Yürüyen Ölüler Görüyorum!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Yaşamak sadece nefes alıp vermekten ve temel fiziksel ihtiyaçları karşılamaktan ibaret değildir.

Ya da olmamalıdır.

Evet belki dünya nüfusunun büyük bir kısmı için hala beslenmek ve temel fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak birer lüks. Ama ortalıkta bu işleri pekala çözmüş olan, ama yine de yürüyen birer ölü gibi gezinen o kadar çok insan var ki.

Yaşamanın ne demek olduğunu tarif edebilecek bir yaşam gurusu filan değilim, beni çok aşar.

Ama çok iyi bildiğim bir şey var: Sevmediğiniz bir işi yıllarca yapmaya devam ediyorsanız, geri dönülmesi her geçen gün zorlaşan bir zombileşme sürecindesiniz demektir.

Sık sık rastlıyorum sevmedikleri işin mesaisinde zombileşen, kimi zaman bunun farkında bile olmayan, kimi zaman ise süreci çaresizce kabullenmiş insanlara.

Belki onları zombi filmlerdeki tuhaf yürüyüşlerinden tanıyamazsınız ama yine de kimin zombileştiğini kokusunu almak oldukça kolay.

Zombiler öğrenme aşkını kaybetmiş, düşük enerjili, dost meclislerinde sarkastik, yöneticilerinin yanındayken ise ödlek ve asla fark yaratamayacaklarına inanan insanlar olarak çıkıyorlar karşıma.

Kendinize sormanız gereken soru şu: Yarın işte zombileşme yolunda bir adım daha mı atacaksınız, yoksa kaderinizi değiştirecek bir girişimde mi bulunacaksınız.

Seçim sizin.

İnsanlığın Acı Tablosu

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

1.5 milyar yetişkin insan 0.01$ ile 100$ arasında bir servete sahip. Neredeyse hiç bir şey satın alacak güçleri yok.

1.7 milyar yetişkin insan sadece 1.000$’lık bir serveti elinde tutuyor. Çok acil durumları borç almadan idare edebilecek durumdalar ancak.

Yani tam 3.2 milyar insan her sabah güne o günü atlatıp atlatamayacaklarını bilmeden uyanıyorlar.

Buna karşın 150 kişinin 10 milyar dolar ve 2 kişinin de 100 milyar dolar üzerinde servetleri var.

Bu kadar adaletsizliğin olduğu bir dünyada yine az çatışma ve savaş yaşıyoruz. Şükretmek lazım.

İnsanlığa Olan İnancımı Kaybetmek Üzereyim

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Şöyle şeyleri sık sık duyarız: ”Zaman en önemli ve en geri dönüşümsüz kaynak, değerini bilmek lazım.“

Bu pek bilgece sözün gerçek hayatta ne yazık ki pek karşılığı yok ama. İnsanoğlu zamanını çöpe atmanın yeni yollarını keşfetmekte pek mahir.

Resimde 3.Çeyrekte Twitch üzerinden oyun izlemeye harcanan saatler gösteriliyor. Kaynağa göre 3 ay içerisinde 223.4 milyon saat Fortnite izlenmiş mesela.

Bu kadar çok araştırılacak, öğrenilecek, geliştirilecek konu varken, 9.3 milyon adam/günlük kaynak başkalarının oynadığı Fortnite’i izlemek için harcanmış 3 ayda.

Ki günlük çalışma süresinin 8 saat olduğunu düşünürsek bu 27.9 milyon adam/çalışmagünü gibi dudak uçuklatıcı bir rakama geliyor. Ve bu sadece Fortnite ve sadece Twitch kanalı.

3 ayda 60 çalışma günü olduğunu varsayarsak 465.000 Adam/Ay’lık insani kaynak Fortnite izleyerek tüketmiş zamanını. Üstelik bu zaman tüketicilerininin büyük bir kısmının gençler olduğunu varsaymak da çok yanlış olmaz sanırım.

Hesaplamayı derinleştirdikçe insanlığa olan inancımı yitiyorum ben. Ya siz?

Gerçek Statü Sembolleri Nelerdir?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Sabahın erken saatlerinde bir plazanın lobisinde etrafımdaki insanları izlerken aklımdan geçen düşünceler:

Kendinize, sevdiklerinize ve sevdiğiniz şeyleri yapmaya ayırdığınız zaman gerçek statü sembolünüzdür.

Fiziksel şeylerle statü sembolleri yaratmak, modası geçmiş, antik çağlara yakışan bir anlayıştır.

Marka kıyafetler, pahallı saatler, lüks evler, havalı restoranlarda yenen yemekler statünüzü değil, zamanınızı boşa harcadığınızı ve hayat zevkinizin gelişmediğini gösterirler sadece.

Az alışveriş edin, az tüketin, bol tasarruf ve yatırım yapın, kendinizi sevmediğiniz işleri yapmaktan kurtarmak için erken emekliliğe hazırlanın derim ben.

Erken emeklilik çalışmamak demek değildir bu arada. Erken emeklilik sevmediğiniz şeyleri yapmaktan özgürleşmiş olmak demektir. Yoksa çok sevdiğiniz bir işiniz varsa elbette doya doya çalışabilirsiniz.

Erken emeklilik hayatı hakkını vererek yaşamak demektir. Ve bence erken emeklilik nihai statü sembolüdür.

Ne dersiniz?

Kimsenin Size Borcu Yok!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Pek çoğumuz hayatta istediğimiz yerde değiliz.Kariyerimiz ilerlemiyor, girişimimiz zararda, evliliğimiz sarsıntıda, çocuklarımız başarısız…

Ve pek çoğumuz bunlar için suçlayacak ve bize borçlu olan birilerini buluyoruz.

Kariyerimiz ilerlemiyor, çünkü yöneticimiz bize terfi sözünü tutmadı.

Girişimimiz para kaybediyor, çünkü seçtiklerimiz ekonomide sözlerini yerine getiremiyorlar.

Evliliğimiz sarsıntıda, çünkü eşimiz bize karşı anlayışlı ve sevecen değil.

Çocuklarımız okulda başarısızlar çünkü tembeller, oysa biz onlar için saçlarımızı süpürge ettik.

Çektiğimiz sıkıntıların nedeni olarak başkalarını suçluyor ve bize borçlarını ödememelerinden dolayı öfkelenerek günlerimizi geçiriyorsak…şey…üzgünüm ama… galiba… ömrümüzün sonuna kadar günlerimizi böyle geçirmeye devam edeceğiz!

Söylenmek, suçlamak, öfkelenmek… Kabul ediyorum, bunlar gayet insani tepkiler ve evet hepimiz zaman zaman haksızlıklara uğruyoruz.

Ama bazılarımızın haksızlıklar karşısında tepkisi farklı oluyor.

Başkalarını suçlamayı bırakıp harekete geçiyor bazılarımız. Kendilerini başkalarının insafına emanet etmekten vazgeçip, hayatlarının kontrolunu kendi ellerine alıyorlar. Suçlamak yerine eyleme geçiyorlar yani.

Peki siz hangisini seçiyorsunuz? Suçlamak mı, eylem mi?

Trendlere Kapılmayın!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Ağzının ortasına terlikle vurmak istediğim bir insan tipi var: Trend Köleleri.

Fotoda korkunç bir örneğini verdiğim trend köleleri hayatlarını en son trendlere göre şekillendiren tiplerdir.

Onları hemen tanırsınız. Çünkü trend obsesiyonları görüntülerine, davranışlarına ve dillerine şiddetle yansır.

Mesela yetişkin bir trend kölesi günde 4-5 kez şöyle cümleler kurabilir: “En büyük trend sağlıklı yaşam, mutlaka buna uygun ürün geliştirmeliyiz!”

“Dar paça bana yakışmamış mı diyorsun, ama son trend bu oğlum, sen ne anlarsın?”

“Arkadaşlar bu yıl en trendi Yunan Adası Patnos, ben yerimi ayırttım bile!”

“Girişimimiz son trend olan sharing economy kavramına uygun, bize mutlaka yatırım yapmalısınız!”

Aslında bu tiplerin beni sinir etmekten daha önemli bir sorunları var: Çok büyük ihtimalle hem iş hem de özel hayatlarında başarısız olacaklar.

Çünkü bir şey trend haline gelmişse çok rekabet oluşmuş demektir. Çok rekabetin olduğu ortamda da para kazanmak zordur, başarı rekabetsiz alanlar bulmaktan geçer.

Çok trend diye gittiğiniz yerlerde kazıklanır ve kalabalıktan dolayı berbat bir hizmet alırsınız. Trendlere uymak sizi farklılaştırmaz, tam tersine sıradanlaştırır.

Sloganı “Haddini Aş” olan bendenizin sıradanlaşmaya yaklaşımını da zaten biliyorsunuz 👊.

Orijinallik Yoksa Yaratıcılık da Yok!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Ne kadar az ”orijinal” insan var.

Özgün bir hayat tarzı, ilginç bir mesleği, giyiminden hobilerine ve düşüncelerine kadar toplumun genelinden ayrılan insanları kast ediyorum ”orijinal” derken.

Orijinallerin sayısı çok az, çünkü orijinal olmak çok zor.

Öncelikle kimse orijinal olmanızı istemiyor.

Toplum ve sistem sıradan insanlardan oluşan işgücüne, tüketiciye ve seçmene ihtiyaç duyuyor. Çünkü sıradanları yönetmek daha kolay.

Eğitim kalıplaştırma için var mesela, özgünleştirme için değil.

Bu kalıba sokan düzen, orijinal insan olmanın ikinci zorluğunu da doğuruyor: KORKU

”Sürüden ayrılanı kurt kapar!” zihniyeti ile büyütülen, ailesinden öğretmenlerinden, arkadaşlarından hep bu yönden telkinler alan bir ölümlünün, kendine özgü davranması ne büyük cesaret işi, değil mi?

Peki ama orijinallik şart mı? Yoo, değil tabii.

Pekala sıradanlığın sıcak kollarına kendinizi bırakıp mutlu mesut yaşamaya devam edebilirsiniz. Ya da mutlu mesut yaşadığınıza inanmaya.

Kalıpların ferahlatıcı bir yönü var elbette.

Ama şu ölümlü hayatta en ufacık bir fark yaratmak, yaşamaya değer bir hayat sürdürmek istiyorsanız orijinallik şart.

Çünkü orijinallik olmadan yaratıcılık olmuyor.

Ve yaratıcılık biz insanları diğer tüm canlılardan ayıran ve hayatı güzelleştiren en önemli özelliğimiz.

Başarılı Olmanın Sırrı: Doğru Alışkanlıklar Kazanmak

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Başarılı olmanın sırrını mı arıyorsunuz: Günlük alışkanlıklarınızı inceleyin.

Kulağınıza inanılmaz gelecek ama geleceğinizi okuyabilir, nasıl bir hayat yaşayacağınızı, ne iş yapacağınızı, görünümünüzü, gelirinizi ve fiziksel görünümünüzü tahmin edebilirsiniz.

Nasıl mı?

Bugünkü alışkanlıklarınızı inceleyerek tabii ki! Çünkü alışkanlıklarınız geleceğinizi belirliyorlar.

Doğru alışkanlıkları kazanırsanız hayal ettiğiniz geleceğe ulaşıyorsunuz. Aksi halde sizi güzel bir gelecek beklemiyor!

Beyaz Yakalılar İçin Özgürlük Yolu – 6

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Serinin 6. ve son videosuna geldik.

Bugünkü sizlerden gelen sorulara yönelik. Oldukça ilginç ve pek çok izleyicimin ilgisini çekebilecek sorunları yanıtlamaya çalışıyorum.

Serinin diğer videolarına YouTube kanalımdan ulaşabilirsiniz: https://www.youtube.com/channel/UCrXj

Youtube kanalıma üye olursanız süper sevinirim!..

Podcast sevenler içinse bugün öğleden sonra kanallara yüklenmeler tamamlanmış olacaklar. Google Podcast, Apple Podcast, Spotify, Stitcher ya da Soundcloud üzerinde ‘Bora Özkent’le Haddini Aş’ diye arama yaparsanız benim güzel sesime ulaşabilirsiniz:)

Her zamanki gibi yorum ve tepkilerinizi heyecanla bekliyorum.

Beyaz Yakalılar İçin Özgürlük Yolu-5

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Geldik serinin 5. videosuna. Bu sondan bir önceki video, yarın seriyi bitiriyorum.

Yarın ki videom daha ziyade soru yanıt şeklinde olacak. O nedenle tüm sorularınızı bana yorum, DM ya da bora@ozkent.co adresinden atabilirsiniz. Elimden geldiğince hepsini yanıtlamaya çalışacağım.

Bugünkü konumuz: “Karlı İş Modeli Tasarımı ve İlk Yatırımcıyı Kazanmak”

Bu arada serinin diğer videolarına YouTube kanalımdan ulaşabilirsiniz: https://www.youtube.com/channel/UCrXj

Youtube kanalıma üye olursanız süper sevinirim!..

Kapanmış Kapıların Ardından Bakakalmayın!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

İş hayatında bazen en ümitli olduğumuz kapılar yüzümüze kapanırlar.

Yanlış bir davranışınızdan dolayı şirketinizde sizi bekleyen parlak bir kariyer kalmamış olabilir mesela.

Ya da bir türlü anlaşamadığınız bir yönetici yükselmenizin önünü kesiyordur belki.

Kişisel gelişiminiz ve eğitiminizdeki eksiklikler yüzünden rüyanızdaki işe bir türlü giremiyor da olabilirsiniz.

Bir girişimciyseniz yanlış bir karar işlerinizi olumsuz etkilemiş, manevra alanınızı çok daraltmış olabilir.

Bunlar hep iş hayatının sevimsiz cilveleri.

Ama sonra size yeni kapılar açılır. Hem de mutlaka açılır.

Yeni kariyer fırsatları, yeni iş imkanları, yeni kişisel girişim alanları, sizi ileriye götürecek yeni insanlarla tanışma fırsatları…

Sorun şu ki pek çoğumuz kapanan kapılara haddinden fazla bakakaldığımızdan, yeni kapıları bir türlü fark edemez, bize bazen altın tepsi ile bazen belli belirsiz ipuçları ile sunulan yeni fırsatları değerlendiremeyiz.

İnsanın başına gelen belaları bir süre düşünmesinde, nedenlerini ve bir sonraki sefer neyi farklı yapacağını irdelemesinde bir sakınca yok.

Hatta bu sağlıklı bir davranış. Hatalarımızdan ders çıkarmamız şart.

Lakin kapanmış kapılardan gözlerinizi ayırmadan yeni açılan kapıları görmeniz de mümkün değil.

Geleceğinizden Pişman Olun!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Hepimizin geçmişinde “keşke yapmasaydım!” dediği şeyler var.

Yanlış girişimler, yanlış ilişkiler, yanlış yatırımlar, yanlış sözler.. Ve bu pişmanlıklar gelecek yolculuğumuz da etkiliyorlar.

Kabul, her pişmanlığın içinde bir de öğrenilmişlik var. İnsan yaptığı hatalardan mutlaka dersler çıkarmalı.

Ama pişmanlıklar yeni şeyler denememizi, bilinmedik okyanuslara açılmamızı da engelliyorlar.

“Yine pişman olacağım bir şey mi yapıyorum yoksa?” sorusuyla kavrulurken riskli kararlar almak hiç kolay değil.

Peki ya o kararı almadığımız için ya da o aksiyona geçmediğimiz için ileride pişman olursak?

Belki harika bir yatırım fırsatını kaçırıyoruzdur? Veya bizi çok mutlu edecek bir kariyer değişikliğini sırf korkumuzdan yapamıyoruzdur?

Gelecekten pişmanlık duymak, bugün almadığınız o hayat değiştirici kararın nimetlerinden yararlanamadığınızı hayal etmek anlamına geliyor.

Ben karar alırken gelecek pişmanlığına geçmiş pişmanlığından çok daha fazla önem veriyorum.

Sıkça duvara toslasam da geçmişimle ilgili “şunu neden yapmamışım ki?” diye bir pişmanlığım olmuyor en azından:)

Yapacağımı yapıyorum, sonrasına sonra bakarım diyorum.

Herkese öneremem bu duruşumu.

Ama mezara “keşke deneseydim” dediğim şeylerle gitmek istemiyorum.

İş Arayan Okurlarıma Tavsiyem Var!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Bazıları için uygulamasının zorluğunu bilmekle birlikte, iş arayan okurlarıma küçük bir tavsiyem var: Çalışın!

Kendinizi geliştirmek için çalışın!

Yabancı dilinizi veya kod yazmayı öğrenin, inovasyon ve yaratıcılık gibi yeni çağın kritik becerilerini kazanın ve tabii fiziğinizi geliştirin…

Bugün en başta Youtube ve Podcast olmak üzere o kadar çok dijital ücretsiz öğrenme ortamı var ki, kendinizi geliştirmek için bir bilgisayar ve bir internet bağlantısı yetiyor da artıyor bile.

Ve işsizlik size kendinizi geliştirmeniz için büyük bir fırsat sunuyor olabilir aslında.

Belki hatırlayanlarınız vardır. 1999’da ABD NBA Basketbol Ligi yaşanan bir lokavttan dolayı ancak Şubat ayında başlayabildi.

Bu uzun süreli ve sonu belirsiz süreçte pek çok basketbolcu yan gelip yatar ve geleceği hakkında kararlar bağlarken, Kobe Bryant her gün antrenmana devam etti ve lokavtın sürdüğü aylar boyunca 100.000 şut attı.

Evet tam 100.000 şut.

Lokavt bitip de ligler başlayınca Kobe takımı Lakers ile birlikte 2000, 2001, ve 2003 yıllarında ardı ardına şampiyonluklar yaşadı.

Sizce tesadüf mü?

Hadi siz de şimdi üstünüzdeki durgunluğu atın ve hemen kendinizi geliştirmeye başlayın.

Atalarımız boşuna işleyen demir ışıldar dememişler. Siz de ışıldamaya başlayın, işler o zaman düzelecek!