Başarının En Önemli Anahtarı: “Zaman Tercihi”

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Şu hayatta çocuğunuza öğretmeniz gereken en önemli kavram, hayatındaki tüm kararlarında “zaman tercihi”ni doğru yapması olmalı.

Zaman tercihi, bugün alınacak bir sonucu gelecekte alacağınız sonuca tercih etme oranınız.

Bu oran çok yüksekse hemen alacağınız bir sonuç uğruna gelecekte alabileceğiniz daha iyi bir sonuçtan vazgeçiyorsunuz demektir.

Mesela düzenli olarak para biriktirip yatırım yaparak gelecekte refaha kavuşmak yerine, anlık arzularımıza yenilip tüm paramızı hemen bugün son kuruşuna kadar harcamak böyledir.

Kısa vadeli hazzı uzun vadeli sonuçlara tercih edenlerimiz maalesef çoğunlukta.

Çünkü bizler sonuçta ölümlü yaratıklarız. Ve bilinmeyen bir gelecek yerine bugün hemen sonuç almayı istememiz insani bir zayıflık.

Sorun şu ki hayatta her türlü harika şey uzun vadeli, yorucu ve yıpratıcı yolculukların sonunda ortaya çıkabiliyor.

Başarılı girişimler, sanat şaheserleri, atletik vücutlar, büyük servetler, iyi eğitimli çocuklar, yüksek verimlilikteki çiftlikler ve hatta mutlu evlilikler hep uzun vadeli bakışın eserleri.

Toplumun geneli ve özellikle de gençlerimizde gittikçe kısa vadeli hazzın daha da fazla prim yaptığını gözlemlediğimden bu yazıyı yazma ihtiyacını duydum.

Aman deyim zaman tercih oranınızı düşürün. Çünkü başarının tek ve en önemli anahtarı bu.

2020’de İnsan Beyni Makinalara Bağlanacak

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Bu sabah 6’da Elon Musk’ın Neurolink isimli girişiminin çok önemli bir sunumu vardı. Sizler için izledim ve yorumladım.

Musk ve Neurolink ekibi eğer gerekli izinleri alırlarsa insanlar üzerinde deneyecekleri, beyinle makinalar arasında geniş bant iletişimi sağlayan teknolojiyi geliştirdiklerini iddia ediyorlar.

Bu iddianın doğru çıkması durumunda çeşitli beyin rahatsızlıklarından muzdarip insanların yaşam kalitesi artacağı gibi, insan beyni ile yapay zekanın işbirliği yapması da mümkün olacak.

Gelişmeler inanılmaz, buyrun anlatıyorum.

Uzlaşarak İnovasyon Olmaz!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Danışmanlık verdiğim pek çok kurumda uzlaşmaya aşırı önem verildiğini görüyorum.

Uzlaşma insani ilişkiler için yararlı elbette. Ve büyük kurumlardaki yüzlerce insanın uyum içinde çalışması için de öyle.

Ama uzlaşma inovasyonun azılı düşmanı.

Eğer gerçekten ilginç bir inovatif fikriniz varsa mevcut düzene, anlayışa ve uygulamalara kökten karşı çıkıyorsunuz demektir.

Bu karşı çıkış aynı zamanda etrafınızdaki insanların iş yapma şekillerini, alışkanlıklarını ve görev tanımlarını da kapsayacaktır.

Bu kadar çok şeye karşı çıkarken herkesle uzlaşmak asla ama asla mümkün değildir.

Onun yerine yapmanız gereken fikrinizi hayata geçirmek için ihtiyacınız olan bir kaç insanı kendinize inandırmak, diğerlerinin ne dediğine ise tamamen kulak tıkamaktır.

Başarılı startupları büyük kurumlardan ayıran en önemli unsur da bu zaten.

Startuplarda bir araya gelen ve kafasına dikine giden bir avuç gencin uzlaşmadan uzak inatçılığı büyük fikirleri hayata geçiriyor.

Departmanlar arası uzlaşmayı bir numaralı öncelik olan büyük kurumların radikal fikirlerde hep başarısız olmasının nedeni de bu.

Uzlaşmanın çok önemli olduğu durumlar var. Ama inovasyon kesinlikle bu durumlardan birisi değil anlayacağınız.

Yıkıcı İnovasyon Dinamikleri

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Bir yatırımcı ve iş insanı olarak beni en şaşırtan konulardan birisi en akıllı insanların bile “yıkıcı inovasyon”un dinamiklerini kavrayamamaları.

Dün Tesla’nın Almanya’daki süper hızlı büyümesinden bahseden bir yazı paylaştım.

Tepkiler Tesla’nın çok küçük olduğu, satışlarının hızla artmasının pek bir şey ifade etmediği ve zaten Almanların da eninde sonunda başarılı elektrikli otomobiller üretecekleri şeklindeydi.

Tam da Apple Iphone ile ortaya çıktığında pek çok insanın Nokia’nın mutlaka Apple’i yeneceğine, Iphone’un küçük yaramaz oyuncu olarak piyasadan silineceğine inandığı gibi.

Sonra neler olduğunu grafik çok güzel anlatıyor:)

Oysa yıkıcı inovasyonlar hep yeni oyuncunun küçük bir pazar payını kapması ile başlar.

Büyüklerse yeni oyuncuyu küçümserler ve onun öğrenme sürecindeki acılarına katlanmak istemediklerinden eski iş modellerine sarılmaya devam ederler.

Sanıldığının aksine Alman üreticilerin elektrikli otomobil hazırlıkları çok zayıf.

Audi Etron,Jaguar IPace gibi örneklerin henüz Tesla’nın 2012 enerji verimliliklerini yakalayamadılar. Ayrıca bu modellerde büyük zararlar ediyorlar, Tesla ise son 3 çeyreğin ikisinde kar etmeyi başardı.

Zaman kimin haklı olduğunu ortaya çıkaracak elbet ama inovasyon tarihi “o fakir dediğin genç” hikayeleri ile dolu:)

Tesla 2.Çeyrekte Satış Rekoru Kırdı

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Dün gece Tesla’nın Nisan-Mayıs-Haziran aylarını kapsayan 2. çeyrek satışları açıklandı ve yer yerinden oynadı.

Tesla 2019 2.çeyrekte 95.200 araç satarak en iyimser beklentileri bile çok ama çok aştı.

2018 2.çeyrek Tesla satışlarının 40.750 adet olduğunu hesaba katarsanız şirketin yıldan yıla büyüme oranının %233 olduğunu görürsünüz ki bu Ford T’den beri otomobil tarihinde görülmüş bir fenomen değil.

Tesla’nın büyüme hızını biraz daha güzel ifade edebilmek için kurulduğu günden bu yana 2. çeyrek satışlarını sunmak istiyorum (Üretim rakamlarını da içeren 2.çeyrekler büyüme eğilimi grafiğini de ayrıca sunuyorum):

  • 2019 2.Çeyrek: 95,200
  • 2018 2.Çeyrek: 40,740 2
  • 017 2.Çeyrek: 22,000
  • 2016 2.Çeyrek: 14,370
  • 2015 2.Çeyrek: 11,532
  • 2014 2.Çeyrek: 7,579
  • 2013 2.Çeyrek: 5,150
  • 2012 2.Çeyrek: 12
  • 2011 2.Çeyrek: 0

Üssel büyüme ya da yıkıcı yaratım tam da böyle bir şey işte.

Tesla’nın doğrudan rekabet içinde olduğu Porsche, BMW ve Mercedes 2019 Haziran ayında ABD satışlarını bir önceki yılın aynı dönemine göre sırasıyla ancak %6, %4 ve %1 oranında artırabilirken Tesla’daki artış tam %156. Diğer tüm lüks markalarda ise düşüş var.

Bilmem daha fazla rakam vermeme gerek var mı?

Gelmektedir gelmekte olan:)

Nasıl Bir Yerli Otomobil?

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Yerli otomobil projesi konusunda pek bir bilgi akışı yok.

En son çizimlerinin tamamlandığına dair bir haber almıştık. Daha önceleri basına sızan fotolarda da elektrikli bir sedan üzerinde çalışıldığını öğrenmiştik.

Ben sedanlar yerine resimde örneğini paylaştığım minik şehiriçi otomobilleri üretmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Trafik yoğunluğundan bunalan büyük şehirlerimize ilaç gibi gelecek bu araçları üretmek daha kolay olacak, daha az AR-GE ve sermaye yatırımı gerektirecektir.

Elektrikli otomobil pazarının lideri Tesla’nın şu ana kadar 28 Milyar Dolar sermaye çektiğini ve 10 yılı aşkın bir süredir AR-GE yaptığın düşünürseniz işimizin ne kadar zor olduğunu daha kolay görebilirsiniz.

Resimdeki Mercedes Smart tabanlı Baojun E100 adlı minik elektrikli canavarın 155 mil menzili var ve fiyatı da sadece 7200$’dan başlıyor mesela.

Şahane değil mi? Ne dersiniz?

Tam Otonom Robotaksiler Hizmet Vermeye Başladı

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Uber’in ABD’de en büyük rakibi olan Lyft Arizona’nın belli bölgelerinde Google’un Waymo girişimi tarafından geliştirilen tam otonom robotaksilerle hizmet vermeye başladı.

Şimdilik sürücü koltuğunda hala bir insan sürücü her ihtimale karşı oturuyor ve hizmet sadece Lyft-Waymo tarafından daha önce test edilmiş sınırlı bir alanda veriliyor.

Arizona’da Uber ve Lyft’in sürücülü hizmetlerinde bir millik yolculuğun maliyeti 80 Cent civarında, otonom araçlarla bu maliyetin 20 Cent’in altına ineceği öngörülüyor.

Bizde mi neler oluyor?

Bizde Uber gibi hizmetlerin tamamı yasak. Sarı taksi sahiplerinin mafyası memleketin yüzyılın en büyük devrimlerinden birisinin dışında kalmasını başardı.

https://www.cnbc.com/2019/06/27/waymo-makes-autonomous-vehicles-available-to-lyft-riders.html?__source=twitter%7Cmain

Tesla BMW’yi Batırıyor mu?

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Eylül 2018’de “Tesla BMW’yi Batırabilir mi?” diye bir yazı yazmıştım. Benimle epey dalga geçen, hatta fikirlerimi düpedüz aşağılayan epeyce okurum olmuştu. Linki şurada: https://boraozkent.com/2018/09/19/tesla-bmwyi-batirabilir-mi/

Şimdi aradan sadece 9 ay geçti ve BMW CEO’sunun düşen satışlar (ki bunların aslan payı Tesla Model 3’e gidiyor)ve elektrikli otomobil stratejisindeki hatalar nedeniyle işten atılma ihtimali konuşuluyor.

Aşağıdaki makale Alman Handelsblatt sitesi tarafından yazılmış ve Teslarati tarafından İngilizce’ye çevrilmiş. Makale CEO Harald Krüger’in ortaklar tarafından Temmuz’da gönderilebileceğini anlatıyor.

i3 gibi bir hilkat garibesi ile elektrikli otomobil piyasasında var olabileceğine inanmanın bir bedeli vardı elbette. Şimdilik bu bedeli sadece CEO ödeyecek, eğer BMW böyle gitmeye devam ederse etkilerinin daha da büyüyeceği kesin. Gelmektedir gelmekte olan.

Otomobil Üretmeye Çalışmak Geçmişe Yatırım Yapmak Demektir!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Neden yerli otomobil üretmeye değil de yapay zeka becerilerimizi geliştirmeye odaklanmalıyız konusunda size ilginç bir bilgi sunmak istiyorum.

General Motors 2018 yılında 147 Milyar$ dolar ciro yaptı. Buna karşın halka açık olan bu şirketin değeri sadece 49 Milyar$.

Aynı General Motors 2016 yılında otonom sürüş için yapay zeka çözümleri geliştiren Cruise isimli firmanın tamamını 1 Milyar$’a satın aldı.

Cruise yakın zamanda 19 Milyar$ değerleme üzerinden yeni fon topladı.

Yani Cruise’in değeri koskoca General Motors’un %39’una erişmiş durumda. Ve üstelik Cruise daha bir dolar bile ciro yapmadı.

Sözün özü: Otomobil üretmeye çalışmak geçmiş yatırım yapmak demektir! Yapay zeka gibi teknolojilere odaklanmak ise geleceği inşaa etmek!

Artık yanlış tercihler yapmaktan vazgeçsek mi ülkece?

Haddini Aş Hikayeleri 5: Freddie Mercury

(Okuma Süresi: 5 Dakika)

‘’Ben star olmayacağım, ben efsane olacağım.’’ Diyerek atıyor hayallerine giden yolda adımlarını.

Yaşamayı çok seven ve içinden geldiği gibi yaşayan, işini büyük bir coşkuyla yapan bir adam. Dünyanın gördüğü en büyük vokallerden…

Tanzanya’nın Zanzibar adasında doğuyor Freddie. Okula gitme zamanı gelince ailesi iyi bir eğitim alsın diye Hindistan’a bir yatılı okula gönderiyor ve o zamanlardan sanata, özellikle müziğe olan yatkınlığı ortaya çıkıyor. Sanat ve sporla ilgili derslerde büyük başarılar sergilerken matematik ve fen derslerinde hem ilgisiz hem de başarısızdı.

Müziğe olan tutkusu gittikçe artıyor o dönem… Ve 7 yaşındayken ailesini ikna ederek piyano dersleri almaya başlıyor. Çok utangaç bir çocuk olmasına karşın piyanonun başına geçtiğinde bambaşka bir insana dönüşüyordu. Hatta ilk grubu da okuldayken kurduğu ‘’The Hectics’’.

Freddie 17 yaşındayken Zanzibar’da çıkan bir iç savaş yüzünden ailesi onu da alıp İngiltere’ye yerleşiyorlar. Bu taşınma ailesini üzse de Freddie gayet mutluydu ve orada büyük işler yapacağının hayaliyle yaşıyordu. Çok büyük bir fırsattı onun için.

Resim ve müzikte çok iyi olmasına rağmen, bu alanlarda akademik bir geçmişi olmadığı için İngiltere’de konservatuvara kabul edilmiyor. Onun yerine teknik bir okula yazılıyor. Ama müzikten vazgeçmiyor tabii ki. Queen’e katılmadan önce 2 kez kendi grubunu kuruyor, küçük yerlerde sahne alıyorlar.

Queen’e Dahil Olması

Aslında grubun ismi o zamanlar ‘’Smile’’ ve grubun üyelerinden Tim Stafell, Freddy’nin birlikte çokça zaman geçirdiği yakın arkadaşıydı. Grubu dinlemeye, konserlerine de sıkça giderdi. Smile müzikal ve tiyatral bir gruptu. Değişik kostümler giyip sahnede şov yapıyorlardı ve bu tam da Freddie’nin istediği şeydi aslında. Kendi tarzına çok yakın buluyordu grubun tarzını.

Tim staffell bir gün daha büyük işler için Smile’dan ayrılacağını söylemesiyle Freddie gruba katılmak için adım atıyor, grubun diğer üyelerine hayallerinden, planlarından bahsederek onları etkilemeyi ve ikna etmeyi başarıyor.

Hemen çalışmalara başlıyorlar tabi. Fakat bir şey eksikti; grubun ismi. Birçok alternatif türetilse de en etkili öneri Freddie’den gelir: QUEEN

Bu isimle ilgili şunları söylüyor: ‘’Queen’in konsepti kral ve kraliçelerle ilgili, göz kamaştırıcılık bizim bir parçamız ve biz beyefendi olmak istiyoruz.’’ Ve aslında bu tanımla Queen’i diğer rock gruplarından ayırmış oluyor.

Ve Şov Başlıyor!

İsimlerini duyurana kadar yerel konserlerde performanslarını sergiliyor, henüz tanınan bir grup olmadıkları için kendi şarkılarını çok çalamıyorlardı konserlerinde. Zamanla üniversite çevrelerinde yavaş yavaş ünlenmeye ve davetler almaya başlıyorlar.

İlk albümlerini 1973’te kendi imkanlarıyla çıkarıyorlar, fakat pek ses getirmiyor. Asıl dönüm noktası, albümden sonra çıkardıkları single olan ‘’keep yourself alive’’… Çünkü bu şarkı Londra radyolarında çalınmaya başlıyor.

Ertesi yıl tam 3 adet albüm çıkarıyorlar ve artık gittikçe ünleniyor, televizyon programlarına davet alıyorlardı. Dördüncü albümleri kendilerini dünyaya tanıtacak, son yılların en büyük hitinin yer aldığı albümdü. İlk çıktığı anda büyük ses getiren ve sonraki yıllarda dahi rock tarihinin en iyi şarkısı olarak kabul görecek Bohemian Rhapsody bu albümdeydi.

Tüm Kuralları Yıktıkları Şarkı: Bohemian Rhapsody

Freddie mercury tarafından yazılan şarkı ilk başta prodüktörler tarafından pek tutulmuyor. Çünkü onlara göre bir şarkının hit olabilmesi için süresi üç dakikayı geçmemeliydi, fakat bu şarkı tam altı dakikaydı ve şarkıyı kısaltmaları isteniyor.

Ve Queen’in cevabı: “Bu şekliyle kullanın, şarkıda hiçbir kısaltma yapmayacağız.”

Şarkı sevilse de kimse hit olabileceğine ihtimal vermiyordu.

Freddie bir gün albüm çıkmadan önce, şarkının bir kopyasını dinlemesi için radyocu arkadaşına veriyor. Fakat single çıkana kadar çalmaması için de sıkı sıkı uyarıyor. Arkadaşı şarkıyı dinledikten sonra Freddie’yi arıyor ve şarkının mükemmel olduğunu, radyoda sadece bir kez çalmak istediğini söylüyor ve ikna ediyor. İnsanların tepkisini ölçmek istiyor aslında. Ertesi gün şarkı radyoda çalındığında dinleyiciler tarafından o kadar iyi tepkiler alıyor ki… Düşünün albüm henüz çıkmadan tam yüz bin sipariş alıyor ve çıktığı gibi İngiltere listelerinde birinci sırada yerini alıyor. Ayrıca yine bu albüm, İngiliz plak enstitüsü tarafından ‘son 20 yılın en iyi albümü’ seçiliyor.

Öyle ki ‘’hit olması imkânsız’’ dedikleri şarkı, müzik ile ilgili birçok sitede hala dünyanın gelmiş geçmiş en iyi şarkısı olarak gösteriliyor.

Ürettikleri şeye sonsuz inançları vardı onların ve kimseyi dinlemediler, kurallara boyun eğmediler, inat ettiler…Sonunda yapmak istedikleri şeyle kendilerini tüm dünyaya kabul ettirdiler. Dünya çapında bir gruptu artık Queen.

Yorulmak Bilmeyen, İnatçı Bir Deha

Freddie, hayatı boyunca hiçbir zaman teknik eğitimi almamasına rağmen 100 yılın en iyi rock vokali kabul ediliyor. Çünkü o tutku duyduğu işi yapıyordu ve hiç de alçak gönüllü değildi. Hayallerinin peşinden inatla koştu ve bunlara tüm kalbiyle inanıp herkesi ikna etti.  Queen’i Queen yapan şarkıları, toplamda 72 şarkıyı tek başına yazıp düzenledi.

İşine inanılmaz bağlıydı. Bazı zamanla stüdyolarının önünden geçerken “dur aklıma bir şey geldi, 5-6 dakikada halledip geleceğim” deyip 6-7 saat boyunca içeride müzik aletleriyle uğraşırmış ve arkadaşlarını saatlerce beklettiği olurmuş.

Bununla da kalmıyor, şarkılarını yazmaya harcadığı zaman kadarını sahnedeki kostümlerini dizayn etmeye de harcarmış. Bir oturuşta 5-6 saat boyunca kostüm dizaynı yapar, tüm ayrıntılarına dikkat edermiş.

Ben Gidiyorum, Ama Şov Devam Etmeli

Freddie ölüm döşeğindeyken öyle bir şarkı yazıyor ki… ‘’Show must go on’’ diyor, yani ‘’şov devam etmeli.’’

Dinleyenin içini titreten bir parça. Yaşadığı duygularını öyle bir iletmeyi başarıyor ki karşı tarafa… Bazı şeylerin bittiğini, fakat ‘Queen’ efsanesinin bir şekilde sürmesi gerektiği söylüyor.

Vazgeçme eşiğine geldiğinizde, çok yorgun hissettiğinizde, yapılacak işler gözünüzde büyüdüğünde, dertleriniz, inanlar sizi bunalttığında açın bu şarkıyı ve ölmeden 6 hafta önce nasıl söylediğine bakın.

Hayatının sonlarına doğru yapılan bir röportajda şunları söylüyor: “Yeniden doğup dünyaya yeniden gelseydim yine aynı şekilde yaşayıp aynı şeyleri yapardım, hiçbir şeyden pişman değilim, hayatta alınacak her zevki yaşadım ve istediğim her şeyi deneyimledim, geride hiçbir şey bırakmadım”

Freddie Mercury, ‘’efsane olacağım!’’ diyerek çıktığı yolda, tüm sınırları zorladı, tüm kuralları yıktı, hiçbir zaman mütevazı olma gereği duymadı ve haddini öyle bir aştı ki… Ve evet, sesiyle, şarkılarıyla, hayatıyla efsane oldu.