+905325441237
bora@ozkent.co

Önemsiz Şeylere Neden Daha Fazla Vakit Harcıyoruz?

Geleceği Kavrayın, Dönüşümü Yönetin, Sınırlarınızı Yıkın, Haddinizi Aşın!

(Okuma Süresi: 3 Dakika)

Görevlerin kendilerine ayrılan süreyi dolduracak şekilde genişlediğini belirten Parkinson Yasasını muhtemelen duymuşsunuzdur.

Ancak yine Parkinson tarafından ortaya atılan ve daha az bilinen “Önemsizlik Yasasını” duymamış olabilirsiniz.

Parkinson’un Önemsizlik Yasası, bir organizasyonda bir konuyu tartışmak için harcanan zaman miktarının o konunun gerçek önemi ile ters orantılı olduğunu iddia eder.

Parkinson’a göre büyük, karmaşık konular en kısa tartışma zamanı ile çözülürken, en fazla tartışma zamanını basit, küçük meseleler tüketirler.

Yasa, Parkinson’un onu açıklamak için kullandığı hikayeden dolayı “Bisiklet Kulübesi” yasası olarak da bilinir.

Parkinson hikayesinde dinleyicilerden üç maddelik bir gündemi olan bir finans komitesi toplantısı hayal etmelerini ister.

Maddeler aşağıdaki gibidir:

  • 10 milyon sterlinlik bir nükleer enerji santrali için teklif
  • 350 sterlinlik bisiklet kulübesi için bir teklif
  • 21 sterlinlik kişisel yıllık kahve bütçesi için bir teklif

Kurumsal hayatta biraz dirsek çürütmüş olan tüm okuyucularım bu üç madde arasında en çok tartışma zamanını 21 sterlinlik kahve bütçesinin tükettiğini tahmin etmişlerdir.

Ve işin tuhafı haklılar da.

Peki neden onca akıllı insan bu küçük ayrıntıya çok zaman ayırıp, nükleer santral gibi önemli bir meseleyi çabucak geçiştiriyorlar.

Ve daha da önemlisi önemsiz şeylere aşırı zaman ayırmaktan nasıl kurtulabiliriz.

Merak ediyorsanız okumaya devam:)

Parkinson’un hikayesine kaldığımız yerden devam edelim.

Komite üyelerinin çoğu nükleer enerji santrali teklini tartışacak teknik bilgiden yoksundur. Çoğunun teklifin ayrıntılarını derinlemesine incelemeye yetecek becerisi yoktur. Bu nedenle tartışma oldukça kısa sürer, teknik olarak bilgisiz üyelerin canı sıkılmasın diye konu geçiştirilir.

Bir sonraki gündem maddesi bisiklet kulübesidir.

Komite üyeleri bu konudaki görüşlerini dile getirirken çok daha rahatlardır. Çünkü hepsi bir bisiklet kulübesinin ne olduğunu ve neye benzediğini bilmektedir.

Birkaç üye kulübenin çatısı için mümkün olan en iyi malzeme üzerine hareketli bir tartışma başlatır ve mütevazı tasarruflar sağlayabilecek seçenekleri değerlendirir.

Sonuçta bisiklet kulübesini nükleer santralden çok daha uzun süre tartışırlar.

Nihayet sıra kahve bütçesine gelir.

Doğal olarak bu konuda herkes bir uzmandır.

Hepsi kahveyi bilir, kahvenin maliyeti ve lezzeti hakkında güçlü bir fikre sahiptir. Ve sonuçta herkesin hakkında söyleyebileceği bir şeyler olan kahve bütçesi komitenin üzerinde en uzun süre tartıştığı konuya dönüşüverir.

Parkinson’un hikayesinin de gösterdiği gibi bir konu ne kadar basitse, o kadar çok insanın onun hakkında bir fikri olur ve dolayısıyla da tartışma uzar. Öte yandan nükleer enerji santrali gibi bilgi darağacımızın dışında kalan bir konuda çoğumuz sessiz kalmayı tercih ederiz.

Maalesef bir şey bizim için kolay anlaşılır olduğunda, ekleyecek gerçek bir değerimiz olmasa bile, sırf aptal görünmemek için bir şeyler söylemeye mecbur hissederiz kendimizi.

Hangi aptalın bisiklet kulübesi hakkında söyleyecek hiçbir şeyi yoktur ki? Herkes elindeki konu hakkında bilgi sahibi olduğunu ve katkıda bulunacak bir şeyi olduğunu göstermek ister. Tartışmalar uzar da uzar.

Peki bu konuda ne yapılabilir?

Komite üyelerinin değerli zamanlarını daha verimli kullanmaları ve önemli konuların hak ettikleri detayda tartışılabilmeleri için ne yapabiliriz.

İşte size 3 fikir:

1- Öncelikle toplantı amacınızın çok ama çok net olması gerekiyor.

Bu netlik hem toplantıya gereksiz insanları çağırmanızı engeller, hem de davetlilerin gerekli hazırlığı yaparak gelmelerini sağlar.

Ayrıca bu sayede aynı toplantının gündemine nükleer santral ve kahve bütçesi gibi alakasız konuları koymaktan da kaçınırsınız.

2-Davetli listenizi çok dikkatli oluşturmanız gerekir.

Konu hakkında gerçekten bilgili ve değerli girdileri olacak insanlar dışında kalanları toplantıya asla çağırmanız gerekir.

Toplantıları bir endam gösterme sahnesi olmaktan kurtarıp, işe yarayan tartışmaların döndüğü verimli platformalara dönüştürmenin belki de en önemli kuralı budur.

3- Ve son olarak da nihai kararı vermekten sorumlu belirlenmiş bir kişinin olması şarttır.

Nihai bir sorumlunun olmadığı bir toplantıda bir fikir birliğine varmak neredeyse imkansız olabilir. Bundan dolayı da tartışma uzayıp gider.

Unutmayın, insanları uzun bir tartışmaya davet eden herhangi bir konu, elimizdeki en önemli konu olmayabilir.

Bir Cevap Yazın