Otomobil Üretmeye Çalışmak Geçmişe Yatırım Yapmak Demektir!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Neden yerli otomobil üretmeye değil de yapay zeka becerilerimizi geliştirmeye odaklanmalıyız konusunda size ilginç bir bilgi sunmak istiyorum.

General Motors 2018 yılında 147 Milyar$ dolar ciro yaptı. Buna karşın halka açık olan bu şirketin değeri sadece 49 Milyar$.

Aynı General Motors 2016 yılında otonom sürüş için yapay zeka çözümleri geliştiren Cruise isimli firmanın tamamını 1 Milyar$’a satın aldı.

Cruise yakın zamanda 19 Milyar$ değerleme üzerinden yeni fon topladı.

Yani Cruise’in değeri koskoca General Motors’un %39’una erişmiş durumda. Ve üstelik Cruise daha bir dolar bile ciro yapmadı.

Sözün özü: Otomobil üretmeye çalışmak geçmiş yatırım yapmak demektir! Yapay zeka gibi teknolojilere odaklanmak ise geleceği inşaa etmek!

Artık yanlış tercihler yapmaktan vazgeçsek mi ülkece?

Kendinizi Evde Bırakın!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Ve tatil! 

İmkanı olanlar tatil beldelerine göç ediyorlar. 

Ama dinlenebilecekler mi şüpheli.

Çünkü dertlerimizi, endişelerimizi ve işlerimizi de götürüyoruz. Geride bırakamıyoruz onları, gittiğimiz yeri de kaçmaya çalıştığımız yere benzetiyoruz.

Bruno Catalano’nun “Les Voyageurs” (Gezginler) isimli heykeller serisini belki bilenler vardır. Fotoğraftaki onlardan sadece birisi.

Bu ünlü heykellerin içlerindeki boşlukların anlamı hep tartışma konusu oldu. 

Kimi yorumcu, bu boşlukların insanların içlerindeki tarifi imkânsız, bir türlü dolmayan boşlukların sebebini aramak yollara düşmelerini ifade ettiğini söyledi mesela.

Benim yorumum farklı.

Ben sanatçının gezginlerin gittiği yere karışmalarını tavsiye ettiğini düşünüyorum.

“Gittiğiniz yerin bir parçası olun” diyor heykeltraş bana kalırsa, “gittiğiniz yerle bütünleşin”. 

Sadece 1 hafta için bile olsa “burada” olan her şeyi geride bırakıp her şeyinizle “orada” olun diyorum ben de. 

Kendinizi gittiğini yere tam anlamıyla kaptırın, yerelleşin, yerellerin hayat tarzına teslim olun, onların yemeklerini yiyin, onların müziklerini dinleyin.

Ben 1 Hafta boyunca Samos’lu olacağım mesela. Samos hakkında yazacak bir şeyler çıkarsa yazacağım, yoksa kendimi Samos’un güzelliklerine kaptıracağım.

Herkese şahane bir tatil diliyorum.

Telegram Kanalım Yayında

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Bütün Bağlantılarıma ve Takipçilerime Selamlar,

Bildiğiniz üzere hazırladığım makaleleri, videoları ve podcastleri sizlere LinkedIn, Twitter ve BoraOzkent.Com aracılığıyla düzenli olarak ulaştırıyorum. Ama bu platformların azizliklerinden dolayı bazı içeriklerimi göremiyor olma ihtimaliniz var.

Bu nedenle uzun zamandır size bu içerikleri anlık ulaştırabileceğim bir mesajlaşma uygulamasını kullanmayı düşünüyordum ve sonunda sunduğu birçok avantaj dolayısıyla bir Telegram kanalı oluşturmakta karar kıldım. 

Peki bu kanala abone olduğunuzda nasıl bildirimler alacaksınız? Ne tür içerikler göndereceğim?

1. Değişen ve dönüşen dünyaya ayak uydurmanız için izlemeniz gereken yollar. 

2. Geleceği daha iyi kavramanızı sağlayacak haberler, öneriler, uyarılar. 

3. Sınırlarınızı yıkmak, potansiyelinizi tam anlamıyla kullanabilmeniz için yapmanız gerekenler.

Kısacası Telegram kanalımız günlük bir rehber niteliğinde olacak diyebiliriz.

Haddini aşmak isteyen herkesi beklerim 🙂 

Telegram kanalıma bu linke tıklayarak kanala katılabilirsiniz: https://t.me/boraozkent

Zenginlik Özgürlüktür!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Zenginleşmenin amacı daha fazla özgürlük elde etmek olmalı.

Ama insanlar zenginleşmek adına özgürlüklerinden o kadar çok taviz veriyorlar ki!

Sevmedikleri işleri yapıp, hoşlanmadıkları insanlarla iş tutup, gurur duymadıkları kariyerlerde ilerlemeye çalışan, en temel özgürlüklerinden vazgeçmiş ne çok insan var.

İşin ilginci bu insanlar daha fazla para kazanınca, daha fazla harcamaya başladıklarından tasarruf da yapamıyor, onlara özgürlük getirecek serveti de biriktiremiyor, yatırım da yapamıyorlar.

Statü merdiveninde bir üst basamağa tırmanma tutkularından dolayı bir türlü döngüden çıkamıyor, tam tersine kariyerlerinde ilerledikçe özgürlüklerinden daha da fazla taviz vermek zorunda kalıyorlar.

Böyle anlatınca sizin de kulağınıza çok tuhaf gelmiyor mu?

Zaten insanoğlu anlaşılması gerçekten çok zor bir canlı vesselam.

Haftanın “En 5″i

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Bu hafta deneyimlediğim en harika 5 şey. Sizinkiler neler?

Kitap: 

İstanbul’u Dolaşırken/Hilary Sumner/Pan Yayıncılık. İnanılmaz gerçek; İstanbul’luların  %98’i Ayasofya’nın içini görmemiş.  Bu klasikleşmiş kitap herkeste şehri gezme hevesi yaratacak kadar bilgi, dedikodu ve hikayeyle dolu.

Kitapçı:

Hazır İstanbul demişken devam edeyim. İBBB’nin işlettiği Tünel meydanındaki İstanbul Kitapçısı dünyanın en güzel şehirlerinden birisi üzerine yazılmış ne varsa bulabileceğiniz huzur dolu bir mekan.

Makale:

İnovasyon ve dijitalleşme heveslisi şirketlerin çevik liderlere sahip olması şart. Bu konular üzerine yazan Cihan Yılmaz’ın Çevik Lidelik makalesi çok başarılı. http://www.yilmazcihan.com/cevik-lider-nedir/

Podcast: 

Conan O’brien Needs A Friend son Amerikan Başkanı’nın eşi Michelle Obama’yı ağırlıyor. İnsana bu çiftten sonra Trump’u başkan olarak seçen Amerika’lıların başlarına gelecek ekonomik felaketi hakettiklerini düşündürüyor. https://itunes.apple.com/us/podcast/18-michelle-obama/id1438054347?i=1000432142475&mt=2

Semt:

Yıllar geçtikçe çirkinleşmeyip tam tersine güzelleşen pek az semt var İstanbul’da. Bunların en şahanesi de Kuzguncuk tabii. Şahane kafeler, kitapçılar, doğal ürün manavları, organik fırınlar, sanat galerileri. Ve tabii İstanbul’un en iyi balıkçısı İsmet Baba. Hava da güzel bugün, kim tutar sizi. 

Daha Az Tüketin, Daha Az Karar Alın, Daha Mutlu Olun!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Yeni öğrendim, sırf hayatta kalabilmek için günde 300 karar alıyormuşuz.

Ve tabii tek meselemiz hayatta kalmak değil. Mesela tükettiğimiz şeylerle ilgili de bir sürü şeyi de, vakit harcayarak karara bağlıyoruz.

“Netflix’de hangi diziye başlasam?”, “hangi marka spor ayakkabıyı alsam?”, “bana en yakışan gömlek hangisi?” gibi tüketim kararları beynimizin pek kısıtlı kapasitesini yiyip bitiriyorlar.

Araştırmalar bu kadar çok karar almanın yaratıcılık ve mutluluk üzerinde olumsuz etkilerini gösteriyorlar.

Read more

Haftanın En 5’i

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

İşte bu haftaki favorilerim. Sizlerinkiler neler?

İnsan: Andrew Yang, ABD Başkan adayı. Yapay zekanın yaratacağı işsizlere 1.000’er dolar vatandaşlık temettüsü ödenmesi gerektiğini savunan güzel insan. Kampanyası ve kendisi hakkında bilgiler: https://www.yang2020.com

Podcast: Affectiva-Software that detects how you feel. Favorim podcast kanalı “Should This Exist” bu hafta insanların yüzlerine bakarak duygularını anladığını iddia eden Affectiva’yı irdeliyor. Bu tuhaf teknoloji hayatımıza güzellikler mi katacak, yoksa başımıza bela mı olacak? Mutlaka dinlenmeli. https://shouldthisexist.com/affectiva/

Read more

Haftanın ‘En’leri

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Ürkünç Gelişmesi: Yapay zekayla gerçekte var olmayan insanların yüz fotoğraflarını tasarlayan thispersondoesnotexist.com. Simone adlı filmi hatırlayanlar varsa böyle teknolojilerle yapılabilecekleri hayal edebilirler. Fotoğraftaki yüz yaratılan bu hayali karakterlerden birisi. Süper rahatsız edici değil mi sizce de?

Makalesi: The Economist’deki Robots Look After Your Grandma (Robotlar Ninenize Bakıyorlar) adlı makale, nüfusu hızlı yaşlanan ülkelerin robotlara en çok yatırım yapan ülkeler olduğunu açıklıyor. Çünkü yaşlıların bakıma ve desteğe ihtiyaçları var. Makalenin linki: https://www.economist.com/international/2019/02/16/an-ageing-world-needs-more-resourceful-robots

Read more

Haftanın En 5’i

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Haftanın Hayal Kırıklığı: Organize İşler Sazan Sarmalı

Devam filmleri zaten ilkini aratırlar, ama bu film başka bir seviyede kötü. İlk filmle drone ile çekilen şahane İstanbul manzaraları dışında hiç bir ortak yönü yok. Yılmaz Erdoğan dökülüyor, Kıvanç Tatlıtuğ’a da yazık olmuş .

Haftanın TedX Konuşması: Teknolojinin Epik Hikayesi

Kevin Kelly’nin konuşması son dönemde en ilgimi çeken konulardan olan teknoloji ile insanın çetrefilli ilişkisini o kadar güzel anlatıyor ki. Mutlaka izlemelisiniz.

Read more

Haftanın 5’i (1)

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Haftanın 5’i Her hafta deneyimlediğim 5 ilginçliği sizlerle paylaşacağım. Siz de paylaşırsanız birbirimizden neler neler öğreniriz:)

1.Mülakatlar:

Sosyal medyadaki içerik kalitemizi ve erişimimizi artırmak amacıyla 2 takım arkadaşını bünyemize katmak için adaylarla görüştük. Bundan sonra “gençler yetersiz” diyenin ağzına terlikle vururum, şahane ötesi gençler var.

2.İnanılmaz Kitap:

Life 3.0 Yapay zekanın etkilerine dair şimdiye kadar okuduğum en bilimsel, kışkırtıcı ve zihin açıcı kitap oldu Mex Tegmark’ın eseri. Aklımı başımdan aldı. Hey @elmayayınevi hadi bunu Türkçeleştirsenize.

3.Belgesel:

Fyre Festival Netflix yapımı bu çok ilginç belgesel genç, cesur ve sahtekar bir girişimcinin skandallarla dolu tuhaf yolcuğunu anlatıyor. Girişimciler mutlaka izlemeli.

4.Makale:

The Psychology of Belief Ne yazık ki İngilizce. Ama inançların kararlarımızı ve davranışlarımızı nasıl etkilediğini o kadar güzel anlatıyor ki. Yok mu gönüllü bir çevirmen? https://lnkd.in/gtfQP_H 5.

5.Trajikomik Twit:

Makine Öğrenmesi @Aykut_Eren: Bir arkadaşım çalıştığı üniversite senatosuna “Makine Öğrenmesine Giriş” dersi açmak için yazı yazıyor. Senatodan gelen cevap “Makine Öğrenmesine Giriş dersi Makine Mühendisliği bölümünden verilmesi uygundur.

İş Toplantılarında Beni Çıldırtan 5 Tip

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Şu beş tip beni delirtiyorlar iş toplantılarında.

Daimi Geçler: Her toplantıya geç kalırlar. Mutlaka son anda çözülmesi gereken önemli(!) bir işleri vardır, ya da inanılmaz bir trafiğe takılmışlardır. Ya bir kere bari olsun “kusura bakmayın benim hatam” deyin ciğerimi yiyin be!

Laf Ebeleri: 3 cümleyle anlatılacak şeyi bir toplantı boyunca gevelerler. Genellikle neden bahsettiklerini pek de bilmediklerinden uzun cümlelerle bilgisizliklerini gizlemeye çalışırlar. “Toplantı odasında bir ağzın ortasına vurma terliği” olsa diye insana düşündürürler. Read more

2019 Hedefim: Dijital Minimalizm

(Okuma Süresi: 1 Dakika)Dijital dünyayı seviyorum.

Burada müthiş insanlarla tanışıp, harika bilgilere bedavaya ulaşıyor ve kendimi fikirlerimi geniş topluluklara anlatma fırsatını buluyorum.

Ama şu da bir gerçek, dijital dünyaya kendimi aşırı kaptırdığım anlar da var. Bazen ekranın karşısında o kadar çok verimsiz zaman geçiriyorum ki.

Üstelik mesele sadece ekran zaman da değil.

Bazı dijital ortam içerikleri o kadar zehirleyici ki.

İlgi çekmek isteyenler sürekli olarak felaket haberciliği yapıyorlar mesela. Sürekli onları okursanız ya buralardan çekip gitmeniz, ya kabuğunuza çekilip dünyayla ilişkinizi kesmeniz gerekiyor.

İşte bu nedenle 2019 yılında kendime koyduğum en önemli hedef dijital minizmalizm olacak.

Dijital minimalizm, sanal dünyanın sunduğu nimetlerden alabildiğine yararlanmak ama verimsiz zaman harcatan ya da kendinizi kötü hissettiren platform ve içeriklerden uzak kalmak anlamına geliyor benim için.

Geçenlerde denk geldiğim fotoğraftaki medya piramidi iyi bir yol gösterici olabilir dijital minimalizm için.

Piramitin tabanı size iyi gelecek medya ve aktivite kaynaklarını sıralarken, en tepede sizi en olumsuz etkileyecek ortamlar var.

Tabii bu piramit ABD vatandaşları için hazırlanmış. Acaba bizim için de böyle bir piramit hazırlansaydı en tepeye kimleri ve hangi kuruluşları koymak gerekirdi.

Gerçi benim aklımda bir kaç isim var ama…

Neyse olsumsuz mesajlar yaymayalım şimdi.

Dijital minimalizm fikri umarı sizlerin de hoşuna gider.

Netflix Dizilerinde İlk 5’im

(Okuma Süresi: 1 Dakika)Bugün sizlerle en çok sevdiğim dizileri paylaşmak istedim, bakalım zevklerimiz uyuşuyor mu? Birkaç yeni öneriye de hayır demem açıkçası.

1- Peaky Blinders: Tüm zamanların en iyi dizisi. Shelby kardeşlerin ‘işlerini’ nasıl bir mücadele ile büyüttüklerini izlerken ailenin bir parçası oluyorsunuz adeta. Görüntü kalitesi senaryonun bile ötesinde bu arada.

2-Narcos: Açılış jeneriğinin müziği yeter yahu. Kolombiya ölmeden gezeceğim yerler hedeflerimin arasında. Pablo’nun toprağın altına gömdüğü paralara rastlarsam bir yerlerde gezi planını erkene çekeceğim.

3-Black Mirror: Hep anlattığım teknolojik gelişmelerin nereye varacağını yaşatan disütopik kabus evreni. Senarist Charlie Broker’in aslında köşe yazarı olması dizinin her bir bölümümünü gelecekten bir habere çevirmeye yaramış adeta.

4-Punisher: Biliyorum, Punisher gibi Rambo kılıklı bir diziyi ilk beşte görmeme kızanlar olabilir. Ama ben zaten iflah olmaz Marvel hayranayım ve bence bu dizide de Marvel anti-kahraman yaratmak konusunda tüm tecrübesini konuşturmuş.

5-Penny Dreadful: Vampirler, kurt adamlar, Frankenstein, cadılar, şeytan… Hepsi bir dizide, daha ne ister ki insan. Londra’nın iç karartıcı sokaklarında dönen şeytansı hikayeleri izlemeye doyamadım.