyoruz üzülerek.

Kriz yönetmeyi ilk etapta insan kaynaklarına ayrılan tüm bütçeyi kısmak olarak gören bu yönetici tipleri, eğitimden, işe alıma, motivasyon programlarından, maaş zamlarına kadar her alanda sert tasarrufların peşindeler.

Ekonomideki gidişatın bazı önlemleri zorunlu kıldığını yadsıyacak değilim elbette. Ama acaba ilk önlemler bunlar mı olmalı? 

Onca liderlik dersini, excel tablolarında tasarrufçuluk simülasyonları oynamak için mi aldı bu insanlar. 

Hakikaten yapılacak daha iyi bir şeyler yok mu?

Read more

“Geri Bildirim” Veren Değil “İleriyi Tartışan” Yöneticiler Lazım Bize!

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

Teknolojik gelişimin tetiklediği bu kadar çok sayıda ve bu kadar hızlı değişimlerin yaşandığı bir dünyada, “geri bildirimin” çalışanlarınızı geliştirmek için en iyi yöntem olduğunu düşünüyorsanız, kusura bakmayın ama BÜYÜK yanılıyorsunuz.

Geri bildirim -adı üzerinde- “geriye” yönelik bir “bildirim” süreci. Yani bireyin ileride ortaya çıkacak şartlara göre değil, geride kalmış şartlara göre değerlendirildiği ve kendisine neler yapması gerektiğinin bildirildiği bir süreç.

Geri bildirim süreci ile ilgili ilk sorunum geriye dönük olması.

Mesela süreçte kullanılan kriterleri ele alalım.

Bunlar yöneticinin -büyük bir olasılıkla- bir hayli geride kalmış olan iş ve dünya görüşüne dayanır çoğu zaman. Geçmişte elde edilen başarılardan ve başarısızlıklardan çıkarılan derslerin dayandırdığı bir iş ve dünya görüşüne yani. 

Oysa yeni dünyada bu kriterler tamamen geçersiz olabilir, öyle değil mi?

Read more

En İyi Çalışanlarınızı Daha Fazla İşle Ödüllendirmeyin! (2 Dakikalık Okuma)

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

Danışmanlık hizmeti verdiğim şirketlerde sık sık karşılaştığım bir fenomen var: Joker Eleman.

Joker elemanlar şirketin bütün önemli, kritik ve yenilikçi projelerinde yer alıyorlar. Şirketin her türlü yeni girişiminin altında onların imzası oluyor.

Ama yanlış anlamayın, onlar sadece projeci değiller, aynı zamanda günlük işlerinde de çok başarılı  birer profesyoneller. Projelere ise mesai saatlerinin dışında zaman ayırıyor, mesai bitince herkes evinin yolunu tutarken onlar çalışmaya devam ediyorlar.

Ve yöneticiler işte bu arkadaşlara daha fazla iş yüklemeye bayılıyorlar.

Nerede zor, netametli bir iş var hemen bu arkadaşlar geliyorlar yöneticilerin aklına. Çünkü onlar kendilerine verilen her görevin altından başarıyla kalkabilen, çalışkan, azimli, planlı ve iş aşkıyla dolu insanlar.

Ta ki yöneticileri bir gün onları bıktırana kadar.

Bir insan ne kadar başarılı ve çalışkan olursa olsun sonuçta bir kapasitesi var. Her gece fazla mesaiye kalmak, her hafta sonu ofise gitmek bir süre sonra bünyelere ağır geldiği gibi çalışanın sosyal hayatını da olumsuz etkilemeye başlıyor.

Ve sonunda ne mi oluyor?

O en başarılı, on en çalışkan joker elemanlar bir gün aniden işten ayrıveriyorlar.

Ve inanın bana onlar en kolay iş bulabilecek nadir cevherler olduklarından sizin sunduğunuzdan çok daha iyi şartlarla yeni işlere jet hızıyla geçiyorlar.

Bugünün zor şartlarında şirketlerini ileriye götürebilecek bu insanlarınızı asla kaybetmemelisiniz.

Aklınıza her gelen işi onlara yüklemek yerine, sadece misyon kritik işlere tüm güçleri ile odaklanmalarını sağlarsanız hem daha iyi sonuçlar alırsınız, hem de onların başarıya açlığını gidererek motivasyonlarını sağlarsanız.

Ayrıca bu insanlara kendilerini geliştirmeleri, dinlenmeleri, hayal kurmaları için de vakit tanımalısınız.

Onları sadece birer iş makinası olarak görmekten vazgeçip, kurumunuzun gelişiminde kritik rol oynayacak liderler olarak görürseniz karşılıklı olarak çok daha iyi sonuçlar alacağına garanti verebilirim.

Ne dersiniz, var mı yukarıda anlattıklarıma dair ilginç bir tecrübesi olan?