Haddini Aş Hikayeleri 13: Alex Tew

(Okuma Süresi: 3 Dakika)

En umutsuz olduğunuz anları düşünün. 

Ne kadarında risk aldınız? Ya da risk almayı hiç düşündünüz mü?

Peki 21 yaşında, üniversiteyi henüz yeni kazanmış, fakat devam edecek maddi imkânınız olmayan bir durumda ne yapardınız?

Muhtemelen birçoğunuzun cevabı: ‘’hem okuyup hem part time bir işte çalışmanın yollarını arardım.’’ olacaktır.

1984 doğumlu İngiliz genç Alex, 2005 yılında Nottingham Üniversitesi İşletme bölümünü kazanıyor. Fakat o zamanlar beş parasız bir halde. Okula devam edebilmesi için bir çözüm bulması gerekiyor haliyle.

En kısa ve kolay yoldan nasıl para kazanacağını düşünüyor bir süre ve sonunda karar veriyor: ‘’Bir Milyon Dolarlık Sayfa’’ isimli bir web sitesi açmak.

Amacı ise, piksel başına 1 dolar olmak üzere toplam 1 milyon piksel satmak. Böylece alıcılar kendi resim, logo veya reklamlarını ekleyebilecek ve kendi web sitelerine bağlantı vermiş olacaklardı.

O dönem etrafı bu fikirle dalga geçen, saçma bulan insanlarla dolu olan Alex “O zamanlar bunun iyi bir fikir olduğu konusunda insanları ikna etmesi zor oldu” diyor.

Girişimini gerçekleştirmeden önceki hislerini ise şu sözlerle dile getiriyor Alex: “En başından beri bu fikrin bir potansiyeli olduğunu biliyordum. Fakat bu, herhangi bir yöne gidebilecek olan bir şeydi. Sitenin kayıt ücreti olan 50 euro dışında kaybedecek hiçbir şeyim olmadığını düşünüyordum. Bu fikrin ilgi yaratmak için yeterince alışılmadık olduğunu biliyordum. İnternet çok güçlü bir araç.”

Peki Alex’in girişimi nasıl sonuçlanıyor dersiniz?

Sadece 4 ay içinde, açılan reklam sitesi viral oluyor ve bir anda markalar sayfada reklam verebilmek uğruna yarışa giriyorlar. Hatta kalan son pikseller internette açık arttırmaya açılıyor ve 1 dolara pikseli satın almış kullanıcılara bundan çok daha fazlasını kazandırıyor. 

Sonunda Tew, amaçladığı 1 milyon doları, hatta daha fazlasını kazanıp okulu bırakıyor.

Peki dünyanın dört yanından satın alınan pikseller bir araya gelince nasıl görünür dersiniz? İşte böye:

Sitenin büyümesindeki en önemli etkenlerin basında büyük yankı uyandırması ve ağızdan ağıza yayılarak bir gizem yaratması olduğunu belirten Alex, şunları söylüyor:

“Basının ilgisini çekmekteki en önemli şey, siteyi yaratma fikrinin kendisiydi. Öyle ki site yeterince eşsiz ve alışılmadıktı. Fikir için sadece ilk birkaç gün biraz sabretmek zorundaydım. Bunu, hızlandırıcı etkiye sahip olacak bir basın bildirisi yayınlayarak yaptım. Bu ilgi geleneksel olarak, ağızdan ağza yayılma yöntemiyle birleşince, site hakkında gerçek bir dedikodu başladı ve bu ilgiyi daha da arttırdı.”

Bugünlerde Tew, Calm isimli yeni girişimini yönetiyor. Bu girişimde ise amaç, mobil bir uygulama ile insanların hayatına dinginlik getirmek, rahatlatmak ve sakinleştirmek. Programlar dere akışı, dalga, fırtına gibi doğa olaylarını hem görsel hem sesli olarak sunuyor. Ve uygulamayı 6 milyondan fazla kişi kullanıyor.

Alex genç girişimcilere şunu söylüyor:

“İnsanlar fikrinizi tuhaf buluyor ya da anlamıyorsa, bu iyi bir şey olabilir.”

Ne dersiniz, sizin tuhaf, kulağa saçma gelen bir fikriniz var mı? 🙂

Aldığım En İyi Tavsiyeyi Söylüyorum!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Aldığım en iyi tavsiye: ”Başkalarından daha iyi olmaya çalışma, dünkü senden daha iyi olmaya çalış!“

Başkaları ile rekabet bazen bizi harekete geçirebiliyor, rekabetin tetiklediği değişim hikayeleri hiç de az değiller. Ama pek çok durumda kendinizi başkaları ile kıyaslamanın 2 büyük riski var.

Birincisi ”asla onun gibi olamam” duygusunun yarattığı ümitsizlik ve eylemsizlik.

Spor salonunda olağanüstü vücutlu insanları görünce kapıldığınız türden bir duygu bu. Hani aynadaki kendinizi onlarla kıyaslayınca teslim olduğunuz pes etme duygusu.

İkinci risk ise etrafınızdakilerin vasatlık denizinde boğulmanız, vasatlığı kanıksamanız, hatta o vasatlık denizinden kurtulmak için kulaç atmaktan çekinmeniz.

Çünkü onlar sizin ”çevrenizler“ ve bir sosyal yaratık olarak onlardan kopmak istemiyorsunuz. Yalnızlık hiç kolay iş değil.

Peki ya ”kendinizin dünkü halinden daha iyi olun“ tavsiyesine ne demeli?

Bu tavsiyeyi benimseyenler kendilerini geliştirmek için en iyi yoldalar bence.

Çünkü insan her zaman bir şeyleri dünden birazcık da olsa daha iyi yapmayı başarabilir. Ve hiç kuşkusuz bu küçük adımlar uzun bir yürüyüşte birbiri ardına eklendiklerinde büyük bir değişimi başarabilirler.

Şimdi de sizin aldığınız en iyi tavsiyeyi ve nedenini duymak istiyorum. Paylaşmak ister misiniz?

Öğrenmek İçin Tartışmayı Göze Alıyorum

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Bazen genel kabul gören görüşün aksini iddia eden ve tartışma yaratan fikirlerimi paylaşıyorum buradan.

Çoğu süper negatif olan 294 yorum ve 963 etkileşim alan, Porsche Taycan-Tesla Model S karşılaştırma yazım bu tür paylaşımlarıma en güzel örneklerden birisi.

Dostlarımın beni arayıp ”neden böyle paylaşımlarla imajını yıpratıyorsun?“ diye uyardığı bu tür yazılar yerine, suya sabuna dokunmayan, her yerde bulabileceğiniz bilgileri Türkçeleştiren, sadece hoşunuza gitmekten öteye gitmeyen laf salataları da yazabilirim.

Ama ben fikirlerimi geliştirmek için tartışmayı ve gerekirse utanmayı göze alan bir insanım.

Evet, Porsche-Tesla yazıma gelen yorumların bazılarına üzüldüm, bazılarında yanlış bilgimden utandım ve bazılarına ise tarzlarından dolayı öfkelendim.

Ama bu yorumlar Tesla yatırım tezimi gözden geçirmek için her görüşten insanın fikirlerinden muazzam çok şey öğrendiğim bir kaynak oluşturdular.

Çünkü bu tür sert tartışmalar insanların bedavaya paylaşmayacakları bilgilerini ve fikirlerini ortaya koymalarını sağlıyorlar.

Geleceğime yatırım yaptığım alanlarda tartışma yaratacak paylaşımlarıma devam edeceğim anlayacağınız.

Merak ediyorum, bu tür tartışmalar sizin için de öğretici oluyorlar mı?

Not: Tesla yatırımımı artırdım:)

Haddini Aş Hikayeleri 10: Greta Thunberg

(Okuma Süresi: 5 Dakika)

8 yaşınızı hatırlıyor musunuz? 

Nelerle meşgul olduğunuzu ya da ne tür hayaller kurduğunuzu… 

Endişelerinizi, korkularınızı?.. 

Hadi yazıyı okumadan önce düşünün bir süre. 

Peki o yaşınızdayken birisi size iklim değişikliği ve küresel ısınmanın tehlikelerinden bahsetseydi, hatta bu tehlikeyi oluşturanların biz insanoğlu olduğunu söyleseydi ne olurdu tepkiniz? 

Dünyanız başınıza yıkılır mıydı? 

İşte asperger sendromlu küçük Greta bunları duyduğunda inanılmaz bir hayal kırıklığı yaşıyor insanlığa karşı.

İzlediği belgesellerde buzulların eridiğine, okyanusların kirlendiğine ve hayvanların soylarının tükendiğine şahit olan Greta, kimsenin bunları değiştirmek için bir şey yapmadığını görünce depresyona giriyor o dönemde.

Tek bir yuvamız var ve onu kendi ellerimizle yok ediyoruz. Bununla da bitmiyor, bu yok oluş karşısında neredeyse hiçbir şey yapmıyoruz… Ve aklında tek bir soru küçük kızın: ‘Bile bile kitlesel bir yok oluşa mı neden oluyoruz? Biz cani miyiz?’

Ne istediğini çok net bir şekilde belirliyor: Geleceği kurtarmak ve buna hemen bugün başlamak.

Bundan 1 yıl önce iklim için okul grevine başlıyor. Tek başına başlatıyor grevi. 

15 yaşındaki Greta, haftada bir gün okula gitmeyi reddediyor ve İsveç parlamentosu önünde tek kişilik dev protesto gösterisini yapıyor, dünya liderlerini harekete geçmeleri için çağırıyor. 

Tek başına çıktığı bu yolda, etrafı gittikçe kalabalıklaşıyor Greta’nın. İsveç’teki arkadaşları okulu kırıp ona destek olmaya, iklim ve çevre için seslerini çıkarmaya başlıyorlar. 

Gittikçe büyüyen hareket İsveç sınırlarını da aşıyor artık. 270 şehirden 70 bin kadar öğrenci gelecekleri için dev çevreci eylemlere katılıyorlar. 

Zamane gençlerinin tüketmekten ve kendilerinden başka bir şey düşünmesinden şikayetçi olanlar yetişkinlerin ön yargılarına meydan okuyor bu müthiş gençler.

Çünkü çoğumuzun aksine dünyayı değiştireceğine inanıyor bu cesur kuşak ve bu yüzden de sesleri gün geçtikçe daha da gür çıkıyor. 

Greta’nın çabaları sadece bu eylemlerle kalmıyor. 

Helsinki’de binlerce kişinin katıldığı iklim yürüyüşüne de katılıyor genç kız. 

Birleşmiş Milletler İklim zirvesi COP24’te iklim değişikliği hakkında kararlar almak için Polonya’da toplanan politikacılara sesleniyor ve şunları söylüyor:

“Eğer böyle davranmaya devam ederseniz başarısız olacaksınız. Eğer başarısız olursanız da insanlık tarihinin en kötüleri olarak anılacaksınız.”

Ardından dünya siyasetine ve ekonomisine yön veren isimlere seslenmek için Dünya Ekonomik Forumu’nun yapıldığı Davos’a gidiyor Greta ve liderleri şu sözlerle uyarıyor: 

‘’Sizden eviniz yanıyormuş gibi harekete geçmenizi bekliyorum, çünkü şu anda olan bu! Yetişkinler hep gençlere umut vermekten söz ediyor ama ben sizin umudunuzu istemiyorum, ben sizin paniklemenizi ve benim her gün hissettiğim korkuyu hissetmenizi istiyorum.’’

“Davos gibi yerlerde insanlar başarı öykülerini anlatmayı seviyor ancak bu ekonomik başarıların çok ağır bir faturası var. İklim değişikliği konusunda da başarısız olduğumuzu kabul etmeliyiz” 

Bugüne dek para ve ekonomik büyüme gibi kavramların hayatın tek gerçek anlamı gibi lanse edilmesi ve iklim krizinin gerçek bir kriz olarak görülmemesinden dolayı, çok sayıda insan bunun tehlikelerinden ve yaratacağı sonuçlarından bihaber olduğunu anlatmaya çalışıyor küçük bedeninden beklenmeyecek güçlü bir sesle. 

Geleceğimiz için, tüm canlılar adına bir mücadele veriyor ve ağzından çıkanlar tüm dünyaya yayılıyor küçük Greta’nın. 

Onun son olarak New York’taki Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Eylem Zirvesi’nde izledik.

Hava kirliliğine sebep olduğu için uçağa binmeyi protesto ettiği için Maliza II adında duşsuz ve tuvaletsiz bir yelkenli ile İngiltere’den Atlantik’e bir yelkenle geçti.

Tek başına başlattığı eyleminden bir yıl sonra, Birleşmiş Milletler toplantısında liderlerin karşısına oturup asla unutmayacağımız tarihi bir konuşmaya imza attı.. 

Bu kez daha ateşliydi Greta’nın konuşması. Liderleri eleştirdi, yetersizliklerini yüzüne vurdu. Dünyayı babasının malıymış gibi kullananlara hesap sordu: 

‘’Mesajım şu: Sizi izliyor olacağız… Tüm bu yaşananlar yanlış.  Şu an burada olmamam gerekir. Şu an okyanusun öbür yakasında okulda olmalıydım. Ama siz umudu biz gençlerde arıyorsunuz. Ne cüretle!! Benim çocukluğumu, hayallerimi boş laflarınızla çaldınız. Yine de ben şanslı olanlardanım. İnsanlar acı çekiyor, insanlar ölüyor. Ekosistemler çöküyor. Nesiller toplu olarak tükenmeye başlayacak. Ama tek konuştuğunuz şey para! Ve sonsuz ekonomik büyüme masalları… Ne cüretle! Ne cüretle görmezden geliyorsunuz? Gerekli çözümler ve politikalarla ilgili hiçbir şey yapmazken buraya gelip yeteri kadar çabaladığınızı söylüyorsunuz. Bizi duyduğunuzu ve durumun aciliyetini anladığınızı söylüyorsunuz. Ama ne kadar üzgün ve öfkeli olsam da buna inanmak istemiyorum. Çünkü durumu gerçekten anlamış olup hala bir şey yapmıyorsanız o zaman şeytansınız demektir. Ve ben buna inanmayı reddediyorum.’’

Okula gitmeyen ve iklim değişikliği için sessizce, bir başına başlayan mücadelesi, ardından harekete geçirdiği gençlik, tüm dünyanın umudu oldu Greta’nın. Bugün 185 ülkede 2300 şehirde kitleler onun çağrısı ile eylem yapıyor. 

Onun 1 senedir yapmaya çalıştığı şey, bir farkındalık ve etki yaratarak hepimizi ilgilendiren iklim krizine yönelik kamuoyu desteğini arkasına almak. 

80’lerden beri bilinen küresel ısınmanın varlığı ve bilim adamlarının ikazları hiçbir zaman yeterince dikkate alınmadı. O yüzden Greta’nın hareketinin bu kadar etkili olması bile ona saygı duyulması için yeterli diye düşünüyorum. Siz beğenseniz de beğenmesiniz de O ve onun gibi gençler sayesinde kurtulacak gezegenimiz. 

Fakat bu kızın günlerdir konuşulan mücadelesi bir vahim durumu daha hatırlattı bir kez daha:

Hiçbir şeyi değiştiremeyeceğine inanan, büyük oyunu çok iyi gördüğünü iddia eden, herkes bize düşman diyerek etrafta gezinen, elini hiçbir taşın altına koymayan ve koyana da mâni olmaya çalışan insanlar çok ama çok fazlalar.

Ve bence eğer bu kafa yapısından kurtulmazsak sonumuz Greta’nın anlattığından daha da kötü olabilir. 

Teşekkür ederiz Greta! Sen ve senin gibi gençlerin varlığı bize umut ve yaşama sevinci veriyor! 

Beyniniz Düşmanınız Olabilir!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Beynimizin en önemli görevi bizi hayatta tutmak. Bu güzel.

Sorun beynimizin bu görevi yerine getirirken tıpkı aşırı koruyucu bir anne gibi fazla ileri gitmesi ve değişim içeren atılımlarımıza engel olmasında.

Beynimiz kısaca şöyle görüyor dünyayı: ”Eğer şu anda sahibim hala hayattaysa bu şimdiye kadar yaptıklarımın doğru olduğunu gösterir. O halde şimdiye kadar yaptıklarımı aynen yapmaya devam etmeli, her türlü değişime karşı kanımın son damlasına kadar direnmeliyim.”

Peki ya hayatımızdan memnun değilsek ve önemli atılımlar yapmayı istiyorsak? Mesela radikal bir kariyer değişikliğini, kendi işimizi kurmayı veya çok sıkı antrenman yapıp fit bir vücuda kavuşmayı…

Bu tür yenilikçi düşünceler beynimizin bilinçli bölgesinin eseridir. Ama beynimizin asıl efendisi bilinç dışı bölgedir, çünkü o tüm zihinsel işlevlerin %95’ini yerine getirir.

Ve bizi ne pahasına olursa olsun hayatta tutma görevi işte bu beyin bölgesinin işidir.

Bilinçi beyninizde ne kadar güzel hayaller kurarsanız kurun, bilinç dışı beyin değişime ikna olmadığı sürece istediğiniz atılıma asla izin vermeyecektir. Nokta.

Peki bilinç dışı beynimizi yönetebilir, sesini kısabilir miyiz? Elbette yapabiliriz!

Yarın ki videoda anlatacağım yöntemini. İlginizi çekti mi konu?

Beyaz Yakalılar İçin Özgürlük Yolu – 6

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Serinin 6. ve son videosuna geldik.

Bugünkü sizlerden gelen sorulara yönelik. Oldukça ilginç ve pek çok izleyicimin ilgisini çekebilecek sorunları yanıtlamaya çalışıyorum.

Serinin diğer videolarına YouTube kanalımdan ulaşabilirsiniz: https://www.youtube.com/channel/UCrXj

Youtube kanalıma üye olursanız süper sevinirim!..

Podcast sevenler içinse bugün öğleden sonra kanallara yüklenmeler tamamlanmış olacaklar. Google Podcast, Apple Podcast, Spotify, Stitcher ya da Soundcloud üzerinde ‘Bora Özkent’le Haddini Aş’ diye arama yaparsanız benim güzel sesime ulaşabilirsiniz:)

Her zamanki gibi yorum ve tepkilerinizi heyecanla bekliyorum.

Dağa Yeniden Tırmanmaya Var mısınız?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Kariyerinizde belli bir yere geldiniz. Belki zirvede değilsiniz ama karanlık dağ diplerinden de kurtulmuş durumdasınız.

Standartlarınızdan memnunsunuz, faturalarınız ödeniyor, yılda üç hafta izninizi düzgünce kullanabiliyorsunuz.

Ama mutlu değilsiniz

Ve bunun nedenini kendinize bile itiraf etmekten korkuyorsunuz.

Oysa mutsuzluğunuzun nedeni çok açık; işinizden sıkılmış durumdasınız.

İşinizi iyi yapıyorsunuz.

Hatta o kadar iyi yapıyorsunuz ki, çok fazla çalışmanıza bile gerek kalmıyor. Tecrübeniz sayesinde olağanüstü verimli bir şekilde görevlerinizi tamamlıyorsunuz.

Zaten tam bu yüzden sıkılıyor, yeni şeyler öğrenmenin o zorlayıcı hazzını özlüyorsunuz.

Biz insanlar yeni şeyler öğrenmek için tasarlanmış varlıklarız.

Bir ömür boyunca tek bir işi yapmak insan doğasına aykırı. Öyle hayatlar mesela karıncalara uygun, insanlara değil.

Bunu hobilerle telafi edenler var. Ama bu içlerindeki açlığı doyuruyor mu emin değilim.

Bence yeni işler denemelisiniz.

Ama bunun için belki de üçte ikisini tırmandığınız dağdan tekrar dibe inmeyi ve bu kez başka ve bilmediğiniz bir patikadan tırmanmayı göze almalısınız.

Korkutucu değil mi? Peki ama kim size zaman zaman korkutucu şeyler yapmadan tatmin edici bir hayat yaşayabileceğinizi söyledi ki?

İş Arayan Okurlarıma Tavsiyem Var!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Bazıları için uygulamasının zorluğunu bilmekle birlikte, iş arayan okurlarıma küçük bir tavsiyem var: Çalışın!

Kendinizi geliştirmek için çalışın!

Yabancı dilinizi veya kod yazmayı öğrenin, inovasyon ve yaratıcılık gibi yeni çağın kritik becerilerini kazanın ve tabii fiziğinizi geliştirin…

Bugün en başta Youtube ve Podcast olmak üzere o kadar çok dijital ücretsiz öğrenme ortamı var ki, kendinizi geliştirmek için bir bilgisayar ve bir internet bağlantısı yetiyor da artıyor bile.

Ve işsizlik size kendinizi geliştirmeniz için büyük bir fırsat sunuyor olabilir aslında.

Belki hatırlayanlarınız vardır. 1999’da ABD NBA Basketbol Ligi yaşanan bir lokavttan dolayı ancak Şubat ayında başlayabildi.

Bu uzun süreli ve sonu belirsiz süreçte pek çok basketbolcu yan gelip yatar ve geleceği hakkında kararlar bağlarken, Kobe Bryant her gün antrenmana devam etti ve lokavtın sürdüğü aylar boyunca 100.000 şut attı.

Evet tam 100.000 şut.

Lokavt bitip de ligler başlayınca Kobe takımı Lakers ile birlikte 2000, 2001, ve 2003 yıllarında ardı ardına şampiyonluklar yaşadı.

Sizce tesadüf mü?

Hadi siz de şimdi üstünüzdeki durgunluğu atın ve hemen kendinizi geliştirmeye başlayın.

Atalarımız boşuna işleyen demir ışıldar dememişler. Siz de ışıldamaya başlayın, işler o zaman düzelecek!

Üniversite Seçimi Yapan Gençlere Çağrı!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Sevgili Gençler,

Ne yazık ki size iyi bir eğitim vermeyi başaramıyoruz.

Üniversite girişi sınavlarındaki sonuçlar bir skandal.

Ama bundan utanması gereken sizler değil, biz yetişkinleriz.

Seçtiğimiz yöneticilerin başınıza sardığı bu felaketi önleyemedik.

Hepimiz adına samimiyetle özür diliyorum.

Ama aranızda bazılarınız var ki bize rağmen müthiş işler başaracaksınız. Özellikle de matematik, fizik, kimya gibi pozitif bilimlerde ilerlemek isteyen parlak gençlerimizi inanılmaz bir dönem bekliyor.

Siz yeteri ki çok çalışmaya devam edin. Her şeye rağmen başarılı olmayı başaran sizin gibi gençlere tek tavsiyem var; kendinizi dünyayı değiştiren şirketlerde çalışacak şekilde hazırlayın.

Yapay zeka, mikrobiyoloji, alternatif enerji, alternatif gıda, uzay, genetik ve mobilite gibi alanlarda çalışan uluslarası firmaları kendinize hedefleyin.

Bu şirketlerin aradığı elemanların niteliklerini araştırın ve bir gün oralarda çalışacak şekilde kendinizi hazırlayın.

Mesela fotoğraftaki ilan Elon Musk’ın beyin hackleme girişimi Neurolink’in aradığı pozisyonları gösteriyor. Buralara hazırlayın kendinizi.

Eğer inanır ve çok çalışırsanız bize rağmen dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye çalışan kahramanların arasına katılabilirsiniz.

Başarının En Önemli Anahtarı: “Zaman Tercihi”

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Şu hayatta çocuğunuza öğretmeniz gereken en önemli kavram, hayatındaki tüm kararlarında “zaman tercihi”ni doğru yapması olmalı.

Zaman tercihi, bugün alınacak bir sonucu gelecekte alacağınız sonuca tercih etme oranınız.

Bu oran çok yüksekse hemen alacağınız bir sonuç uğruna gelecekte alabileceğiniz daha iyi bir sonuçtan vazgeçiyorsunuz demektir.

Mesela düzenli olarak para biriktirip yatırım yaparak gelecekte refaha kavuşmak yerine, anlık arzularımıza yenilip tüm paramızı hemen bugün son kuruşuna kadar harcamak böyledir.

Kısa vadeli hazzı uzun vadeli sonuçlara tercih edenlerimiz maalesef çoğunlukta.

Çünkü bizler sonuçta ölümlü yaratıklarız. Ve bilinmeyen bir gelecek yerine bugün hemen sonuç almayı istememiz insani bir zayıflık.

Sorun şu ki hayatta her türlü harika şey uzun vadeli, yorucu ve yıpratıcı yolculukların sonunda ortaya çıkabiliyor.

Başarılı girişimler, sanat şaheserleri, atletik vücutlar, büyük servetler, iyi eğitimli çocuklar, yüksek verimlilikteki çiftlikler ve hatta mutlu evlilikler hep uzun vadeli bakışın eserleri.

Toplumun geneli ve özellikle de gençlerimizde gittikçe kısa vadeli hazzın daha da fazla prim yaptığını gözlemlediğimden bu yazıyı yazma ihtiyacını duydum.

Aman deyim zaman tercih oranınızı düşürün. Çünkü başarının tek ve en önemli anahtarı bu.

Uzlaşarak İnovasyon Olmaz!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Danışmanlık verdiğim pek çok kurumda uzlaşmaya aşırı önem verildiğini görüyorum.

Uzlaşma insani ilişkiler için yararlı elbette. Ve büyük kurumlardaki yüzlerce insanın uyum içinde çalışması için de öyle.

Ama uzlaşma inovasyonun azılı düşmanı.

Eğer gerçekten ilginç bir inovatif fikriniz varsa mevcut düzene, anlayışa ve uygulamalara kökten karşı çıkıyorsunuz demektir.

Bu karşı çıkış aynı zamanda etrafınızdaki insanların iş yapma şekillerini, alışkanlıklarını ve görev tanımlarını da kapsayacaktır.

Bu kadar çok şeye karşı çıkarken herkesle uzlaşmak asla ama asla mümkün değildir.

Onun yerine yapmanız gereken fikrinizi hayata geçirmek için ihtiyacınız olan bir kaç insanı kendinize inandırmak, diğerlerinin ne dediğine ise tamamen kulak tıkamaktır.

Başarılı startupları büyük kurumlardan ayıran en önemli unsur da bu zaten.

Startuplarda bir araya gelen ve kafasına dikine giden bir avuç gencin uzlaşmadan uzak inatçılığı büyük fikirleri hayata geçiriyor.

Departmanlar arası uzlaşmayı bir numaralı öncelik olan büyük kurumların radikal fikirlerde hep başarısız olmasının nedeni de bu.

Uzlaşmanın çok önemli olduğu durumlar var. Ama inovasyon kesinlikle bu durumlardan birisi değil anlayacağınız.