En Büyük Yıkıcı Elon Musk

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Herhalde Elon Musk kadar tartışmalara konu olan bir iş insanı daha olmamıştır.

Hem benim gibi onu çok sevenler, hem de ondan çok nefret edenler çok güçlü ve radikal kamplar oluşturuyorlar.

Bu sert ayrışmanın nedenleri arasında Elon’ın egzantrik kişiliği sayılabilir elbette. Herkesin seveceği türden birisi değil O.

Ama esas sorun Elon Musk’ın girişimleri ile ne çok endüstriyi yıkmaya başladığı, yakında yıkacağı ya da en azından yıkmaya niyetlendiği.

Resimdeki tabloda Elon Musk girişimlerinin doğrudan saldırdığı ve geri dönülemez şekilde değiştirmeyi hedeflediği iş kollarının bir özeti var. Bu kadar çok düşman edinmesine şaşmamak lazım.

Elon SpaceX’de ve Tesla’da çok yol alsa da, bütün bu savaşlardan galip çıkacağını ben bile düşünmüyorum.

Ama Musk çok daha kolay para kazanmanın yolları varken (mesela sosyal medya girişimleri), dünyanın en büyük sorunlarını çözmek için dünyanın en büyük güçlerini karşısına almaya cesaret ettiğinden, yolun sonuna kadar elimden gelen her destekle yanındayım.

Go Elon Go! Haddini aşmaya devam et.

Aldığım En İyi Tavsiyeyi Söylüyorum!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Aldığım en iyi tavsiye: ”Başkalarından daha iyi olmaya çalışma, dünkü senden daha iyi olmaya çalış!“

Başkaları ile rekabet bazen bizi harekete geçirebiliyor, rekabetin tetiklediği değişim hikayeleri hiç de az değiller. Ama pek çok durumda kendinizi başkaları ile kıyaslamanın 2 büyük riski var.

Birincisi ”asla onun gibi olamam” duygusunun yarattığı ümitsizlik ve eylemsizlik.

Spor salonunda olağanüstü vücutlu insanları görünce kapıldığınız türden bir duygu bu. Hani aynadaki kendinizi onlarla kıyaslayınca teslim olduğunuz pes etme duygusu.

İkinci risk ise etrafınızdakilerin vasatlık denizinde boğulmanız, vasatlığı kanıksamanız, hatta o vasatlık denizinden kurtulmak için kulaç atmaktan çekinmeniz.

Çünkü onlar sizin ”çevrenizler“ ve bir sosyal yaratık olarak onlardan kopmak istemiyorsunuz. Yalnızlık hiç kolay iş değil.

Peki ya ”kendinizin dünkü halinden daha iyi olun“ tavsiyesine ne demeli?

Bu tavsiyeyi benimseyenler kendilerini geliştirmek için en iyi yoldalar bence.

Çünkü insan her zaman bir şeyleri dünden birazcık da olsa daha iyi yapmayı başarabilir. Ve hiç kuşkusuz bu küçük adımlar uzun bir yürüyüşte birbiri ardına eklendiklerinde büyük bir değişimi başarabilirler.

Şimdi de sizin aldığınız en iyi tavsiyeyi ve nedenini duymak istiyorum. Paylaşmak ister misiniz?

Öğrenmek İçin Tartışmayı Göze Alıyorum

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Bazen genel kabul gören görüşün aksini iddia eden ve tartışma yaratan fikirlerimi paylaşıyorum buradan.

Çoğu süper negatif olan 294 yorum ve 963 etkileşim alan, Porsche Taycan-Tesla Model S karşılaştırma yazım bu tür paylaşımlarıma en güzel örneklerden birisi.

Dostlarımın beni arayıp ”neden böyle paylaşımlarla imajını yıpratıyorsun?“ diye uyardığı bu tür yazılar yerine, suya sabuna dokunmayan, her yerde bulabileceğiniz bilgileri Türkçeleştiren, sadece hoşunuza gitmekten öteye gitmeyen laf salataları da yazabilirim.

Ama ben fikirlerimi geliştirmek için tartışmayı ve gerekirse utanmayı göze alan bir insanım.

Evet, Porsche-Tesla yazıma gelen yorumların bazılarına üzüldüm, bazılarında yanlış bilgimden utandım ve bazılarına ise tarzlarından dolayı öfkelendim.

Ama bu yorumlar Tesla yatırım tezimi gözden geçirmek için her görüşten insanın fikirlerinden muazzam çok şey öğrendiğim bir kaynak oluşturdular.

Çünkü bu tür sert tartışmalar insanların bedavaya paylaşmayacakları bilgilerini ve fikirlerini ortaya koymalarını sağlıyorlar.

Geleceğime yatırım yaptığım alanlarda tartışma yaratacak paylaşımlarıma devam edeceğim anlayacağınız.

Merak ediyorum, bu tür tartışmalar sizin için de öğretici oluyorlar mı?

Not: Tesla yatırımımı artırdım:)

Haddini Aş Hikayeleri 11: Mülteciyken Milyoner Olan kadın: Daniele Henkel

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

Sene 1990… Cezayir, laik hükümet ile İslamcı gruplar arasında çıkan, yüzbinlerce kişinin hayatını kaybedeceği bir iç savaş yaşıyordu.

Daniele o zamanlar 34 yaşında, Cezayir’de Amerikan konsolosluğunda danışman olarak çalışan bir kadındı. Mühendis bir kocası ve 4 çocuğuyla mutlu bir hayat sürerken, bu iç savaş onları huzursuz, kaygılı, mutsuz insanlara dönüştürmüştü. Ve çocuklarının güvende yaşaması, gelecekleri hakkında endişeleri gün geçtikçe büyüyordu.

Daniele, artık Cezayir’den ayrılma zamanının geldiğine karar vermişti.

“Radikal İslamcı asiler sokakta kızlara saldırıyordu. Kızlarımı düşünmem gerekiyordu. Bu yüzden Kanada’ya gitmeye karar verdim.”

İşte böyle başlıyor Daniele’nin milyonerliğe uzanan hikayesi.

Taşınmadan önce bir süre araştırma yapıyorlar, konsoloslukla görüştüklerinde onlara orada çok rahat iş bulacaklarını söylüyorlar. Ve sonunda kış aylarında Montreal’a varıyorlar.

Fakat işler hiç de hayal ettikleri gibi gitmiyor.

Kocası kendi alanında hiç iş bulamıyordu, Daniele ise tam yedi yıl boyunca sekreterlikten satıcılığa ve hatta emlakçılığa kadar birçok alanda çalışıp Cezayir’de kazandığının dörtte birini ancak kazanabiliyordu.  

Uzun süren geçim sıkıntısı yüzünden bir süre sonra ayrılmaya karar veriyor çift.

Ayrılık sonrası 4 çocuğuyla bir başına kalan Daniele’nin güçlü olmaktan başka seçeneği yoktu artık. Başarılı olması için çok daha fazla çaba göstermesi gerekiyordu. Ve yıllardır sömürülmekten, çok çalışıp az para kazanmaktan bıktığı için de kendi işini kurmayı koyuyor kafasına.

Bir süre ne tür bir iş yapacağıyla ilgili kafa yorduktan sonra aklına şu fikir geliyor: Doğu kültüründe banyolarda sıkça kullanılan, fakat batı kültüründe olmayan keseyi Kanada’ya tanıtmak.

İlk olarak güzellik salonlarını hedefliyor. Ürünün buralarda kullanılabileceğini düşünerek tek tek her güzellik salonunun kapısını çalıyor ve ürünü tanıtıyor. Hatta 200 dolarlık satış yapmadan günü de bitirmiyordu.

Ve bir süre sonra keseler popüler hale geliyor. Sadece güzellik salonları değil, dışarıdan müşteriler de talep etmeye başlıyor.

Bugün 60’lı yaşlarında olan Daniele Henkel’in şirketi, sadece kese değil diğer güzellik ve sağlık ürünlerini de satan, kozmetik klinikleri ve laboratuvarlarla çalışan multimilyoner bir şirket.

Bu noktaya gelene kadar, edindiği deneyimlerinden iş dünyasının ne kadar erkek egemen olduğunu da anlıyor Henkel. Ben bir tür sürüdeki kara koyundum, ama yerimi bileğimin hakkıyla kazandım diyor.

Dönüp geriye, yaşadıklarına baktığında ise çok önemli bir şey öğrendiğini söylüyor:

“Her zaman seçeneğiniz var aslında. Sizin kontrolünüzde olmayan olaylar geliştiğinde bile, en azından onlara nasıl tepki göstereceğinizi siz belirleyebilirsiniz.”

Deepfake Videolarda Yeni Dönem

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Başımız büyük dertte. Deepfake videolarda yeni bir döneme giriyoruz!

Artık sadece yüzünüzü değil, tüm vücudunuzu temsil eden deepfake videolar üretilebiliyor.

Ağustos 2018’de Berkeley Üniversitesi ”Everbody Dance Now“ (Şimdi herkes dans etsin) isimli bir videoda profesyonel dansçıların figürlerini amatörlere uyarlayarak, yeni deepfake uygulamalarının gidebileceği yeri gösterdi.

Bu yılın Nisan ayında ise Japon yapay zeka şirketi Data Grid bir yapay zeka uygulaması geliştirerek, giyim perakendecilerine sanal insan vücutları üzerinde ürünlerini gösterebilecekleri bir video uygulaması sundu.

Çin’li deepfake uygulaması Zao bu yeni teknoloji profesyonellerin elinden alıp amatör youtuberlerın kullanımına sunmaya çalışıyor. Kötü niyetli youtuberlerin bu teknolojiyle neler yapabileceklerini hayal bile etmek istemiyorum.

Bu tür videoları kullanan medyaya bir isim bile verilmiş: Sentetik Medya.

Gerçekten dünya ilginç bir yere dönüşüyor.

Şimdi de size bir soru: Siz bu teknolojiyi kullanarak kimin için nasıl bir fakevideo hazırlamak isterdiniz? 🙂

Mesele ben Elon Musk’la bir Tesla Roadster’de takıldığım bir video çekmeyi çok isterdim:)

Haddini Aş Hikayeleri 9: Konaklamada Kuralları Yıkan Airbnb Nasıl Kuruldu?

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

Yıl 2007 , San Francisco’da aynı evi paylaşan 2 arkadaş Brian Chesky ve Joe Gebbia ev kiralarını ödemekte zorlanmaya başlarlar. Ne yapsak diye düşünürlerken, bir şey fark ederler: Yaşadıkları yere etkinlikler dolayısıyla çok sayıda ziyaretçi akın etmekte ve insanlar otel bulmakta (özellikle uygun fiyatlı olan) zorlanmaktadırlar.

İki kafadar fırsat bu fırsat deyip evlerinde bulunan 3 şişme yatağı kiralamaya ve kahvaltı servisi vermeye karar verirler. Sonra hemen airbedandbreakfast.com adında basit bir web sitesi kurar ve 1 gecelik konaklama ve kahvaltıyı 80 dolar olarak belirlerler.

Ve ilk misafirleri gelir. 2 erkek ve 1 kadın sorunsuz şekilde konaklar, paralarını öder ve giderler. Misafirleri gittikten sonra Joe ve Brian bunun çok büyük bir fikir olabileceğini düşünmeye başlarlar. Eski oda arkadaşları Nathan’ı da kurucu ortak olması için çağırarak bu fikri işe çevirmeye karar verirler.

Bu arada ortaklardan Brian’ın, girişimciliğe dair hiçbir tecrübesi yoktur o zamanlar. Hatta ilk başlarda melek yatırımcı veya yan destek kavramlarının ne anlama geldiğini bile bilmediğini söyler sonraları. Fakat Brian o dönemde bıkmadan usanmadan ihtiyacı olan her türlü bilgi ve önerileri almak için birçok tecrübeli ismin kapısını çalar.

AirBnb’nin kurucuları 2008 yılında siteyi değiştirip, yeni versiyonuyla yatırımcıların kapısını çalarlar. 15 melek yatırımcı ile görüşürler, 8 tanesinden red cevabı alırlar, diğer 7 tanesi kaale alıp randevü bile vermez.

Tabi girişimciler tüm bunların morallerini bozmasına izin vermezler. Fikirlerine olan inançlarını asla yitirmezler, fakat o sıralar site para kazandırmadığı için yeni fikirler üzerine düşünürler.

Ne yapsak ne yapsak derken, seçimlerin öncesinde kahvaltılık gevrek kutularını üzerine sınırlı sayıda uyarısı ekleyerek Obama O’s ve Cap’n McCains’lere dönüştürürler ve bu kutuların tanesini 40 dolardan satmaya başlarlar. Toplamda 30.000 dolar kazanırlar. Üç kafadar bu sayede ArBnb’de yaşadıkları finansal sıkıntıları aşmaya çalışırlar.

Ve sonunda bu 3 arkadaşın potansiyelini birisi fark eder.

Kim mi?

Paul Graham.

Graham gençleri şirketin küçük bir hissesi karşılığında parasal destek ve mentorluk sunan ünlü bir girişim hızlandırma programı “Y Combinator” a davet eder.  

Gelgelelim Air Bed and Breakfast, Y Combinator’un girişim hızlandırma programı sürecinde de birçok yatırımcı tarafından reddedilir ve çok saçma bir fikir olarak görülür.

Reddedenler arasında olan ünlü risk yatırımcısı Fred Wilson, birkaç yıl sonra büyük bir hata yaptığını kabul eder ve şunları dile getirir:

“Oturma odasına konulan şişme yatakların ileride otel görevi göreceğini anlayamadık ve bu teklifi değerlendirmedik. Diğer şirketler bizim de gördüğümüz takımı gördü, potansiyellerinin farkına vardı, onlara bütçe sağladı ve gerisini zaten siz de biliyorsunuz.”

2009 yılına gelindiğinde girişimciler sitede birtakım yeniliklere giderler. Çünkü sistem bir türlü büyümemekte, olduğu yerde saymaktadır.

Önce fazla komplike olan ismi değiştirip Airbnb yaparlar ve site tasarımını da insanların 3 tıkla kalacak yer ayarlayabilecekleri bir hale getirirler.

Sitedeki fotoğrafların hiç çekici olmadığını fark eden ortaklar New York’taki kullanıcıları ziyaret ederek, listelenmiş evlerin tek tek profesyonel fotoğraflarını çekerler. Sonrasında şirket büyümeye ve gelişmeye başlar. Sadece paylaşımlı daireler değil her türlü konaklamaya kadar genişletirler.

Ve 2009 Mart’a gelindiğinde artık Airbnb’de 2500 ilan ve neredeyse 10 bin kayıtlı kullanıcı yer almaktadır. 1 ay sonra ise uzun zamandır bekledikleri yatırımı alırlar: Sequoia Capital şirketinden 600 bin dolar!

AirBnbn kurucuları sonunda ekonomik açıdan rahatlamışlardı.

Şişme yataklarını kiraya vermelerinin üzerinden 4 yıl geçtiğinde Airbnb artık 89 ülkede kullanılmaya başlamış, 1 milyon rezervasyon almıştır.

Aynı yıl, yani 2011’de silikon vadisi yatırımcılarından 112 milyon dolarlık büyük bir yatırım daha alırlar ve şirketin değeri 1 milyar doların üzerine çıkar.

AirBnb’nin 2014 yılında kiracılar ve yasalarla başları derde girer.

Belediyeler, Airbnb kiralık evlerine izin vermemeye başlarlar. Hatta New York’ta kısa dönem ev kiralamanın yasaklanacağı ve kiralayan her ev sahibine para cezası kesileceği söylenip ev sahiplerine gözdağı verilir. Sonrasında da birçok şehir yasasında 30 günden az süreyle ev kiralamak kanunsuz olarak belirlenir.

Tüm bunların üzerine Airbnb “Hiçbir yere ait olmama” vaadine uygun davranır. Otel vergisi toplamaya ve bu vergileri belediyelere vermeye başlar. Ayrıca toplum sözleşmesi gereği verilerini de belediyelerle paylaşır.

Beş parasız iki arkadaşın, 3 şişme yatakla kurduğu şirket, bugün misyonunu “Herkesin, her yere ait olduğu bir dünya yaratmak” olarak tanımlıyor.

Ve Airbnb, 35 milyar doların üzerinde bir piyasa değeriyle 190’dan fazla ülkede, 81 bin şehirde, 6 milyon sevilerinde konaklama yeri listesine ve 40 milyondan fazla kullanıcıya sahip.

Kurucularından Brian Chesky şöyle diyor:

“Bir şirket açtığınız zaman, bu bilimden çok sanattır çünkü tamamen bilinmezliklerle doludur. Gündemde olan problemleri çözmeye çalışmak yerine, sizin için son derece kişisel olan problemleri çözmeye çalışın. Sıradan bir insansanız ve sadece kendi probleminizi çözerseniz, milyonlarca insanın da problemini çözmüş olabilirsiniz.”

Büyük Hayaller Kurun!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Çok Büyük Hayaller Kurun!

Herkes size gerçekçi olmanızı söylüyor. E çünkü gerçekçilik demek, rasyonalite demek, sınırlamaların, kaynak kıtlıklarının farkında olmak ve mantıklı davranmak demek.

Ama gerçekçiliğin karanlık yönü tam da bu işte; sizi aşırı mantıklı olmaya itmesi. Ve aşırı mantıklı olmanın da harekete geçmenizi engellemesi.

Çünkü büyük ihtimalle içinde bulunduğunuz gerçek koşullarınız hayalinize doğru yürümenizi desteklemiyorlar.

Paranız yok, çevreniz dar, bilgi ve becerileriniz uygun değil, tecrübesizsiniz, aileniz sizi desteklemiyor, piyasa iyi değil… Hayaliniz mantığa aykırı yani.

Tamam haklısınız da, şu hayatta gördüğünüz hangi olağanüstü başarı yolculuğuna bütün bu koşullar yerindeyken çıkıldı ki? Hangi olağanüstü başarı yolculuğu ilk adımda mantıklı gözüküyordu ki?

Bugün olağanüstü başarılarına imrenek baktığımız, kendisini sıfırdan yaratan hangi girişimci, sanatçı, bilim insanı ya da siyasetçi gerçekçiydi ki büyük hayalini kurarken?

Büyük hayaller kurmak lazım dostlar. Hatta çok büyük hayaller kurmanız lazım. Çünkü büyük hayallerin bugünün gerçeklerini bükme ve koşullarınızı şekillendirme gücü var.

Ama gerçekçi olmanız gereken bir şey de var. Tek bir şey. O ne mi?

İşte onu bu videomda açıklıyorum. Çekti mi ilginizi?

Porsche Taycan: Almanların Büyük Yenilgisi

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Katıksız bir Porsche hayranıyım.

Porsche kendi elektrikli otomobilini tasarlayacağını duyurduğunda heyecanlanmış ve yatırımcısı olduğum Tesla adına da biraz endişelenmiştim.

Ve işte o Porsche, 4 yıldır geliştirdiği elektrikli otomobili sonunda piyasaya çıkarttı: Taycan.

Taycan tasarımı itibarıyla hoş, teknolojisi ve fiyat/performans oranı itibarıyla ise tam bir hayal kırıklığı.

Çünkü Taycan bir Tesla değil. Daha düşük performansa sahip Taycan’in fiyatı rakip Tesla’dan astronomik ölçüde pahallı.

İşte size bir kaç gösterge: Sırasıyla her modelin başlangıç fiyatı ($), menzili (Mil), 0-100 hızlanması (Saniye) ve azami hızı (Mil/Saat).

  • Tesla Model S LR: 79.900, 370, 3.2, 155
  • Tesla Model S P: 99.990, 345, 2.4, 163
  • Taycan Turbo: 150.900, 236, 3.0, 161
  • Taycan Turbo S: 185.000, 241, 2.6, 161

Ha bu arada 48.000$’dan başlayan fiyatlarla, 310 Mil menzile ve 0-100 3.2 saniye hızlanmaya sahip bir Tesla Model 3’de alabilirsiniz:)

Evet sevgili Alman hayranı takipçilerim, bu yenilgiyi nasıl açıklarsınız. Almanların en yüksek teknolojiye sahip markasının Tesla’nın bu kadar gerisinde kalmasına ne diyorsunuz?

Kaynak: https://tcrn.ch/34pQzAc

Çok Büyük Hayaller Kurun!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Herkes size gerçekçi olmanızı söylüyor.

E çünkü gerçekçilik demek, rasyonalite demek, sınırlamaların, kaynak kıtlıklarının farkında olmak demek ve mantıklı davranmak demek.

Ama gerçekçiliğin karanlık yönü tam da bu işte; sizi aşırı mantıklı olmaya itmesi. Ve aşırı mantıklı olmanın da harekete geçmenizi engellemesi.

Çünkü büyük ihtimalle içinde bulunduğunuz gerçek koşullarınız hayalinize doğru yürümenizi desteklemiyorlar.

Paranız yok, çevreniz dar, bilgi ve becerileriniz uygun değil, tecrübesizsiniz, aileniz sizi desteklemiyor, piyasa iyi değil…

Hayaliniz mantığa aykırı yani.

Tamam haklısınız da, şu hayatta gördüğünüz hangi olağanüstü başarı yolculuğuna bütün bu koşullar yerindeyken çıkıldı ki?

Hangi olağanüstü başarı yolculuğu ilk adımda mantıklı gözüküyordu ki?

Bugün olağanüstü başarılarına imrenek baktığımız, kendisini sıfırdan yaratan hangi girişimci, sanatçı, bilim insanı ya da siyasetçi gerçekçiydi ki büyük hayalini kurarken?

Büyük hayaller kurmak lazım dostlar.

Hatta çok büyük hayaller kurmanız lazım.

Çünkü büyük hayallerin bugünün gerçeklerini bükme ve koşullarınızı şekillendirme gücü var.

Ama gerçekçi olmanız gereken bir şey de var. Tek bir şey. O ne mi?

İşte onu yarın ki videomda açıklayacağım. Çekti mi ilginizi?

Haddini Aş Hikayeleri 6: İntiharın Kıyısından Dönüp KFC’yi Kuran Adam

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

“Hiçbir işe yaramayan bir adamım, yaşamamın ne anlamı var ki?” diyen bir adam, nasıl olur da hikâyenin sonunda arkasında milyonlarca dolar değeri olan bir marka ve ilham veren bir başarı hikayesi bırakabilir?

Bu yazımda, KFC’nin kurucusu Harland Sanders’in hikayesini anlatacağım ve girişimciliğin sadece harika bir fikir bulmaktan ibaret olmadığını, cesaret, azim ve kendine güvenden beslendiğini bir kez daha hatırlayacağız. 

Henüz ufacık bir çocukken, 5 yaşında babasını kaybeden bir adam Sanders. Annesinin işe girmesiyle mecburen kardeşlerinin sorumluluğunu üstlenir.

Küçük yaşta yemek yapmaya başlar, gelecekte dünyanın en büyük restoran zincirlerinden birinin kurucusu olacağından habersiz… Tek derdi kardeşlerinin karnını doyurmak. Aşçılık yeteneği de bu dönemlerde ortaya çıkmaya başlıyor.

10 yaşındayken çalışmaya başlar. Henüz 16 yaşındayken okulu bırakma kararı alır. 17 yaşına geldiğinde dört farklı işten çıkarılmıştı küçük Sanders.

Annesi yeniden evlenir, üvey babasından gördüğü şiddete dayanamayarak evden kaçar ve kimliğindeki doğum tarihini değiştirerek Amerikan ordusuna katılır.

18 yaşına geldiğinde ordudan ayrılır ve Josephine King ile evlenir. 22 yaşına kadar trenlerde kondüktörlük yapar. Bu evliliğinden 3 çocuğu olur fakat tek oğlu olan Harland, çok fazla yaşayamaz.

Yine bir darbe ve işinden kovulur Sanders. Bu olaydan sonra karısı 2 kızını da yanına alıp onu terk eder. Hem işinden hem çocuklarından olmuş, yapayalnız, çaresiz bir şekilde hayata tutunmaya çalışan bir adam oluverir birdenbire.

Sigortacılık, kaptanlık, çiftçilik gibi farklı işlerde çalışır. Hatta bir dönem hukuk okumaya karar verir, fakat hiçbirinde başarılı olamaz. Kendisini 40 yaşını geçtiği halde bir baltaya sap olamamış, bir işe yaramayan zavallı bir adam olarak görür ve intihar etmeyi düşünür.

İşte hayatı sorguladığı, tabiri caizse dibi gördüğü bu dönemde hayatını değiştirecek şu düşünceler geçer aklından: ‘’ Yemek yapmayı çok seviyorum ve bu konuda çok iyiyim. Neden bir dükkân açmıyorum ki?’’

Corbin isimli bir kentte, benzin istasyonu, cafe ve motel satın alarak kendi işletmesini kurar Sanders. Yemekleri, özellikle soslu kızarmış tavukları o kadar lezzetlidir ki zaman içerisinde ünü tüm eyalete yayılır. Hatta Kentucky Valisi ona eyalet mutfağına yaptığı katkılardan dolayı ‘’Kentucky Albayı’’ lakabını verir.

Bu unvanı layığıyla taşımak isteyen albay, görünümüne büyük özen gösterip beyaz takım elbisesi ve siyah papyonu olmadan dışarı çıkmaz. Bu şık ve orijinal stilin zaman içinde onunla bütünleşerek, tüm dünyanın tanıdığı bir ikon haline geleceğini bilmeyenimiz yoktur sanırım.

Albay, işleri büyük ölçüde yoluna koysa da büyük bir sınavdan daha geçecektir. 

Sanders’ın hizmet verdiği, herkesin uğrak noktası olan yol, yeni yapılan bir otoban yüzünden kullanılmaz hale gelir,müşterilerinin sayısı gittikçe azalır ve sonunda biriken borçlarını ödeyebilmek için her şeyini satmak zorunda kalır. Ve evet, artık 66 yaşında, bütün servetini kaybetmiş, elinde sadece 105 dolarlık emekli maaşı kalmış bir adamdır.

Ne yapacağı konusunda bir süre düşünür ve sonunda elindeki özel bir tarifle ülkedeki restoranların kapısını çalmaya karar verir. Rivayete göre 1008 restorandan ret cevabı alan yaşlı adam gittiği 1009. Restorana teklifini kabul ettirmeyi başarır ve sattığı her tavuk için 5 sent komisyon almaya başlar.

Sanders’in lezzetli tavukları çok sevilir ve kısa zamanda satışlar büyük hızla artar.  1960’lara gelindiğinde ABD’deki yüzlerce restorana franchise verir.

Geç de olsa bolluk içinde yaşamaya başlar.

KFC artık bir efsane olmuştu. Albay Sanders, şirketin resmi yüzü olarak kalması şartıyla, şirketini 2 milyon dolara John Brown Jr.’a satar ve şirketin resmi yüzü olduğu için de her yıl kendisine 250.000 dolar ödeme yapılır.

Hayatının geri kalanını sevdiği işi yapmış ve başarıya ulaşmış olmanın huzuru içinde geçiren albay, 90 yaşında hayata gözlerini yumar. Arkasında ise 115 ülkede 19.000’den fazla noktada hizmet veren, dünyanın en büyük fastfood zincirlerinden biri olan KFC’nin yanı sıra bu müthiş ve ilham verici başarı hikayesini bırakır.

Bize 60 yaşında, defalarca düşmüş ve yara almış olsak bile, ayağa kalkıp başarmanın mümkün olduğunu gösteriyor Sanders’in hikayesi.

O zaman yazıyı Sanders’in şu sözleriyle bitirelim:

“İnsanlar, her başarısızlığın daha iyi şeyler için bir atlama taşı olabileceğini unutmamalıdır.”

Beyniniz Düşmanınız Olabilir!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Beynimizin en önemli görevi bizi hayatta tutmak. Bu güzel.

Sorun beynimizin bu görevi yerine getirirken tıpkı aşırı koruyucu bir anne gibi fazla ileri gitmesi ve değişim içeren atılımlarımıza engel olmasında.

Beynimiz kısaca şöyle görüyor dünyayı: ”Eğer şu anda sahibim hala hayattaysa bu şimdiye kadar yaptıklarımın doğru olduğunu gösterir. O halde şimdiye kadar yaptıklarımı aynen yapmaya devam etmeli, her türlü değişime karşı kanımın son damlasına kadar direnmeliyim.”

Peki ya hayatımızdan memnun değilsek ve önemli atılımlar yapmayı istiyorsak? Mesela radikal bir kariyer değişikliğini, kendi işimizi kurmayı veya çok sıkı antrenman yapıp fit bir vücuda kavuşmayı…

Bu tür yenilikçi düşünceler beynimizin bilinçli bölgesinin eseridir. Ama beynimizin asıl efendisi bilinç dışı bölgedir, çünkü o tüm zihinsel işlevlerin %95’ini yerine getirir.

Ve bizi ne pahasına olursa olsun hayatta tutma görevi işte bu beyin bölgesinin işidir.

Bilinçi beyninizde ne kadar güzel hayaller kurarsanız kurun, bilinç dışı beyin değişime ikna olmadığı sürece istediğiniz atılıma asla izin vermeyecektir. Nokta.

Peki bilinç dışı beynimizi yönetebilir, sesini kısabilir miyiz? Elbette yapabiliriz!

Yarın ki videoda anlatacağım yöntemini. İlginizi çekti mi konu?

Kendi İşinizi Kurmak İçin Nasıl Bir Pazar Seçmelisiniz?

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Kendi işinizi kurmak istiyorsanız doğru pazarı seçmeniz hayati önem taşır.

İşte bu videoda siz girişimci adaylarını işinizi kurmak için doğru pazarı nasıl seçebileceğiniz konusunda fikirler veriyorum.

Sosyal Medya Adreslerim…

Linkedin: https://www.linkedin.com/in/bora-özke…

Twitter: https://twitter.com/BoraOzkent

Instagram: https://www.instagram.com/boraozkent/…

Ayrıca Dilerseniz Beni Podcast Kanallarımdan da Dinleyebilirsiniz…

Apple Podcast: https://podcasts.apple.com/us/podcast…

Spotify: https://open.spotify.com/show/40XCn4w…

Soundcloud: https://soundcloud.com/user-839164802…

Stitcher: https://www.stitcher.com/podcast/bora…

İşi Zamana Yaymanın Alemi Yok!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Girişimci Peter Thiel iş hayatında öğrendiği en önemli şeyin, istenirse işlerin planlanandan çok daha hızlı bitirilebileceğini görmesi olduğunu söylüyor.

Thiel herkese şu zihinsel alıştırmayı yapmalarını öğütlüyor: “10 yıllık hayat planınızı ele alın ve neden bu planı 6 ayda gerçekleştiremeyeceğinizi kendinize sorun”.

Kabul, bazı şeyleri 6 ayda yapmak asla mümkün değil.

Mesela dünya çapında bir tenisçi olacağım deyip bunu altı ayda başarmak fiziken imkansız. Tenis gibi sporlarda başarı yıllara yayılan sabırlı ve sebatlı çalışma gerekiyor.

Ama pek çok planımızı daha yoğun, akıllıca, odaklı ve kararlı bir şekilde çalışarak hızlandırmak mümkün.

İşleri hızlandırmak konusunda en ünlü girişimcilerden birisi, bir zamanlar Paypal girişiminde Peter Thiel’le ortaklık da yapan Elon Musk.

Musk projelerinde herkese inanılmaz gelen terminler vermek, sonra da bu terminleri tam olarak tutturamasa da, o güne kadar görülmemiş bir hızla işi bitirmekle ünlü.

Bu sayede de girdiği endüstrilerin işleyişini kökten değiştiriyor Elon. Yeni iddiası da herkesin 10 yıllar alır dediği tam otonom sürüşü gelecek yıl başaracağı mesela.

Thiel’in sorusu kafa yormaya değecek bir alıştırma değil mi sizce de? Ha, henüz 10 yıllık planınız yoksa o da ayrı sorun tabii🤤

Trendlere Kapılmayın!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Ağzının ortasına terlikle vurmak istediğim bir insan tipi var: Trend Köleleri.

Fotoda korkunç bir örneğini verdiğim trend köleleri hayatlarını en son trendlere göre şekillendiren tiplerdir.

Onları hemen tanırsınız. Çünkü trend obsesiyonları görüntülerine, davranışlarına ve dillerine şiddetle yansır.

Mesela yetişkin bir trend kölesi günde 4-5 kez şöyle cümleler kurabilir: “En büyük trend sağlıklı yaşam, mutlaka buna uygun ürün geliştirmeliyiz!”

“Dar paça bana yakışmamış mı diyorsun, ama son trend bu oğlum, sen ne anlarsın?”

“Arkadaşlar bu yıl en trendi Yunan Adası Patnos, ben yerimi ayırttım bile!”

“Girişimimiz son trend olan sharing economy kavramına uygun, bize mutlaka yatırım yapmalısınız!”

Aslında bu tiplerin beni sinir etmekten daha önemli bir sorunları var: Çok büyük ihtimalle hem iş hem de özel hayatlarında başarısız olacaklar.

Çünkü bir şey trend haline gelmişse çok rekabet oluşmuş demektir. Çok rekabetin olduğu ortamda da para kazanmak zordur, başarı rekabetsiz alanlar bulmaktan geçer.

Çok trend diye gittiğiniz yerlerde kazıklanır ve kalabalıktan dolayı berbat bir hizmet alırsınız. Trendlere uymak sizi farklılaştırmaz, tam tersine sıradanlaştırır.

Sloganı “Haddini Aş” olan bendenizin sıradanlaşmaya yaklaşımını da zaten biliyorsunuz 👊.

Orijinallik Yoksa Yaratıcılık da Yok!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Ne kadar az ”orijinal” insan var.

Özgün bir hayat tarzı, ilginç bir mesleği, giyiminden hobilerine ve düşüncelerine kadar toplumun genelinden ayrılan insanları kast ediyorum ”orijinal” derken.

Orijinallerin sayısı çok az, çünkü orijinal olmak çok zor.

Öncelikle kimse orijinal olmanızı istemiyor.

Toplum ve sistem sıradan insanlardan oluşan işgücüne, tüketiciye ve seçmene ihtiyaç duyuyor. Çünkü sıradanları yönetmek daha kolay.

Eğitim kalıplaştırma için var mesela, özgünleştirme için değil.

Bu kalıba sokan düzen, orijinal insan olmanın ikinci zorluğunu da doğuruyor: KORKU

”Sürüden ayrılanı kurt kapar!” zihniyeti ile büyütülen, ailesinden öğretmenlerinden, arkadaşlarından hep bu yönden telkinler alan bir ölümlünün, kendine özgü davranması ne büyük cesaret işi, değil mi?

Peki ama orijinallik şart mı? Yoo, değil tabii.

Pekala sıradanlığın sıcak kollarına kendinizi bırakıp mutlu mesut yaşamaya devam edebilirsiniz. Ya da mutlu mesut yaşadığınıza inanmaya.

Kalıpların ferahlatıcı bir yönü var elbette.

Ama şu ölümlü hayatta en ufacık bir fark yaratmak, yaşamaya değer bir hayat sürdürmek istiyorsanız orijinallik şart.

Çünkü orijinallik olmadan yaratıcılık olmuyor.

Ve yaratıcılık biz insanları diğer tüm canlılardan ayıran ve hayatı güzelleştiren en önemli özelliğimiz.