Tesla Nasıl Dünyanın En Değerli 3. Otomobil Üreticisi Haline Geldi?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Tesla (62.97 Milyar $) piyasa değeri olarak Mercedes’i (60.06 Milyar $) aşarak Toyota ve VW’den sonra dünyanın en değerli 3. otomobil üreticisi haline geldi.

Bu değişimin iki temel nedeni var:

Birincisi Tesla hissesinin karlı üçüncü çeyrek sonuçlarından beri yaşadığı ve değerine 20 Milyar dolar katan artış.

İkinci ve daha önemli neden ise dün Mercedes CEO’sunun yaptığı endişe verici açıklamalarla hissede yaşanan %5’lik düşüş.

CEO Ola Kallenius elektrikli otolara geçişin kar marjları üzerinde yarattığı baskıdan yakındığı açıklamasında, Daimler’in transformasyonunun en az iki yıl daha bilançosunu etkileyeceğini söyledi.

Daimler bu karlılık baskısından kurtulmak için aralarında 1100 civarında yöneticinin bulunduğu ve toplam sayısı açıklanmayan çalışanları işten çıkararak 1.4 Milyar dolar tasarruf etmeyi hedefliyor.

Öte yandan gelecek 2 yılda 20 yeni hibrit veya elektrikli model üretmeyi amaçlayan olan Mercedes bunu başarsa bile yeni AB kirlilik sınırlarına ancak erişebilecek gibi gözüküyor.

Hisse senedi fiyatları çok değişken olmakla birlikte Mercedes’in yaşadığı sorunun köklü ve yapısal olduğunu düşünüyorum.

Detaylar aşağıda. Siz ne düşünüyorsunuz?

https://www.bloomberg.com/news/articles/2019-11-14/daimler-ceo-faces-showdown-with-investors-amid-industry-shift

Ve Sonunda Uzaya Yatırım Yaptım 🚀🚀🚀

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Takipçilerim bilirler, zaman zaman uzay endüstrisinin gelişimi ile ilgili paylaşımlarda bulunuyorum. Çünkü uzayın geleceğin en önemli iş fırsatlarından birisine dönüşeceğine inanıyorum.

Bugün artık inandığım bu gelecek için somut bir yatırımım var. Richard Brandson’un uzay turizmi şirketi Virgin Galactic’in (NYSE:SPCE) hissedarı oldum.

Virgin Galactic 250.000 dolarlık ücretle insanlara uzay deneyimi yaşatacak bir turizm şirketi. Bugüne kadar 1.8 Milyar dolarlık Ar-GE yatırımları var. İlk turistik seferlerine 2020’de başlayacaklar.

Virgin Galactic’in mevcut piyasa değeri 1.8 Milyar dolar civarında. 600’a yakın insan depozitosunu yatırmış durumda ilk tur için. Sefer sayıları arttıkça maliyetlerin düşeceği ve işlerinin büyüyeceği öngörülüyor.

Elektrikli otomobiller, Bitcoin, sefer paylaşım hizmetleri, yapay zeka, suni et, genom editasyonu teknolojisi ve şimdi de uzay. Biraz riskli yatırımları seviyor muyum ne 🤪

Bir iyi şans dileğinizi alırım:)

https://www.cnbc.com/2019/11/09/how-to-invest-in-space-companies-complete-guide-to-rockets-satellites-and-more.html

Almanya’yı Bekleyen Büyük Yıkım

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Resimdeki tabloda Almanya’yı büyük bir yıkımın beklediğini görüyorum.

Almanya yılda 5.1 Milyon araç üretiyor ve bunun %78’ini ihraç ediyor. Otomobiller Alman ekonomisi ihracat fazlasının %50’sini, otomobil sektörü çalışanları ise toplam işgücünün %4’ünü oluşturuyor. Otomobil yoksa Almanya yok yani.

Gelgelelim UBER, Didi ve Lyft gibi araç paylaşım siteleri hızla büyüyor ve otomobil satın alma motivasyonu azaltıyorlar.

Kaldı ki bu hizmetler Tesla ve Google Waymo gibi oyuncuların otonom araçları geliştirmesiyle müthiş ucuzlayacaklar. Bu da otomobil satın almayı zamanla tamamen gereksiz kılacak. Çok daha ucuza bir yolculuk çözümü varken neden araba satın alınsın ki?

Peki otonom sürüşte Almanlar ne durumda?

Gerçek yollarda yapılan otonom araç testlerinde insan güvenlik sürücüleri var oluyor, bilgisayarın hata yapması durumunda müdahale etmek için buradalar.

Google Waymo testlerinde bu müdahale yalnızca her 11.154 milde bir kez gerekiyor. 2018’de Waymo 111 otomatik sürüş test arabasını kullanmış.

BMW ise yalnızca 5 araçla Kaliforniya’daki geniş çaplı saha testine katılıyor ve araçları ancak 4,6 mil yolu sürücü müdahalesi olmadan gidebiliyor.

Mercedes’in testlerdeki 4 aracı ise sadece 1,5 milden sonra sürücüye ihtiyaç duyuyorlar.

Ne diyorsunuz, yıkım geliyor mu?

Çok Sevdiğim Hikayeler

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

2000 yılında girişimcileri Netflix’i dev video film kiralayıcısı Blockbuster’a 50$ milyon dolara satmak istemişler.

Netflix kurucularından Marc Randolph ”bize güldüler” diyor Blockbuster yöneticilerinin teklife tepkisini anlatırken.

Bugün Netflix’in piyasa değeri $127 milyar dolar. Blockbuster tabelası ise çalışanlarının sahiplendiği 1 adet sembolik mağazanın vitrinini süslüyor sadece.

2009’da Mercedes Tesla’ya 50 milyon dolar yatırım yaparak %10 hissesini almış. Bu para Tesla’nın 2008 finansal krizini atlatmasını sağlamış, yoksa şirket batıyormuş.

2014’e gelindiğinde Mercedes Tesla Model S’in kendi lüks araçlarına rakip olmaya başladığını düşündüğünden %10 hissesini yaklaşık 780 milyon dolara satmış. Kar hiç fena değil işin doğrusu: 730 milyon dolar.

Bugüne geldiğimizde ise Tesla 60.48, Mercedes ise 63.33 milyar dolar piyasa değerine sahipler. Yeni Mercedes hissesini satmasaydı karı 6 milyar doları bulmuş olacaktı.

Ama daha da önemlisi belki Mercedes Tesla ile işbirliğini sürdürse elektrikli araç üretiminde bu kadar geride kalmayacaktı. Kimbilir?

Siz de sevmiyor musunuz böyle hikayeleri:)

Haddini Aş Hikayeleri 15: Neri Oxman

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

Sanatın, tasarımın, bilim ve mühendisliğin tek bir insanda vücut bulmuş halini hayal edebiliyor musunuz?

Bu insanın büyük ölçekli bir değişim yaratmak için muazzam fikirleri var. Ortaya koyduğu eserlerle madde ile çevre arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlıyor adeta. Onun bir modeli var ve o da DOĞA.

Kim mi? Neri Oxman’dan bahsediyorum. Hikayesini okuduğunuzda vizyonuna ve misyonuna hayran kalacağınıza, birçoğunuza ilham vereceğine eminim.

1976’da İsrail’de doğan Neri, kendini şöyle tanımlıyor:

‘’Benim adım Neri ve ben bir sürü şeyim. Hayfa, İsrailde büyüdüm, mimari eğitimi aldım, tıp okudum ve şu anda MIT’de pröfesörüm.’’

Birbirinden ilginç çalışmaları, yepyeni malzeme türleriyle yaptığı tasarımlar ile tanınıyor Neri. Ekolojik ürünler ve 3D giydirilebilir teknolojiler alanında sıra dışı ve çok ciddi çalışmalar gerçekleştiriyor.

Neden bu alanlarda çalıştığını ve vizyonunu söylediği şu sözlerden anlayabiliriz:

‘’İnsanlar binlerce yıldır tuğlayla ve harçla, çelikle ve camla binalar yapıyorlar. Ama bu malzemelerin yanı sıra karbon fiber ve plastiği de geliştirdik. Bu malzemeler de gezegenimiz de bir iz bıraktı. Bundan kurtulmanın yolunu tasarlayabilir miyiz? Hayatta kalmak istiyorsak, bundan kurtulmanın yolunu tasarlamalıyız. Bundan sonra ne yapacağımıza karar vermek bize düşüyor.’’

‘’Ben doğa için, doğayla bir ve doğaya uygun yeni malzemeler tasarlamaya odaklanıyorum.’’

İnsanoğlu başından beri tek amaçlı malzemeler ile üretim yapıyor. Fakat artık bu çağda bambaşka olanaklara sahibiz.

Dünyadaki plastik kullanımını tamamen bırakabilmek için tamamen doğal materyallerden yapılacak biyo-uyumlu yapılar tasarlıyor, doğal çevreyle yakından bağı olan teknolojiler üzerinde çalışıyor Neri.

İşte çalışmalarından örnekler;

Sürdürülebilir Prensiplere Uygun Dijital Üretim Sistemi

Oxman ve ekibinin geliştirdiği bu sistemde, robotik 3B yazıcı ve sentetik biyoloji bir arada kullanılıyor.

Üretim malzemesi olarak okyanustaki asırlık kabuklulardan elde edilen su bazlı polimer kullanılıyor. Bu, okyanusta en bol miktarda bulunan yenilenebilir polimer ve gezegendeki ikinci en fazla bulunan polimer olan, eklem bacaklı ve kabukluların dış iskeletini ve kabuğunu oluşturan oldukça dayanıklı ve esnek bir organik madde olan kitinden yapılıyor.  

Bu sistemde üretilen her bir bileşen, hava ile temas etmesi halinde katılaşıyor, su ile temas ettiğinde ise biyolojik olarak bozunuyor. Yani atık olarak çevreyi tehdit etmiyor.  

Aşağıda gördükleriniz 3b baskı ile üretilmiş parçalar. Üretilen parçalar kolayca birleştirilebiliyor. Bu yüzden sistemin, geçici mimari bileşenlere sahip ürünler ve geri dönüştürülebilir ürünler için kullanılması söz konusu.

Vespers Serisi

Bu seri ise hayatın tasarlanabilmesi fikri ile hazırlanmış, genetik makyaj ve maskelerden oluşan bir seri.  

Aşağıda geleceğin giyilebilir arayüzler ve genetik makyajlarını hayal eden Oxman’ın Vespers serisinden metamorfoz aşamalarını görüyorsunuz.

Fiber Robot Ordusu

Kendi etraflarına fiberglas filament sararak tübüler yapıları inşa eden bir robot ordusu bu.

Ordudaki her robot birbiriyle aynı ve eş zamanlı çalışıyor. Maksimum 4,5 m yükseklikte, kendini taşıyan kompozit tüpler inşa etmek için fiberglas sargı sistem kullanılıyor.

Oxman, “Fiberler geleceğin tuğlaları. Fiberler; birimler, binalar ve ortamlar arasında veri taşıma ve transfer etme dahil olmak üzere, tüm ölçeklerde ve uygulamalarda, her yerde karşımıza çıkacak.” diyor.

Ekip, sistemi açık havada test ediyor ve 16 robot 4,5 metre yüksekliğinde bir yapı inşa etmeyi başarıyor. Kurulum ve üretim süreci ise totalde 12 saat sürüyor. Dokunan fiberlerin ürettiği bu yapı, sonbahar ve kış mevsimini kapsayan yedi ay boyunca hasar görmeksizin alanda varlığını koruyabildi.

Akustik Koltuk

Bu koltuk hem sıra dışı doku yüzeyi ile sesi emebiliyor hem de oldukça rahat ve sağlam.

İlham için ise her zaman olduğu gibi doğaya döndüklerini söylüyor Neri.

Yüzeyi 44 farklı özellikten oluşuyor. Sertliği, şeffaflığı ve rengi baskı uyguladığı vücut kısmına göre değişen materyallerden bastık. Tıpkı doğada olduğu gibi yüzeyi, fonksiyonuna başka bir parça ekleyerek değil, fakat hassasça materyalinin yapısını sürekli değiştirerek ayarlıyor’

Wanderer Koleksiyonu

Wanderer, 3 boyutlu yazıcılardan elde edilen ürünlerden oluşan, sanat, moda ve bilimin kesiştiği bir koleksiyon.

Yarattığı bu koleksiyon ile ilgili şunları söylüyor Neri:

”Gezegenler arası seyahatlerde sürdürülebilir yaşamı destekleyebilecek kıyafetler yaratmaya çalıştık. Bunu başarmak için bakterileri hem hapsetmeye hem de akışlarını kontrol edebilmeye ihtiyacımız vardı. Tıpkı periyodik tabloda olduğu gibi biz de kendi element tablomuzu yarattık. Bilgisayarlarla türetilmiş, 3 boyutlu basıcılarla basılmış ve biyolojik olarak birleştirilmiş yeni yaşam formları ürettik.”

”Irkımızın dünyada ve başka gezegenlerdeki geleceği hakkında tahmin yürütme, bilimsel mantığı bolca gizem ile birleştirme ve makine çağından uzaklaşıp vücutlarımız, içimizdeki mikroorganizmalar, ürettiğimiz ürünler ve hatta binalarımız arasında yeni simbiyotik bir çağa adım atma olanağı sağlıyor. Ben bu kavrama materyal ekoloji diyorum.”

Bunlar gibi daha birçok projesi olan Neri’nin günümüzün Leonardo Da Vinci’si olarak anılmasına şaşmamak gerek.

Bu noktaya gelene kadar çok fazla eleştiriye maruz kalsa da, vizyonunun peşinden koşmayı asla bırakmıyor.

İşine aşık, tutkuyla bağlı bu kadın insanlara çok saçma ve yapılması imkansız gibi görünen şeyleri başarıyor. Ve bizleri tasarım bazlı bir doğadan, doğa bazlı bir tasarıma geçirecek, yepyeni bir tasarımcı anlayışa davet ediyor.

”Einstein’in çok sevdiğim, meşhur bir sözü vardır. Hayatı yaşamanın iki yolu vardır. Birincisi, hiçbir şey mucize değilmiş gibi yaşamak. İkincisi ise her şey bir mucizeymiş gibi yaşamak. Ben ikincisiyim.”

– Neri Oxman

Otonom Sürüş Teknolojisi Neden Ölümlere Yol Açmadan Gelişemez?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Otonom araçlar trafik kazalarının en iyi çözümü olacaklar gelecekte. Ama o parlak geleceğe giden yolda otonom araçların karışacağı yaralanmalı ve ölümlü kazalar kaçınılmaz.

Bu ilginç paradoksu anlatıyorum videomda. Videoda hikayesini anlattığım otonom sürüşün gelişimi adına oğullarını ”şehit“ veren ailenin dramını yaşayacak başka insanlar da olacak ne yazık ki!

İşte Benim Yatırım Tezim!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Kısa vadede şirketlerin piyasa değerleri anlamsız günlük nedenlerle önemli sapmalar yapabiliyorlar. Ama uzun vadede yatırımcılar şirketin gelecekte yaratacağı pozitif nakit akışını genellikle doğru değerlendiriyorlar.

Aşağıda Tesla ve Alman otomobil şirketlerinin son 5 yılda yaşadığı değer değişimlerini görebiliyorsunuz. Almanlar’ın tamamı değer kaybetmişler. Özellikle yıkılmaz kaleler gibi gözüken BMW ve Mercedes’teki değer kayıpları çok büyük.

Buna karşın bütün bu süreç boyunca hiç kar etmemesine rağmen Tesla değer kazanmış.

Bu arada Tesla’nın halka açıldığı ilk yıl olan 2010’da pazar değerinin sadece 1.86 Milyar$ Dolar olduğunu da not olarak buraya ekleyim 🙃

(Tüm değerler Milyar Dolar.)

  • Tesla: 28.38-46.85
  • Porsche: 25.74-22.77
  • BMW: 72.61-49.65
  • Mercedes: 88.44-59.82
  • VW Group: 108.62-97.36

Önümüzdeki dönem için Alman üreticilerinin değerlerini aniden artıcak bir katalizör yok. Tesla’daki olası değer artıcı katalizörler ise şunlar:

  • Karlılık (2021)
  • Model Y, PickUp ve Semi üretimleri (Sırasıyla 2020, 2021, 2022)
  • Otonom sürüş ve robotaksi servisi (2022)
  • Pil ve enerji işindeki büyümenin ivmelenmesi

Eğer tüm bu katalizörler çalışırsa Tesla’nın değerinin 1 Trilyon Dolar civarına çıkması olası. İşte benim yatırım tezim bu.

Ne diyorsunuz, yatırım yapmak isteyen var mı?

En Büyük Yıkıcı Elon Musk

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Herhalde Elon Musk kadar tartışmalara konu olan bir iş insanı daha olmamıştır.

Hem benim gibi onu çok sevenler, hem de ondan çok nefret edenler çok güçlü ve radikal kamplar oluşturuyorlar.

Bu sert ayrışmanın nedenleri arasında Elon’ın egzantrik kişiliği sayılabilir elbette. Herkesin seveceği türden birisi değil O.

Ama esas sorun Elon Musk’ın girişimleri ile ne çok endüstriyi yıkmaya başladığı, yakında yıkacağı ya da en azından yıkmaya niyetlendiği.

Resimdeki tabloda Elon Musk girişimlerinin doğrudan saldırdığı ve geri dönülemez şekilde değiştirmeyi hedeflediği iş kollarının bir özeti var. Bu kadar çok düşman edinmesine şaşmamak lazım.

Elon SpaceX’de ve Tesla’da çok yol alsa da, bütün bu savaşlardan galip çıkacağını ben bile düşünmüyorum.

Ama Musk çok daha kolay para kazanmanın yolları varken (mesela sosyal medya girişimleri), dünyanın en büyük sorunlarını çözmek için dünyanın en büyük güçlerini karşısına almaya cesaret ettiğinden, yolun sonuna kadar elimden gelen her destekle yanındayım.

Go Elon Go! Haddini aşmaya devam et.

Bu Robotu Satın Alabilirsiniz!

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Ürkütücü robot videolarıyla gündemden düşmeyen Boston Dynamics ilk ticari ürününü piyasaya sürmeye hazır: Spot.

Videolardan tanıdığımız bu dört bacaklı robot dostumuz bazı seçili şirketlere sevk ediliyor.

Spot’un ne amaçla kullanılacağını bilmeyen Boston Dynamics ürünü satın alan müşterilerin uygulama alanlarını merak ediyor.

Spot saatte 3 mil yürüyebiliyor ve pili 90 dakika dayanıyor. -20 ila 45 derece santigrat arasında çalışabilen Spot ayrıca yağmura da dayanıklı.

Spot çarpışmaları önleyebiliyor, engebeli arazilerde gezinebiliyor ve hatta düşerse ayağa kalkabiliyor. API’si sayesinde Spot’u kendi ihtiyaçlarınıza göre eğitebiliyorsunuz da.

Opsiyonel mafsallı kol Spot’un kapılar açmasını sağlıyor ve neredeyse 14 KG yük taşımasına izin veren iki yük taşıma portu var. Spot kameraları ve sensörleriyle ortamının 3B haritasını da oluşturabiliyor.

Boston Dynamics, inşaat, teslimat, güvenlik ve ev yardımına odaklanan Spot uygulamalarını görmeyi umuyor.

Bir Spot robot almakla ilgileniyorsanız, Boston Dynamics web sitesinde bir form doldurmanız ve birisinin sizinle iletişim kurmasını beklemeniz gerekir. Kayıtlı bir fiyat yok, ancak birim başına fiyatın lüks bir arabanın yakınlarında olduğu düşünülüyor.

Ne dersiniz, Spot bir işinize yarar mı sizce?

Deepfake Videolarda Yeni Dönem

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Başımız büyük dertte. Deepfake videolarda yeni bir döneme giriyoruz!

Artık sadece yüzünüzü değil, tüm vücudunuzu temsil eden deepfake videolar üretilebiliyor.

Ağustos 2018’de Berkeley Üniversitesi ”Everbody Dance Now“ (Şimdi herkes dans etsin) isimli bir videoda profesyonel dansçıların figürlerini amatörlere uyarlayarak, yeni deepfake uygulamalarının gidebileceği yeri gösterdi.

Bu yılın Nisan ayında ise Japon yapay zeka şirketi Data Grid bir yapay zeka uygulaması geliştirerek, giyim perakendecilerine sanal insan vücutları üzerinde ürünlerini gösterebilecekleri bir video uygulaması sundu.

Çin’li deepfake uygulaması Zao bu yeni teknoloji profesyonellerin elinden alıp amatör youtuberlerın kullanımına sunmaya çalışıyor. Kötü niyetli youtuberlerin bu teknolojiyle neler yapabileceklerini hayal bile etmek istemiyorum.

Bu tür videoları kullanan medyaya bir isim bile verilmiş: Sentetik Medya.

Gerçekten dünya ilginç bir yere dönüşüyor.

Şimdi de size bir soru: Siz bu teknolojiyi kullanarak kimin için nasıl bir fakevideo hazırlamak isterdiniz? 🙂

Mesele ben Elon Musk’la bir Tesla Roadster’de takıldığım bir video çekmeyi çok isterdim:)

Haddini Aş Hikayeleri 9: Konaklamada Kuralları Yıkan Airbnb Nasıl Kuruldu?

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

Yıl 2007 , San Francisco’da aynı evi paylaşan 2 arkadaş Brian Chesky ve Joe Gebbia ev kiralarını ödemekte zorlanmaya başlarlar. Ne yapsak diye düşünürlerken, bir şey fark ederler: Yaşadıkları yere etkinlikler dolayısıyla çok sayıda ziyaretçi akın etmekte ve insanlar otel bulmakta (özellikle uygun fiyatlı olan) zorlanmaktadırlar.

İki kafadar fırsat bu fırsat deyip evlerinde bulunan 3 şişme yatağı kiralamaya ve kahvaltı servisi vermeye karar verirler. Sonra hemen airbedandbreakfast.com adında basit bir web sitesi kurar ve 1 gecelik konaklama ve kahvaltıyı 80 dolar olarak belirlerler.

Ve ilk misafirleri gelir. 2 erkek ve 1 kadın sorunsuz şekilde konaklar, paralarını öder ve giderler. Misafirleri gittikten sonra Joe ve Brian bunun çok büyük bir fikir olabileceğini düşünmeye başlarlar. Eski oda arkadaşları Nathan’ı da kurucu ortak olması için çağırarak bu fikri işe çevirmeye karar verirler.

Bu arada ortaklardan Brian’ın, girişimciliğe dair hiçbir tecrübesi yoktur o zamanlar. Hatta ilk başlarda melek yatırımcı veya yan destek kavramlarının ne anlama geldiğini bile bilmediğini söyler sonraları. Fakat Brian o dönemde bıkmadan usanmadan ihtiyacı olan her türlü bilgi ve önerileri almak için birçok tecrübeli ismin kapısını çalar.

AirBnb’nin kurucuları 2008 yılında siteyi değiştirip, yeni versiyonuyla yatırımcıların kapısını çalarlar. 15 melek yatırımcı ile görüşürler, 8 tanesinden red cevabı alırlar, diğer 7 tanesi kaale alıp randevü bile vermez.

Tabi girişimciler tüm bunların morallerini bozmasına izin vermezler. Fikirlerine olan inançlarını asla yitirmezler, fakat o sıralar site para kazandırmadığı için yeni fikirler üzerine düşünürler.

Ne yapsak ne yapsak derken, seçimlerin öncesinde kahvaltılık gevrek kutularını üzerine sınırlı sayıda uyarısı ekleyerek Obama O’s ve Cap’n McCains’lere dönüştürürler ve bu kutuların tanesini 40 dolardan satmaya başlarlar. Toplamda 30.000 dolar kazanırlar. Üç kafadar bu sayede ArBnb’de yaşadıkları finansal sıkıntıları aşmaya çalışırlar.

Ve sonunda bu 3 arkadaşın potansiyelini birisi fark eder.

Kim mi?

Paul Graham.

Graham gençleri şirketin küçük bir hissesi karşılığında parasal destek ve mentorluk sunan ünlü bir girişim hızlandırma programı “Y Combinator” a davet eder.  

Gelgelelim Air Bed and Breakfast, Y Combinator’un girişim hızlandırma programı sürecinde de birçok yatırımcı tarafından reddedilir ve çok saçma bir fikir olarak görülür.

Reddedenler arasında olan ünlü risk yatırımcısı Fred Wilson, birkaç yıl sonra büyük bir hata yaptığını kabul eder ve şunları dile getirir:

“Oturma odasına konulan şişme yatakların ileride otel görevi göreceğini anlayamadık ve bu teklifi değerlendirmedik. Diğer şirketler bizim de gördüğümüz takımı gördü, potansiyellerinin farkına vardı, onlara bütçe sağladı ve gerisini zaten siz de biliyorsunuz.”

2009 yılına gelindiğinde girişimciler sitede birtakım yeniliklere giderler. Çünkü sistem bir türlü büyümemekte, olduğu yerde saymaktadır.

Önce fazla komplike olan ismi değiştirip Airbnb yaparlar ve site tasarımını da insanların 3 tıkla kalacak yer ayarlayabilecekleri bir hale getirirler.

Sitedeki fotoğrafların hiç çekici olmadığını fark eden ortaklar New York’taki kullanıcıları ziyaret ederek, listelenmiş evlerin tek tek profesyonel fotoğraflarını çekerler. Sonrasında şirket büyümeye ve gelişmeye başlar. Sadece paylaşımlı daireler değil her türlü konaklamaya kadar genişletirler.

Ve 2009 Mart’a gelindiğinde artık Airbnb’de 2500 ilan ve neredeyse 10 bin kayıtlı kullanıcı yer almaktadır. 1 ay sonra ise uzun zamandır bekledikleri yatırımı alırlar: Sequoia Capital şirketinden 600 bin dolar!

AirBnbn kurucuları sonunda ekonomik açıdan rahatlamışlardı.

Şişme yataklarını kiraya vermelerinin üzerinden 4 yıl geçtiğinde Airbnb artık 89 ülkede kullanılmaya başlamış, 1 milyon rezervasyon almıştır.

Aynı yıl, yani 2011’de silikon vadisi yatırımcılarından 112 milyon dolarlık büyük bir yatırım daha alırlar ve şirketin değeri 1 milyar doların üzerine çıkar.

AirBnb’nin 2014 yılında kiracılar ve yasalarla başları derde girer.

Belediyeler, Airbnb kiralık evlerine izin vermemeye başlarlar. Hatta New York’ta kısa dönem ev kiralamanın yasaklanacağı ve kiralayan her ev sahibine para cezası kesileceği söylenip ev sahiplerine gözdağı verilir. Sonrasında da birçok şehir yasasında 30 günden az süreyle ev kiralamak kanunsuz olarak belirlenir.

Tüm bunların üzerine Airbnb “Hiçbir yere ait olmama” vaadine uygun davranır. Otel vergisi toplamaya ve bu vergileri belediyelere vermeye başlar. Ayrıca toplum sözleşmesi gereği verilerini de belediyelerle paylaşır.

Beş parasız iki arkadaşın, 3 şişme yatakla kurduğu şirket, bugün misyonunu “Herkesin, her yere ait olduğu bir dünya yaratmak” olarak tanımlıyor.

Ve Airbnb, 35 milyar doların üzerinde bir piyasa değeriyle 190’dan fazla ülkede, 81 bin şehirde, 6 milyon sevilerinde konaklama yeri listesine ve 40 milyondan fazla kullanıcıya sahip.

Kurucularından Brian Chesky şöyle diyor:

“Bir şirket açtığınız zaman, bu bilimden çok sanattır çünkü tamamen bilinmezliklerle doludur. Gündemde olan problemleri çözmeye çalışmak yerine, sizin için son derece kişisel olan problemleri çözmeye çalışın. Sıradan bir insansanız ve sadece kendi probleminizi çözerseniz, milyonlarca insanın da problemini çözmüş olabilirsiniz.”