Bilim-Kurgu Tüm İnovasyonların Anasıdır (Uzun Okuma)

1956 yılında Philip K. Dick, bir polis şefinin insanların gelecekte işleyecekleri suçları öngören teknolojiyi kullanarak potansiyel suçlulara önleyici müdahalede bulunduğu ilginç bir hikaye yazdı.

Ve hikayenin yazılmasından yaklaşık 50 yıl sonra Steven Spielberg, üretim tasarımcısı Alex McDowell ile birlikte  bu hikayeyi 100 Milyon dolarlık bir sinema filmine dönüştürmeye karar verdi.

Böylece tüm zamanların en çok izlenen bilimkurgu filmlerinden birisi Minority Report ortaya çıktı.

Minorty Report Neden Geleceği Doğru Tahmin Etti?

Gelmiş geçmiş en büyük hikaye anlatıcılarından olan Spielberg, tam da kendisinden bekleneceği üzere, daha senaryo yazılmadan önce müthiş bir ekiple gelecekte hayatın neye benzeyeceğine dair, gerçekçi ve bilimsel tabanı olan görüşlerin ortaya konması için bir fikir zirvesi organize etti.

Fikir zirvesinin katılımcıları arasında sanal gerçekliğin öncüsü Jaron Lanier, ünlü Whole Earth Catalog yaratıcısı Stewart Brand, ABD’nin Aselsan’ı diyebileceğimiz DARPA’nın önemli üyeleri ile Washington Post yazarları bulunuyordu.

Minority Report’un film olarak başarısı konusunda görüşler kişisel zevklere göre değişebilir elbette. Ben büyük fanatiklerindenim.

Ama Minority Report’un asıl büyük başarısı gelecekte hayatımıza girecek bir çok büyük inovasyon fikrinin ortaya atılmasına öncü olması. Read more

Savulun, Z Kuşağı Geliyor!..

Benim yaşımdaki yöneticiler için Y kuşağı ile başa çıkmak zaten yıpratıcı bir süreç iken şimdi de başımıza Z neslinin zıpkın gibi gençleri çoraplar örmeye başlıyor.

1995 ve sonrasında doğan bu gençler artık 20’li yaşlara geldiler ve iş yerlerimizin kapılarını zorluyorlar. Geçenlerde denk geldiğim bir makalede onların başlıca özelliklerini aşağıdaki gibi sıralıyordu. Bu özelliklerin Türk Z kuşağını tam olarak temsil etttiğine emin olmasam da bazı ortak noktaları gözlemleyebiliyorum.

Okuyun, hazırlanın, korkmayın, titreyin:) Read more

İnovasyonu Müşterilerinizle Birlikte Yapmak

İnovasyonu müşterilerin çözülmemiş ya da yeterince iyi çözülmemiş problemlerine yönelik ürün ve hizmetler tasarlamak şeklinde tanımlıyorum Adım Adım İnovasyon adlı kitabımda.

E madem ki yeni ürün ve hizmetleri müşteri problemlerine yönelik geliştirmek gerekiyor, o halde müşterilerin fikirlerine başvurmak, problemlerini ve belki de çözüm önerilerini direkt onlardan dinlemek gayet akıllıca gözükmüyor mu size de?

İnovatif fikirlerin doğrudan müşterilerden alınmasına literatürde “Açık İnovasyon” deniyor. Şirketlerin müşterilerden fikir toplamalarına yönelik acikinovasyon.com gibi harika bağımsız platformlardan hizmet almak mümkün olduğu gibi, şirketler kendi içlerinde de bu tür sistemleri kurabilirler.

Read more

Benim Olan Senindir: Paylaşım Ekonomisi

Sanırım batı ülkelerinde bir çığ gibi büyüyen ve “paylaşım ekonomisi” diye adlandırılan fenomenin en kısa tanımı bu başlığa sığdırılabilir: 
Benim Olan Senindir…
Bugün 26 Milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşan paylaşım ekonomisi, iş insanlarını olduğu kadar sosyal kaygıları olan bireyleri de heyecanlandırıyor ve aynı zamanda yeni fırsatları ve sorunları önümüze koyuyor.
Paylaşım ekonomisinin temeli, bireylerin kullanmadıkları şeyleri, ki bunlar maddi varlıklar kadar, gitar dersi verebilmek gibi maddi olmayan konuları da içerebilir, sosyal medya benzeri platformlar üzerinden başkaları ile paylaşmak fikrine dayalı. Bu paylaşım kimi zaman bedava, kimi zaman kiralamak suretiyle ücretli, kimi zaman da takas usulü olabiliyor.
Neleri mi paylaşıyor insanlar?.. Hemen hemen herşeyi… İşte bir kaç popüler örnek:
  • Coachsurfing: Şehrinizde misafirim, benimle paylaşacak boş bir kanapeniz var mı?
  • AirBnb: Bana kanape yetmez, bir odanızı ya da evinizin tamamını bir kaç günlüğüne kiralayabilir miyim?
  • Vayable ve CanaryHop: Şehrinizi gezicem, bana rehberlik yapar mısınız?
  • EatWith: Evine yemek yemeye beni davet etmek ister misin?
  • EasyNest: Otel odasını paylaşıp masraflarını düşürmek isteyen var mı?
  • Cloo: Tuvaletinizi benimle paylaşıp 1 Cent kazanmaya ne dersiniz?

Ve daha neler neler…
Paylaşım ekonomisi sitelerinin ulaştığı büyüklükler de inanılmaz boyutlarda bu arada. Örneğin 2008’de kurulan AirBnb bugün 35.000 şehirde size ev bulabiliyor ve 4 milyon kişinin üzerinde bir kayıtlı misafir tabanına sahip.  Coachsurfing üzerinden sadece 2012 yılında yapılan kanape rezervasyonu sayısı 10.4 milyon…
Bu tür paylaşım ekonomisi iş modelleri sadece ekonomik bir anlam da taşımıyorlar bu arada. Sosyalleşmek, kültürler arası etkileşim ve hatta evliliğe varan ilişkilerin kurulması gibi hiç de küçümsenemeyecek sosyolojik etkileri de var.
Tabii paylaşım ekonomisine dayalı iş modellerinin başarısı için kritik bir unsur var: İnsanların birbirine güvenmesi. Güvenmediğiniz bir insanı eviniz almak, onunla otel odanızı ya da tuvaletinizi paylaşmak istemezsiniz, öyle değil mi?
Bu güvenin sağlanmasına en önemli unsur sosyal medya… Daha doğrusu sosyal medyada ki itibarınız. Eğer sosyal medyada ve paylaşım sitelerinde sizing hakkınızda olumlu yorumlar yapılıyorsa, harika. Aksi takdirde sistemden dışlanmanız mümkün. AirBnb’de %80’e varan “tekrar konaklama” oranları bu konuda çok da büyük bir sorun yaşanmadığına işaret.
“What is Mine Is Yours: The Rise of the Colloborative Consumption” kitabının yazarı Rachel Botsman, sosyal medyanın bireylere sağladığı reputasyonun ve insanlar hakkında bilgi edinme kolaylığının, paylaşım ekonomisinin büyümesinde en önemli etken olduğunu iddia ediyor.
Botsman’a kalırsa, internet üzerinde sizing hakkında yazılanalar, sahip olduğunuz para kadar önemli. Ne de olsa paylaşım ekonomisinin bir üyesi olmanız için size güvenilmesi şart.
Peki siz neyinizi paylaşmaya hazırsınız?