Bayilik Hala Geçeri Bir İş Modeli mi?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Bayiler ana şirketlerin ürünlerini müşterilere ulaştıran dağıtım/satış kanalını oluşturur ve ana şirketin tahsilat/stok yönetimi/hizmet süreçlerini de kolaylaştırırlar.

Lakin bence dijitalleşmenin esas stratejik güç kaynağı olduğu günümüzde bayilik sistemlerinin rafa kaldırılması gerekiyor. Çünkü bayilik sistemleri emsalsiz müşteri deneyimlerinin önünü tıkıyorlar.

Bayiler -haklı olarak- kısa vadeli satış ve karlılığa odaklıyken, geri dönüşü uzun vadeli müşteri deneyimi projelerine candan destek vermeleri eşyanın tabiatına aykırı.

Ama başka sorunlar da var.

Bayilik sistemi ile çalışan şirketler nihai müşteri verilerini toplayamadıklarından CRM’verileri zayıf kalıyor, veri olmayınca yapay zekanın gücünden yararlanamıyorlar, omnichannel girişimleri karmaşık faturalama ilişkilerine tosluyor ve dijital satış kanalları kurmaktan da çekiniyorlar.

Dijitalleşme bayilere olan ihtiyacı azaltan ve müşterilere direkt ulaşabilen firmaların elini güçlendiren araçlar sunuyor bugün. Kendi mağazalarına ve dijital satış kanallarına sahip şirketlerin oyunu kazanacağı bir döneme giriyoruz.

Eğer harika bir dijitalleşme projesine “ama bayilerimiz buna kızar!” diye itiraz edilen bir şirketseniz bayilik sisteminizi gözden geçirme zamanınız geldi demektir.

Dijitalleşme O Bildiğiniz SAP Projelerinden Değil!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

SAP Almanların geliştirdiği muhasebeden, üretime, planlamadan, satışa kadar bir şirketin tüm işlerini dijital olarak entegre eden dev bir yazılım. SAP’e benzer oyuncular arasında Oracle gibi devler ve Logo gibi yerli girişimler var.

Bu yazılımların temel işlevi şirketlere mevcut işlerini daha verimli yapmalarına yardımcı olmak. Ve bu konuda çok başarılılar.

Dijitalleşme ise verimliliğe değil, yenilikçi iş modellerinin önünü açmaya ve bu sayede hızlı büyüme fırsatlarını yakalamaya odaklı.

Mesela otomotivciler SAP sayesinde verimliliklerini yükseltirken, UBER dijitalleşme sayesinde insanları taşımanın yepyeni yollarını keşfediyor.

Kurumların kritik hatası dijitalleşmeyi SAP projeleri gibi yönetmeleri. Dijitalleşme sanki BT departmanının yürütmesi gereken bir ”proje“ gibi görülüyor.

Oysa dijitalleşme şirketin ortak ve yöneticilerinin ”bugün teknolojileri ile bu işi kursaydık ne yapardık“ sorgulamasıyla başlayan köktenci bir iş modeli bakış açısını gerektiriyor.

Mesela Hilton yöneticileri verimlik artışları ile övünürken, AirBnb gecede 2 Milyon kişiyi sıfır maliyetle konaklatıyor dijitalleşme sayesinde.

Şirketinizdeki dijitalleşme girişimlerini hala SAP kafasıyla yönetiyorsanız işiniz zor anlayacağınız, benden söylemesi.

Kurumsallık Samimiyete Yeniliyor!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Ford elektrikli otomobili Mustang E Mach’yi büyük bir patırtıyla görücüye çıkarıldı geçenlerde.

Profesyonelce tasarlanmış, Ford’un her detayı en ince detayına kadar planlayan kurumsal yapısını yansıtan, epey de para harcanmış bir organizasyondu.

Oscar’lı Idris Alba’nın hem reklam filminde oynadığı, hem de toplantıyı modern ettiği Mach E tanıtımına, onlarca Ford yöneticisi katıldı ve özenle yazılmış metinlerine sadık kalarak açıklamalar yaptılar. Hip hop dansçıları filan da işin cabasıydı.

Daha sonra Tesla Cybertruck tanıtımı yapıldı.

Ancak son iki haftada geliştirilmiş tuhaf görüntülü bir kamyonet sahneye çıkarıldı. Aracın tasarımcısı önce balyozla girişti Cybertruck’a, sonra da kırılmaz dediği cama bir bilye fırlattı.

Ve cam kırıldı.

Ve Elon Musk ”Fazla mı sert attın?“ dedi ve gülerek ”bilye araca girmedi neyse ki!“ diye de ekledi. Sonra aynı hareketi arka cam için de tekrarladılar ve cam yine kırıldı. Ve Elon yine güldü.

Ve araç kırık camları ile sahnede kalmaya devam etti.

Kurumsallıktan uzak rezil bir sunumdu Elon’unki.Ama araç an itibarı ile 250.000 önsipariş almış ve grafikte de görüldüğü gibi Google aramalarında E Mach’ten çok daha fazla ilgi çekmiş durumda.

Ne dersiniz, aşırı kurumsallığın öldüğü bir döneme mi giriyoruz ne?

Çok Başarılı Girişimcilerin Ortak Özellikleri

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Çok başarılı girişimcilerin üç ortak özelliği var.

1) İsyankarlık: Mevcut durumdan hiç memnun değiller ve onu değiştirmek için büyük bir mücadeleye girmeye hazırlar.

2) Özgüven: Dünyayı değiştirebileceklerine tüm kalpleri ile inanıyor, bunu adeta bir sorumluluk olarak görüyorlar.

3) Merak: Bir işi yapmak için uzmanlaşmayı beklemiyorlar. “Bu iş daha şekilde farklı yapılamaz mı?” merakıyla yola çıkıp süreçte öğrendiklerinden ne yapacaklarını keşfediyorlar.

İşin kötüsü eğitim sistemleri bu üç temel niteliği kazandırmak için değil, köreltmek için tasarlanmış durumdalar.

#haddiniaş sloganıma inanıyorsanız kendi eğitiminizi kendi elinize almalısınız. Başka çaresi yok

Yapay Zeka Sistemlerinin Hesaplama Gücü Kullanımındaki Artış

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

OpenAI yapay zeka sistemlerinin (YZ) 1960’dan bu yana hesaplama gücü kullanımı artışlarını gösteren bir analiz yayınladı.

Sonuçları tek kelimeyle İNANILMAZ.

Araştırma 2012 yılına kadar YZ girişimlerinin hesaplama güçlerinin Moore Yasası eğrisi ile paralel olarak arttığını, yani 18 ayda bir ikiye katlandığını gösteriyor.

Derin öğrenme teknolojilerinin gündeme geldiği 2012 yılından itibaren yaratılan yapay zeka uygulamalarının bilgisayarların hesaplama gücünden yararlanma hızı ise, SIKI DURUN, sadece 3.4 AYDA BİR ikiye katlanıyor!

Bu inanılması zor üssel büyüme metriğinin etkisini şöyle anlatayım.

2012’den bu yana bu metrik 300.000 kattan daha fazla büyümüş. Metrik eğer Moore yasasına uysaydı sadece 7 kat büyüyecekti.

Yani yapay zeka dünyayı değiştiren ve dijital çağı yaratan Moore yasasından tam 45.857 kat daha hızlı gelişiyor. (Yazıyla: kırkbeşbinsekizyüzelliyedi kat).

Bu büyüme hızı devam ederse yapay zekanın bugünkü uygulamaları ile kıyaslandığında hayal bile edemeyeceğimiz üstünlükte yeteneklere kısa sürede ulaşması mümkün gözüküyor.

Bilgisayar çip teknolojilerinin bu inanılmaz hesaplama gücü talebine nasıl tepki vereceği de ayrı bir mesele tabii.

Yazı fazla mı teknik oldu biraz🤓

Araştırmanın daha da teknik detayları için:

https://openai.com/blog/ai-and-compute/#addendum

Tesla Nasıl Dünyanın En Değerli 3. Otomobil Üreticisi Haline Geldi?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Tesla (62.97 Milyar $) piyasa değeri olarak Mercedes’i (60.06 Milyar $) aşarak Toyota ve VW’den sonra dünyanın en değerli 3. otomobil üreticisi haline geldi.

Bu değişimin iki temel nedeni var:

Birincisi Tesla hissesinin karlı üçüncü çeyrek sonuçlarından beri yaşadığı ve değerine 20 Milyar dolar katan artış.

İkinci ve daha önemli neden ise dün Mercedes CEO’sunun yaptığı endişe verici açıklamalarla hissede yaşanan %5’lik düşüş.

CEO Ola Kallenius elektrikli otolara geçişin kar marjları üzerinde yarattığı baskıdan yakındığı açıklamasında, Daimler’in transformasyonunun en az iki yıl daha bilançosunu etkileyeceğini söyledi.

Daimler bu karlılık baskısından kurtulmak için aralarında 1100 civarında yöneticinin bulunduğu ve toplam sayısı açıklanmayan çalışanları işten çıkararak 1.4 Milyar dolar tasarruf etmeyi hedefliyor.

Öte yandan gelecek 2 yılda 20 yeni hibrit veya elektrikli model üretmeyi amaçlayan olan Mercedes bunu başarsa bile yeni AB kirlilik sınırlarına ancak erişebilecek gibi gözüküyor.

Hisse senedi fiyatları çok değişken olmakla birlikte Mercedes’in yaşadığı sorunun köklü ve yapısal olduğunu düşünüyorum.

Detaylar aşağıda. Siz ne düşünüyorsunuz?

https://www.bloomberg.com/news/articles/2019-11-14/daimler-ceo-faces-showdown-with-investors-amid-industry-shift

Ve Sonunda Uzaya Yatırım Yaptım 🚀🚀🚀

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Takipçilerim bilirler, zaman zaman uzay endüstrisinin gelişimi ile ilgili paylaşımlarda bulunuyorum. Çünkü uzayın geleceğin en önemli iş fırsatlarından birisine dönüşeceğine inanıyorum.

Bugün artık inandığım bu gelecek için somut bir yatırımım var. Richard Brandson’un uzay turizmi şirketi Virgin Galactic’in (NYSE:SPCE) hissedarı oldum.

Virgin Galactic 250.000 dolarlık ücretle insanlara uzay deneyimi yaşatacak bir turizm şirketi. Bugüne kadar 1.8 Milyar dolarlık Ar-GE yatırımları var. İlk turistik seferlerine 2020’de başlayacaklar.

Virgin Galactic’in mevcut piyasa değeri 1.8 Milyar dolar civarında. 600’a yakın insan depozitosunu yatırmış durumda ilk tur için. Sefer sayıları arttıkça maliyetlerin düşeceği ve işlerinin büyüyeceği öngörülüyor.

Elektrikli otomobiller, Bitcoin, sefer paylaşım hizmetleri, yapay zeka, suni et, genom editasyonu teknolojisi ve şimdi de uzay. Biraz riskli yatırımları seviyor muyum ne 🤪

Bir iyi şans dileğinizi alırım:)

https://www.cnbc.com/2019/11/09/how-to-invest-in-space-companies-complete-guide-to-rockets-satellites-and-more.html

Almanya’yı Bekleyen Büyük Yıkım

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Resimdeki tabloda Almanya’yı büyük bir yıkımın beklediğini görüyorum.

Almanya yılda 5.1 Milyon araç üretiyor ve bunun %78’ini ihraç ediyor. Otomobiller Alman ekonomisi ihracat fazlasının %50’sini, otomobil sektörü çalışanları ise toplam işgücünün %4’ünü oluşturuyor. Otomobil yoksa Almanya yok yani.

Gelgelelim UBER, Didi ve Lyft gibi araç paylaşım siteleri hızla büyüyor ve otomobil satın alma motivasyonu azaltıyorlar.

Kaldı ki bu hizmetler Tesla ve Google Waymo gibi oyuncuların otonom araçları geliştirmesiyle müthiş ucuzlayacaklar. Bu da otomobil satın almayı zamanla tamamen gereksiz kılacak. Çok daha ucuza bir yolculuk çözümü varken neden araba satın alınsın ki?

Peki otonom sürüşte Almanlar ne durumda?

Gerçek yollarda yapılan otonom araç testlerinde insan güvenlik sürücüleri var oluyor, bilgisayarın hata yapması durumunda müdahale etmek için buradalar.

Google Waymo testlerinde bu müdahale yalnızca her 11.154 milde bir kez gerekiyor. 2018’de Waymo 111 otomatik sürüş test arabasını kullanmış.

BMW ise yalnızca 5 araçla Kaliforniya’daki geniş çaplı saha testine katılıyor ve araçları ancak 4,6 mil yolu sürücü müdahalesi olmadan gidebiliyor.

Mercedes’in testlerdeki 4 aracı ise sadece 1,5 milden sonra sürücüye ihtiyaç duyuyorlar.

Ne diyorsunuz, yıkım geliyor mu?

Haddini Aş Hikayeleri 16: Netflix Nasıl Kuruldu ve Büyüdü?

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

Geçmişten günümüze medya ve televizyonculuk ne kadar büyük bir dönüşüm geçirdi değil mi?

Televizyonun her evde bulunmadığı, tek kanallı, siyah-beyaz yayıncılığın olduğu, bize ne sunulursa onu izlediğimiz dönemlerden geçtik. VCD, DVD, kasetler ile film izlediğimiz dönemlerimiz oldu. Sonra bilgisayarın ve internetin iyice yaygınlaşmasıyla internetten film indirip izleme dönemi geldi. Bir filmin inmesi için saatlerce beklediğimiz o karanlık dönem… Derken online film izleme sitelerinin çıkması ve gelişmesiyle biraz olsun rahatladık.

Sonra Netflix geldi, ‘’Ey izleyiciler, kurtaracağım sizi tüm bu çilelerden’’ diyordu adeta. 🙂

Bugün istediğimiz zaman, istediğimiz yerde, takılma veya indirme derdi olmadan dizi ve filmlerimizi izlediğimiz Netflix’imiz var artık.

Alanının en büyüğü olan Netflix, dünyada yaklaşık 150 milyon üyeye sahip bir online medya servis sağlayıcısı ve çok büyük bir kitlenin alışkanlıklarını değiştirmiş durumda.

Peki bunu nasıl başardı dersiniz?

Kuruluş ve Büyüme

Yıl 1997… DVD’nin henüz yeni çıktığı dönemler. Reed Hastings ve Marc Randolph DVD işinin ivme kazanacağını düşünerek bir DVD satış ve kiralama şirketi kuruyorlar. Hem de film kiralamak isteyenlerin her seferinde film dükkanına gitmek zorunda kalmayacağı bir şirket. Sadece izlemek istediklerini seçip Netflix ile iletişime geçmeleri yeterliydi. Seçilen filmler kargo ile izleyicilere gönderilecekti.

Yıl 1998… Netflix internet sitesini açıyor. Sonra bu site üzerinden bazı anket ve testler ile izleyicinin beğenilerini ve ilgi alanlarını analiz etmeye başlıyor. Çünkü izleyicinin ilgisini çekebilecek önerilerde bulunmayı amaçlıyorlar. Bu arada 30 çalışan ve 925 DVD ile hizmet veriyor ve kira başına ödeme alıyor.

Yıl 1999… Marquee Program isimli bir aylık ödeme sistemi başlatılıyor. 4 DVD aylık olarak 15,95 dolara kiralanabiliyor son teslim tarihi bulunmuyor.

Bu dönemlerde 100.000 DVD kiralamaya başlıyorlar ve kişiselleştirilmiş film öneri sistemi kullanmalarının faydalarını görmeye başlıyorlar.

Yıl 2000… Ve aylık sınırsız DVD kiralama sistemi aktifleştiriliyor.

İnsanlar film kiralama mantığını iyice içselleştirmişlerdi artık. Hatta Sinematik eşleşme sayesinde benzer profile sahip kullanıcılar birbirlerine film öneriyorlardı.

Yıl 2002 ve şirket halka açılıyor. 2005’e gelindiğinde dağıtım yerleri iyice artıp 2005 sonunda 4,2 milyon üye sayısına yükseliyor.

Yıl 2007… Netflix için dönüm noktası diyebiliriz. Şu anki modelinin şekillenmeye başladığı zamanlar, yani internet üzerinden yayına geçiliyor. Kullanıcıların istedikleri zaman istedikleri istedikleri yerden film izleyebilecekleri bir sistem. Üyelikte ise 6 saate kadar yayınlar için ücret 5,99 dolar, 18 saate kadar olan yayınlar için ücret 17,99 dolar olarak belirleniyor.

Yıl 2008… Rakipleri Apple ve Hulu’nun yükselişe geçmesiyle saati 1 dolara sınırsız yayın özelliği başlatılıyor. Yayın alanını genişletmek için Xbox 360 oyun konsolu, Blu-ray disk çalarlar ve TV set üstü kutularında yayın yapılması için tüketici elektroniği firmalarıyla ortaklığa gidiliyor. 2009’da ise PS3 oyun konsolu, internet bağlantılı televizyonlar ve diğer cihazlardan yayın yapmak için ilgili firmalarla ortaklığa gidiliyor.

Yıl 2010… Netflix’in IOS uygulaması yayına alınıyor.

2010’da Kanada’da, 2011’de Karayipler ve Latin Amerika’da, 2012’de başta İngiltere ve İrlanda olmak üzere Avrupa’da faaliyet göstermeye başlıyorlar ve bu dönemde hisse değerleri %200’den fazla artıyor.

Bu arada bir şey fark ediliyor: Yayınladıkları film ve diziler başka kaynaklarda da yayınlanıyor. Bu yüzden kendi yapımlarını piyasaya sunmaları gerektiğini düşünüyorlar ve “Netflix’ten başka yerde olmayan” dizi ve filmlere yoğunlaşıyorlar.

Ve gelsin Netflix Originals serisi!

Yıl 2013… İlk orijinal içerikleri olan House of Cards’ı yayınlıyorlar. Büyük ses getiren ve çok sayıda ödül alan bu dizinin de etkisiyle yıl sonuna kadar Netflix’in hisse senetleri 3 kat değerleniyor.

Ayrıca tek seferde beş profile kadar profil oluşturma özelliği de bu dönemde getiriliyor.

2014’te yayınlandığı ülke sayısı iyice artmış ve üye sayısı tüm dünyada 50 milyona ulaşıyor.

Yıl 2015… Epix ile olan ortaklıklarına devam etmek yerine orijinal içeriklere odaklanma kararı alıyorlar ve haliyle film kütüphanesinde de azalma oluyor. Sonrasında ilk büyük güncelleşme gerçekleştiriliyor.

Aynı yıl Netflix çalışanlarına sınırsız annelik babalık izni veriliyor ve sınırsız tatil imkânı da sunuluyor. Çünkü şirketin başarısının çalışanlarının mutluluğunu ile mümkün olduğunu söylüyor kurucularından Reed Hastings.

Yıl 2016… Çocuklar için özel içerikler kısmı aktifleştiriliyor.

İçeriklerin çevrimdışıyken de izlenebilmesi özelliği getiriliyor.

Yıl 2017… İnteraktif izleme seçenekleri aktif ediliyor. Black Mirror Bandersnatch buna bir örnek.

Yıl 2019… Son açıklanan verilere göre üye sayısı 150 milyona yaklaştı. Yani 20 yılda sıradan bir DVD kiralama şirketinden dev bir markaya dönüştü. 

Kurucuları Reed ve Mark tarafından dahice yönetilen bir şirket Netflix.

Neyi farklı yaptı bu adamlar?

  • Fırsatları çok iyi değerlendirdiler, dönüşüme hızlı ve çok akıllıca ayak uydurdular.
  • Yerelle yetinmediler, dünyaya açıldılar.
  • Ucuz fiyat politikasını benimsediler. Kurulduğu günden bu yana kaliteli ve reklamsız yayın yapılıyor ve rakiplerine göre fiyatları oldukça uygun.
  • Müşterilerini tanıyorlar ve onların memnuniyetine çok önem veriyorlar. Anket ve değerlendirmeler sonucu kullanıcı isteklerine göre hareket ediyorlar.
  • Yapay zekayı işe dahil ettiler. Derin öğrenme ve yapay zekadan yararlanarak insan beyninin nasıl çalıştığını çözmeye çalışan bir şirketten bahsediyoruz. Kullanıcıların izlediği içeriklerde neyi sevdikleri analiz ediyor ve buna uygun önerilerde bulunuyor. Bu arada kurucularından Hastings, Stanford Üniversitesi’nde yapay zeka alanında yüksek lisans yapmış.
  • Yenilikçi bir yönetim anlayışları var. Şirket çalışanlarına piyasanın üzerinde maaş veriyor ve çalışanlar maaşlarının ne kadarlık kısmını nakit veya stok opsiyonu alabileceklerine kendileri karar veriyorlar.

Çok Sevdiğim Hikayeler

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

2000 yılında girişimcileri Netflix’i dev video film kiralayıcısı Blockbuster’a 50$ milyon dolara satmak istemişler.

Netflix kurucularından Marc Randolph ”bize güldüler” diyor Blockbuster yöneticilerinin teklife tepkisini anlatırken.

Bugün Netflix’in piyasa değeri $127 milyar dolar. Blockbuster tabelası ise çalışanlarının sahiplendiği 1 adet sembolik mağazanın vitrinini süslüyor sadece.

2009’da Mercedes Tesla’ya 50 milyon dolar yatırım yaparak %10 hissesini almış. Bu para Tesla’nın 2008 finansal krizini atlatmasını sağlamış, yoksa şirket batıyormuş.

2014’e gelindiğinde Mercedes Tesla Model S’in kendi lüks araçlarına rakip olmaya başladığını düşündüğünden %10 hissesini yaklaşık 780 milyon dolara satmış. Kar hiç fena değil işin doğrusu: 730 milyon dolar.

Bugüne geldiğimizde ise Tesla 60.48, Mercedes ise 63.33 milyar dolar piyasa değerine sahipler. Yeni Mercedes hissesini satmasaydı karı 6 milyar doları bulmuş olacaktı.

Ama daha da önemlisi belki Mercedes Tesla ile işbirliğini sürdürse elektrikli araç üretiminde bu kadar geride kalmayacaktı. Kimbilir?

Siz de sevmiyor musunuz böyle hikayeleri:)

Haddini Aş Hikayeleri 15: Neri Oxman

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

Sanatın, tasarımın, bilim ve mühendisliğin tek bir insanda vücut bulmuş halini hayal edebiliyor musunuz?

Bu insanın büyük ölçekli bir değişim yaratmak için muazzam fikirleri var. Ortaya koyduğu eserlerle madde ile çevre arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlıyor adeta. Onun bir modeli var ve o da DOĞA.

Kim mi? Neri Oxman’dan bahsediyorum. Hikayesini okuduğunuzda vizyonuna ve misyonuna hayran kalacağınıza, birçoğunuza ilham vereceğine eminim.

1976’da İsrail’de doğan Neri, kendini şöyle tanımlıyor:

‘’Benim adım Neri ve ben bir sürü şeyim. Hayfa, İsrailde büyüdüm, mimari eğitimi aldım, tıp okudum ve şu anda MIT’de pröfesörüm.’’

Birbirinden ilginç çalışmaları, yepyeni malzeme türleriyle yaptığı tasarımlar ile tanınıyor Neri. Ekolojik ürünler ve 3D giydirilebilir teknolojiler alanında sıra dışı ve çok ciddi çalışmalar gerçekleştiriyor.

Neden bu alanlarda çalıştığını ve vizyonunu söylediği şu sözlerden anlayabiliriz:

‘’İnsanlar binlerce yıldır tuğlayla ve harçla, çelikle ve camla binalar yapıyorlar. Ama bu malzemelerin yanı sıra karbon fiber ve plastiği de geliştirdik. Bu malzemeler de gezegenimiz de bir iz bıraktı. Bundan kurtulmanın yolunu tasarlayabilir miyiz? Hayatta kalmak istiyorsak, bundan kurtulmanın yolunu tasarlamalıyız. Bundan sonra ne yapacağımıza karar vermek bize düşüyor.’’

‘’Ben doğa için, doğayla bir ve doğaya uygun yeni malzemeler tasarlamaya odaklanıyorum.’’

İnsanoğlu başından beri tek amaçlı malzemeler ile üretim yapıyor. Fakat artık bu çağda bambaşka olanaklara sahibiz.

Dünyadaki plastik kullanımını tamamen bırakabilmek için tamamen doğal materyallerden yapılacak biyo-uyumlu yapılar tasarlıyor, doğal çevreyle yakından bağı olan teknolojiler üzerinde çalışıyor Neri.

İşte çalışmalarından örnekler;

Sürdürülebilir Prensiplere Uygun Dijital Üretim Sistemi

Oxman ve ekibinin geliştirdiği bu sistemde, robotik 3B yazıcı ve sentetik biyoloji bir arada kullanılıyor.

Üretim malzemesi olarak okyanustaki asırlık kabuklulardan elde edilen su bazlı polimer kullanılıyor. Bu, okyanusta en bol miktarda bulunan yenilenebilir polimer ve gezegendeki ikinci en fazla bulunan polimer olan, eklem bacaklı ve kabukluların dış iskeletini ve kabuğunu oluşturan oldukça dayanıklı ve esnek bir organik madde olan kitinden yapılıyor.  

Bu sistemde üretilen her bir bileşen, hava ile temas etmesi halinde katılaşıyor, su ile temas ettiğinde ise biyolojik olarak bozunuyor. Yani atık olarak çevreyi tehdit etmiyor.  

Aşağıda gördükleriniz 3b baskı ile üretilmiş parçalar. Üretilen parçalar kolayca birleştirilebiliyor. Bu yüzden sistemin, geçici mimari bileşenlere sahip ürünler ve geri dönüştürülebilir ürünler için kullanılması söz konusu.

Vespers Serisi

Bu seri ise hayatın tasarlanabilmesi fikri ile hazırlanmış, genetik makyaj ve maskelerden oluşan bir seri.  

Aşağıda geleceğin giyilebilir arayüzler ve genetik makyajlarını hayal eden Oxman’ın Vespers serisinden metamorfoz aşamalarını görüyorsunuz.

Fiber Robot Ordusu

Kendi etraflarına fiberglas filament sararak tübüler yapıları inşa eden bir robot ordusu bu.

Ordudaki her robot birbiriyle aynı ve eş zamanlı çalışıyor. Maksimum 4,5 m yükseklikte, kendini taşıyan kompozit tüpler inşa etmek için fiberglas sargı sistem kullanılıyor.

Oxman, “Fiberler geleceğin tuğlaları. Fiberler; birimler, binalar ve ortamlar arasında veri taşıma ve transfer etme dahil olmak üzere, tüm ölçeklerde ve uygulamalarda, her yerde karşımıza çıkacak.” diyor.

Ekip, sistemi açık havada test ediyor ve 16 robot 4,5 metre yüksekliğinde bir yapı inşa etmeyi başarıyor. Kurulum ve üretim süreci ise totalde 12 saat sürüyor. Dokunan fiberlerin ürettiği bu yapı, sonbahar ve kış mevsimini kapsayan yedi ay boyunca hasar görmeksizin alanda varlığını koruyabildi.

Akustik Koltuk

Bu koltuk hem sıra dışı doku yüzeyi ile sesi emebiliyor hem de oldukça rahat ve sağlam.

İlham için ise her zaman olduğu gibi doğaya döndüklerini söylüyor Neri.

Yüzeyi 44 farklı özellikten oluşuyor. Sertliği, şeffaflığı ve rengi baskı uyguladığı vücut kısmına göre değişen materyallerden bastık. Tıpkı doğada olduğu gibi yüzeyi, fonksiyonuna başka bir parça ekleyerek değil, fakat hassasça materyalinin yapısını sürekli değiştirerek ayarlıyor’

Wanderer Koleksiyonu

Wanderer, 3 boyutlu yazıcılardan elde edilen ürünlerden oluşan, sanat, moda ve bilimin kesiştiği bir koleksiyon.

Yarattığı bu koleksiyon ile ilgili şunları söylüyor Neri:

”Gezegenler arası seyahatlerde sürdürülebilir yaşamı destekleyebilecek kıyafetler yaratmaya çalıştık. Bunu başarmak için bakterileri hem hapsetmeye hem de akışlarını kontrol edebilmeye ihtiyacımız vardı. Tıpkı periyodik tabloda olduğu gibi biz de kendi element tablomuzu yarattık. Bilgisayarlarla türetilmiş, 3 boyutlu basıcılarla basılmış ve biyolojik olarak birleştirilmiş yeni yaşam formları ürettik.”

”Irkımızın dünyada ve başka gezegenlerdeki geleceği hakkında tahmin yürütme, bilimsel mantığı bolca gizem ile birleştirme ve makine çağından uzaklaşıp vücutlarımız, içimizdeki mikroorganizmalar, ürettiğimiz ürünler ve hatta binalarımız arasında yeni simbiyotik bir çağa adım atma olanağı sağlıyor. Ben bu kavrama materyal ekoloji diyorum.”

Bunlar gibi daha birçok projesi olan Neri’nin günümüzün Leonardo Da Vinci’si olarak anılmasına şaşmamak gerek.

Bu noktaya gelene kadar çok fazla eleştiriye maruz kalsa da, vizyonunun peşinden koşmayı asla bırakmıyor.

İşine aşık, tutkuyla bağlı bu kadın insanlara çok saçma ve yapılması imkansız gibi görünen şeyleri başarıyor. Ve bizleri tasarım bazlı bir doğadan, doğa bazlı bir tasarıma geçirecek, yepyeni bir tasarımcı anlayışa davet ediyor.

”Einstein’in çok sevdiğim, meşhur bir sözü vardır. Hayatı yaşamanın iki yolu vardır. Birincisi, hiçbir şey mucize değilmiş gibi yaşamak. İkincisi ise her şey bir mucizeymiş gibi yaşamak. Ben ikincisiyim.”

– Neri Oxman

Otonom Sürüş Teknolojisi Neden Ölümlere Yol Açmadan Gelişemez?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Otonom araçlar trafik kazalarının en iyi çözümü olacaklar gelecekte. Ama o parlak geleceğe giden yolda otonom araçların karışacağı yaralanmalı ve ölümlü kazalar kaçınılmaz.

Bu ilginç paradoksu anlatıyorum videomda. Videoda hikayesini anlattığım otonom sürüşün gelişimi adına oğullarını ”şehit“ veren ailenin dramını yaşayacak başka insanlar da olacak ne yazık ki!