+905325441237
bora@ozkent.co

Öz İmaj Diye Bir Şey Var!

Geleceği Kavrayın, Dönüşümü Yönetin, Sınırlarınızı Yıkın, Haddinizi Aşın!

(Okuma Süresi: 3 Dakika)

Bazen kendimize bile bile hasar veriyoruz.

O pastayı yemenin bel çevremize iyi gelmeyeceğini biliyoruz, ama yine de yiyoruz. O elbiseye harcayacağımız parayı tasarrufa dönüştürmenin geleceğimiz için daha iyi olduğunu biliyoruz, ama yine de kendimizi tutamayıp “sepete at” tuşuna basıyoruz. O televizyon programını izlemenin beynimize yarar değil zarar getirdiğini pekala biliyoruz, ama yine de kendimizi saatlerce ekrana esir etmekten vazgeçmiyoruz.

Bunlar hep birer kendi kendini sabotaj örneği. Bu tip kendimize zarar veren davranışların ana nedenleri ile ilgili bir çok araştırma, hipotez ve rapor var.

Benim en aklıma yatan ve en işime yarayan çözüme sahip açıklama ise oldukça basit: Kendi gözümüzdeki imajınız. Yani “öz imajımız”.

Evet, bütün mesele aynaya baktığınızda zihin gözünüzle ne gördüğünüz. İlginizi çekti mi? Buyrun anlatıyorum.

İnsan beyni her zaman uyum ve tutarlılık peşindedir.

Beynimizdeki inançlarımız, fikirlerimiz ve değerlerimizin davranışlarımızla uyumlu ve tutarlılık içinde olduğu bir dünyada yaşamak isteriz.

Beynimizdeki dünya ile dışarıdaki dünya birbirleriye örtüşmediği zaman ise arıza veriririz. Bu ilginç fenomeni bilim “bilişsel uyumsuzluk teorisi” ile açıklıyor. 

Bu teoriye göre insanlar birbirileriyle çelişkili inanç, fikir, değer veya davranışlara sahibi olduklarında bilişsel uyumsuzluk oluşur ve bu de büyük psikolojik stres yaratır.

Teori, tutarsızlık oluştuğunda insanların yeniden tutarlılık yaratmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını öngörüyor.

Daha fazla teorik bilgiye girmeden, kendi hayatımdan bir örnekle bu teoriyi biraz inceleyelim.

Diyelim ki beyninizde kendini tanımlarken “iradesiz” ya da “disiplinsiz” gibi kelimeleri sık sık kullanıyorsunuz. Yani zihninizdeki “öz-imajınızda” iradesizlik ve disiplinsizlik çok önemli unsurlar olarak ön plana çıkıyorlar.

Kendinizle ilgili fikirleriniz, inançlarınız ve değerleriniz arasında bu kelimelerin ifade ettiği davranışların büyük payı var.

Bu iki unsurun zihninizde bu kadar yer etmiş olmasının temel sebebi geçmişte başarısızlıkla sonuçlanan diyet çabalarınız, sabahları erken kalkıp spor yapma rutinini bir türlü oturtamamınız ya da tüm iyi niyetinize rağmen televizyonun karşısındaki kanapede saatler harcamaktan kendinizi kurtaramamanız olabilir.

Çünkü öz-imajınızı belirleyen temel şey geçmiş deneyimlerinizdir. Yukarıdakine benzer deneyimleri sık sık yaşamışsanız, zihninizin iradesizlik ve disiplinsizlik unsurları ile dolu bir öz-imaj çizmesine şaşmamak gerek.

Diyelim ki kendinizle ilgili böyle bir öz-imaja sahipsiniz, ama tıpkı benim son dönemde yaptığım gibi, blogunuza her gün yeni bir yazı ekleme kararını veriyorsunuz.

Takdir edersiniz ki her gün bir yazı yazmak hem ön hazırlığı, hem de üretimi itibarı ile epeyce irade ve disiplin gerektiren bir girişimdir. 

Günün olağan akış temposunun içine 2 saatten fazla bir süreyi eklemeniz, bunun için gerekirse uykunuzdan, keyfinizden taviz vermeniz gerekir.

Eğer öz-imajınızdaki disiplinsizlik ve iradesizlik unsurlarını ortadan kaldırmayı beceremezseniz, büyük ihtimalle bu yeni çabanız da daha önceki değişim çabalarınızla aynı kaderi paylaşacak.

Belki bir kaç sabah daha gün ışıkları doğmadan büyük bir hevesle klavyenizin başına geçeceksiniz. Ama sonraları zihniniz size kim olduğunuzu hatırlatacak, öz-imajınızla edinmeye çalıştığınız yeni alışkanlığınız arasındaki çelişkiyi ortadan kaldırmak için harekete geçecektir.

Maalesef beynimiz daima daha az enerji harcayacağı, daha az zorlanacağı ve dolayısı ile de daha az değişim gerektiren davranışları seçme eğilimindedir. 

Bu örnekte de beynimizin doğal seçimi zihindeki öz-imajı değiştirmek gibi zorlu bir yolculuğa çıkmaktan ziyade, davranışınızı öz-imajınızla uyumlu hale getirmek olacaktır.

Yarın sabah yatağınızdan kalkmaya çalıştığınızda beyniniz size “boş ver ya ne güzel uyuyoruz işte” diye fısıldayacaktır mesela. Ya da bin bir zorlukla bilgisayarınızın karşısına oturmayı başarsanız bile, kendinizi boş boş internette gezinir bulacaksınızdır.

Bilişsel uyumsuzluk teorisinin kendi kendimizi neden sabote ettiğimize dair açıklaması bu kadar basit işte. 

Görünen o ki öz-imajımızı değiştirmeden kendimizi değiştirmemiz pek mümkün değil.

Peki nasıl oluyor da kendisini tanımlarken iradesizlik ve disiplinsizlik kelimelerini sıkça kullanan benim gibi birisi aylardır her gün yazı yazmayı başarıyor?

Ve daha da önemlisi siz böyle büyük değişimleri nasıl başarabilirsiniz? Yarın ki yazımda da bu konuyu ele alacağım.

Görüşmek üzere.

Bir Cevap Yazın