Hayat Sandığından da Kısa Dostum!

Eğer 80 yaşına kadar yaşayacaksan ve bugün 30 yaşındaysan önününde 50 yıllık bir hayat var demektir. Yani 18.250 gün.

Ne var ki günde 8 saatlik ortalamayla 146.000 saat, yani 50 yılın 6.000 gününde uyuyacaksın. Geriye kaldı 12.250 gün.

Yıllık ortalama çalışma günü sayısı 240.

65 yaşında emekli olacaksan 35 yılda 8.400 gün mesain var. Ortalama mesai 8 saatse ve yola 2 saat harcıyorsan hayatının en az 84.000 saatini işe vereceksin demektir.

Bu durumda geriye kalan hayatın 8.750 güne düşüyor.

Günde 2-3 saatini kişisel bakım ve market alışverişi gibi angaryalara ayırdığını varsayabiliriz. Yani yaklaşık 40.000 saatin veya 1.600 gününü de bu işlere gidecek.

Evet dostum, maalesef hayat beklentin 7.150 güne inmiş durumda. Sadece 7.150 güne. Yani kabaca 20 yıla. Ki, bunun 15 yılı da 65’inden sonra.

İnşallah sağlık sorunları yaşamazsın. Tabii eğer işinden çok zevk alıyor ve onu hayatından bir kayıp olarak görmüyorsan başka dostum. Ama eğer öyleysen bil ki süper şanslı azınlıktasın. Araştırmalar işinden mutlu insanların çok az olduğunu gösteriyor.

Şimdi sorum şu sana: Eğer bu süper şanslı azınlıktan değilsen ne yapacaksın dostum? Bu kadar kısacık bir ömre razı mısın hakikaten?

Yoksa hemen bugün bir şeyler değiştirmeye başlayacak mısın?

Ücretsiz Haddini Aş Bülteni Üyeliği
En Güncel İçerikler E-Postanıza Gelsin
Gizliliğiniz benim için önemli.

HADDİNİ AŞ HİKAYELERİ 7: J.K. ROWLING

“hiçbir zaman benim yaşadığım ölçüde büyük başarısızlıklar yaşamayabilirsiniz, ancak hayatta bazı başarısızlıklar kaçınılmazdır. Yalnızca aşırı derecede dikkatli yaşayan insanlar başarısız olmazlar ki onlar da pek yaşamış sayılmazlar. Böyle bir durumda da hükmen yenilirsiniz.”

Bu sözler, dünyanın en başarılı yazarlarından biri olarak kabul gören, Harry Potter serisinin yazarı J.K Rowling’e ait. Ve onun sıradışı hayat hikayesi hepimize ilham verip, hepimizi harekete geçirebilecek cinsten bir hikâye.

1965’te İngiltere’de doğan Rowling, Katolik ve disiplinli bir ailenin çocuğuydu. Okumayı, yazmayı ve hayal etmeyi çok seven bir çocuktu. Öyle ki henüz 6 yaşındayken hikayeler yazmaya başlamıştı. Büyüyünce romancı olacağına dair hayaller kuruyordu, ancak ailesi onun yazmaya olan bu tutkusunu hep geçici bir heves olarak görmüştü.

17 yaşındayken Oxford Üniversitesinin sınavlarına girdi fakat kazanamadı. 18 yaşına geldiğinde hiç istemese de anne ve babasının baskılarıyla Exeter Üniversitesi Fransızca Bölümüne girdi.

Üniversiteden mezun olduktan sonra, yine ailesinin isteği olan sekreterlik mesleğine başlamak için Londra’ya taşındı. Sekreterlik yaptığı sürece hayat onun için çok zor ve sıkıcı geçiyordu. Çünkü mesleğini asla sevememişti. Hatta içindeki yaratıcılığı ve yazarlık tutkusunu köreltiyor, yazmak için kendisine bir türlü vakit ayıramıyordu. Bir süre sonra bu mesleği bıraktı ve başından beri istediği İngilizce öğretmenliğine yöneldi. İngilizce öğretmeni olarak çalışmak için Portekiz’e taşındı. Böylelikle yazma işine zaman ayırabilecekti.

Burada her şey yolunda gidiyordu. Hem mesleğine hem de yazmaya zaman ayırabiliyordu. Bir süre geçtikten sonra gazeteci Jorge Arentes ile tanıştı ve Rowling 27 yaşındayken evlenmeye karar verdiler. Eşini çok seviyordu, bu evlilikten bir de kız çocukları oldu. Fakat çiftin arası birkaç ay sonra bozulmaya başlamıştı, eşinden şiddet görüyordu Rowling. Sonuçta 1 yıl evli kaldıktan sonra boşandılar.

Birden her şey darmadağın olmuştu. Boşanma ve annesini kaybetmesinin ardından ciddi bir depresyon geçirdi, intiharı bile düşündü. Mesleğine bile devam edemeyecek haldeydi, ara verdi. İngiltere’ye geri döndü. Bir gelir kaynağı yoktu artık, devletten aldığı fakirlik yardımıyla(69 Pound) geçinmeye başladı.

Dibi gördüğü zamanlardı, çocuğuna zar zor bakıyordu. Ancak yaşadığı hiçbir şey onu yazmaktan alıkoymadı. Bir süre sonra yaşadığı zorlukları kabullendi ve kendisi için en anlamlı olan şeyi yapmaya devam etti: Yazı yazmak.  

Harry Potter’ı yazdığı zamanlardı ve tüm enerjisini bu kitabı bitirmeye vermişti. Yazmak için zaman zaman kafelere de gidiyor, kızı kucağında uyurken kendisi kitabı yazmaya devam ediyordu.

Ve 32 yaşındaki Rowling ilk kitabını tamamladı. O kitaba dair çok umutları vardı. İlk başlarda işler pek de yolunda gitmedi. 12 tane yayınevine gönderdi, fakat hiçbirinden olumlu bir yanıt alamadı. Bekledi, bekledi, bekledi…

Sonrasında küçük bir yayınevi olan Bloomsbury’nin yönetim kurulu başkanı, 8 yaşındaki çocuğunun kitabı okuyup çok sevdiğini, bu yüzden kitabı basmak istediklerini söyledi.

Kitap basıldı, hepimizin bildiği gibi kısa bir süre sonra satış rekorları kırdı ve dünya çapında 400 milyonun üzerinde satıldı. Sonrasında çıkan filmler gişe rekorları kırdı. Ve tüm bunlar Rowling’i milyarder olan ilk kadın yazar yaptı.

Yaşadığı bu başarı, yaptığı seçimler sayesinde gerçekleşti; Tutku duyduğu şeyi yapmayı bırakmamak ve başarısızlıklarının ardından ne olursa olsun vazgeçmemek.

Şunları dile getiriyor yaptığı bir konuşmada:

“Başarısızlık bana hiçbir başarıyla elde edemeyeceğim iç huzuru verdi. Başarısızlık bana kendimle ilgili başka hiçbir şekilde öğrenemeyeceğim şeyleri öğretti. İçimde büyük bir arzunun yattığını öğrendim onun sayesinde, zannettiğimden çok daha disiplinli biri olduğumu keşfettim. Ayrıca yakutlardan çok daha değerli arkadaşlarım olduğunu gördüm.”

Porsche Taycan: Almanların Büyük Yenilgisi

Katıksız bir Porsche hayranıyım.

Porsche kendi elektrikli otomobilini tasarlayacağını duyurduğunda heyecanlanmış ve yatırımcısı olduğum Tesla adına da biraz endişelenmiştim.

Ve işte o Porsche, 4 yıldır geliştirdiği elektrikli otomobili sonunda piyasaya çıkarttı: Taycan.

Taycan tasarımı itibarıyla hoş, teknolojisi ve fiyat/performans oranı itibarıyla ise tam bir hayal kırıklığı.

Çünkü Taycan bir Tesla değil. Daha düşük performansa sahip Taycan’in fiyatı rakip Tesla’dan astronomik ölçüde pahallı.

İşte size bir kaç gösterge: Sırasıyla her modelin başlangıç fiyatı ($), menzili (Mil), 0-100 hızlanması (Saniye) ve azami hızı (Mil/Saat).

  • Tesla Model S LR: 79.900, 370, 3.2, 155
  • Tesla Model S P: 99.990, 345, 2.4, 163
  • Taycan Turbo: 150.900, 236, 3.0, 161
  • Taycan Turbo S: 185.000, 241, 2.6, 161

Ha bu arada 48.000$’dan başlayan fiyatlarla, 310 Mil menzile ve 0-100 3.2 saniye hızlanmaya sahip bir Tesla Model 3’de alabilirsiniz:)

Evet sevgili Alman hayranı takipçilerim, bu yenilgiyi nasıl açıklarsınız. Almanların en yüksek teknolojiye sahip markasının Tesla’nın bu kadar gerisinde kalmasına ne diyorsunuz?

Kaynak: https://tcrn.ch/34pQzAc

Çok Büyük Hayaller Kurun!

Herkes size gerçekçi olmanızı söylüyor.

E çünkü gerçekçilik demek, rasyonalite demek, sınırlamaların, kaynak kıtlıklarının farkında olmak demek ve mantıklı davranmak demek.

Ama gerçekçiliğin karanlık yönü tam da bu işte; sizi aşırı mantıklı olmaya itmesi. Ve aşırı mantıklı olmanın da harekete geçmenizi engellemesi.

Çünkü büyük ihtimalle içinde bulunduğunuz gerçek koşullarınız hayalinize doğru yürümenizi desteklemiyorlar.

Paranız yok, çevreniz dar, bilgi ve becerileriniz uygun değil, tecrübesizsiniz, aileniz sizi desteklemiyor, piyasa iyi değil…

Hayaliniz mantığa aykırı yani.

Tamam haklısınız da, şu hayatta gördüğünüz hangi olağanüstü başarı yolculuğuna bütün bu koşullar yerindeyken çıkıldı ki?

Hangi olağanüstü başarı yolculuğu ilk adımda mantıklı gözüküyordu ki?

Bugün olağanüstü başarılarına imrenek baktığımız, kendisini sıfırdan yaratan hangi girişimci, sanatçı, bilim insanı ya da siyasetçi gerçekçiydi ki büyük hayalini kurarken?

Büyük hayaller kurmak lazım dostlar.

Hatta çok büyük hayaller kurmanız lazım.

Çünkü büyük hayallerin bugünün gerçeklerini bükme ve koşullarınızı şekillendirme gücü var.

Ama gerçekçi olmanız gereken bir şey de var. Tek bir şey. O ne mi?

İşte onu yarın ki videomda açıklayacağım. Çekti mi ilginizi?

Haddini Aş Hikayeleri 6: İntiharın Kıyısından Dönüp KFC’yi Kuran Adam

“Hiçbir işe yaramayan bir adamım, yaşamamın ne anlamı var ki?” diyen bir adam, nasıl olur da hikâyenin sonunda arkasında milyonlarca dolar değeri olan bir marka ve ilham veren bir başarı hikayesi bırakabilir?

Bu yazımda, KFC’nin kurucusu Harland Sanders’in hikayesini anlatacağım ve girişimciliğin sadece harika bir fikir bulmaktan ibaret olmadığını, cesaret, azim ve kendine güvenden beslendiğini bir kez daha hatırlayacağız. 

Henüz ufacık bir çocukken, 5 yaşında babasını kaybeden bir adam Sanders. Annesinin işe girmesiyle mecburen kardeşlerinin sorumluluğunu üstlenir.

Küçük yaşta yemek yapmaya başlar, gelecekte dünyanın en büyük restoran zincirlerinden birinin kurucusu olacağından habersiz… Tek derdi kardeşlerinin karnını doyurmak. Aşçılık yeteneği de bu dönemlerde ortaya çıkmaya başlıyor.

10 yaşındayken çalışmaya başlar. Henüz 16 yaşındayken okulu bırakma kararı alır. 17 yaşına geldiğinde dört farklı işten çıkarılmıştı küçük Sanders.

Annesi yeniden evlenir, üvey babasından gördüğü şiddete dayanamayarak evden kaçar ve kimliğindeki doğum tarihini değiştirerek Amerikan ordusuna katılır.

18 yaşına geldiğinde ordudan ayrılır ve Josephine King ile evlenir. 22 yaşına kadar trenlerde kondüktörlük yapar. Bu evliliğinden 3 çocuğu olur fakat tek oğlu olan Harland, çok fazla yaşayamaz.

Yine bir darbe ve işinden kovulur Sanders. Bu olaydan sonra karısı 2 kızını da yanına alıp onu terk eder. Hem işinden hem çocuklarından olmuş, yapayalnız, çaresiz bir şekilde hayata tutunmaya çalışan bir adam oluverir birdenbire.

Sigortacılık, kaptanlık, çiftçilik gibi farklı işlerde çalışır. Hatta bir dönem hukuk okumaya karar verir, fakat hiçbirinde başarılı olamaz. Kendisini 40 yaşını geçtiği halde bir baltaya sap olamamış, bir işe yaramayan zavallı bir adam olarak görür ve intihar etmeyi düşünür.

İşte hayatı sorguladığı, tabiri caizse dibi gördüğü bu dönemde hayatını değiştirecek şu düşünceler geçer aklından: ‘’ Yemek yapmayı çok seviyorum ve bu konuda çok iyiyim. Neden bir dükkân açmıyorum ki?’’

Corbin isimli bir kentte, benzin istasyonu, cafe ve motel satın alarak kendi işletmesini kurar Sanders. Yemekleri, özellikle soslu kızarmış tavukları o kadar lezzetlidir ki zaman içerisinde ünü tüm eyalete yayılır. Hatta Kentucky Valisi ona eyalet mutfağına yaptığı katkılardan dolayı ‘’Kentucky Albayı’’ lakabını verir.

Bu unvanı layığıyla taşımak isteyen albay, görünümüne büyük özen gösterip beyaz takım elbisesi ve siyah papyonu olmadan dışarı çıkmaz. Bu şık ve orijinal stilin zaman içinde onunla bütünleşerek, tüm dünyanın tanıdığı bir ikon haline geleceğini bilmeyenimiz yoktur sanırım.

Albay, işleri büyük ölçüde yoluna koysa da büyük bir sınavdan daha geçecektir. 

Sanders’ın hizmet verdiği, herkesin uğrak noktası olan yol, yeni yapılan bir otoban yüzünden kullanılmaz hale gelir,müşterilerinin sayısı gittikçe azalır ve sonunda biriken borçlarını ödeyebilmek için her şeyini satmak zorunda kalır. Ve evet, artık 66 yaşında, bütün servetini kaybetmiş, elinde sadece 105 dolarlık emekli maaşı kalmış bir adamdır.

Ne yapacağı konusunda bir süre düşünür ve sonunda elindeki özel bir tarifle ülkedeki restoranların kapısını çalmaya karar verir. Rivayete göre 1008 restorandan ret cevabı alan yaşlı adam gittiği 1009. Restorana teklifini kabul ettirmeyi başarır ve sattığı her tavuk için 5 sent komisyon almaya başlar.

Sanders’in lezzetli tavukları çok sevilir ve kısa zamanda satışlar büyük hızla artar.  1960’lara gelindiğinde ABD’deki yüzlerce restorana franchise verir.

Geç de olsa bolluk içinde yaşamaya başlar.

KFC artık bir efsane olmuştu. Albay Sanders, şirketin resmi yüzü olarak kalması şartıyla, şirketini 2 milyon dolara John Brown Jr.’a satar ve şirketin resmi yüzü olduğu için de her yıl kendisine 250.000 dolar ödeme yapılır.

Hayatının geri kalanını sevdiği işi yapmış ve başarıya ulaşmış olmanın huzuru içinde geçiren albay, 90 yaşında hayata gözlerini yumar. Arkasında ise 115 ülkede 19.000’den fazla noktada hizmet veren, dünyanın en büyük fastfood zincirlerinden biri olan KFC’nin yanı sıra bu müthiş ve ilham verici başarı hikayesini bırakır.

Bize 60 yaşında, defalarca düşmüş ve yara almış olsak bile, ayağa kalkıp başarmanın mümkün olduğunu gösteriyor Sanders’in hikayesi.

O zaman yazıyı Sanders’in şu sözleriyle bitirelim:

“İnsanlar, her başarısızlığın daha iyi şeyler için bir atlama taşı olabileceğini unutmamalıdır.”

Beyniniz Düşmanınız Olabilir!

Beynimizin en önemli görevi bizi hayatta tutmak. Bu güzel.

Sorun beynimizin bu görevi yerine getirirken tıpkı aşırı koruyucu bir anne gibi fazla ileri gitmesi ve değişim içeren atılımlarımıza engel olmasında.

Beynimiz kısaca şöyle görüyor dünyayı: ”Eğer şu anda sahibim hala hayattaysa bu şimdiye kadar yaptıklarımın doğru olduğunu gösterir. O halde şimdiye kadar yaptıklarımı aynen yapmaya devam etmeli, her türlü değişime karşı kanımın son damlasına kadar direnmeliyim.”

Peki ya hayatımızdan memnun değilsek ve önemli atılımlar yapmayı istiyorsak? Mesela radikal bir kariyer değişikliğini, kendi işimizi kurmayı veya çok sıkı antrenman yapıp fit bir vücuda kavuşmayı…

Bu tür yenilikçi düşünceler beynimizin bilinçli bölgesinin eseridir. Ama beynimizin asıl efendisi bilinç dışı bölgedir, çünkü o tüm zihinsel işlevlerin %95’ini yerine getirir.

Ve bizi ne pahasına olursa olsun hayatta tutma görevi işte bu beyin bölgesinin işidir.

Bilinçi beyninizde ne kadar güzel hayaller kurarsanız kurun, bilinç dışı beyin değişime ikna olmadığı sürece istediğiniz atılıma asla izin vermeyecektir. Nokta.

Peki bilinç dışı beynimizi yönetebilir, sesini kısabilir miyiz? Elbette yapabiliriz!

Yarın ki videoda anlatacağım yöntemini. İlginizi çekti mi konu?

Gerçek Statü Sembolleri Nelerdir?

Sabahın erken saatlerinde bir plazanın lobisinde etrafımdaki insanları izlerken aklımdan geçen düşünceler:

Kendinize, sevdiklerinize ve sevdiğiniz şeyleri yapmaya ayırdığınız zaman gerçek statü sembolünüzdür.

Fiziksel şeylerle statü sembolleri yaratmak, modası geçmiş, antik çağlara yakışan bir anlayıştır.

Marka kıyafetler, pahallı saatler, lüks evler, havalı restoranlarda yenen yemekler statünüzü değil, zamanınızı boşa harcadığınızı ve hayat zevkinizin gelişmediğini gösterirler sadece.

Az alışveriş edin, az tüketin, bol tasarruf ve yatırım yapın, kendinizi sevmediğiniz işleri yapmaktan kurtarmak için erken emekliliğe hazırlanın derim ben.

Erken emeklilik çalışmamak demek değildir bu arada. Erken emeklilik sevmediğiniz şeyleri yapmaktan özgürleşmiş olmak demektir. Yoksa çok sevdiğiniz bir işiniz varsa elbette doya doya çalışabilirsiniz.

Erken emeklilik hayatı hakkını vererek yaşamak demektir. Ve bence erken emeklilik nihai statü sembolüdür.

Ne dersiniz?

Kendi İşinizi Kurmak İçin Nasıl Bir Pazar Seçmelisiniz?

Kendi işinizi kurmak istiyorsanız doğru pazarı seçmeniz hayati önem taşır.

İşte bu videoda siz girişimci adaylarını işinizi kurmak için doğru pazarı nasıl seçebileceğiniz konusunda fikirler veriyorum.

Sosyal Medya Adreslerim…

Linkedin: https://www.linkedin.com/in/bora-özke…

Twitter: https://twitter.com/BoraOzkent

Instagram: https://www.instagram.com/boraozkent/…

Ayrıca Dilerseniz Beni Podcast Kanallarımdan da Dinleyebilirsiniz…

Apple Podcast: https://podcasts.apple.com/us/podcast…

Spotify: https://open.spotify.com/show/40XCn4w…

Soundcloud: https://soundcloud.com/user-839164802…

Stitcher: https://www.stitcher.com/podcast/bora…

İşi Zamana Yaymanın Alemi Yok!

Girişimci Peter Thiel iş hayatında öğrendiği en önemli şeyin, istenirse işlerin planlanandan çok daha hızlı bitirilebileceğini görmesi olduğunu söylüyor.

Thiel herkese şu zihinsel alıştırmayı yapmalarını öğütlüyor: “10 yıllık hayat planınızı ele alın ve neden bu planı 6 ayda gerçekleştiremeyeceğinizi kendinize sorun”.

Kabul, bazı şeyleri 6 ayda yapmak asla mümkün değil.

Mesela dünya çapında bir tenisçi olacağım deyip bunu altı ayda başarmak fiziken imkansız. Tenis gibi sporlarda başarı yıllara yayılan sabırlı ve sebatlı çalışma gerekiyor.

Ama pek çok planımızı daha yoğun, akıllıca, odaklı ve kararlı bir şekilde çalışarak hızlandırmak mümkün.

İşleri hızlandırmak konusunda en ünlü girişimcilerden birisi, bir zamanlar Paypal girişiminde Peter Thiel’le ortaklık da yapan Elon Musk.

Musk projelerinde herkese inanılmaz gelen terminler vermek, sonra da bu terminleri tam olarak tutturamasa da, o güne kadar görülmemiş bir hızla işi bitirmekle ünlü.

Bu sayede de girdiği endüstrilerin işleyişini kökten değiştiriyor Elon. Yeni iddiası da herkesin 10 yıllar alır dediği tam otonom sürüşü gelecek yıl başaracağı mesela.

Thiel’in sorusu kafa yormaya değecek bir alıştırma değil mi sizce de? Ha, henüz 10 yıllık planınız yoksa o da ayrı sorun tabii🤤

Kimsenin Size Borcu Yok!

Pek çoğumuz hayatta istediğimiz yerde değiliz.Kariyerimiz ilerlemiyor, girişimimiz zararda, evliliğimiz sarsıntıda, çocuklarımız başarısız…

Ve pek çoğumuz bunlar için suçlayacak ve bize borçlu olan birilerini buluyoruz.

Kariyerimiz ilerlemiyor, çünkü yöneticimiz bize terfi sözünü tutmadı.

Girişimimiz para kaybediyor, çünkü seçtiklerimiz ekonomide sözlerini yerine getiremiyorlar.

Evliliğimiz sarsıntıda, çünkü eşimiz bize karşı anlayışlı ve sevecen değil.

Çocuklarımız okulda başarısızlar çünkü tembeller, oysa biz onlar için saçlarımızı süpürge ettik.

Çektiğimiz sıkıntıların nedeni olarak başkalarını suçluyor ve bize borçlarını ödememelerinden dolayı öfkelenerek günlerimizi geçiriyorsak…şey…üzgünüm ama… galiba… ömrümüzün sonuna kadar günlerimizi böyle geçirmeye devam edeceğiz!

Söylenmek, suçlamak, öfkelenmek… Kabul ediyorum, bunlar gayet insani tepkiler ve evet hepimiz zaman zaman haksızlıklara uğruyoruz.

Ama bazılarımızın haksızlıklar karşısında tepkisi farklı oluyor.

Başkalarını suçlamayı bırakıp harekete geçiyor bazılarımız. Kendilerini başkalarının insafına emanet etmekten vazgeçip, hayatlarının kontrolunu kendi ellerine alıyorlar. Suçlamak yerine eyleme geçiyorlar yani.

Peki siz hangisini seçiyorsunuz? Suçlamak mı, eylem mi?

Trendlere Kapılmayın!

Ağzının ortasına terlikle vurmak istediğim bir insan tipi var: Trend Köleleri.

Fotoda korkunç bir örneğini verdiğim trend köleleri hayatlarını en son trendlere göre şekillendiren tiplerdir.

Onları hemen tanırsınız. Çünkü trend obsesiyonları görüntülerine, davranışlarına ve dillerine şiddetle yansır.

Mesela yetişkin bir trend kölesi günde 4-5 kez şöyle cümleler kurabilir: “En büyük trend sağlıklı yaşam, mutlaka buna uygun ürün geliştirmeliyiz!”

“Dar paça bana yakışmamış mı diyorsun, ama son trend bu oğlum, sen ne anlarsın?”

“Arkadaşlar bu yıl en trendi Yunan Adası Patnos, ben yerimi ayırttım bile!”

“Girişimimiz son trend olan sharing economy kavramına uygun, bize mutlaka yatırım yapmalısınız!”

Aslında bu tiplerin beni sinir etmekten daha önemli bir sorunları var: Çok büyük ihtimalle hem iş hem de özel hayatlarında başarısız olacaklar.

Çünkü bir şey trend haline gelmişse çok rekabet oluşmuş demektir. Çok rekabetin olduğu ortamda da para kazanmak zordur, başarı rekabetsiz alanlar bulmaktan geçer.

Çok trend diye gittiğiniz yerlerde kazıklanır ve kalabalıktan dolayı berbat bir hizmet alırsınız. Trendlere uymak sizi farklılaştırmaz, tam tersine sıradanlaştırır.

Sloganı “Haddini Aş” olan bendenizin sıradanlaşmaya yaklaşımını da zaten biliyorsunuz 👊.

Orijinallik Yoksa Yaratıcılık da Yok!

Ne kadar az ”orijinal” insan var.

Özgün bir hayat tarzı, ilginç bir mesleği, giyiminden hobilerine ve düşüncelerine kadar toplumun genelinden ayrılan insanları kast ediyorum ”orijinal” derken.

Orijinallerin sayısı çok az, çünkü orijinal olmak çok zor.

Öncelikle kimse orijinal olmanızı istemiyor.

Toplum ve sistem sıradan insanlardan oluşan işgücüne, tüketiciye ve seçmene ihtiyaç duyuyor. Çünkü sıradanları yönetmek daha kolay.

Eğitim kalıplaştırma için var mesela, özgünleştirme için değil.

Bu kalıba sokan düzen, orijinal insan olmanın ikinci zorluğunu da doğuruyor: KORKU

”Sürüden ayrılanı kurt kapar!” zihniyeti ile büyütülen, ailesinden öğretmenlerinden, arkadaşlarından hep bu yönden telkinler alan bir ölümlünün, kendine özgü davranması ne büyük cesaret işi, değil mi?

Peki ama orijinallik şart mı? Yoo, değil tabii.

Pekala sıradanlığın sıcak kollarına kendinizi bırakıp mutlu mesut yaşamaya devam edebilirsiniz. Ya da mutlu mesut yaşadığınıza inanmaya.

Kalıpların ferahlatıcı bir yönü var elbette.

Ama şu ölümlü hayatta en ufacık bir fark yaratmak, yaşamaya değer bir hayat sürdürmek istiyorsanız orijinallik şart.

Çünkü orijinallik olmadan yaratıcılık olmuyor.

Ve yaratıcılık biz insanları diğer tüm canlılardan ayıran ve hayatı güzelleştiren en önemli özelliğimiz.

Uzay Yarışı Hızlanırken

Elon Musk’ın SpaceX’i hakkında yazılar paylaşıyorum. Ama uzayda çok daha fazla sayıda oyuncu var.

Gelin son gelişmeleri bir özetleyelim.

Richard Brandson’un Virgin Galactic’i uzay turizmini gelecek yıl başlatıyor. (https://lnkd.in/grekEkM)

Jeff Bezos’un Blue Origin’i iniş yapabilen bir uzay aracı geliştiriyor. Araç 2014 yılında 6.5 tonluk kargoyu ve astronotları aya indirebilecek. Bezos Dünya’yı kurtarmak için sanayi tesislerini Ay’a taşımak istiyor.

Çin, Ocak’ta Ay’ın karanlık tarafına insansız bir uzay aracı indirdiğini duyurdu. Araç Ay yüzeyine bir “mini-biyosfer” yerleştirdi”. Bu sayede Ay koşullarında meyve sinekleri, çeşitli tohumlar ve bitkiler yetiştirmeyi denenecek.

İsrail’li özel bir girişim SpaceIL isimli aracını Ay’ın yörüngesine soktu ancak gemi Ay’a yumuşak inişi yapamadı ve parçalandı.

Dubai “kozmotropolis” isimli yeni bir havalimanı kuruyor. Buradan roket gemilerinin, hipersonik ve süpersonik hava araçları kalkabilecekler.

Japon uzay ajansı JAXA ve Toyota Ay üzerinde 10 Bin kilometre yol alabilecek bir insanlı Ay taşıtı tasarlıyorlar.

Dev uzay teleskopundan, NASA’nın Ay’a tekrar insanlı yolculukları başlatmasına kadar daha çok fazla gelişme var. Ben bu kadarını sığdırabildim 1.300 karaktere.

SpaceX Uzayın Parsiyel Kargo Şirketine Dönüşüyor

SpaceX artık uzaya uydu yerleştirme seferlerini “paylaşımlı” bir hizmete dönüştüreceğini duyurdu.

Mevcut hizmet modelinde uzay taşımacılığı firmaları her seferlerinde tek bir müşteriye ait bir uyduyu yörüngeye yerleştiriyorlar. Bu da doğal olarak yüksek maliyetlere yol açıyor.

Mevcut ikinci bir modelde ise bir müşterinin büyük bir uydusunun yanına -yer varsa- küçük uydunuzu iliştirebiliyorsunuz. Ama bu durumda da zamanlama olarak büyük müşterinin keyfini beklemeniz gerekiyor.

SpaceX’in SMALLSAT RIDESHARE PROGRAM (küçük uydu sefer paylaşım programı) adını verdiği hizmet modelinde ise Falcon 9 gemileri uzaya 150 KG ağırlığındaki uyduları 2.25 Milyon Dolardan başlayan maliyetlerle taşıyacaklar.

Yeni yaklaşımda seferler düzenli olacak ve tarihleri önceden belirlenecek. Bu da özellikle küçük uydu işletmecileri için düşük maliyetin yanısıra zamanlama esnekliği demek.

SpaceX’in bu adımı uzay yolculuklarının hem ucuzlayıp, hem de pratikleşerek daha fazla kurum ve bireyin uzaya gitmesine, yani “uzayın demokratikleşmesi” sürecine önemli bir katkı.

Programın detaylarına şu ekten ulaşabilirsiniz: https://lnkd.in/eyyZA27

Göndermek istediğiniz uydunuz varsa yardımcı olayım dedim:)

Ve yok valla Elon’dan komisyon almıyorum:)

Tesla Enerji Sektöründe Nasıl Değişimler Yaratacak?

Hep Tesla’nın otomobilleri üzerinde duruyoruz ama şirket enerji sektöründe de büyük değişimler yaratmak için iki ayrı koldan ilerliyor.

Birincisi henüz başarı yakalayamadığı solar panel işi.

Çok şık solar panellerle çatılarımızı şık birer enerji üretim ünitesine dönüştürmeyi hedefleyen Tesla, mevcut ürün gamının çok yüksek maliyetleri nedeni ile rekabetçi olamadı.

Öte yandan Tesla’nın solar paneller konusunda önemli AR-GE çalışmaları yönettiğini biliyoruz.

Musk 2019 sonunda haftada 1.000 çatıyı kaplayacak üretim kapasitesine ulaşacaklarını iddia ediyor, sonuçlarını görmek lazım.

Tesla’nın enerji işindeki asıl gücü ise pil teknolojisinde.

Şirket geçen hafta Megapack adını verdiği ve büyük enerji depolama imkanları sunan ürününü duyurdu.

Tesla Megapack’lerle 250 MW ve 1GW/Saat kapasiteye sahip enerji depolama tesislerini sadece üç ayda kurabileceğini iddia ediyor. Ki bu alternatiflerinden 4 kat daha hızlı.

Tesla ilk Megapack siparişini PG&E firmasının California Moss Landing projesi için almış bile.

Bu projede Megapack enerji talebindeki ani dalgalanmalara karşı bir yedek pil görevi görecek .

Tesla Megapack’’in başarılı olması durumunda enerji sektöründe köklü bir değişimin başlayacağını, güneş ve rüzgar gibi kaynakların çok daha etkin kullanılacaklarını söyleyebiliriz.

Bir Devrimin Aracı: Dronelar

Gün geçmiyor ki ürün teslimatında drone kullanımının güçlü büyümesini ispatlayan örneklerle karşılaşmayalım.

Amazon, UPS, Uber, Google, DHL gibi kurumlar ve çok sayıda startupın ürün teslimatlarını dronelarla yapmak üzerine girişimleri var.

Peki bu girişimler regulasyon ve lojistik altyapı sorunlarını aşarlarsa dünyamızı nasıl değiştirecekler?

Getir gibi çok hızlı ürün teslimatı yapan firmaların bugün hayatımızı nasıl değiştirdiği bize bazı ipuçları veriyor aslında.

Eşiminin yoğun olarak kullandığı Getir’in buzdolabımızı ve erzak raflarımızı boşalttığını bizzat gözlemleyebiliyorum.

Öyle ya, bir ürüne ihtiyaç duyduğunuzda dakikalar içinde kapınıza geliyorsa onu niye satın alıp istifleyesiniz ki?

Peki ya o matkabı gerçekten satın almanız gerekli miydi?

Yılda bir saat bile kullanmayacağınız bir ürüne para bağlamanın ve dolabınızda yer kaplamasına izin vermenin mantığı var mı?

Şimdi evinizi işgal eden pek çok ürünü düşünün.

Getir gibi bir hizmet sayesinde başkalarından bunu kolayca ödünç alabilseydiniz ve ürünler dronelarla kapınıza anında teslim edilseydi onları satın almanıza gerçekten gerek kalır mıydı?

Dronelar bir şeylere sahip olma ihtiyacımızı azaltan ve paylaşan ekonomisinin önünü gerçek anlamda açan bir devrimin aracı olacak gibi gözüküyorlar.

Ne dersiniz?

Dağa Yeniden Tırmanmaya Var mısınız?

Kariyerinizde belli bir yere geldiniz. Belki zirvede değilsiniz ama karanlık dağ diplerinden de kurtulmuş durumdasınız.

Standartlarınızdan memnunsunuz, faturalarınız ödeniyor, yılda üç hafta izninizi düzgünce kullanabiliyorsunuz.

Ama mutlu değilsiniz

Ve bunun nedenini kendinize bile itiraf etmekten korkuyorsunuz.

Oysa mutsuzluğunuzun nedeni çok açık; işinizden sıkılmış durumdasınız.

İşinizi iyi yapıyorsunuz.

Hatta o kadar iyi yapıyorsunuz ki, çok fazla çalışmanıza bile gerek kalmıyor. Tecrübeniz sayesinde olağanüstü verimli bir şekilde görevlerinizi tamamlıyorsunuz.

Zaten tam bu yüzden sıkılıyor, yeni şeyler öğrenmenin o zorlayıcı hazzını özlüyorsunuz.

Biz insanlar yeni şeyler öğrenmek için tasarlanmış varlıklarız.

Bir ömür boyunca tek bir işi yapmak insan doğasına aykırı. Öyle hayatlar mesela karıncalara uygun, insanlara değil.

Bunu hobilerle telafi edenler var. Ama bu içlerindeki açlığı doyuruyor mu emin değilim.

Bence yeni işler denemelisiniz.

Ama bunun için belki de üçte ikisini tırmandığınız dağdan tekrar dibe inmeyi ve bu kez başka ve bilmediğiniz bir patikadan tırmanmayı göze almalısınız.

Korkutucu değil mi? Peki ama kim size zaman zaman korkutucu şeyler yapmadan tatmin edici bir hayat yaşayabileceğinizi söyledi ki?

Tesla 2. Çeyreğin Finansal Sonuçlarını Duyurdu.

Tesla rekor sayıda otomobil sattığı 2. çeyreğin finansal sonuçlarını duyurdu. Kilit sonuçlar ve 2018 2. çeyrek ile karşılaştırmaları şöyle:

Satış: 2018-40.748 Adet, 2019-95.359 Adet, Büyüme: %134

Ciro: 2018-4.002Bin$, 2019-6.349Bin$, Büyüme: %58

Faaliyet Zararı: 2018-621Mil$, 2019-167Mil$, İyileşme: %73

Net Zarar: 2018-718Mil$, 2019-389Mil$, İyileşme: %45

Nakit: 2018-2.236Bin$, 2019-4.955Bin$, Artış: %121

Tesla bu dönemde 614Mil$ opeasyonel pozitif nakit akışı üretti, ki bu biz yatırımcıların en sevindiği göstergeydi. Çünkü şirketin uzun vadeli düşünebilme gücü pozitif nakit üretimine dayalı. Tesla’nın sonuçları benim gibi uzun vadeli yatırımcılar açısından sevindirici, çünkü tüm kritik göstergelerde geçen yıla göre ciddi iyileşme var.

Yılın 2. yarısında hep daha iyi performans gösteren Tesla’nın ilk kez yıllık kara ulaşması olası.

Ama asıl beklentim karlılık değil pozitif nakit akışını sağlayarak hızlı büyümeye devam etme. Çünkü yollardaki Tesla araçlarının sayısı arttıkça, RoboTaksi filoları gerçeğe dönüşecekler.

Son 1 ayda %50’nin üzerinde değer kazanan Tesla hissesi dün hem kar realizasyonu hem de zararın beklenenden büyük olmasından dolayı %10 civarında değer yitirdi. Bu düşüşün 3. çeyrek sonuçları ile rahatlıkla telafi olacağına inanıyorum.

Kapanmış Kapıların Ardından Bakakalmayın!

İş hayatında bazen en ümitli olduğumuz kapılar yüzümüze kapanırlar.

Yanlış bir davranışınızdan dolayı şirketinizde sizi bekleyen parlak bir kariyer kalmamış olabilir mesela.

Ya da bir türlü anlaşamadığınız bir yönetici yükselmenizin önünü kesiyordur belki.

Kişisel gelişiminiz ve eğitiminizdeki eksiklikler yüzünden rüyanızdaki işe bir türlü giremiyor da olabilirsiniz.

Bir girişimciyseniz yanlış bir karar işlerinizi olumsuz etkilemiş, manevra alanınızı çok daraltmış olabilir.

Bunlar hep iş hayatının sevimsiz cilveleri.

Ama sonra size yeni kapılar açılır. Hem de mutlaka açılır.

Yeni kariyer fırsatları, yeni iş imkanları, yeni kişisel girişim alanları, sizi ileriye götürecek yeni insanlarla tanışma fırsatları…

Sorun şu ki pek çoğumuz kapanan kapılara haddinden fazla bakakaldığımızdan, yeni kapıları bir türlü fark edemez, bize bazen altın tepsi ile bazen belli belirsiz ipuçları ile sunulan yeni fırsatları değerlendiremeyiz.

İnsanın başına gelen belaları bir süre düşünmesinde, nedenlerini ve bir sonraki sefer neyi farklı yapacağını irdelemesinde bir sakınca yok.

Hatta bu sağlıklı bir davranış. Hatalarımızdan ders çıkarmamız şart.

Lakin kapanmış kapılardan gözlerinizi ayırmadan yeni açılan kapıları görmeniz de mümkün değil.

Geleceğinizden Pişman Olun!

Hepimizin geçmişinde “keşke yapmasaydım!” dediği şeyler var.

Yanlış girişimler, yanlış ilişkiler, yanlış yatırımlar, yanlış sözler.. Ve bu pişmanlıklar gelecek yolculuğumuz da etkiliyorlar.

Kabul, her pişmanlığın içinde bir de öğrenilmişlik var. İnsan yaptığı hatalardan mutlaka dersler çıkarmalı.

Ama pişmanlıklar yeni şeyler denememizi, bilinmedik okyanuslara açılmamızı da engelliyorlar.

“Yine pişman olacağım bir şey mi yapıyorum yoksa?” sorusuyla kavrulurken riskli kararlar almak hiç kolay değil.

Peki ya o kararı almadığımız için ya da o aksiyona geçmediğimiz için ileride pişman olursak?

Belki harika bir yatırım fırsatını kaçırıyoruzdur? Veya bizi çok mutlu edecek bir kariyer değişikliğini sırf korkumuzdan yapamıyoruzdur?

Gelecekten pişmanlık duymak, bugün almadığınız o hayat değiştirici kararın nimetlerinden yararlanamadığınızı hayal etmek anlamına geliyor.

Ben karar alırken gelecek pişmanlığına geçmiş pişmanlığından çok daha fazla önem veriyorum.

Sıkça duvara toslasam da geçmişimle ilgili “şunu neden yapmamışım ki?” diye bir pişmanlığım olmuyor en azından:)

Yapacağımı yapıyorum, sonrasına sonra bakarım diyorum.

Herkese öneremem bu duruşumu.

Ama mezara “keşke deneseydim” dediğim şeylerle gitmek istemiyorum.

İş Arayan Okurlarıma Tavsiyem Var!

Bazıları için uygulamasının zorluğunu bilmekle birlikte, iş arayan okurlarıma küçük bir tavsiyem var: Çalışın!

Kendinizi geliştirmek için çalışın!

Yabancı dilinizi veya kod yazmayı öğrenin, inovasyon ve yaratıcılık gibi yeni çağın kritik becerilerini kazanın ve tabii fiziğinizi geliştirin…

Bugün en başta Youtube ve Podcast olmak üzere o kadar çok dijital ücretsiz öğrenme ortamı var ki, kendinizi geliştirmek için bir bilgisayar ve bir internet bağlantısı yetiyor da artıyor bile.

Ve işsizlik size kendinizi geliştirmeniz için büyük bir fırsat sunuyor olabilir aslında.

Belki hatırlayanlarınız vardır. 1999’da ABD NBA Basketbol Ligi yaşanan bir lokavttan dolayı ancak Şubat ayında başlayabildi.

Bu uzun süreli ve sonu belirsiz süreçte pek çok basketbolcu yan gelip yatar ve geleceği hakkında kararlar bağlarken, Kobe Bryant her gün antrenmana devam etti ve lokavtın sürdüğü aylar boyunca 100.000 şut attı.

Evet tam 100.000 şut.

Lokavt bitip de ligler başlayınca Kobe takımı Lakers ile birlikte 2000, 2001, ve 2003 yıllarında ardı ardına şampiyonluklar yaşadı.

Sizce tesadüf mü?

Hadi siz de şimdi üstünüzdeki durgunluğu atın ve hemen kendinizi geliştirmeye başlayın.

Atalarımız boşuna işleyen demir ışıldar dememişler. Siz de ışıldamaya başlayın, işler o zaman düzelecek!

Yapay Genel Zekaya Doğru Önemli Bir Adım Daha!

Dün Microsoft Elon Musk tarafından kurulan OpenAI firmasına 1 Milyar Dolar yatırım yapacağını duyurdu. Yatırımın amacı yapay genel zekayı geliştirmek.

Bugünün yapay zeka uygulamaları kendilerine tanımlanan dar bir alanda başarılı olabiliyorlar. Bu dar alan Netflix’deki film önerilerinden, çeşitli hastalıkların teşhisine kadar bir yelpazeye yayılabiliyor ama her uygulama tek bir konuyu çözebiliyor.

Yapay genel zekanın hedefi insanımsı tek bir yapay zeka uygulamasının çok farklı alanlardaki problemlere çözüm getirebilmesi.

Microsoft ve OpenAI yetkilileri geliştirecekleri yapay genel zekanın, Azure bulut işletim sistemi ile birleştiğinde iklim değişikliği gibi karmaşık problemleri çözebileceğini söylüyorlar.

Yapay genel zeka hem ürkütücü hem de heyecan verici bir gelişim alanı.

Bu alanda Google ya da Facebook gibi reklamdan para kazanan firmalar yerine, Microsoft ve Elon Musk tarafından kurulan OpenAI gibi etik standartları daha yüksek firmaların başarılı olmasını açık ara tercih ederim.

Bu arada Elon Musk bu işe de mi vakit ayırıyor diyenleriniz varsa, Musk’ın burada sadece yatırımcı olduğunu, operasyonu YCombinator kurucusu Sam Altman’ın yönettiğini de belirteyim.

Elon Musk bile o kadar sınırsız bir güce sahip değil yani:)

Üniversite Seçimi Yapan Gençlere Çağrı!

Sevgili Gençler,

Ne yazık ki size iyi bir eğitim vermeyi başaramıyoruz.

Üniversite girişi sınavlarındaki sonuçlar bir skandal.

Ama bundan utanması gereken sizler değil, biz yetişkinleriz.

Seçtiğimiz yöneticilerin başınıza sardığı bu felaketi önleyemedik.

Hepimiz adına samimiyetle özür diliyorum.

Ama aranızda bazılarınız var ki bize rağmen müthiş işler başaracaksınız. Özellikle de matematik, fizik, kimya gibi pozitif bilimlerde ilerlemek isteyen parlak gençlerimizi inanılmaz bir dönem bekliyor.

Siz yeteri ki çok çalışmaya devam edin. Her şeye rağmen başarılı olmayı başaran sizin gibi gençlere tek tavsiyem var; kendinizi dünyayı değiştiren şirketlerde çalışacak şekilde hazırlayın.

Yapay zeka, mikrobiyoloji, alternatif enerji, alternatif gıda, uzay, genetik ve mobilite gibi alanlarda çalışan uluslarası firmaları kendinize hedefleyin.

Bu şirketlerin aradığı elemanların niteliklerini araştırın ve bir gün oralarda çalışacak şekilde kendinizi hazırlayın.

Mesela fotoğraftaki ilan Elon Musk’ın beyin hackleme girişimi Neurolink’in aradığı pozisyonları gösteriyor. Buralara hazırlayın kendinizi.

Eğer inanır ve çok çalışırsanız bize rağmen dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye çalışan kahramanların arasına katılabilirsiniz.

Başarının En Önemli Anahtarı: “Zaman Tercihi”

Şu hayatta çocuğunuza öğretmeniz gereken en önemli kavram, hayatındaki tüm kararlarında “zaman tercihi”ni doğru yapması olmalı.

Zaman tercihi, bugün alınacak bir sonucu gelecekte alacağınız sonuca tercih etme oranınız.

Bu oran çok yüksekse hemen alacağınız bir sonuç uğruna gelecekte alabileceğiniz daha iyi bir sonuçtan vazgeçiyorsunuz demektir.

Mesela düzenli olarak para biriktirip yatırım yaparak gelecekte refaha kavuşmak yerine, anlık arzularımıza yenilip tüm paramızı hemen bugün son kuruşuna kadar harcamak böyledir.

Kısa vadeli hazzı uzun vadeli sonuçlara tercih edenlerimiz maalesef çoğunlukta.

Çünkü bizler sonuçta ölümlü yaratıklarız. Ve bilinmeyen bir gelecek yerine bugün hemen sonuç almayı istememiz insani bir zayıflık.

Sorun şu ki hayatta her türlü harika şey uzun vadeli, yorucu ve yıpratıcı yolculukların sonunda ortaya çıkabiliyor.

Başarılı girişimler, sanat şaheserleri, atletik vücutlar, büyük servetler, iyi eğitimli çocuklar, yüksek verimlilikteki çiftlikler ve hatta mutlu evlilikler hep uzun vadeli bakışın eserleri.

Toplumun geneli ve özellikle de gençlerimizde gittikçe kısa vadeli hazzın daha da fazla prim yaptığını gözlemlediğimden bu yazıyı yazma ihtiyacını duydum.

Aman deyim zaman tercih oranınızı düşürün. Çünkü başarının tek ve en önemli anahtarı bu.

Uzayın Büyük İşgali Başladı!

Uzayın Büyük İşgali Başladı! (Ve bunun için altı üstü 1.5 Milyar Dolar AR-GE Harcaması Yapıldı!)

Bugüne kadar uzay yolculuğu, binlerce adayın içinden, çok yüksek kriterlerlere göre seçilmiş bir avuç insanın, ancak inanılmaz zorlu bir eğitimden sonra tadını çıkartabildiği bir deneyimdi.

Üstelik uzay yolculuğu çok pahallı ve karmaşık bir iş olduğundan, seçilmiş insanların bile uzay yolculuğunu gerçekten deneyimlemesi biraz şansa kalıyordu.

Bugüne kadar sadece 571 insanın uzaya çıkabilmiş olması yukarıdaki argümanlarımı ispatlar nitelikte.

Dün sunduğum videoda anlattığım Richard Brandson’un uzay turizmi şirketi Virgin Galactic bu durumu tamamen değiştirmeye, uzayı sıradan vatandaşların da ziyaretine açmayı planlıyor.

Öyle ki Virgin Galactic sadece gelecek yıl içinde 66 insanı uzay yolculuğuna çıkaracak.

Yani şimdiye kadar gönderebildiklerimizn %10’undan daha fazlasını…

Ve yolculuk giderleri azaldıkça bu sayının her yıl katlanarak artması bekleniyor.

Halen 250.000 dolar olan yolculuk fiyatının önümüzdeki yıllarda 50.000 dolara inmesi ile yaklaşık 5 Milyon insanın uzay hayallerini gerçekleştirebileceği tahmin ediliyor.

Ve tüm büyük değişim için altı üstü 1.5 milyar dolar Ar-Ge harcaması yapıldı.

Bizim bu paraları nerelere harcadığımızı düşündükçe…

Uzlaşarak İnovasyon Olmaz!

Danışmanlık verdiğim pek çok kurumda uzlaşmaya aşırı önem verildiğini görüyorum.

Uzlaşma insani ilişkiler için yararlı elbette. Ve büyük kurumlardaki yüzlerce insanın uyum içinde çalışması için de öyle.

Ama uzlaşma inovasyonun azılı düşmanı.

Eğer gerçekten ilginç bir inovatif fikriniz varsa mevcut düzene, anlayışa ve uygulamalara kökten karşı çıkıyorsunuz demektir.

Bu karşı çıkış aynı zamanda etrafınızdaki insanların iş yapma şekillerini, alışkanlıklarını ve görev tanımlarını da kapsayacaktır.

Bu kadar çok şeye karşı çıkarken herkesle uzlaşmak asla ama asla mümkün değildir.

Onun yerine yapmanız gereken fikrinizi hayata geçirmek için ihtiyacınız olan bir kaç insanı kendinize inandırmak, diğerlerinin ne dediğine ise tamamen kulak tıkamaktır.

Başarılı startupları büyük kurumlardan ayıran en önemli unsur da bu zaten.

Startuplarda bir araya gelen ve kafasına dikine giden bir avuç gencin uzlaşmadan uzak inatçılığı büyük fikirleri hayata geçiriyor.

Departmanlar arası uzlaşmayı bir numaralı öncelik olan büyük kurumların radikal fikirlerde hep başarısız olmasının nedeni de bu.

Uzlaşmanın çok önemli olduğu durumlar var. Ama inovasyon kesinlikle bu durumlardan birisi değil anlayacağınız.

Twitter Olmadan Olmaz!

Biraz sert ve ön yargılı gelecek bazı okuyucularıma ama hayatta iki tür insan olduğuna inanıyorum: Twitter kullananan insanlar ve Twitter kullanmayan insanlar.

Her hafta eğitim ve seminerlerimde onlarca insanla karşılaşan birisi olarak artık eminim ki, Twitter kullanıcıları daha bilgili, daha açık görüşlü, daha güncel, daha haberdar, daha bilimsel ve sonuçta daha yenilikçi insanlar oluyorlar.

Eğitimlerde görüşleri ile ilgilimi çeken birisini ne zaman keşfetsem hemen Twitter hesabına bakıyorum. Hiç sekmiyor, bu arkadaş hem Twitter’de harika insanları takip ediyor, hem de sadece reshare de olsa şahane paylaşımlar yapıyor.

Elbette bu genellemem biraz aşırıya kaçıyor olabilir. Ama benim gözlemim bu işte ve söylediklerimin arkasındayım.

Ha bir de sadece Instagram ya da TikTok kullananlara var ki onlara ayrıca değinmek lazım:)

Sadece Facebook kullananlara ise eğitimlerimde pek rastlamıyorum artık. Ya fazla yaşlandılar, ya da benim konular ilgilerini pek çekmiyor:)

Son Söz: Siz iyisi mi Twitter kullanın.

Son Söz 2: Linkedin de olmazsa olmaz tabii, ne de olsa ben buradayım:)

Bitcoin’in Parlak Geleceği

Geçen hafta özel bir nedenle Portekiz’de bir kuruma 500 Avro göndermem gerekti.

Karşı tarafa Bitcoin adreslerini sorduğumda “biz öyle şeyler kullanmıyoruz” tadında bir yanıt aldım.

O halde ilkel bir kurumla karşı karşıya idim ve para transferini banka aracılığı ile gerçekleştirmem gerekiyordu.

Ve karşı tarafın ilkelliğinden dolayı kullanmak zorunda kaldığım ilkel banka endüstrisi, 500 Avroluk transfer için benden tam 17 Avro ücret istiyordu.

Daha da kötüsü transfer gerçekleştikten sonra da 12 Avro daha kesildi hesabımdan DTS muhabir/kurye masrafı gibi tuhaf bir açıklamayla.

Yani 500 Avro göndermek için tam 29 Avro para harcadım. Ki 29 Avro kabaca 176 liraya karşılık geliyor.

Bitcoin’de bu miktarda bir transfere harcayacağımdan onlarca kat daha fazla kesinti. Üstelik transferin tamamlanması da 2 günü geçti, Bitcoin’de işlem dakikalar içinde gerçekleşirdi.

Resmen benden haraç kesildiğini hissettim. Üstelik de oldukça ilkel kılıklı bir zorba tarafından.

Benim gibi tecrübeler yaşayan insanların Bitcoin gibi çözümlerin parlak geleceğine inanmaması mümkün değil.

Nihai çözüm Bitcoin mi olur kesin olarak bilemiyorum tabii.

Kesin bildiğim şey ise ilkel bankacılık endüstrisinin ölümü blockchain tabanlı çağdaş kripto paralar üzerinden olacak.

Yıkıcı İnovasyon Dinamikleri

Bir yatırımcı ve iş insanı olarak beni en şaşırtan konulardan birisi en akıllı insanların bile “yıkıcı inovasyon”un dinamiklerini kavrayamamaları.

Dün Tesla’nın Almanya’daki süper hızlı büyümesinden bahseden bir yazı paylaştım.

Tepkiler Tesla’nın çok küçük olduğu, satışlarının hızla artmasının pek bir şey ifade etmediği ve zaten Almanların da eninde sonunda başarılı elektrikli otomobiller üretecekleri şeklindeydi.

Tam da Apple Iphone ile ortaya çıktığında pek çok insanın Nokia’nın mutlaka Apple’i yeneceğine, Iphone’un küçük yaramaz oyuncu olarak piyasadan silineceğine inandığı gibi.

Sonra neler olduğunu grafik çok güzel anlatıyor:)

Oysa yıkıcı inovasyonlar hep yeni oyuncunun küçük bir pazar payını kapması ile başlar.

Büyüklerse yeni oyuncuyu küçümserler ve onun öğrenme sürecindeki acılarına katlanmak istemediklerinden eski iş modellerine sarılmaya devam ederler.

Sanıldığının aksine Alman üreticilerin elektrikli otomobil hazırlıkları çok zayıf.

Audi Etron,Jaguar IPace gibi örneklerin henüz Tesla’nın 2012 enerji verimliliklerini yakalayamadılar. Ayrıca bu modellerde büyük zararlar ediyorlar, Tesla ise son 3 çeyreğin ikisinde kar etmeyi başardı.

Zaman kimin haklı olduğunu ortaya çıkaracak elbet ama inovasyon tarihi “o fakir dediğin genç” hikayeleri ile dolu:)

Tesla 2.Çeyrekte Satış Rekoru Kırdı

Dün gece Tesla’nın Nisan-Mayıs-Haziran aylarını kapsayan 2. çeyrek satışları açıklandı ve yer yerinden oynadı.

Tesla 2019 2.çeyrekte 95.200 araç satarak en iyimser beklentileri bile çok ama çok aştı.

2018 2.çeyrek Tesla satışlarının 40.750 adet olduğunu hesaba katarsanız şirketin yıldan yıla büyüme oranının %233 olduğunu görürsünüz ki bu Ford T’den beri otomobil tarihinde görülmüş bir fenomen değil.

Tesla’nın büyüme hızını biraz daha güzel ifade edebilmek için kurulduğu günden bu yana 2. çeyrek satışlarını sunmak istiyorum (Üretim rakamlarını da içeren 2.çeyrekler büyüme eğilimi grafiğini de ayrıca sunuyorum):

  • 2019 2.Çeyrek: 95,200
  • 2018 2.Çeyrek: 40,740 2
  • 017 2.Çeyrek: 22,000
  • 2016 2.Çeyrek: 14,370
  • 2015 2.Çeyrek: 11,532
  • 2014 2.Çeyrek: 7,579
  • 2013 2.Çeyrek: 5,150
  • 2012 2.Çeyrek: 12
  • 2011 2.Çeyrek: 0

Üssel büyüme ya da yıkıcı yaratım tam da böyle bir şey işte.

Tesla’nın doğrudan rekabet içinde olduğu Porsche, BMW ve Mercedes 2019 Haziran ayında ABD satışlarını bir önceki yılın aynı dönemine göre sırasıyla ancak %6, %4 ve %1 oranında artırabilirken Tesla’daki artış tam %156. Diğer tüm lüks markalarda ise düşüş var.

Bilmem daha fazla rakam vermeme gerek var mı?

Gelmektedir gelmekte olan:)

Nasıl Bir Yerli Otomobil?

Yerli otomobil projesi konusunda pek bir bilgi akışı yok.

En son çizimlerinin tamamlandığına dair bir haber almıştık. Daha önceleri basına sızan fotolarda da elektrikli bir sedan üzerinde çalışıldığını öğrenmiştik.

Ben sedanlar yerine resimde örneğini paylaştığım minik şehiriçi otomobilleri üretmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Trafik yoğunluğundan bunalan büyük şehirlerimize ilaç gibi gelecek bu araçları üretmek daha kolay olacak, daha az AR-GE ve sermaye yatırımı gerektirecektir.

Elektrikli otomobil pazarının lideri Tesla’nın şu ana kadar 28 Milyar Dolar sermaye çektiğini ve 10 yılı aşkın bir süredir AR-GE yaptığın düşünürseniz işimizin ne kadar zor olduğunu daha kolay görebilirsiniz.

Resimdeki Mercedes Smart tabanlı Baojun E100 adlı minik elektrikli canavarın 155 mil menzili var ve fiyatı da sadece 7200$’dan başlıyor mesela.

Şahane değil mi? Ne dersiniz?

Tam Otonom Robotaksiler Hizmet Vermeye Başladı

Uber’in ABD’de en büyük rakibi olan Lyft Arizona’nın belli bölgelerinde Google’un Waymo girişimi tarafından geliştirilen tam otonom robotaksilerle hizmet vermeye başladı.

Şimdilik sürücü koltuğunda hala bir insan sürücü her ihtimale karşı oturuyor ve hizmet sadece Lyft-Waymo tarafından daha önce test edilmiş sınırlı bir alanda veriliyor.

Arizona’da Uber ve Lyft’in sürücülü hizmetlerinde bir millik yolculuğun maliyeti 80 Cent civarında, otonom araçlarla bu maliyetin 20 Cent’in altına ineceği öngörülüyor.

Bizde mi neler oluyor?

Bizde Uber gibi hizmetlerin tamamı yasak. Sarı taksi sahiplerinin mafyası memleketin yüzyılın en büyük devrimlerinden birisinin dışında kalmasını başardı.

https://www.cnbc.com/2019/06/27/waymo-makes-autonomous-vehicles-available-to-lyft-riders.html?__source=twitter%7Cmain

Bitcoin Altının Yerini Alacak mı?

Ben Bitcoin’in küresel bir para birimi olacağına inanmıyorum. Blockchain teknolojisinin parayla başa çıkması kolay değil.

Ayrıca devletlerin kafalarına göre para basmak gibi bir ayrıcalığı ellerinden kaçırmamak için ellerinden geleni yapacağını öngörmek için falcı olmaya gerek yok.

Bence Bitcoin’in asıl tahtından indireceği değer altın.

Altın her ne kadar günlük hayatta pek kullanılmasa da hala insanları yatırım aracı olarak sevdiği, ekonominin kötü gittiği günlerde son güvenli kale olarak gördüğü bir meta. Altın’ın bir yatırım ve değer koruma aracı olarak görülmesinin 5.000 yıllık bir tarihçesi var. Şu anda dünyada kullanımda olan altının 7.5 trilyon dolar değere sahip. Bitcoin ise 10 yıldır var ve toplam değeri 200 Milyar dolarlar civarında.

Aşağıdaki tablo altın ile bitcoinin ile ilginç bir kıyaslamasını veriyor. Maddelerin Türkçe karşılıkları sırasıyla şöyle:

  • Dayanıklılık
  • Taşınabilirlik
  • Geri Ödenebilirlik (Nakite dönüştürelebilme)
  • Doğrulanabilirlik
  • Bölünebilirlik (Kuruşlanabilirlik)
  • Kıtlık (Madenciliğin Zor ve Masraflı Olması)
  • Güçlü Tarihçe (Altın 5.000 Yıl, Bitcoin 10 Yıl)
  • Sansüre Dayanıklılık (Devlet Müdahelesi Gibi)

Ben bu tablonun kazananının bitcoin olduğunu düşünüyorum.Ve sizlerin yorumlarını da çok merak ediyorum.

Tesla BMW’yi Batırıyor mu?

Eylül 2018’de “Tesla BMW’yi Batırabilir mi?” diye bir yazı yazmıştım. Benimle epey dalga geçen, hatta fikirlerimi düpedüz aşağılayan epeyce okurum olmuştu. Linki şurada: https://boraozkent.com/2018/09/19/tesla-bmwyi-batirabilir-mi/

Şimdi aradan sadece 9 ay geçti ve BMW CEO’sunun düşen satışlar (ki bunların aslan payı Tesla Model 3’e gidiyor)ve elektrikli otomobil stratejisindeki hatalar nedeniyle işten atılma ihtimali konuşuluyor.

Aşağıdaki makale Alman Handelsblatt sitesi tarafından yazılmış ve Teslarati tarafından İngilizce’ye çevrilmiş. Makale CEO Harald Krüger’in ortaklar tarafından Temmuz’da gönderilebileceğini anlatıyor.

i3 gibi bir hilkat garibesi ile elektrikli otomobil piyasasında var olabileceğine inanmanın bir bedeli vardı elbette. Şimdilik bu bedeli sadece CEO ödeyecek, eğer BMW böyle gitmeye devam ederse etkilerinin daha da büyüyeceği kesin. Gelmektedir gelmekte olan.

Otomobil Üretmeye Çalışmak Geçmişe Yatırım Yapmak Demektir!

Neden yerli otomobil üretmeye değil de yapay zeka becerilerimizi geliştirmeye odaklanmalıyız konusunda size ilginç bir bilgi sunmak istiyorum.

General Motors 2018 yılında 147 Milyar$ dolar ciro yaptı. Buna karşın halka açık olan bu şirketin değeri sadece 49 Milyar$.

Aynı General Motors 2016 yılında otonom sürüş için yapay zeka çözümleri geliştiren Cruise isimli firmanın tamamını 1 Milyar$’a satın aldı.

Cruise yakın zamanda 19 Milyar$ değerleme üzerinden yeni fon topladı.

Yani Cruise’in değeri koskoca General Motors’un %39’una erişmiş durumda. Ve üstelik Cruise daha bir dolar bile ciro yapmadı.

Sözün özü: Otomobil üretmeye çalışmak geçmiş yatırım yapmak demektir! Yapay zeka gibi teknolojilere odaklanmak ise geleceği inşaa etmek!

Artık yanlış tercihler yapmaktan vazgeçsek mi ülkece?

GOOGLE’IN BİZİ İZLEMESİNİ NASIL ENGELLERİZ?

Bugün Google’ın bizi her an izlediği gerçeği saklanmıyor ve herkes tarafından biliniyor.

Şahsi bilgilerimiz, davranışlarımız, hobilerimiz, gittiğimiz yerler, izlediğimiz şeyler ve hatta ailemiz ve sevdiklerimiz için internetten satın aldıklarımıza kadar her şey Google’ın veri merkezinde depolanıyor. Kısacası bizi herkesten iyi tanıyor Google.

“Bir ürüne para ödemiyorsanız ürün sizsiniz” sözü her şeyi özetliyor aslında.

Eminim ki çoğumuz için bu durumu oldukça sinir bozucu ve tedirgin edici. Peki izlenmemizi engellemenin yolları yok mu? Elbette var.

Bu yazımda Google’ın sizi izlemesini nasıl engelleyebileceğinizi madde madde anlatacağım.

Web Üzerinden

Google’ın sizi izleme alışkanlıklarını kontrol etmeye başlamak için en iyi yer, web üzerindeki Google Hesabınızdaki ‘Etkinlik Kontrolleri’ sayfasıdır (link: https://myaccount.google.com/activitycontrols)

Şu anda tarayıcınızda Google oturumunuz açık durumda ise bu link sizi doğrudan oraya yönlendirecektir. Google’ın size ait olduğu veriler altı bölüme ayrılmış durumda. Herhangi birindeki izlemeyi, ekranda gördüğünüz açma/ kapatma düğmelerini kullanarak kapatabilirsiniz.

En üstte yer alan iki bölüm (web ve uygulama etkinliği ve konum geçmişi) en önemli olanlar denebilir. Web ve uygulama etkinliği Chrome’a giriş yaparken web’de yaptığınız, Google’a giriş yaparken aradığınız ve Google’ın uygulamalarında yaptığınız her şeyi içeriyor.

Eğer Google günlüklerinin girdiği ayrıntı türünü görmek için Web ve Uygulama Etkinliği altındaki Etkinliği yönet bağlantısına tıklayınca ziyaret ettiğiniz web sayfalarını, yaptığınız web aramalarını ve Android telefonunuzda açtığınız uygulamaları göreceksiniz, ancak bu uygulamaların içinde yaptığınız şeyleri göremeyeceksiniz.

Eğer bu asistanın Google Asistan’dan Google Play Store’a kadar olan tüm uygulamalarını görmek istiyorsanız üst kısımda bulunan tarihe ve ürüne göre filtrele seçeneğini tıklayın. Bu arada aynı iletişim kutusu tarihe göre filtrelemenize de izin veriyor. Bir filtre uyguladığınızda, çöp kutusu simgesine tıklayarak eşleşen tüm girişleri silebilirsiniz. Bireysel girişler, girişin yanındaki üç noktaya tıkladıktan sonra Sil’i seçerek kayıttan silinebilir.

Her şeyi silmek için ise soldaki etkinliği sil bağlantısını seçmeniz gerekir. Daha sonra Tarih aralığı olarak Tüm zamanlar’ı ve Filtre olarak tüm ürünler’i seçebilir ve Google’ın bu Web ve Uygulama Etkinliği kategorisinde tuttuğu her şeyi silebilirsiniz.

Kısa süre önce uygulamaya konan bir diğer seçenek, Google’ın üç ay veya 18 aydan eski olan her şeyi otomatik olarak silmesi. Etkinlik listesinin üstündeki Otomatik olarak silmek için seç düğmesini tıklarsanız bu seçenekleri görebilirsiniz.

Telefonunuzdan büyük oranda veri toplayan ikinci bölüm olan Konum Geçmişi ise biraz daha farklı. Yine Google’ın sakladığı verileri görmek ve düzenlemek için Etkinliği yönet bağlantısını takip edebilirsiniz, ancak bu durumda kayıtlar haritada gösterilir; bulunduğunuz yerleri gösteren küçük kırmızı noktaları görebilir ve açılan menüyü kullanabilirsiniz.

Bu verileri Google kayıtlarından silmek için, sağ alt köşedeki çöp tenekesi simgesine tıklayın; bu, tek bir günü veya tüm konum geçmişinizi görüntülüyor olsanız görünecektir. Tek bir yeri kayıttan silmek için, yanındaki üç noktayı tıklayın ve durağı günden kaldır’ı seçin.

Cihazlar, Ses, YouTube ve Gmail

Faaliyet kontrollerindeki üçüncü kategori Cihaz Bilgisidir. Bu, Google hesabınıza bağladığınız telefonları ve tabletleri kapsar ve Web ve Uygulama Etkinliği altında daha önce taranmış cihazlarınızdaki bireysel etkinlikleri içermez. Buradan tek tek öğeler yerine, ‘’tümünü sil’’e tıklayarak tüm tarihi silebilirsiniz.

Ana listedeki dördüncü kategori Ses ve Ses Etkinliği. İşte telefonunuza ya da akıllı bir konuşmacıya söylenen tüm Google Assistant komutlarının saklandığı yer tam olarak burası. Etkinliği yönet’i tıkladığınızda, söylediğiniz her şeyin bir listesini ve hatta ses kaydını çalma seçeneğinin bir listesini alabilirsiniz. Kaydı silmek için kaydın yanındaki üç noktayı, tüm günü silmek için çöp kutusu simgesini veya bu kategorideki her şeyi bir kerede silmek için soldaki Bağlantıyı kullanarak etkinliği sil seçeneğini tıklayabilirsiniz.

Son iki bölüm Google’ın video platformunu kapsıyor ve açıklayıcı isimlere sahip: YouTube Arama Geçmişi ve YouTube İzleme Geçmişi. Her ikisi de Ses ve Ses Etkinliği ile aynı şekilde yapılandırılır; Etkinliği yönet’e tıklarsanız, etkinliği sil bağlantısıyla kayıtları birer birer, gün veya hep birlikte silme seçeneklerini göreceksiniz.

Tüm bunların yanı sıra, Google’ın sizi izlemesini geçici olarak durdurabilirsiniz; örneğin, YouTube’u kullanırken, Google Chrome’a giriş yapmazsanız veya Chrome’da arama yaparken ve gezinirken gizli mod kullanırsanız Google hesabınızdaki aktiviteleriniz gizli kalacaktır.

Bunlarla bitmiyor tabii ki; Google ayrıca, satın alımlarınızı, seyahatlerinizi, uçuşlarınızı ve yaklaşan faturalarınızı izlemek için Gmail mesajlarında sekmelerde bulunur.

Bu verilerin daha fazlasını burada görebilirsiniz veya oturum açtıysanız Google arama sayfasında arayabilirsiniz. “Satın alımlarım”, “uçuşlarım”, “seyahatlerim” veya “faturalarım” ı deneyin. Tüm bu veriler sizin Gmail hesabınızdan alınıyor.  

Genelde Google Asistanı aracılığıyla, uçuşunuz ertelendiğinde veya bir teslimat yapmak üzere olduğunda veya bir fatura geldiğinde Google’ın sizi uyarmasını sağlayan bir metod. Bunu engellemenin en etkili yolu, e-postaları Gmail hesabınızdan silmek; aksi takdirde servisi kullanmanın bir parçası olarak gelecektir.

Google’ın gözünde, en son satın aldıklarınızı veya yaklaşan uçuşlarınızı hızlı bir şekilde aramak isteyebilirsiniz, bu nedenle yararlı bir hizmet sunuyor diyebiliriz, ancak bilgileriniz olsa bile, yaşamınızın çoğunun kataloglanıp kaydedildiğini bilmek eminim ki birçoğumuza çok sinir bozucu geliyor.

Hedeflenen Reklamlar ve Mobil Cihazlarınız

Reklam konusuna gelirsek, Google’ın sizin için oluşturduğu reklam profilini görmek için bu linke https://adssettings.google.com/authenticated tıklayabilirsiniz. Yine oturum açmanız gerekecek. En üstte yaşınız, cinsiyetiniz ve Google’ın sizin ilgilendiğinizi düşündüğü pek çok konu var. Bunlardan herhangi birine tıklayın ve ilgilenmediğiniz konular için Kapat’ı seçin.

Reklam kişiselleştirmeyi tamamen iptal etmek için sayfanın üstündeki geçiş anahtarını kullanabilirsiniz. Fakat bunun, gördüğünüz reklam sayısını azaltmayacağını ve Google’ın size topladığı veri miktarını etkilemeyeceğini hatırlatmakta fayda var. Ancak en azından Google’ın ikisini birbirine bağlamasını engelliyor. Web’de yine aynı sayıda reklam görürsünüz, bunu yaptığınızda sadece Google’ın reklamları kişiselleştirmesini azaltmış oluyorsunuz.

Cep telefonlarına gelecek olursak, Google’ın burada topladığı ana veriler konumunuz etrafındadır, ancak açıkça web üzerinden olduğu gibi uygulamaları (Gmail, Google Dokümanlar, Google Haritalar) da izlemenizi sağlar.

Android’de, Ayarlar’ı açıp ardından bazı veri izleme seçeneklerini değiştirmek için Google’ı seçebilirsiniz. Akıllı telefonunuzdaki sayfalara ulaşmak için Google Hesabı’na gelin; Özel olarak telefonunuzdaki kişiselleştirilmiş reklamlardan çıkmak için ‘Reklamlar’ öğesine tıklayın veya Google Asistan’ın size neler sunduğunu görmek için Ara, Asistan ve Ses öğesine tıklayın. Burada da satın alımların ve rezervasyonların görünmesini bekleyin.

Kullanmakta olduğunuz Android cihazınızda konum izlemeyi tamamen kapatmak için menüden Konum’a tıklayın. Bunu uygulama bazında kısıtlamak istiyorsanız, Uygulamalar ve bildirimler, ardından Gelişmiş ve ardından Uygulama izinleri bölümüne gidin. Buradan, hangi uygulamaların konumunuza, kameranıza, kişilerinize ve daha fazlasına erişebileceğini belirleyebilirsiniz.

IOS üzerinden Google’ın işletim sisteminize beklediğiniz kadar derin etkileri yok. IOS için Google uygulamasını açın, sağ alttaki üç noktaya tıklayın ve ardından Gizlilik ve Güvenlik’i seçin…Bu şekilde Google’ın bu cihazdaki konumunuzu izlemesini durdurabilirsiniz.

Uygulama bazında yapmak için ana IOS Ayarları ekranına gidin, ardından Gizlilik ve Konum Servisleri’ni seçin ve aradığınız uygulamayı bulun. Her uygulamaya, konumunuza ulaşmaya yalnızca ‘uygulama kullanılırken’ veya ‘hiçbir zaman’ izin verme seçenekleri var.

Masaüstünde olduğu gibi, Google’ın mobil cihazınızda Chrome’da gizli bir pencere açarak veya tamamen farklı bir tarayıcı kullanarak tarama ve arama işlemlerinizi izlemesini geçici olarak durdurabilirsiniz. Google’ın nerede olduğunuzu bilmesini istemiyorsanız bunu engellemenin bir diğer yolu zor da olsa telefonunuzu tamamen kapatmak.

Butik Otel Gibi Kamp

Siz de benim gibi doğanın içinde olmaya bayılan, ama konforundan da pek veremeyen bir tatlısu doğaseveri iseniz bu girişime bayılacaksınız.

Bu ay Fast Company dergisi tarafından yayınlanan “En Yaratıcı 100 İş İnsanı” listesinde kendisine 32. sırada yer bulan Neil Dipaola’nın yarattığı Autocamp adlı girişim Santabarbara ve California gibi bölgelerin en güzel yerlerinde butik kamp yerleri kuruyor.

Autocamp’lerde hastası olduğum fotoğraftaki efsanevi Airstreams karavanların yanısıra, lüks çadırlar ve prefabrike kabinler de yer alıyor.

Kurulan kampların şıklığını merak ederseniz şu linke bir göz atın derim. İnsanın kendisini orada hayal etmemesi mümkün değil.

Autocamp şu ana kadar 115 Milyon Dolar yatırım almış.

Dipaola lüks kamplar kurmanın benzer lükste oteller kurmaya göre %30-40 daha düşük maliyetle çok daha kısa sürede gerçekleştiğini söylüyor.

Keşke biz de şu beton deliliğimizden vazgeçip karavancılığı destekleyen daha çevre dostu yöntemleri beslesek. AutoCamp kadar lüks olmaya gerek yok belki ama bugünkülerden daha çekici kamplar kurmamız gerektiği de kesin.

Haddini Aş Hikayeleri 5: Freddie Mercury

‘’Ben star olmayacağım, ben efsane olacağım.’’ Diyerek atıyor hayallerine giden yolda adımlarını.

Yaşamayı çok seven ve içinden geldiği gibi yaşayan, işini büyük bir coşkuyla yapan bir adam. Dünyanın gördüğü en büyük vokallerden…

Tanzanya’nın Zanzibar adasında doğuyor Freddie. Okula gitme zamanı gelince ailesi iyi bir eğitim alsın diye Hindistan’a bir yatılı okula gönderiyor ve o zamanlardan sanata, özellikle müziğe olan yatkınlığı ortaya çıkıyor. Sanat ve sporla ilgili derslerde büyük başarılar sergilerken matematik ve fen derslerinde hem ilgisiz hem de başarısızdı.

Müziğe olan tutkusu gittikçe artıyor o dönem… Ve 7 yaşındayken ailesini ikna ederek piyano dersleri almaya başlıyor. Çok utangaç bir çocuk olmasına karşın piyanonun başına geçtiğinde bambaşka bir insana dönüşüyordu. Hatta ilk grubu da okuldayken kurduğu ‘’The Hectics’’.

Freddie 17 yaşındayken Zanzibar’da çıkan bir iç savaş yüzünden ailesi onu da alıp İngiltere’ye yerleşiyorlar. Bu taşınma ailesini üzse de Freddie gayet mutluydu ve orada büyük işler yapacağının hayaliyle yaşıyordu. Çok büyük bir fırsattı onun için.

Resim ve müzikte çok iyi olmasına rağmen, bu alanlarda akademik bir geçmişi olmadığı için İngiltere’de konservatuvara kabul edilmiyor. Onun yerine teknik bir okula yazılıyor. Ama müzikten vazgeçmiyor tabii ki. Queen’e katılmadan önce 2 kez kendi grubunu kuruyor, küçük yerlerde sahne alıyorlar.

Queen’e Dahil Olması

Aslında grubun ismi o zamanlar ‘’Smile’’ ve grubun üyelerinden Tim Stafell, Freddy’nin birlikte çokça zaman geçirdiği yakın arkadaşıydı. Grubu dinlemeye, konserlerine de sıkça giderdi. Smile müzikal ve tiyatral bir gruptu. Değişik kostümler giyip sahnede şov yapıyorlardı ve bu tam da Freddie’nin istediği şeydi aslında. Kendi tarzına çok yakın buluyordu grubun tarzını.

Tim staffell bir gün daha büyük işler için Smile’dan ayrılacağını söylemesiyle Freddie gruba katılmak için adım atıyor, grubun diğer üyelerine hayallerinden, planlarından bahsederek onları etkilemeyi ve ikna etmeyi başarıyor.

Hemen çalışmalara başlıyorlar tabi. Fakat bir şey eksikti; grubun ismi. Birçok alternatif türetilse de en etkili öneri Freddie’den gelir: QUEEN

Bu isimle ilgili şunları söylüyor: ‘’Queen’in konsepti kral ve kraliçelerle ilgili, göz kamaştırıcılık bizim bir parçamız ve biz beyefendi olmak istiyoruz.’’ Ve aslında bu tanımla Queen’i diğer rock gruplarından ayırmış oluyor.

Ve Şov Başlıyor!

İsimlerini duyurana kadar yerel konserlerde performanslarını sergiliyor, henüz tanınan bir grup olmadıkları için kendi şarkılarını çok çalamıyorlardı konserlerinde. Zamanla üniversite çevrelerinde yavaş yavaş ünlenmeye ve davetler almaya başlıyorlar.

İlk albümlerini 1973’te kendi imkanlarıyla çıkarıyorlar, fakat pek ses getirmiyor. Asıl dönüm noktası, albümden sonra çıkardıkları single olan ‘’keep yourself alive’’… Çünkü bu şarkı Londra radyolarında çalınmaya başlıyor.

Ertesi yıl tam 3 adet albüm çıkarıyorlar ve artık gittikçe ünleniyor, televizyon programlarına davet alıyorlardı. Dördüncü albümleri kendilerini dünyaya tanıtacak, son yılların en büyük hitinin yer aldığı albümdü. İlk çıktığı anda büyük ses getiren ve sonraki yıllarda dahi rock tarihinin en iyi şarkısı olarak kabul görecek Bohemian Rhapsody bu albümdeydi.

Tüm Kuralları Yıktıkları Şarkı: Bohemian Rhapsody

Freddie mercury tarafından yazılan şarkı ilk başta prodüktörler tarafından pek tutulmuyor. Çünkü onlara göre bir şarkının hit olabilmesi için süresi üç dakikayı geçmemeliydi, fakat bu şarkı tam altı dakikaydı ve şarkıyı kısaltmaları isteniyor.

Ve Queen’in cevabı: “Bu şekliyle kullanın, şarkıda hiçbir kısaltma yapmayacağız.”

Şarkı sevilse de kimse hit olabileceğine ihtimal vermiyordu.

Freddie bir gün albüm çıkmadan önce, şarkının bir kopyasını dinlemesi için radyocu arkadaşına veriyor. Fakat single çıkana kadar çalmaması için de sıkı sıkı uyarıyor. Arkadaşı şarkıyı dinledikten sonra Freddie’yi arıyor ve şarkının mükemmel olduğunu, radyoda sadece bir kez çalmak istediğini söylüyor ve ikna ediyor. İnsanların tepkisini ölçmek istiyor aslında. Ertesi gün şarkı radyoda çalındığında dinleyiciler tarafından o kadar iyi tepkiler alıyor ki… Düşünün albüm henüz çıkmadan tam yüz bin sipariş alıyor ve çıktığı gibi İngiltere listelerinde birinci sırada yerini alıyor. Ayrıca yine bu albüm, İngiliz plak enstitüsü tarafından ‘son 20 yılın en iyi albümü’ seçiliyor.

Öyle ki ‘’hit olması imkânsız’’ dedikleri şarkı, müzik ile ilgili birçok sitede hala dünyanın gelmiş geçmiş en iyi şarkısı olarak gösteriliyor.

Ürettikleri şeye sonsuz inançları vardı onların ve kimseyi dinlemediler, kurallara boyun eğmediler, inat ettiler…Sonunda yapmak istedikleri şeyle kendilerini tüm dünyaya kabul ettirdiler. Dünya çapında bir gruptu artık Queen.

Yorulmak Bilmeyen, İnatçı Bir Deha

Freddie, hayatı boyunca hiçbir zaman teknik eğitimi almamasına rağmen 100 yılın en iyi rock vokali kabul ediliyor. Çünkü o tutku duyduğu işi yapıyordu ve hiç de alçak gönüllü değildi. Hayallerinin peşinden inatla koştu ve bunlara tüm kalbiyle inanıp herkesi ikna etti.  Queen’i Queen yapan şarkıları, toplamda 72 şarkıyı tek başına yazıp düzenledi.

İşine inanılmaz bağlıydı. Bazı zamanla stüdyolarının önünden geçerken “dur aklıma bir şey geldi, 5-6 dakikada halledip geleceğim” deyip 6-7 saat boyunca içeride müzik aletleriyle uğraşırmış ve arkadaşlarını saatlerce beklettiği olurmuş.

Bununla da kalmıyor, şarkılarını yazmaya harcadığı zaman kadarını sahnedeki kostümlerini dizayn etmeye de harcarmış. Bir oturuşta 5-6 saat boyunca kostüm dizaynı yapar, tüm ayrıntılarına dikkat edermiş.

Ben Gidiyorum, Ama Şov Devam Etmeli

Freddie ölüm döşeğindeyken öyle bir şarkı yazıyor ki… ‘’Show must go on’’ diyor, yani ‘’şov devam etmeli.’’

Dinleyenin içini titreten bir parça. Yaşadığı duygularını öyle bir iletmeyi başarıyor ki karşı tarafa… Bazı şeylerin bittiğini, fakat ‘Queen’ efsanesinin bir şekilde sürmesi gerektiği söylüyor.

Vazgeçme eşiğine geldiğinizde, çok yorgun hissettiğinizde, yapılacak işler gözünüzde büyüdüğünde, dertleriniz, inanlar sizi bunalttığında açın bu şarkıyı ve ölmeden 6 hafta önce nasıl söylediğine bakın.

Hayatının sonlarına doğru yapılan bir röportajda şunları söylüyor: “Yeniden doğup dünyaya yeniden gelseydim yine aynı şekilde yaşayıp aynı şeyleri yapardım, hiçbir şeyden pişman değilim, hayatta alınacak her zevki yaşadım ve istediğim her şeyi deneyimledim, geride hiçbir şey bırakmadım”

Freddie Mercury, ‘’efsane olacağım!’’ diyerek çıktığı yolda, tüm sınırları zorladı, tüm kuralları yıktı, hiçbir zaman mütevazı olma gereği duymadı ve haddini öyle bir aştı ki… Ve evet, sesiyle, şarkılarıyla, hayatıyla efsane oldu.

Kendinizi Evde Bırakın!

Ve tatil! 

İmkanı olanlar tatil beldelerine göç ediyorlar. 

Ama dinlenebilecekler mi şüpheli.

Çünkü dertlerimizi, endişelerimizi ve işlerimizi de götürüyoruz. Geride bırakamıyoruz onları, gittiğimiz yeri de kaçmaya çalıştığımız yere benzetiyoruz.

Bruno Catalano’nun “Les Voyageurs” (Gezginler) isimli heykeller serisini belki bilenler vardır. Fotoğraftaki onlardan sadece birisi.

Bu ünlü heykellerin içlerindeki boşlukların anlamı hep tartışma konusu oldu. 

Kimi yorumcu, bu boşlukların insanların içlerindeki tarifi imkânsız, bir türlü dolmayan boşlukların sebebini aramak yollara düşmelerini ifade ettiğini söyledi mesela.

Benim yorumum farklı.

Ben sanatçının gezginlerin gittiği yere karışmalarını tavsiye ettiğini düşünüyorum.

“Gittiğiniz yerin bir parçası olun” diyor heykeltraş bana kalırsa, “gittiğiniz yerle bütünleşin”. 

Sadece 1 hafta için bile olsa “burada” olan her şeyi geride bırakıp her şeyinizle “orada” olun diyorum ben de. 

Kendinizi gittiğini yere tam anlamıyla kaptırın, yerelleşin, yerellerin hayat tarzına teslim olun, onların yemeklerini yiyin, onların müziklerini dinleyin.

Ben 1 Hafta boyunca Samos’lu olacağım mesela. Samos hakkında yazacak bir şeyler çıkarsa yazacağım, yoksa kendimi Samos’un güzelliklerine kaptıracağım.

Herkese şahane bir tatil diliyorum.

Artık Elektrikli Araçlara Sahip Olmak İçten Yanmalılardan Daha Ucuz!

Elektrikli otomobiller global pazarı neden ele geçiriyorlar biliyor musunuz?

Hayır ne yazık ki sebep insanların bir anda çevre bilinçlerinin yükselmesi değil. 

Belki Norveç ve Hollanda gibi ülkelerde tüketicilerin çevre bilinci önemli bir rol oynuyordur. Ama küresel dönüşümdeki esas mesele ekonomik. Yani para!

Özellikle teşviklerin uygulandığı yerlere elektrikli otomobil sahipliği, içten yanmalı oto sahipliğinden daha hesaplı hale gelmiş durumda.

Ark Invest’in yaptığı araştırmaya göre ABD’de içten yanmalı motorlu binek araba sahipliğinin maliyeti mil başına 70 sent.  Tesla 3’de bu maliyet 49 sente düşmüş durumda.

Aradaki bu büyük farkın sebepleri arasında enerji tasarrufu ve bakım giderlerinin düşüklüğü büyük önem taşıyor. 

Mevcut durumda teşviklerin de bir rolü var elbette. Ama pil maliyetleri  bugünkü hızıyla aşağıya inmeye devam ederse, teşviklere de gerek kalmayacak birkaç yıl içinde.

Bu arada üretilen elekrikli otomobillerin sayısı arttıkça arabaların kendileri de ucuzlamaya devam ediyor. 

Şu anda en düşük donanımlı Tesla’ların fiyatları 35.000 Dolara kadar inmiş durumda ve tahminlere göre yakın zamanda daha ucuz arabalar da gerçekleşiyor.

Evet, büyük bir devrim tam gözlerimizin önünde gerçekleşiyor.

Siz de bu devrimi benim kadar heyecan verici buluyor musunuz?

Haddini Aş Hikayeleri 4: Peter Dinklage

Peter Dinklage, yani Game of Thrones’un bilgesi Tyrion Lannister, dünyaca tanınan, oyunculuğunu kanıtlamış bir adam bugün. Fakat onun bu noktaya gelene kadar yaşadıklarından, çektiği sıkıntılardan, ne kadar tutkulu ve azimli bir insan olduğundan kimsenin haberi olduğunu sanmıyorum.

Onun yolculuğu hepimize ilham verecek ve hepimizi motive edecek türden bir yolculuk.

Bu yazıda, Peter Dinklage’nin başarılı bir oyuncu olana kadar neler yaşadığını, hayatının önemli anlarını anlattığı bir konuşmasından cümleleri de sık sık kullanarak paylaşacağım sizlerle.

Müzik öğretmeni bir anne ve sigorta satıcısı bir babanın oğlu olarak dünyaya geliyor Dinklage. Doğuştan “Akondroplazi” (kalıtsal bir cücelik) hastalığı taşıdığı için 1,35 metre boyunda bir cücedir.

29 yaşına kadar sevmediği işleri yaparak, mutsuz bir şekilde, oradan oraya savrularak geçiyor hayatı.

Şöyle tanımlıyor o günlerini:

“29 yaşındaydım. Bilgi işlem ile ilgili bir işim vardı ve işimden nefret ediyordum. Fakat o işe yapışıp kalmıştım. Kımıldayamıyordum… her şeyi kabullenmiş gibiydim. Tam 10 yıl ısıtması olmayan bir evde yaşadım ve sevmediğim işime 6 yıl boyunca devam ettim. Belki de değişimden korkuyordum.’’

İşte bu evrede, 29 yaşında hayatını baştan inşa etme kararı alıyor Dinklage ve inşa ettiği bu yeni hayatta tutku duyacağı işi yapmaya, aktör olmaya karar veriyor. Yaşayacağı maddi manevi tüm zorlukları göze alarak istifa ediyor saplanıp kaldığı işinden. Ve diyor ki:

“Kendime alacağım tüm aktörlük işlerinde, ne kadar kazandırırsa kazandırsın, bundan sonra işler ister daha iyi olsun ister daha kötü, çalışan bir aktör olacağım. Ne internetim vardı ne cep telefonum ne de bir işim… Fakat güzel şeyler olmaya başladı. ‘Imperfect Love’ isimli bir oyunda düşük ücretli bir tiyatro işi buldum. 29 Yaşımda, bilgi-işlem işinden ayrılmak… Evet çok korkmuştum. Fakat bu beni çok acıktırdı, gerçekten acıktırdı. Tembellik edemezdim.”

Bu arada oynadığı ilk tiyatro oyununun önemi çok büyüktü onun için. Çünkü bu oyundan sonra “13 Moons” isimli bir filmde oynadı ve bu film de diğerlerine zemin hazırladı. Oyunculuk kariyeri yavaş yavaş şekilleniyordu artık.

Düşünsenize, bilgi işlemden oyunculuğa… Bugün insanlar bırakın sektör değiştirmek, çalıştığı kurumu değiştirmekten ödü kopuyor. Peki sizce neden? Neden çalıştığımız işin beklentilerimizi karşılamadığını, değerlerimize ve karakterimize uygun olmadığını görünce inatla devam ediyoruz? Ve bu insanlara o kadar normal geliyor ki artık, ‘’ben işimi tutkuyla yapıyorum, her sabah coşkuyla uyanıyorum.’’ Dediğimde yüzlerdeki şaşkınlık ifadesini görmemek imkânsız.

Bize armağan edilmiş bir hayat var ve sonsuz sayıda ihtimaller içeren bir evren. Adım atmak için neyi bekliyoruz?

İnsanız biz, yanlış seçimler yaparız, hayatımızı yanlış inşa edebiliriz. Fakat biz o kadar güçlüyüz ki, hepimiz. Bankada çalışan Ayşe de, marangoz Mehmet de, öğretmen Zeynep de… Nerede olursak olalım, kaç yaşında olursak olalım hayatımızı istediğimiz yöne çekme, istediğimiz mükemmelliğe ulaştırma gücüne sahibiz.

Bakın Peter Dinklage konuşmasının devamında neler demiş:

“Sizlere dünyada birçok şeyin olanağı olmadığı söylenebilir. Lütfen, başkalarına sormak için uğraşmayın bile. Dünyaya hazır olduğunuzu söylemeye çalışmayın. Sadece gösterin. Yapın! İnanın bana rayına oturuyor. Benim gibi 29 yaşınıza kadar beklemeyin, bekleseniz de geç değil.”

“Yaşamınızın geri kalanını kendinizle tanışmak için inşa edin. Dönüm noktaları aramayın çünkü hiçbir zaman bulamayacaksınız. Sizi tanımlayan anlar halihazırda gerçekleşti ve gelecekte de halihazırda gerçekleşmiş olacak.”

“Size hazır olduğunuzu söylemelerini beklemeyin. Harekete geçin… Kendinize hata yapma fırsatını vermek için yılların geçmesini beklemeyin.”

Hepimizin gerçekleştirmek istediği, düşündüğünde içini kıpır kıpır eden hayalleri var. Fakat eminim çoğumuz adım atmak için her şeyin mükemmel olmasını, doğru zamanı bekliyoruz. Günler birbirini tekrar ederken öylece oturup bir şeylerin değişeceğini beklemek, kendimize yapacağımız büyük bir kötülük değil mi sizce de.  

Ne yapmak istiyorsanız şimdi başlayın, sizi hayata yeniden bağlayacak, her sabah büyük coşkuyla uyanmanızı sağlayacak, anlamlı bulduğunuz şeyin peşine takılın, şimdi. Her gün küçük adımlar atın ve bunu yaparken başarısız olma, hata yapma korkularınızı bir kenara bırakın. Yaşamaya başlayın hak ettiğiniz hayatı. 🙂

Peter Dinklage’nin o etkileyici konuşması:

2019’un En Değerli Kariyer Becerileri

Büyük hızla değişen dünya, değişen yaşam şekillerimiz ile şirketlerin de çalışanlarından beklediği yetenek ve beceriler her geçen gün değişiyor. Sizler için bu yıl yatırım yapabileceğiniz en değerli kariyer becerilerini sıraladım:

  • Çok Yönlü Olmak

Eskiden çok işle ilgilenmek başarısızlığa sebep olur, bu yüzden tek işe yoğunlaşıp tüm potansiyeli ona harcamalıyız düşüncesi vardı. Ancak tek bir alanda uzman olayım, kariyerimi tek bir iş kolu üzerinden planlayıp başka hiçbir şeyle ilgilenmeyeyim devri artık kapandı.

Bugün iş alanlarındaki çeşitlilik, çalışılan pozisyondaki işlerin önceye göre çok daha detaylı oluşu gibi etkenler, birden fazla işe odaklanmamızı gerekli kılıyor.

Ayrıca ekonomi, endüstriler, şirketler her an evrimleşiyor, gelişen teknoloji bir yandan yeni iş kolları doğururken diğer yandan bazı iş kollarını yavaş yavaş yok ediyor. Dolayısıyla bugün size büyük başarılar kazandıran yetkinliğiniz yarın hiçbir işe yaramayabilir.  

Tüm bunların kaçınılmaz sonucu olarak şirketler de işe alacağı insanların birçok alandaki yetkinliklerini ölçüyorlar. Yani gelecek, yıllarca her gün aynı işi yapmak yerine, farklı alanlardaki beceri ve yetkinliklerinizi geliştirenlerin olacak.

Peki ne yapabilirsiniz?

Sahip olduğunuz ilgi alanlarıyla ilgili eğitimlere katılabilirsiniz mesela. Ya da uzun zamandır yapmayı istediğiniz bir iş için harekete geçebilirsiniz. Hem bunu yapmak sizi daha özgüvenli hale getirip daha iyi hissettirecektir.

Kendi alanınız dışındaki konularla ilgili okumalar yapabilirsiniz. Bu okumalar size hem farklı yönlerinizi keşfettirecek hem de yeni ilgi alanları, yetkinlikler getirecektir. Aynı zamanda seminerleri takip etmeli ve bu sayede yeni gelişmelere ayak uydurabilmesiniz.

Bunların yanında hem motivasyonunuzu arttırmak hem de daha verimli olabilmek için hobilerinize zaman ayırmayı ihmal etmemelisiniz.

  • Yaratıcı Olmak

Bugün yaratıcılık becerisi sadece yazarların, ressamların, yapımcıların, sanat yönetmenlerinin değil, iş hayatındaki hemen herkesin sahip olması gereken bir beceri.

Değişen ve dönüşen dünyada şirketlerin büyük kısmı hayatta kalabilmek adına gün geçtikçe daha yenilikçi bir hal alıyor ve değişime ayak uydurmak için çabalıyor. İşte tam bu noktada şirketlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey; Yaratıcı, yeni ve farklı fikirler sunabilecek, sıra dışı çalışanlar.

Artık sıradanların devri kapandı anlayacağınız. Yaratıcı olan, özgün ve orijinal olanların devrindeyiz. Bu yüzden, amacınız ister iş bulmak olsun ister kariyerinde yükselmek olsun, ‘’fark yaratan’’ olmak, farklı bakış açıları sağlamak zorundasınız.

  • Dijital Yetenekler

Nerede yaşıyor olursanız, ne yapıyor olursanız olun bilgisayarla içli dışlı olmanız neredeyse garanti.

Sayılı istisnalar dışında, her seviyeden çalışan, dijital dünyanın öneminin farkında olup buna göre hareket etmek zorunda. İş gücünün başarılı olması için çalışanlar bilgisayar yeteneğine ve eğitimine sahip olmalı. Bu da datanın gizliliğini, teknolojiyi ve dijital pazarlamayı anlamasını gerektirir.

Artık gerçek dünyanın dışında yaşadığımız bir de online dünya var. Müşterilerle ve çalışanlarla ilişkilerin buradan etkili biçimde yürütülmesi, dijital alanda sahip olduğumuz yeteneklere bağlı.

  • İlişki Kurmak

İş hayatında kurduğunuz ilişkilerin kariyerinizin yönünü belirlemede etkisi hafife alınamaz. İlişkiler de en az işinizi iyi yapmak kadar önemli diyebiliriz.

Etkin ve iletişim ağı kuvvetli, ilişkilerin sağlıklı olduğu şirketlerde hem insanlar mutlu ve üretkendir hem de iş yeri başarılı ve itibarlıdır. Fakat zayıf ilişkiler, güven duygusundan, birlik ve takım olma ruhundan yoksun çalışanlar yaratır.

İş arkadaşlarınıza gülümseyin, selam verin, halini hatırını sorun. İletişim kanallarınızı açık tutun, doğrudan ve şeffaf iletişimden vazgeçmeyin. Ve ne olursa olsun dürüstlükten vazgeçmeyin. Bu davranış biçimlerinin size açacağı kapılara, sunacağı fırsatlara inanamazsınız.

  • Organizasyon Becerisi

Etrafımızın dikkat dağıtıcılardan geçilmediği bu günlerde zaman yönetimini en iyi yapanlar, neye odaklanması gerektiğini bilip en üst seviyede verimliliğe ulaşanlar öne çıkıp başarıya ulaşanlar oluyor.

Ayrıca iş planlamalarını en doğru şekilde yapmak, yapılacak işleri her daim güncel tutmak ve öncelik sırasına göre düzenlemek, proje ve takım yönetimine hâkim olmak da iyi derecede organizasyon becerisi gerektirir ve bu yetenekler sizi kariyerinizde yöneticiliğe, liderliğe kadar götürebilir.

Bitcoin’in Öleceğini Öngörenlerin Gülünç Tarihçesi

Yenilikçi teknolojilerin öleceğini öngörmek pek çok insanın popüler hobisi.

Bitcoin’in bir gün öleceğini söylemek ise veteran yatırımcı, finansçı ve iş insanlarının en sevdiği iddialardan.

Bu insanlar bir gün haklı çıkabilirler mi?

Belki…

Bitcoin henüz çok yeni bir teknoloji ve geleceğini öngörmek benim gibi sadık Bitcoin yatırımcıları için kolay bir mesele değil.

Ama ilk çıktığı yıl 1.000 dolar yatırsaydınız bugün 2.6 Milyar dolar (Evet, yanlış okumadınız, iki nokta altı milyar) servete ulaşmanızı sağlayabilecek Bitcoin hakkındaki olumsuz görüş sahiplerinin, en azından şimdiye kadar epeyce haksız çıktıkları kesin.

Yukarıdaki resimde bazı ünlü insanların haksız çıkan Bitcoin yorumları yorumu yaptıkları zaman Bitcoin’in değeri var. Şu an itibarı ise Bitcoin 7.600 Dolar seviyelerinde.

Yorumların bazılarını sizin için Türkçe’ye çevirdim:

Peter Shiff – Ünlü Ekonomist (1 Bitcoin 10 Dolarken): “Bitcoin modern zamanların lale balonu hikayesine benziyor.”

Warren Buffet – Gelmiş Geçmiş En Ünlü Yatırımcı (1 Bitocoin 100 Dolarken): “Bitcoinin bir değerinin olduğunun söylenmesi adeta bir şaka. Ondan uzak durun. O temelde sadece bir seraptır.”

Paul Krugman-Nobel Ödüllü İktisatçı (1 Bitcoin 1.000 Dolarken): “Bitcoin kötülüktür.”

Nouriel Roubini- 2008 krizini Öngören Efsanevi İktisatçı (1 Bitcoin 1.000 Dolarken): “Bitcoin bir para birimi değil. O bir ponzi şeması ve kanuni olmayan aktivitelerin kanalı. Ayrıca güvenli de değil çünkü hacklenebiliyor.”

Evet, demek ki neymiş yeni teknolojiler hakkında herkes yanılabiliyormuş.

Eğer ben de yanılıyorsam siz de bu yazıyı bana hatırlatırsınız artık:)

Türkiye Değerli Şirket Üretemiyor!

Bu aralar çok sayıda dijitalleşme, inovasyon ve girişimcilik konferansına gittim.

Şirketlerimizin ve girişimcilerimizin bu alanlarda yaptıkları o kadar olağanüstü şeyleri dinledim ki, bunca teknoloji ile donanmış şirketlerimizin piyasa değerlerinin uçtuğuna ve yepyeni teknoloji girişimcilerinin inanılmaz değerli şirketler yarattığına inandım ister istemez.

Sonra üşenmedim şirketlerimizin son değerlemelerini bir inceleyim dedim.

Öyle ya, bu kadar muazzam dijitalleşme ve inovasyon işleri yapıldığına göre mevcut şirketlerimizin çok ama çok değerlenmesi, bir yandan da yepyeni teknoloji girişimlerinin anormal değerlemelerle piyasa girmesi gerekir

İncelemelerim sonucunda oluşturduğum tablo aşağıda.

Tablodaki basit ve alçakgönüllü analizim hayallerimi acımasız gerçeklerin zalim denizinde boğuverdi ne yazık ki.

Tablo 10 Mayıs 2019 itibarı ile değerli şirketlerimizin TL ve ABD doları cinsinden değerlerini gösteriyor. (DOLAR/TL Kuru: 6)

Analizimde finansal şirketleri ayrı tuttum (Banka, Leasing Sigorta). Çünkü onlar değer yaratıcı değil, değer yaratmak isteyenlere yardım etmesi gereken kuruluşlar. İşin acısı, halka açık firmalarımızın yarattığı toplam değerin %29’u bu kategoriye ait.

Diğer şirketlerde minimum 10 Milyar TL üzerinde değeri olanları aldım. Buradaki 15 şirketin içinde sanayiciler, telekomcular, holdingler ile bir mağazacı bir de Türk Hava Yolları var. Gördünüz gibi ne yazık ki aralarında 10 Milyar ABD doları değerine bile ulaşan kimse yok.

Finans sektörü şirketleri ve 15 en değerli şirketimizden oluşan liste finansal İstanbul Borsasındaki toplam değerin %71’ini oluşturuyor bu arada. Geriye kalan 500’ün üzerine halka açık firmanın toplam değeri sadece 38 Milyar Dolar civarında.

Tekrar yazıyorum: 500’ün üzerinde şirketimizin toplam değeri sadece 38 Milyar Dolar ediyor.

İlk 15’teki şirketlerimizin tamamı eski endüstrilerin şirketleri ve yaşları da oldukça ileri bu arada. Aralarında bir tane bile yeni teknoloji firması yok. Yine aralarında son 20 yılda kurulmuş bir tane şirket bile yok. İşte listedeki şirketlerimizin kuruluş tarihleri:

Koç Holding 1963, Erdemir 1960, Tüpraş 1955, Turkcell 1994, Enka 1957, Bim 1995, Aselsan 1975, İsdemir 1973, THY 1933, Ford Otosan 1953, Sabancı Holding 1967, Türk Telekom 1840, Şişecam 1935, Arçelik 1954, Anadolu Efes 1976

Aşağıdaki liste ise 2019 itibarı ile Dünya’nın en değerli şirketlerini gösteriyor. 10 şirketin 7’si teknoloji firması. İki finansal kuruluş bir de petrolcu var listenin diplerinde. Şirket değerleri ise Amerikan doları olarak verilmiş.

Bu yedi teknoloji firmasının kuruluş yılları şöyle:

Apple 1976, Amazon 1994, Google 1998, Microsoft 1975, Facebook 2004, 1999, Tencent 1998. Bizim ilk 15 şirketimizden çok daha genç olduklarını kolayca görebiliyorsunuz. Apple ve Microsoft gibi göreceli yaşlı olanlar da kendilerini sürekli olarak yenileyebildikleri için takdiri hak ediyorlar.

Evet, bütün bu dijitalleşme ve inovasyon hikayelerinin sonucu bu işte. Bir tane bile yeni şirketimiz yok. Değerli ve listeye giren şirketlerimizin toplam değeri bile küresel akranlarının küsuratları seviyesinde.

Bundan sonra yeni inovasyon, dijital ve girişimcilik konferanslara daha da büyük bir hevesle gideceğim:)

Haddini Aş Hikayeleri 3: Jack Ma

Yaşamı boyunca birçok başarısızlık yaşayan, ilkokulda, ortaokulda, üniversitede sınavları zar zor geçen, iş başvuruları sürekli reddedilen ama hedefine giden yolda asla yılmayan gariban bir adam haddini öyle aşıyor ki, dünya devi bir e-ticaret şirketi kuruyor ve Çin’in en zengin iş adamı oluyor. Alibaba’nın kurucusu Jack Ma’dan bahsediyorum.

1964 yılında Çin’in güneydoğusundaki Hangzhou’da dünyaya gelen Ma, bir abisi ve bir kız kardeşiyle Komünist Çin’in Batıdan izole olduğu dönemlerde, yoksulluk içinde büyüyor.

Jack,12 yaşlarındayken İngilizceye büyük ilgi duymaya başlayıp öğrenmeye karar veriyor ve bu amaçla her sabah erkenden kalkıp yaşadığı yere gelen turistlere ücretsiz olarak rehberlik edip şehri gezdiriyor. Bu işi 8-9 yıl boyunca ücretsiz olarak yapıyor. Çünkü İngilizce öğrenebileceği hiçbir yer yok… Ne bir kitap ne bir okul. 

Bir röportajında hayatının bu dönemiyle ilgili şunları söylüyor Jack Ma: “Bu turistler hayatımı değiştirdiler. Çünkü 9 yıl boyunca bana anlattıkları her şey okulda ve ailemden öğrendiklerimden çok farklıydı. Artık bir alışkanlığım var. Her ne okur ya da duyarsam, aklımı kullanıyorum, 2 dakika üzerine düşünüyorum” diyor.

Reddedildikçe Güçlenen Bir Adam

Jack, girdiği ilkokul sınavlarında 2 kez, ortaokul sınavlarında 3 kez başarısız oluyor. Üniversite sınavını ise ancak 3. Denemesinde kazanıyor. Ergenliğinden beri ilgi duyduğu İngilizce öğretmenliği bölümüne giriyor.

Eğitim hayatındaki bu başarısızlıkları iş hayatında da bırakmıyor peşini. İngilizce öğretmeni olarak çalışmaya başlamadan önce, başvurduğu yerlerden onlarca kez ret yiyor. Polis olmak için başvuruyor önce, 5 kişinin başvurduğu, 4 kişinin alınacağı pozisyona tek giremeyen o oluyor.

KFC Çin’e ilk giriş yaptığında, çalışmak için aralarında Jack Ma’nın da bulunduğu 25 kişi başvuruyor. 24 kişi işe alınıyor, reddedilen sadece Jack oluyor.

Onu sürekli reddeden bir diğer kurum da Harvard. Hayatı boyunca tam 10 kez Harvard Üniversitesi’ne başvuruda bulunuyor ve hepsinde de ret cevabı alıyor.

Bugün bizlere “Asla pes etme. Bugün zor, yarın daha zor olacak ama yarından sonra güneşin doğuşunu göreceksin.” Diye öğütlerde bulunan bir adamı bunlar yıldırabilmiş midir sizce? Tabii ki de hayır.

İnternetle Tanışır ve Hayatı Değişir

95 yılında ilk defa tercümanlık yapmak için Amerika’ya gidiyor Jack ve burada bir arkadaşının ‘’bak bu internet’’ demesiyle internetle tanışıyor. Fakat başta neden bahsettiğini anlamıyor, hatta bilgisayara dokunmaya bile çekiniyor. Çünkü o zamanlar bilgisayarlar Çin’de çok pahalı. Yanlış bir şey yapıp bozmaktan korkuyor. Bunun üzerine arkadaşının istediğin şeyi arat deyip ısrar da etmesiyle ‘’bira’’ yazıp aratıyor. Karşısına birçok ülkeden biralar çıkıyor ama bir türlü Çin’den çıkmıyor. Daha sonra Çin diye aratıyor, yine bir şey çıkmıyor. Bunun üzerine hayatının sorusunu soruyor: ‘’Neden biz de Çin üzerine bir şeyler yapmıyoruz’’.

Önce İngilizce tercüme üzerine bir web sitesi açıyor. Güzel tepkiler gelse de pek başarılı olamıyor bu girişiminde.

Bir süre sonra 17 arkadaşını topluyor Jack ve kurduğu ‘’Alibaba.com’’ girişimine yatırım yapmaları için onları ikna ediyor.

Jack Ma’nın Alibaba’yı kurarken, 1999 yılında ekibine yaptığı etkileyici konuşma, daha o zamanlar bugünleri planladığını gösteriyor aslında:

Alibaba İsmi Nereden Geliyor?

İsim bulma süreci, yine bir Amerika seyahati sırasında gerçekleşiyor. Amacı, markasını global bir marka yapmak olduğu için ismin de herkes tarafından bilinen global bir isim olmasını istiyor. Bir gün San Francisco’da öğle yemeği yerken aklına Alibaba ismi geliyor ve ilk olarak restorandaki garson kıza Alibaba’yı bilip bilmediğini soruyor ve kız ‘’elbette, açıl susam açıl’’ cevabını veriyor. Sonrasında yolda gördüğü 20 kişiye daha soruyor ve hepsinin Alibaba ve Kırk Haramiler’den haberdar olduğunu görünce bu isimde karar kılıyor Jack.

Alibaba Nasıl Dünya Markası Oldu?

Alibaba, müşterilerin ihracatçılarla doğrudan alışveriş yapmasını sağlıyordu. Bu yüzden kısa süre içinde dünya çapında büyük ilgi görüp birçok üye kazansa da şirket ilk 3 yıl hiç para kazanamıyor. Hatta bir gün restoranda yemek yiyip hesabı ödemek istediğinde garson hesabın çoktan ödendiğini ve onun için bir not bırakıldığını söylüyor. Notta şöyle yazıyor: ‘’Ben sizin platformunuzun kullanıcısıyım. Sizin sayenizde çok para kazanıyorum. Sizin de hiç para kazanmadığınızı biliyorum. Bu yüzden yemeğiniz benden.’’

O dönemlerde ödeme konusundaki yasal prosedürler de engeller çıkarıyorken, yapacak bir şeyler arayışındayken, yeni bir vizyon kazanmak için Davos’a geliyor ve bir liderlik oturumuna katılıyor Jack. Panel bittikten sonra ilk iş arkadaşlarını arayıp acilen aksiyon almaları gerektiğini söylüyor. O konuşma sonrası ‘’Ali Pay’’ ödeme sisteminin temelleri atılıyor.  Bu ödeme sistemi gerçekleştirildiğinde insanlar çok aptalca bir fikir olduğunu söylemiş olsalar da bugün 800 milyona yakın kullanıcısı var.

Şunu da söylemek gerek, Jack Ma şirketine finansman ararken birçok Amerikalı yatırım fonu tarafından, bu modelin tutması imkânsız, saçmalık, bu adam deli diyerek reddediliyor. Hatta Times’a ilk haber olduğunda ondan ‘’deli Jack’’ diye bahsediyorlar.

Peki Jack’in tepkisi ne olmuştur dersiniz tüm bunlara? “Delilik iyidir. Biz deliyiz ama aptal değiliz” diyerek ekliyor: “Herkes benim fikirlerime katılsaydı zaten şansım olmazdı”

100 bin dolarlık servetle kurduğu Alibaba, sonrasında SoftBank, Goldman Sachs gibi şirketlerden yatırım alıyor.

Asla durmak bilmedi Jack. Yolunu çizmişti ve ne kadar olumsuzlukla karşılaşırsa karşılaşsın ayrılmıyordu bu yoldan.

Yıl 2003… eBay’e rakip olarak TaoBao isimli alışveriş sitesini kurdu. Şirketin hızlı büyümesi eBay’in dikkatini çekti ve eBay bu siteyi satın alma teklifinde bulundu. Ancak kabul eder mi deli Jack? Etmedi.

Yıl 2005… Yahoo, Alibaba’ya %40 hisse karşılığında 1 milyon dolarlık bir yatırım yaptı. Bu, o dönem Çin’deki eBay ile mücadele etmeye çalışan Alibaba için müthiş bir olaydı.

Alibaba’yı kuran, karşısına çıkan zorluklara karşı asla boyun eğmeyen, hatta daha da güçlenen Jack Ma, bu siteyi dünya çapında 24 bin çalışan ve 10 binden fazla ortak şirketi olan bir e-ticaret devi haline getirdi. 2013 yılında ise yerini gençlere bırakmak istediğini söyleyerek CEO’luk görevinden istifa etti. Bugün yönetim kurulu başkanı olarak çalışmaya devam ediyor.

 Sonuç olarak:

  •  Jack Ma’nın dairesinde 17 kişiyle başlayan ekip bugün 4 koca kampüste 30 bin kişiyle yoluna devam ediyor.
  • Alibaba’nın marka değeri 100 milyar doların üzerinde.
  • Çin’de doğrudan ve dolaylı olarak 14 milyon kişiye iş imkânı sağlıyor.
  • Siteye günde 100 milyon kişi bir şeyler satın almak için giriyor.
  • Jack Ma, Çin’in en zengin, dünyanın ise en zengin 33. Kişisi.
  • Jack Ma, Forbes’a kapak olmuş ilk Çinli iş adamı.

Hayat bir yolculuk. Başarısızlıklar, hatalar, hayal kırıklıkları hep olacak. Önemli olan bizim bunları nasıl karşıladığımız. Ve bu hayat her zaman mücadele eden, inandığı şeyin arkasından sonuna kadar duran, kararlı insanlarla beraber. İşte Jack Ma’nin hikayesi bize tam olarak bunu anlatıyor.

Starlink Gerçekleşiyor

Ne yazık ki SpaceX’in yeni uçuşu kötü hava koşulları nedeniyle yarına ertelendi.

Bu uçuşla SpaceX Starlink misyonuna ait 60 internet yayın uydusunu uzaya yerleştirecek.

Elon Musk’ın bugün attığı twite bakılırsa 18.5 tonluk ağırlığı ile bu SpaceX’in şimdiye kadar ki en büyük uzay sevkiyatı olacak.

Gönderilecek ilk 60 uydu sayesinde 1 terabitlik band genişliğinde internet yayınına kavuşacağız. Ancak ilk aktivasyon için 6 seferin daha yapılması ve 360 uydunun daha uzaya yerleştirilmesi gerekiyor.

Bütün Dünya’da ciddi bir kapsama alanına kavuşmak içinse SpaceX’in 12 sefer daha yapması lazım. O zaman dünyanın hemen hemen her yerinden geniş band internet erişimi mümkün olacak.

Elon Musk dünyayı değiştirmeye devam ediyor. Heyecanla takipteyim ve bıkmadan paylaşıyorum.

Umarım siz de bıkmıyorsunuzdur.

Yaş 51, Yeni Kariyerimde İlk Günüm!

51 yaşındayım. Bizim annelerimizin, babalarımızın çoktan emeki olup bir sahil kasabasında yaşamlarının gerisinin tadını torunlarının yolunu gözleyerek ya da arkadaşları ile okey oynayarak çıkarmaya başladıkları bir yaş bu.

Ama ben yepyeni projelerin peşindeyim ve kariyerimde önemli değişiklikler yapmayı hedefliyorum.

Şimdiye kadar daha ziyade eğitimcilikten ve konuşmacılıktan para kazanırken, hayatımın bundan sonrasında podcaster olmayı, güçlü bir video blogu kurmayı ve bir yandan da yatırımcılık yapmayı hayal ediyorum.

Beni takip edenleriniz bilirler, bu konularda epey de yol aldım ve almaya devam ediyorum.

Read more

Bitcoin Yükseliyor!

Bitcoin 8.000’inin üzerinde açtı günü:)

Umarım Bitcoin burayı yeni destek noktası olarak inşaa ediyordur. Tabii bu Bitcoin, sağı solu hiç belli olmaz. İhtiyatı asla elden bırakmamak lazım:)

Bitcoin’in değerindeki bu ani yükselişi tetikleyen unsurlar kesinlikle manipulatif olabilir.

Benim gibi uzun vadeli yatırımcıları motive eden temel faktörler ise şunlar:

1-) Piyasalarda tırmanan belirsizliklerin insanları Bitcoin’i alternatif bir yatırım aracı olarak görmeye itmesi. Özellikle ekonomisi hızla bozulan Çin’de Bitcoin’e ilgi büyük mesela.

2) Fidelity gibi kurumların müşterilerine Bitcoin yatırımı yaptırmaya başlamaları. Buna “Bitcoin’in Kurumsallaşması” adı veriliyor. Kurumsallaşmak Bitcoin’in ruhuna aykırıysa da fiiliyatta olan bu.

3)Müşterilere dijital varlıklarını basitçe, güvenli ve verimli bir şekilde satın alma, satma, depolama ve harcama olanağı sağlayan açık, kesintisiz bir global şifreleme platformu ve ağı olan Bakkt’ın hizmet verme tarihinin yaklaşması. Bakkt BCG, Microsoft ve Starbucks’ın ortaklaşa kurduğu bir yapı bu arada.

4)Bitcoin’in bankacılık sisteminin zayıf olduğu Sahara Altı Afrika gibi yerlerde en büyük ödeme aracına dönüşmüş olmasının yarattığı dev işlem hacmi.

Evet, heyecan dorukta. Bakalım Bitcoin’i neler bekliyor önümüzdeki günlerde.

İnovasyon Yapacaksınız Saçmalayın!

Mantıklı olmak iş hayatında pek önemsenen bir beceri.

Her kararımızın mantıklı, rasyonel analizlerle beslenebilir ve ön görülebilir sonuçlara dayalı olması ve kapsamlı müşteri anketleri ile desteklenmesi pek kıymetli.

Belki de tam bu yüzden inovasyon yapamıyoruz.

Çünkü saçmalamaktan ödümüz kopuyor. Oysa bugün başarısını hepimizin takdir ettiği pek çok iş fikri başlangıçta inanılmaz saçma gözüküyordu.

İşte size çok başarılı olmuş bazı ürün ve hizmetlerin ilk ortaya atıldıklarında herkese saçma gelene değer önermeleri.

Read more

Otomobil Devi VW Uzun Zamandır Beklenen Duyurusunu Yaptı

Otomobil devi VW uzun zamandır beklenen duyurusunu yaptı ve saf elektrikli otomobili ID için sipariş toplamaya başladı.

Hatchback formatında olan ID ilk etapta 30.000 adet siparişe açık olacak. Yani VW oldukça sınırlı bir üretimle giriyor oyuna.

330 km menzile sahip ve 30.000 € altında satılacak olan modelin 2020 yazında teslimatları başlıyor. 2021’de 100.000’lik satışa ulaşacağı öngörülüyor. Daha yüksek menzile sahip modellerin fiyatları 40.000 € üzerinde olacak.

VW gibi dev bir grubun elektrikli otomobil işine ilk kez bu kadar ciddi bir giriş yapması sevindirici ekosistemimiz adına. Umarım araç ülkemizde de bir an önce satışa çıkar.

Tesla Model 3 ya da seneye piyasaya sürülecek Model Y ile kıyaslamalarda ID’nin teknik özellikler açısından oldukça geride kaldığını söyleyebilirim.

Pil kapasitesi/menzil ve otonom sürüş gibi özellikler açısından önümüzdeki günlerde detaylı bir çalışma yayınlayacağım. Ama kısaca Tesla’nın 3-4 yıl önce başardıklarını daha VW yeni yakalıyor diyebilirim.

Ben aracın Tesla’ya rakip olmasa da iyi satacağına eminim. VW çok güçlü bir marka ve içten yanmalıdan vazgeçen tüketiciler için iyi bir seçenek.

Daha detaylı bilgi için: https://cleantechnica.com/2019/05/08/what-have-we-just-learned-about-the-2020-volkswagen-id-3-all-electric-hatchback/

Haddini Aş Hikayeleri 1: Sidar Şahin

Girişimcilik, başarı, motivasyon üzerine çokça yazılar yazıyor, önerilerde bulunuyorum. Bundan böyle size ilham vermeleri için ülkemizdeki ve dünyadaki başarılı, haddini aşan insanların hikayelerini, bugünlere nasıl geldiklerini anlatan yazılar da paylaşacağım.

Başarının aslında bir şans olmadığını, çok çalışmanın, yaratıcılığın, cesaretin, kendine güvenin ne kadar önemli etkenler olduğunu göreceğiz her bir hikâyede.

Hadi o halde ülkenin yetiştirdiği en iyi girişimcilerden biri olan Sidar Şahin’den başlayalım.

Şu an dünya mobil oyunu pazarında çok önemli bir yere sahip olan Peak Games’in kurucusu kendisi.

Read more

Girişimcilik Hayalleriniz mi Var, O Halde Bugün İşte Daha Fazla Sorumluluk Alın!

Girişimcileri beyaz yakalı profesyonellerden ayıran en önemli fark daha fazla sorumluluk almaları.

Çünkü bir girişimcinin işleri ters gittiğinde başkalarını suçlayarak sorumluluklarından kurtulması mümkün olmaz. 

Maaşların, borçların, vergilerin her ne olursa olsun ödenmesi gerekir, girişimci kendi dışındaki faktörlerden yakınarak bunlardan yırtamaz. Ve eğer bu sorumlulukları yerine getiremezse hayatı mahvolur.

Girişimcilerin profesyonellerden daha fazla para kazanmalarının nedeni de bu zaten; daha fazla sorumluluk almaları.

Read more

İstanbul Belediyesinden Beklentilerim

Sonunda İstanbul seçimleri bitti, mazbata verildi. Herkese hayırlı olsun. Ben sıcağı sıcağına yeni yönetimden beklentilerimi sıralamak istiyorum.

1-Girişimcilik Kampüsü: Paris’teki Station F projesini bilenler vardır mutlaka. Eski bir tren istasyonunun dönüştürülmesi ile oluşturulan bu dev girişimcilik kampüsü iş kurmak isteyen insanların her türlü ihtiyaçlarına yardım bulabildikleri bir ekosistem yarattı. Neden İstanbul’umuzun da benzer bir ortamı olmasın?

2-Aktif Yeşil Alan: Lütfen artık inşaatlara değil yeşil alanlara yönlenelim. Ayrıca buraların aktif yeşil alanlar olması lazım. İnsanların içinde spor yapabilecekleri ve temiz havada keyifle vakit geçirecekleri alanlar. Maslak ve Hasdal’daki askeri kışlaların bu amaçla yeniden düzenlenmesi düşünülemez mi mesela?

3-Kültür Alanları: İstanbul tam bir kültür başkenti olmak için her türlü olanağa sahip. Ama ne yazık ki bir kültür başkentinin sahip olması gereken müze, sanat galerisi, tiyatro ve konser salonu gibi alanlarda oldukça zayıf. Avrupa kentlerinde sık sık gördüğümüz Müze Bölgeleri kurmak, özellikle Taksim, Karaköy ve Eminönü gibi bölgelerde hem özel hem de kamu yatırımları aracılığı ile sanatı ve kültürü teşvik etmek şehrimizin değerini çok yükseltir.

Sizlerin beklentileriniz ne yeni yönetimden?

Esas Olay Üretmek

Kimse kusura bakmasın ama yönetenlerin, pazarlayanların ve satanların dünyamıza pek de bir şey kattıklarını düşünmüyorum.

Katkıları ile dünyamızı güzelleştiren, bizi her anlamda zenginleştirenler üretenler.

Yönetmek, pazarlamak ve satmak hep üretmenin alt fonksiyonları benim gözümde. Birisi harika bir şeyler üretecek ki, diğerlerinin yöneteceği, pazarlayacağı ve satacağı bir şeyler olsun ortada, öyle değil mi?

Oysa hayat üretenleri ödüllendirmiyor.

Zenginlik Özgürlüktür!

Zenginleşmenin amacı daha fazla özgürlük elde etmek olmalı.

Ama insanlar zenginleşmek adına özgürlüklerinden o kadar çok taviz veriyorlar ki!

Sevmedikleri işleri yapıp, hoşlanmadıkları insanlarla iş tutup, gurur duymadıkları kariyerlerde ilerlemeye çalışan, en temel özgürlüklerinden vazgeçmiş ne çok insan var.

İşin ilginci bu insanlar daha fazla para kazanınca, daha fazla harcamaya başladıklarından tasarruf da yapamıyor, onlara özgürlük getirecek serveti de biriktiremiyor, yatırım da yapamıyorlar.

Statü merdiveninde bir üst basamağa tırmanma tutkularından dolayı bir türlü döngüden çıkamıyor, tam tersine kariyerlerinde ilerledikçe özgürlüklerinden daha da fazla taviz vermek zorunda kalıyorlar.

Böyle anlatınca sizin de kulağınıza çok tuhaf gelmiyor mu?

Zaten insanoğlu anlaşılması gerçekten çok zor bir canlı vesselam.

Başarıyla Şansın İlişkisi Nedir?

4 tip şans var.

Birincisi kendiliğinden, sizin kontrolünüzde olmayan nedenlerle başınıza harika bir şey gelmesi. Mesela piyangodan para çıkması. 

Bu tür şansın başarıyla ilişkisi yok. Sadece şanslınız.

İkinci şans tipi, başarılı olmak için çok fazla şey denerken iyi tesadüflerle karşılaşmak. 

Böyle emekle gelen başarılara büyük saygı duyuyorum. Ama bir yandan da bunların insanı çok tüketen ve hayatın güzelliklerinden koparan başarılar olduğunu düşünüyorum.

Üçüncü tip şans açıkgözlere gülen şans.

Çevrelerine başka gözlerle bakan, fırsatları ve eğilimleri keşfeden insanların şansı yakalamalarına her zaman hayranım. 

Ve maalesef onların öğrenilmesi imkansız bir yetenekleri olduğuna inanıyorum.

Son şans türü ise şansın peşinde koşmayan, kendi işlerine bakan, sadece kendi işlerini olağanüstü iyi yapmaya çalışanlara, bir gün yaptıkları işte harika olmalarından dolayı kendiliğinden gülen şans.

Mesela kimsenin okuyup okumadığına aldırmadan yazıyorsunuz. Ve sonra bir gün, hiç beklemediğiniz bir anda birisi yazdıklarınızı, yeteneğinizi, kalitenizi farkdedip size hiç ummadığınız bir fırsat kapısını açıyor.

İşte bu tür şanslıların hastasıyım. 

Çünkü onlar şans peşinden koşmadan büyük başarıyı elde eden insanlar. 

Onlara büyük saygı duyuyorum. 

Haftanın “En 5″i

Bu hafta deneyimlediğim en harika 5 şey. Sizinkiler neler?

Kitap: 

İstanbul’u Dolaşırken/Hilary Sumner/Pan Yayıncılık. İnanılmaz gerçek; İstanbul’luların  %98’i Ayasofya’nın içini görmemiş.  Bu klasikleşmiş kitap herkeste şehri gezme hevesi yaratacak kadar bilgi, dedikodu ve hikayeyle dolu.

Kitapçı:

Hazır İstanbul demişken devam edeyim. İBBB’nin işlettiği Tünel meydanındaki İstanbul Kitapçısı dünyanın en güzel şehirlerinden birisi üzerine yazılmış ne varsa bulabileceğiniz huzur dolu bir mekan.

Makale:

İnovasyon ve dijitalleşme heveslisi şirketlerin çevik liderlere sahip olması şart. Bu konular üzerine yazan Cihan Yılmaz’ın Çevik Lidelik makalesi çok başarılı. http://www.yilmazcihan.com/cevik-lider-nedir/

Podcast: 

Conan O’brien Needs A Friend son Amerikan Başkanı’nın eşi Michelle Obama’yı ağırlıyor. İnsana bu çiftten sonra Trump’u başkan olarak seçen Amerika’lıların başlarına gelecek ekonomik felaketi hakettiklerini düşündürüyor. https://itunes.apple.com/us/podcast/18-michelle-obama/id1438054347?i=1000432142475&mt=2

Semt:

Yıllar geçtikçe çirkinleşmeyip tam tersine güzelleşen pek az semt var İstanbul’da. Bunların en şahanesi de Kuzguncuk tabii. Şahane kafeler, kitapçılar, doğal ürün manavları, organik fırınlar, sanat galerileri. Ve tabii İstanbul’un en iyi balıkçısı İsmet Baba. Hava da güzel bugün, kim tutar sizi. 

Apple Artık Bir Hizmet Şirketi

Apple geçen yıl yaşadığı şirket değeri kaybının büyük bir kısmını telafi etti ve yeniden dünyanın en değerli firması haline geldi.

Yaşanan kaybın nedeni Apple’in cep telefonu satış adetlerini artık açıklamamasıydı. Yatırımcılar bunu satışların yavaşlaması olarak yorumlayınca olanlar olmuştu.

Aslında şu anda da IPhone satışlarında bir artış emaresi yok. Tam tersine, özellikle Çin’li Huawei ve Xiaomi gibi agresif rakiplerin güçlenmesi IPhone satışlarını yavaşlatıyorlar.

Read more

Yapay Zeka ile Resim Çizin

Benim gibi çizim özürlülerini bile ressam yapabilecek yeni yazılımın adı GauGAN.

Çip üreticisi Nvdia tarafından geliştirilen bu büyüleyici yazılım, yapay zekanın yardımıyla en basit çizimlerinizi bile muazzam resimlere dönüştürebiliyor.

Ve bunu sadece saniyeler içinde yapıyor.

Yazılım kullanımını ve işleyişini şu videodan izleyebilirsiniz.

GauGAN’ın sinir ağını (neural network) eğitmek için 1 milyon kadar Flickr Creative Common arşiv fotoğrafından yararlanılmış. Bu sayede GauGAN doğadaki objeler hakkında geniş bir bilgiye sahip olmuş.

Şirket GauGAN’ın yüzbinlerce objenin diğer objeler ve koşullarla etkileşimini de öğrendiğini söylüyor.

Mesela GauGAN üzerinde iklimi sonbahara dönüştürürseniz ağaçların yaprakları da dökülüyor.

Yapay zeka döneminin MS Paint’i olarak düşünebileceğiniz bu büyüleyici yazılım hakkında daha çok bilgi şu linkte.

Nasıl, siz de benim kadar hayran kaldınız mı?

Daha Az Tüketin, Daha Az Karar Alın, Daha Mutlu Olun!

Yeni öğrendim, sırf hayatta kalabilmek için günde 300 karar alıyormuşuz.

Ve tabii tek meselemiz hayatta kalmak değil. Mesela tükettiğimiz şeylerle ilgili de bir sürü şeyi de, vakit harcayarak karara bağlıyoruz.

“Netflix’de hangi diziye başlasam?”, “hangi marka spor ayakkabıyı alsam?”, “bana en yakışan gömlek hangisi?” gibi tüketim kararları beynimizin pek kısıtlı kapasitesini yiyip bitiriyorlar.

Araştırmalar bu kadar çok karar almanın yaratıcılık ve mutluluk üzerinde olumsuz etkilerini gösteriyorlar.

Read more

Uzay Kolonizasyonu

Sanırım uzay kolonizasyonu deyince pek çoğunuzun kafasında bilim kurgu filmleri canlanıyordur.

Hani şu dünya dışı gezegenlerin üzerinde kurulan müthiş uygarlıkların olduğu filmlerden bahsediyorum. 

Ama uzay kolonizasyonu artık sadece bilimkurgu filmlerine malzeme veren hayali bir konu değil. 

Pek çok devlet ve girişimci bu alana ciddi yatırım yapıyor, uzun yıllara yayılan stratejik programlar geliştiriyorlar.

Önce Ay veya Mars’ta koloniler kuracağımıza inananların sayısı hayli fazla. 

Evrende kolonileşmemize uygun koşullara sahip başka gezegenler arayanların sayısı da hiç az değil. 

Bazı devletler ve girişimciler bu işe ciddi şekilde kafa yoruyor ve yatırımlar yapıyorlar.

Read more

Elektrikli Otomobiller İşsizlik Yaratacaklar

Morgan Stanley analisti Adam Jonas elektrikli otomobillerin, 100 yıllık geleneksel otomotiv sektöründe gelecek 5 yılda 3 milyona yakın insanın işe mal olacağını öne sürdü.

Jonas’a göre Elon Musk’ın Tesla’sı ya da yeni oyuncu Rivian gibi elektrikli otomobil üreticileri, gelenseksel markaların iş gücünde büyük değişime yol açacaklar.

Morgan Stanley analisti, küresel otomobil tedarik zincirinin yaklaşık 11 Milyon kişiyi istihdam ettiğini, elektrikli otomobillerin %30 daha az iş gücü gerektirmesinden dolayı bu insanların 3 milyonunun işsiz kalabileceğini söylüyor.

Read more

Haftanın En 5’i

İşte bu haftaki favorilerim. Sizlerinkiler neler?

İnsan: Andrew Yang, ABD Başkan adayı. Yapay zekanın yaratacağı işsizlere 1.000’er dolar vatandaşlık temettüsü ödenmesi gerektiğini savunan güzel insan. Kampanyası ve kendisi hakkında bilgiler: https://www.yang2020.com

Podcast: Affectiva-Software that detects how you feel. Favorim podcast kanalı “Should This Exist” bu hafta insanların yüzlerine bakarak duygularını anladığını iddia eden Affectiva’yı irdeliyor. Bu tuhaf teknoloji hayatımıza güzellikler mi katacak, yoksa başımıza bela mı olacak? Mutlaka dinlenmeli. https://shouldthisexist.com/affectiva/

Read more

Tesla Model Y Bu Akşam Görücüye Çıkıyor

Benim gibi Tesla fanatikleri ve elektrikli araç meraklılıları için heyecanlı bir gün.

Tesla bugün yeni orta segment SUV’si Model Y’yi ilk kez görücüye çıkarıyor.

38.000 dolarlar civarında olması beklenen başlangıç fiyatı ile, en hızlı büyüyen otomobil segmenti olan SUV’lerde içten yanmalılardan önemli bir pazar payı alması beklenen Model Y, Tesla’nın büyüme hızını çok ivmelendirecek gibi gözüküyor.

Aracın bu akşam siparişe açılıp açılmayacağı henüz bilinmiyor.

Haftanın ‘En’leri

Ürkünç Gelişmesi: Yapay zekayla gerçekte var olmayan insanların yüz fotoğraflarını tasarlayan thispersondoesnotexist.com. Simone adlı filmi hatırlayanlar varsa böyle teknolojilerle yapılabilecekleri hayal edebilirler. Fotoğraftaki yüz yaratılan bu hayali karakterlerden birisi. Süper rahatsız edici değil mi sizce de?

Makalesi: The Economist’deki Robots Look After Your Grandma (Robotlar Ninenize Bakıyorlar) adlı makale, nüfusu hızlı yaşlanan ülkelerin robotlara en çok yatırım yapan ülkeler olduğunu açıklıyor. Çünkü yaşlıların bakıma ve desteğe ihtiyaçları var. Makalenin linki: https://www.economist.com/international/2019/02/16/an-ageing-world-needs-more-resourceful-robots

Read more

Derin Öğrenmenin Ekonomik Büyüklüğü

Teknolojinin yıkıcı gücü konusunda yazıp çizen çok var.

Ama bazen grafiklerin gücünden yararlanmak yıkımın büyüklüğü konusunda daha net bir fikir verebiliyor.

PC devriminin yarattığı şirketlerin (Örneğin Microsoft, Apple vb.) piyasa değeri bugün itibarı ile 4 Trilyon Dolar civarında.

İkinci kuşak teknoloji devrimi olan internet şirketlerinin (Google, Facebook, Amazon vb.) bugün itibarı ile ulaştığı piyasa değeri ise 10 Trilyon Dolara erişmiş durumda.

Esas büyük değer dönüşümü ise yapay zeka, makine öğrenmesi ve derin öğrenme gibi teknolojileri kullanan şirketlerin mevcut tüm iş alanlarına saldırması ile gerçekleşecek.

Bu dalgada yaratılacak değerin 2038’e kadar 30 trilyon Doları bulacağı tahmin ediliyor.

Ülkemizin, şirketlerimizin ve insanlarımızın bu radikal dönüşüme ne kadar hazır olduğunu düşünmeyi size bırakıyorum.

Ama gerçekten düşünmenizde büyük fayda var.

Boş Korkularınızın Mimarı Sizsiniz

Korkmak bizi tehlikelerden koruyan, başımızı derde sokacak şeyleri yapmaktan alıkoyan yaşamsal önemde bir duygu.

Ama her an korku içinde olmanın yeni şeyleri denemenin, haddimizi aşacağımız maceralı yolculuklara çıkmanın önünü tıkadığı da bir gerçek.

O kadar çok gerçekleşmemiş ihtimallerden dolayı korkuya kapılan, olabileceklerin en kötüsünü hayal edip endişe denizlerinde boğulan ve harekete geçemeyen insan var ki.

İşin ilginci şu; araştırmalar hayatımızda gerçekten korkacak bir şey olmadığı zaman, korkacak şeyleri kendi kendimize yarattığımızı, çevremizde olan bitenleri adeta korkulacak şeyler bulmak hevesiyle incelediğimizi gösteriyor.

Read more

Bitcoin Büyümeye Devam Ediyor

Bitcoin düşmanı sevgili okurlarıma bir kaç yeni bilgi:)

Geçen yıl Bitcoin blockchaini üzerinden yapılan işlemlerin büyüklüğü TAM 1.3 TRİLYON doları buldu.

Son beş yılda yıllık ortalama büyüme akıllara ziyan: %80.

Bitcoin blockchaini üzerinden yapılan işlemlerin ortalama işlem büyüklüğü 2018’de 15.000 dolar oldu ve işlemlerin büyük bir kısmı Afrika gibi bankacılığın az geliştiği ülkelerdeki tüccarlar arasında gerçekleşti.

PayPal’in 2018 toplam işlem hacmi bu Bitcoin Blockchain’in yarısı kadar.

Bitcoin eğer bu büyüme hızını sürdürebilirse dünyanın en büyük ödeme sistemi olma yarışında 2022’de Visa’yı yakalayabilir.

Bitcoin için daha alınacak çok uzun bir yol var. Ama kripto paranın bu yolda hızla yürümeye devam ettiğine hiç şüphe yok.

Elon Musk’ın İnanılmaz Haftası

Elon Musk ve Tesla takıntımdan memnun olmayan okuyucularım olduğunu biliyorum.

Ama yiğidi öldürün, hakkını verin, adamın sadece geçen hafta yaptıklarına bakar mısınız?

Asla üretilemez denilen Tesla Model 3’ün 35.000 Dolarlık modelini piyasaya sürerek sürdü.

Tesla’nın tüm mağazalarını kapatarak sadece online satışa geçeceği devrimsel bir iş modeline imza attı.

Bir saat kadar önce Tesla’nın ekonomik SUV’si olan Model Y’nin 14 Mart’ta siparişe açılacağını açıkladı.

Yine 1 saat önce ilk Tesla V3.0 superchargerin yarın hizmete gireceğini duyurdu.

Ve bu arada SpaceX ile insanlı uzay yolculuğunu kökten değiştirecek personel taşıyıcı Crew Dragon kapsülü, başarıyla Uluslararası Uzay İstasyonu’na (UUİ) kenetlendi.

Yahu bu @elonmusk hiç uyumaz mı? İnsanı kendisinden utandırıyor yeminle. Bu kadar mı haddini aşar insan.

#haddiniaş

Haftanın En 5’i

Haftanın Hayal Kırıklığı: Organize İşler Sazan Sarmalı

Devam filmleri zaten ilkini aratırlar, ama bu film başka bir seviyede kötü. İlk filmle drone ile çekilen şahane İstanbul manzaraları dışında hiç bir ortak yönü yok. Yılmaz Erdoğan dökülüyor, Kıvanç Tatlıtuğ’a da yazık olmuş .

Haftanın TedX Konuşması: Teknolojinin Epik Hikayesi

Kevin Kelly’nin konuşması son dönemde en ilgimi çeken konulardan olan teknoloji ile insanın çetrefilli ilişkisini o kadar güzel anlatıyor ki. Mutlaka izlemelisiniz.

Read more

Yapay Zeka Artık Makale ve Kurgu Eser Yazabiliyor

Yapay zekanın ulaştığı seviyeyi gösteren en tedirgin edici örneklerden birisi arkasında Elon Musk, Reid Hoffman ve Sam Altman gibi girişimcilerin bulunduğu OpenAI isimli araştırma kuruluşunun geliştirdiği “GPT2” isimli yeni modelin yazı yazma yeteneği.

Yukarıdaki videoda görülen ilk örnekte, Brexit’in İngiltere ekonomisine 80 Milyar Dolara mal olduğu haberi sisteme girildikten sonraki tüm yazıları GPT2 platformu kendisi üretiyor.

İkinci ve bence daha da acayip olan örnekteyse Jane Austen’in “Gurur ve Önyargı” adlı ünlü eserinin ilk satırını girdikten sonrasını yapay zeka yazıyor.

Yani yani yapay zeka kurgu yazarlığı da yapabiliyor. 

İşin ilginci GPT2 çok da bilinmeyen yeni bir teknoloji keşfetmiş değil. O sadece uzun yıllardır elimizde olan bir Text Generator sadece. 

Ama daha önceki örneklerinden çok daha fazla veri ile beslenmiş bir Text Generator (40 GB yani 35,000 Moby Dick uzunluğunda veri).

OpenAI’ın kurucuları bile bu gelişmeyi o kadar ürkünç bulmuşlar ki, teknolojisini şimdilik halka açmak istemiyorlar bu arada. 

Daha detaylı bir makaleye şuradan ulaşabilirsiniz: https://www.theguardian.com/technology/2019/feb/14/elon-musk-backed-ai-writes-convincing-news-fiction

Siz de benim kadar ürktünüz mü?

Dijital Minimalizm ile Hayatı Yakalayın

Akıllı cihazlar, uygulamalar, bitmek bilmeyen bildirimler derken kendimizi bir dijital kaosun ortasında yaşarken bulduk. 

Buraya nasıl mı geldik?

Gelin geçmişe bir yolculuk yapalım: 

2007 yılında Steve Jobs, geleceği şekillendirecek olan iPhone telefonu kullanıcılara sundu. Çok geçmeden android işletim sistemli telefonların da çıkmasıyla insanlar mobil internet ile tanıştı.

Yani öncesinde sadece evde veya işte kullandığımız internet artık cebimize girmişti. Bu teknolojiler ile sosyal medya hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi.

Facebook ve Twitter bir anda sürekli ihtiyaç duyduğumuz mecralar olmaya başladı. Sonrasında İnstagram, whatsapp, sonu gelmeyen uygulamalar derken kendimize karmakarışık bir dünya yarattık. 

Yaşam şeklimizin nasıl değiştiğini göstermek adına sizinle Adam Alter’in bir çalışmasını paylaşmak istiyorum: 

Devamını Oku

Haftanın Kitabı: Kendi Nedenini Bul

Bugünden itibaren pazartesi sabahlarına sevdiğim bir kitabın harekete geçirici ve haddinizi aşmanıza yardımcı olacak önerileri ile başlamak istiyorum.

Bu haftaya Simon Sinek’in çok satan kitabı “Start With Why” (Nedenle Başla!)’dan bir kaç öneri ile başlamaya ne dersiniz? 

Bakalım Sinek’in hangi önerisi sizi harekete geçirecek ve haddinizi aşmanıza yardımcı olacak?

– İçeriden dışarıya (“neden”le başlayarak) düşünün, dışarıdan içeriye (“ne”yle başlayarak) değil. “Neden”in iletişimini yapın çünkü aidiyet duygusunu o yaratır.

– Amaç sizin inandıklarınıza inanan insanlarla iş yapmaktır.

– İnsanlar sizin ne yaptığınızı değil, onu neden yaptığınızı satın alırlar. Ne yaptığınız sadece neye inandığınızı kanıtlar.

– Amacınıza  inanan çalışanlar ve müşteriler şirketinizin sahip olabileceği en güçlü kaynaklardır.

– Finansal getiriler ve cezalar insanları derin ve duygusal seviyede motive etmezler.

– Altın çember 3 içiçe geçmiş çemberden oluşur: “Ne” dış

dış, “nasıl” orta, “neden” ise çekirdek çemberdir. İşiniz ve kariyeriniz için 3’üne de kafa yormalısınız.

#haddiniaş

Haftanın 5’i (1)

Haftanın 5’i Her hafta deneyimlediğim 5 ilginçliği sizlerle paylaşacağım. Siz de paylaşırsanız birbirimizden neler neler öğreniriz:)

1.Mülakatlar:

Sosyal medyadaki içerik kalitemizi ve erişimimizi artırmak amacıyla 2 takım arkadaşını bünyemize katmak için adaylarla görüştük. Bundan sonra “gençler yetersiz” diyenin ağzına terlikle vururum, şahane ötesi gençler var.

2.İnanılmaz Kitap:

Life 3.0 Yapay zekanın etkilerine dair şimdiye kadar okuduğum en bilimsel, kışkırtıcı ve zihin açıcı kitap oldu Mex Tegmark’ın eseri. Aklımı başımdan aldı. Hey @elmayayınevi hadi bunu Türkçeleştirsenize.

3.Belgesel:

Fyre Festival Netflix yapımı bu çok ilginç belgesel genç, cesur ve sahtekar bir girişimcinin skandallarla dolu tuhaf yolcuğunu anlatıyor. Girişimciler mutlaka izlemeli.

4.Makale:

The Psychology of Belief Ne yazık ki İngilizce. Ama inançların kararlarımızı ve davranışlarımızı nasıl etkilediğini o kadar güzel anlatıyor ki. Yok mu gönüllü bir çevirmen? https://lnkd.in/gtfQP_H 5.

5.Trajikomik Twit:

Makine Öğrenmesi @Aykut_Eren: Bir arkadaşım çalıştığı üniversite senatosuna “Makine Öğrenmesine Giriş” dersi açmak için yazı yazıyor. Senatodan gelen cevap “Makine Öğrenmesine Giriş dersi Makine Mühendisliği bölümünden verilmesi uygundur.

Üniversitedeyken Girişimci Olmayın Gençler!

Sık sık üniversitelerin girişimci kulüpleri tarafından konuşmalara çağrılıyorum.

Benim ODTÜ’de okuduğum ya da Koç Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptığım yıllarda üniversitelerde girişimciliğin esamesi okunmazdı.

Bugünün gençleri daha şanslılar. Çünkü hem bu kulüplerin organizasyonları sayesinde gerçek girişimcileri dinleme şansını buluyorlar, hem de pek çok üniversitede açılan girişimcilik dersleri sayesinde bu zorlu yolculuğun temellerini öğreniyorlar.

Buraya kadar tamam genç dostlarım, herkesin girişimciliği öğrenmesini kesinlikle destekliyorum.

Ama sakın ha üniversitedeyken girişimci olmaya kalkmayın!

Devamını Oku

İş Başvurusu Yapanlara 3 Kritik Tavsiyem

Ülkemizde işsizlik sorunu büyüyor.

Hele genç işsizliğinde sorun çok büyük. Yeni mezunların iş bulması çok ama çok zorlu bir süreç.

Peki bu zor dünyada gençler iş ilanlarına yönelik yazılı başvuru yaparken nelere dikkat etmeliler?

Bir insan kaynakları uzmanı değilim ve yukarıdaki soruya yanıtlarım oldukça subjektif olabilir.

Ama geçen hafta yayınladığımız iş ilanlarına aldığımız başvurulardan yola çıkarak 3 kritik tavsiye verebilirim genç dostlarıma.

Tavsiyelerimin temel kriteri “dikkatimi çekme!”.

2 ayrı pozisyona yapılan 100’e yakın başvurudan hangileri dikkatimi çekti ve ön tarama sürecinden sonra görüşme yapma isteği uyandırdı bende.

Bu kadar basit bir kriter işte.

Bu kritere uygun özgeçmişlerin 3 temel özelliğinden yola çıkarak tavsiyelerim şunlar: Read more

Haftanın Hikayesi: Kutuplara Hazırlanmadan Gidemezsiniz

İçerdiği belirsizlikleri ve zorlukları göz önüne alırsanız, inovasyonun büyük coğrafi keşif maceralarına tıpatıp benzediğini hemen kavrarsınız

Mesela 14 Aralık 1911’de Güney Kutbuna ilk ulaşan insan olan Norveçli kaşif Roald Amundsen’in macerasına.

Aslında Kuzey Kutbu’nu keşfetmek isteyen, ama Amerika’lı Robert Edwin Peary’nin bunu kendisinden önce başarmasından dolayı rotayı güneye çeviren Amundsen’in, bu büyük macera öncesi yaptığı hazırlıklar, inovasyon yolculuğuna çıkanlar için tam bir ders niteliğinde.

Read more

Etrafınızda Aptalların Arttığını mı Düşünüyorsanız, Haklısınız.

Uzun zamandır şüphelendiğim bir şeydi, meğerse bilimsel gerçekmiş: İnsanoğlu IQ gerilemesi yaşıyor.

20. yüzyıl boyunca her onyılda bir ortlama 3 puan artan IQ seviyemiz, 1970’lerden beri düşüş içindeymiş de bizim haberimiz yokmuş.

Mesela Norveç’te 1970 ile 2009 arasında 730.000 erkeğe askerlik öncesinde yapılan mecburi IQ testlerinde, her nesilde 7 puanlık IQ puanı düşüşü gözlemlenmiş.

Sorun Norveç’e özel de değil.

Araştırmalar aralarında Finlandiya, İngiltere ve Danimarka başka gelişmiş ülkelerinde bulunduğu çok sayıda yerde IQ seviyelerinde benzer sert düşüşler gösteriyor.

Yaşam şartlarının ve eğitim kalitesinin bu kadar yüksek olduğu ülkelerde bile IQ düşüşü trendi varsa, dünyanın gerisi ne haldedir acaba.

Tabii bu rahatsız edici olgunun nedenlerini araştıranlar da var. Ama henüz ortaya konmuş somut bir gerekçe yok.

Zeka gerilemesinin 1970’lerden beri sürüyor olması, çoğumuzun aklına ilk etapta gelen dijitalleşmeyi olağan şüpheli olmaktan çıkarıyor gibi.

Sağlıklı olmayan diyetler, küresel ısınma ve çevresel bozulma, beyin öldüren medya, eğitim kalitesinde gerileme ve tabii ki kitap okuma oranlarındaki düşüş gibi unsurlar da tartışılıyor.

Kim bilir?

Belki de hepsi birdendir.

Ama gidişat hiç iyi değil yani.

 

Yararlandığım Kaynak: https://www.inc.com/jessica-stillman/we-are-all-getting-dumber-new-science-proves-no-one-is-sure-why.html