Mutfaklar da Buluta Taşınıyor

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Uber’in kurucusu Travis Kalanick yeni projesi CloudKitchen ile mutfakları buluta taşıyarak birer hizmete dönüştürmek istiyor.

Diyelim ki tek bir restoranı olan bir aşçısınız. İşlerinizi büyütmek, ürünlerinizi şehrin dört bir yanındaki tüketicilerin evlerine dağıtmak istiyorsunuz. Ama sermayeniz kısıtlı, tüm şehir için üretim yapacak mutfak ve dağıtım zinciri altyapısını da kuramıyorsunuz.

Üstelik yeni müşterilere kendinizi nasıl tanıtacağınızı bilmediğiniz gibi her mutfak açılışı bir sürü bürokratik işlemle uğraşmaya da vaktiniz yok.

İşte bu durumdaysanız CloudKitchen hizmetinize yetişiyor.

Read more

Sosyal Medya Sizi Dopaminle Zombileştiriyor

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Kabul ediyorum; bu yazıyı sizlerle sosyal medya üzerinden paylaşırken onu eleştirmek pek yaman bir çelişki.

Ama sosyal medyanın bayıldığım pek çok yararı olmakla birlikte, onun insanın içini yiyen, beynini sömüren ve bazılarımızı adeta ekranının kölesi zombilere çeviren zararlı etkilerini de gözardı edemiyorum.

5 dakikada bir twittere bakmadan duramıyor ya da keyif aldığınız her anı instagramda paylaşmadığınızda kendinizi eksik hissediyorsanız, siz de bir sosyal medya zombisine dönüştünüz demektir.

Şeytani zekaya sahip sosyal medya tasarımcıları sizi zombileştirirken beyninizin nörokimyasal zayıflıklarından yararlanıyorlar; mesela dopamin açlığınızdan.

Araştırmalar bir gönderiniz her “beğeni” ya da “paylaşım” aldığında beyninizin dopamin hormonu salgıladığını gösteriyor.

Dopamin alkol ya da uyuşturucu kullanımında üretilen hormonun taa kendisi bu arada. Ani bir mutluluk sağlıyor ve sonra aynı mutluluğu tekrar yakalamak için zararlı maddeyi tekrar tüketmeye ihtiyaç duyuyorsunuz.

İleri derecede sosyal medya kölesiyseniz tıpkı alkol ya da uyuşturucu tedavisinde olduğu gibi dış desteğe ihtiyaç duyabilirsiniz.

Ama cep telefonunuzdan instagramı silmek de iyi bir başlangıç olabilir. Eğer kendinize hakim olamıyorsanız bari dopaminin kaynağından uzak durun.

Photo Credit: Wired Magazine

Dijital Ölümsüzlüğü Arzuluyor musunuz?

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Kimimiz sağlıklı yaşayarak ömrümüzü uzatmayı, kimimiz ise eserlerimizle ölümsüzleşmeyi arzularız.

Ölmeyi kabullenmesi zor iştir, vesselam.

Peki birisi ‘siz fiziken ölseniz bile dijital avatarınız yaşamaya, sevdiklerinizle tıpkı sizin gibi konuşmaya veya binbir emek verdiğiniz şirketinizi tıpkı sizin gibi yönetmeye devam edecek’ dese, cevabınız ne olurdu?

Zor soru değil mi?

Ama teorik bir soru değil.

Çünkü dijital ölümsüzlüğe hazırlanan girişimciler var; mesela Augmented Eternity aplikasyonunu geliştiren Hossein Rahnama.

Rahnama dijital ayak izlerinizle beslenecek yapay zekanın avatarınıza dönüşebileceğini iddia ediyor.

Bir önceki girişimi FlyBits ile şirketlere müşterilerin kişiliklerine göre farklı iletişim kurma önerileri veren bir yapay zeka uygulaması olan Rahnama epey iddialı.

Ürettiğimiz dijital ayak izi arttıkça ve yapay zeka güçlendikçe, Rahnama gibi oyun değiştirici girişimcilerin hedeflerine yaklaşacaklarına hiç şüphem yok.

Asıl mesele başarıya ulaştıklarında neler olacak, başımıza iyi ya da kötüler neler gelecek, dünya neye dönüşecek?

Mesela avatar liderler ülkelerini sonsuza kadar yönetmeye kalkışacaklar mı? Ya da insanlar daha ölmeden dijital ikizlerini isteyecekler mi?

Ne dersiniz, biraz tartışalım mı

Aman Bir Laf Gelmesin!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Büyük kurumlarda yapılan çoğu işte ve alınan kararların kahir ekseriyetinde ‘aman laf gelmesin!’ güdüsünün ‘hakikaten harika bir iş yapalım’ isteğine ağır bastığını gözlemliyorum.

Mesela yeni bir ürün tasarımı sürecini düşünelim. Harika ürünler genellikle sade ürünlerdir.

Ama büyük kurumlarda örneğin bir aplikasyon tasarlarken ‘aman X departmanının ürününü dışarıda bırakırsak bize laf gelir’ denilerek müşteri açısından kafa karıştırıcı ürünlerin piyasaya sürüldüğünü şahsen çok gözlemledim.

Read more

Ölümsüz Tasarımın Sırları

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Bir tasarımcı değilim, ama çok meraklısı olduğum bir alan.

Dün İstanbul Tasarım Bianelini büyük bir zevkle gezerken tasarımla ilgili bolca düşünme fırsatım oldu.

Bazı tasarımların neden ölümsüz olduklarına kafa yordum Salt Karaköy’ün çok şık kafesinde kahvemi yudumlarken.

Mesela Vespa Scooter’ın 1946’dan beri değişmeyen çizgisini neye borçlu olduğunu düşündüm.

1946’da piyasaya sürülen Vespa iyi giyinmiş motorsiklet sürücülerinin kolay kullanımı için tasarlanmış.

Şık İtalyanlar için şıklıklarını bozmadan binebilecekleri şık bir motorsiklet olarak düşünülmüş Vespa anlayacağınız.

Toza ve çamura karşı koruma sağlamak için çamurlukların ve çalışan tüm parçaların üzerini kaplayan bir motor kapağı bulanan Vespa’nın işlevselliği yüksek bir ürün olduğu kesin.

Ama Vespa tasarımının artisan yönü de efsane. Fotoğraftaki Vespa 1946’daki ilk seriden örneğin.

Bugün bu motorla İstanbul sokaklarında gezseniz kimse yadırgamaz, o kadar çağdaş hala tasarımı.

Ölümsüz tasarımların sırrı iki temel elementten oluşuyor sanırım: İşlevsellik ve yıllarca değerini yitirmeyecek estetik tasarım.

Bu elementlerden ilki nasıl yakalanır konusunda epey bilgi ve tecrübe sahibiyim.

Keşke estetik tasarım konusunda da yetenekli olsaydım.

Maliyet Eğrileri ile Değişimi Tahmin Etmek

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Büyük değişimleri teknolojik atılımlar tetiklerler.

Ama değişim yavaş başlar.

Teknolojik devrimlerin önce çok ağır ama sonra ivmelenen yolculukları olur. Çünkü yeni teknolojilerin yüksek maliyet yapıları vardır.

Ancak zaman içinde teknolojinin gelişimi ve yeni girişimcilerin yaratıcı fikirleri ile daha düşük maliyetler yakalanır.

Örneğin genom düzenleme teknolojilerinde son yıllarda ortaya çıkan hızlı atılımın temel nedeni çok güçlenen bilgisayarlar sayesinde DNA dizilemenin gittikçe ucuzlamasıdır.

İlk DNA dizileme çalışması bilgisayarların 13 yıllık işletim gücüne ve 3.7 milyar dolara mal olmuş. Aynı işlem bugünün çok daha güçlü bilgisayarlar ile 1.000 dolara yapılabiliyor.

Sadece 10 yıl önce tek bir insanın DNA dizilimini yapmak 100 milyon dolara mal oluyordu. Yakında bu 100 dolara inecek. 2016’da 700.000 kişinin DNA’sı dizilenmiş ve bir önceki yıla göre %200’lük bir büyüme yakalanmış.

DNA dizileminin ucuzlaması ile birlikte Genom Editasyonu gibi yeni endüstrilerin de hızlanması bekleniyor.

Kısacası yeni bir teknolojinin ivmelenerek düşen bir maliyet eğrisi varsa, onun dünyayı değiştirecek bir sonraki atılım olduğu bahsine girebilirsiniz.

Bir sonraki devrimsel değişimi yakalamanız için ipuçları vermeye devam edeceğim.

Büyük Değişimleri Neden Çok Geç Anlıyoruz?

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Büyük Değişimleri Neden Çok Geç Anlıyoruz?

İster kariyerini yönlendirmeye çalışan bir iş insanı, ister en hızlı büyüme fırsatlarını araştıran bir yatırımcı, ister çocuklarının geleceği için endişelenen bir ebeveyn olun… dünyayı ne gibi köklü değişimlerin beklediğini bilmeyi çok isterseniz.

Ama çoğumuz değişimleri erken yakalamakta pek beceriksizizdir.

Beceriksizliğimizin temelinde radarlarımızı yeterince açmaMAmız yatar. İnternetin ve sosyal medyanın emrimize sunduğu bunca imkana rağmen gelecek hakkında okumuyor, onu anlamaya ve yorumlamaya çalışmıyorsanız hiç şansınız olmaz elbette.

Ama çalışkan bir öğrenciyseniz bile değişimleri gözden kaçırabilirsiniz.

Çünkü büyük değişimlerin ilk belirtileri çok fludur.

Değişimi tetikleyen inovatörler de pek sakar gözükürler.

Devrimci ürünlerin ilk versiyonları çok dandik gözükürler. Ve maliyetleri de çok yüksektir.

Onları destekleyen ekosistem henüz kurulmamıştır ve pazarları da ihmal edilebilecek kadar küçüktür.

Büyük değişimleri gözden kaçırmanız doğaldır bütün bu nedenlerle. Aslında büyük değişimleri erken yakalamak nadir ve çok değerli bir beceridir.

Bu haftaki yazılarımda bu konuyu ele almaya, size büyük değişimleri tahmin etmek konusunda bazı temel yöntemler göstermeye çalışacağım.

Ne dersiniz, ilginizi çeker mi?

Amazon’un Evlerimizi Ele Geçirme Hırsı!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Amazon geçen hafta Echo isimli ses robotu sayesinde sesle  çalıştırılabilen akıllı mikrodalga fırınını satışa çıkardı. Bu tek başına ele alındığında çok önemli bir hamle olarak görülmeyebilir.

Ama hiç şüpheniz olmasın Amazon evlerimizi ele geçirmek konusunda çok büyük ve çok uzun vadeli düşünüyor.

Önce sesli ev robotu Echo ile evlerimizin içinde bizimle iletişim kurmaya başlayan Amazon, şimdi ise yukarıda bahsettiğim akıllı fırın ya da bir süre önce piyasaya sürdüğü akıllı kapı kilidi gibi fiziksel ürünlerle evlerimizdeki yerini sağlamlaştırıyor.

Önümüzdeki günlerde bu tür ürünlerin sayısını çok artacak. Amazon Echo’nun yarattığı akıllı ev ekosistemini çok daha fazla ürünle besleyecek. Zaten diğer üreticilerin de Echo ile uyumlu 20.000’den fazla elektrikli ev eşyası var bu arada.

Ama Amazon bununla da yetinmeyecek.

Amazon geçen hafta prefabrik, akıllı ve sürdürülebilir evler inşa eden PlantPrefab isimli bir startupa yatırım yaptı.

Yani artık Amazon evlerin kendi ürünleri ile tamamen uyumlu şekilde tasarlanmasını istiyor. Muhtemelen bu evleri satın alan insanlar içlerini de Amazon ürünleri ile donatacaklar.

Siz de Amazon’un evlerimizi ele geçirme hırsını benim kadar ürkütücü buluyor musunuz?

Bıçak Sırtındaki Girişimlere Yatırım Yapın, Az da Olsa!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Mesele yatırıma gelince, çoğumuz fazla garanticiyiz.

Tam da bu nedenle bir türlü refaha ulaşamıyoruz.

Binlerce dairenin satıldığı bir siteden iki oda bir salon mülk almayı garantili bir yatırım olarak görüyoruz mesela. Ne de olsa bu kadar çok insan alıyorsa bu doğru karardır, değil mi? Hem, ortalıkta somut bir bina var, beton var, arsa var…

Oysa iki oda bir salon daire satın alıp refaha ulaşmış bir tek kişi bile yoktur.

Daireler kendi içinde ikiye bölünmezler, çoğalmazlar, üremezler. Ekonomiye bağlı olarak dairenizin değeri artar ya da düşer. Ama sonunda elinizde hala bir daire vardır.

Ödemeniz gereken kredi faizi, aidatlar, bakım giderleri ise ömrünüzün gerisi boyunca derdiniz olmaya devam edecektir.

İki oda bir salon dairelerin tam tersine, ortaya yeni çıkan ve başarıya ulaşıp ukaşmayacağı henüz belli olmayan teknoloji girişimleri sizi bir gün gerçekten zengin edebilirler.

Bitcoin’a, Amazon’a, Apple’e, Netflix’e, Yemek Sepeti’ne erken aşamada yatırım yapan herkes bugün dev servetlerin sahibi.

Bıçak sırtındaki teknolojik girişimlere yatırım portföyünde küçük de olsa bir yer vermelisiniz. Mesela %5.

Çünkü zenginleşmeyi garantileyen tek yatırım, yüksek riskli işlere erken yatırım yapmaktır.

Kripto Para Kullanımı Kritik Eşiği Aşmak Üzere!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Ne zaman bir eğitimde Bitcoin gibi kripto paralardan bahsetsem, “hocam sizce fiyatı yükselecek mi, yatırım yapalım mı?” sorusunu alırım.

İşim yatırım tavsiyesi vermek olmadığından ve kimsenin asla kanına girmek istemediğimden genellikle yanıtım “ne bileyim ben?” olur.

Ama sanırım artık biliyorum!

Kripto paraların en büyük sorunu kullanıcı sayısının ve kullanım alanının az olmasıydı bugüne kadar. En büyük takas pazarı Coinbase’in bile sadece 13 milyon kullanıcısı var, Amerika’lıların epitopu %5’i kripto para kullanıyor.

Kripto paraların büyümesi mobil ödeme pazarının güçlenmesi ile paralel olacak. Çin’in Tencent örneğinde olduğu gibi sosyal medya siteleri üzerinden alışveriş ve ödeme imkanları arttıkça, kripto paralar da güçlenecekler.

Nitekim mesajlaşma uygulaması Telegram kendi kripto parasını çıkardı bile.

300 milyon üzerinde kullanıcısı olan Telegram’ın kripto para kullanımını yükselteceği kesin. Whatsapp ve Instagram’ı bünyesinde bulunduran Facebook’un da konu üzerinde çalıştığı biliniyor bu arada.

Önümüzdeki günler kripto paraların geniş kitlelerce kullanılmaya başlanacağı günlere gebe.

Heyecanlanmamak mümkün değil.

Geleceğe Yatırım Yapmayanlardan Geleceği Dinlemeyin!

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Herkes gelecek hakkında bir şeyler duymak istiyor.

İşlerimize ne olacak, çocuklarımızı neye hazırlamalıyız, nereye yatırım yapmalıyız, ne olacak memleketimizin hali? Bu sorular aklımızı kurcaladıkça gelecek hakkında söyleyecek bir şeyleri olanları dinlemekten kendimizi alıkoyamıyoruz.

Tamam da, geleceği kim bilebilir, kimin anlattıklarını kaale almalıyız?

Gelecekle ilgili yabancı blogları ya da kitapları Türkçe’ye çevirenlerin sunumlarından öğrenilecek bir şey olabilir mi mesela?

Ben her türlü bilgiye açığım şahsen. Çevirmen füturistlerinin de önemli bir hizmet verdiklerini düşünüyorum yabancı dil fakiri yurdum insanı için.

Ama gelecek hakkında fikirlerine saygı duyduğum insanlar geleceğe parasal yatırımlar yapanlar.

Bu yatırım geleceğin ürünlerini geliştiren şirketlerin hisse senetlerine şeklinde olabilir. Ya da melek yatırımcı olup uzun vadede sonuç alınabilecek girişimlere destek vermek de. Tabii en iyisi gelecek teknolojileri geliştiren şirketler kurmak.

Ballandıra ballandıra anlattıkları geleceği yaratmaya çalışan girişimlere yatırım yapmak yerine, konuşmacılıktan kazandığı para ile apartman dairesi satın almaya çalışanlarla işim olmaz şahsen.

Ben geleceğin riskini alanlardan yanayım. Ya siz?

Tesla BMW’yi Batırabilir mi?

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

Tesla’nın batabileceğine dair çok dedikodu dönüyor ortalıkta.

Kurulduğundan bugüne kadar zarar eden ve sürekli nakit yakan bir şirket için çok da temelsiz bir dedikodu değil tabii. Elon Musk’ın zaman zaman saçmalığa varan egzantirik davranışlarının şirkete zarar verdiğini kabul etmek lazım.

Gelin görün ki bu hafta yaptığım BMW I3 test sürüşü deneyimimi, daha önce Tesla ile yaşadıklarımla kıyaslayınca, Tesla’nın değil de, BMW dahil olmak üzere bütün yerleşik içten yanmalı motora dayalı otomobil markalarının batma ihtimalinin daha yüksek olduğuna iyice inandım. Read more

Hayatımda Son Kez Satın Aldığım Ürünler

(Okuma Süresi: 3 Dakika)

İnsan bazen etrafındaki dünyanın ne kadar hızlı değiştiğini fark edemiyor. Oysa dijitalleşme gibi devrimsel değişimlerin günlük hayatlarımız üzerinde kendisini yavaş yavaş hissettiren ama çok köklü o kadar çok etkisi var ki.

Mesela yeni teknolojiler sayesinde modern hayatın vazgeçilmez gözüken bazı öğeleri hayatımızdan çıkıyorlar yavaş yavaş.

Bazı fiziksel ürünleri hayatımda son kez satın aldığımı düşünüyorum. Bazılarını ise zaten epey zamandır hiç satın almıyorum. Dijitalleşme bu ürünlerin sunduğu değere, fiziksel ürünün kendisini satın almadan, ihtiyacım oldukça anında erişebileceğim hizmetlerle kavuşmamı mümkün kılıyor.

İlk bakışta bu argümanım size biraz ters gelebilir belki. Ama gelin birlikte biraz kafa yoralım. İşte zaman içerisinde tamamen terkedeceğim bazı ürünlerin listesi.

Televizyon:

Kesinlikle son televizyonumu kullanıyorum şu anda, bundan çok eminim.

Netflix gibi içerik platformları geliştikçe, geleneksel televizyon kanallarına ve dolayısı ile onları yansıtan hantal televizyon cihazlarına ihtiyacım kalmıyor. Mesele Netflix içeriğini yansıtacak bir yüzeyse, tableti tercih ediyorum çoğu zaman, kullanımı daha pratik, görüntü kalitesi harika. Hem Augmented Reality teknolojileri ile herhangi bir ekrana da ihtiyaç kalmayacak zaten gelecekte, filmleri adeta zihnimizin içinde oynatacağız.

Cep Telefonu:

Geçen yıl eşimin hediye ettiği IPhoneX’in son telefonum olacağını tahmin ediyorum. Teknolojinin gelişme hızına bağlı olarak belki bir telefon daha… ama onun son olacağına neredeyse eminim.

Yeni Apple Watch’ların entegre sim kart, kablosuz kulaklık ve SİRİ kombinasyonu ile kocaman bir cep telefonunu taşımayı gereksiz hale getireceklerini öngörüyorum. Android cihazlarda da benzer gelişmeler olacaktır.

Fotoğraf çekmek için ise akıllı gözlükleri ya da lensleri kullanıyor olacağız yakın gelecekte. Ha sessiz bir ortamda mesaj atma işi nasıl çözülür diyorsanız, yanıtım sessiz olmanız gereken yerlerde zaten mesaj da atmamanız gerekir olur bu arada. Biraz saygı lütfen…

Otomobil:

En çok kurtulmak istediğim fiziksel ürün bu.

Masraflı, pahallı, zahmetli ve çevre düşmanı ilkel araçlar otomobiller. UBER gibi hizmetler geliştikçe ve otonom araçlar devreye girdikçe özellikle şehir içi ulaşımda otomobile hiç gereksinim duymayacağız. Türkiye’nin kendine hoş koşulları süreci biraz geciktirebilir tabii, ama sonuç kaçınılmaz, tarih geriye doğru akmaz.

Ha bir Tesla Roadster hediye edilirse ona hayır demem, o ayrı:)

Bilgisayar

İşlerimin %90’ını tabletimle yapabilir hale geldim. Ama örneğin fatura kesmek gibi bazı işlerde hala bir laptopa ihtiyaç duyuyorum. Özellikle IPadPro’daki gelişmelere bakarak önümüzdeki yıllarda tabletlerin bilgisayarları tamamen gereksiz hale getireceğine inanıyorum.

Bir de printer ve projektör gibi yan unsurların tabletlerle daha uyumlu hale gelmesi gerekiyor, ne yazık ki bu alan oldukça yavaş ilerliyor. Ama yine de sanırım son bilgisayarımı kullanıyorum.

Takım Elbise, Kravat ve Makosen Ayakkabı:

En son takım elbisemi alalı 6-7 yılı geçiyor. Tabii kravatımı da öyle. E takım elbise ve kravatınız yoksa makosen ayakkabı almanın da alemi yok.

Çok şükür bütün bu insana işkence etmek için tasarlanmış tuhaflıklardan kurtuldum. Etrafımdaki insanların da bu ürünleri hızla terkettiklerini görüp seviniyorum. Yeni çalışma hayatı daha özgürlükçü, daha rahat, daha insanca.

En azından çoğu şirkette durum bu, yoksa ortaçağdan kalma takım elbise mecburiyetli işkence haneler de yok değiller hani.

Peki Ya Üretime Ne Olacak?

Bu fiziksel ürünlerden kurtulacak olmam kendi adıma ve ekosistem adına yararlı.Daha hafif, daha az ıvır zıvıra ihtiyaç duyacağımız bir geleceği son derece heyecan verici buluyorum.

Peki ama tüm bu ürünleri üreten firmalara ne olacak?

Pek de iyi şeyler olmayacak galiba.

Bu da başka bir yazının konusu olsun.

Savulun, Z Kuşağı Geliyor!..

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

Benim yaşımdaki yöneticiler için Y kuşağı ile başa çıkmak zaten yıpratıcı bir süreç iken şimdi de başımıza Z neslinin zıpkın gibi gençleri çoraplar örmeye başlıyor.

1995 ve sonrasında doğan bu gençler artık 20’li yaşlara geldiler ve iş yerlerimizin kapılarını zorluyorlar. Geçenlerde denk geldiğim bir makalede onların başlıca özelliklerini aşağıdaki gibi sıralıyordu. Bu özelliklerin Türk Z kuşağını tam olarak temsil etttiğine emin olmasam da bazı ortak noktaları gözlemleyebiliyorum.

Okuyun, hazırlanın, korkmayın, titreyin:) Read more

Gücün Kanunu: Odaklanmak

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

Ballerinas dancing standing in pointe positionRiskleri dağıtmak, yumurtaları tek sepete koymamak, tek bir alana odaklanmak yerine farklı sektörlere yayılan bir iş portföyünü yönetmek…

Kurumsal strateji uzmanlarının çok sevdiği yukarıdaki sözcükler size de tanıdık geldiler mi? Holding sahibi pek çok iş adamının felsefesini özetleyen tüm bu laf kalabalığının özünde söylediği bir tek şey var: “Odaklanma, dağıl.”

Tek bir şeye delice bir tutkuyla odaklanmak yerine bir sürü alana dağılmak sadece holding patronları ya da strateji uzmanlarıyla sınırlı kalmıyor üstelik. Hayatın neredeyse her alanında delice odaklanmak yerine dağılarak riskleri yönetmek var.

Çocuk eğitimini düşünün mesela.

Daha erken yaşlarında harika birer sporcu, sanatçı, iş adamı ya da yazar olacağını belli eden çocuklarımıza ne yapıyoruz? Olağanüstü işler başarabilecekleri yeteneklerinde mükemmelleşmelerine izin vermek yerine, ne olur ne olmaz deyip klasik bir eğitimin cenderesinde boğmuyor muyuz pırıltılarını? Hayatta hiç bir zaman fark yaratamayacakları bir sürü alana dağılan odakları, bir süre sonra hayattan ne istediğini bilmeyen sıradan yetişkinlere dönüştürmüyor mu çocuklarımızı?

Sanırım odaklanma yerine dağılma arzusunun ağır basmasının nedeni odaklanmanın nasıl mucizeler yaratabileceğine dair inanç zayıflığımızdan kaynaklanıyor. Ya da odaklandığımız alanda bir şeyler ters giderse korkusundan tedbirli davranmaktan…

Oysa, hiç istinasız, dünyadaki bütün olağanüstü başarılar olağanüstü odaklanmanın eseridir. Az sayıda şeyi çok ama çok iyi, rakiplerinden 10 kat daha iyi yapan ürünler, girişimler, insanlar her zaman dağınıkları yenmeyi başarmışlardır.

Cep telefonu pazarında şu anda yaşananlar yukarıdaki iddiamı ispatlayan bir kanıt örneğin.

2014 yılında Apple sadece 2 yeni modeli piyasaya sürerken, Samsung tüketicilerine tam 52 yeni model sunmakla övünüyordu. Bütün Apple mühendisleri ve tasarımcıları sadece 2 ürünü, onların pazarlamasını, dağıtımını ve destek hizmetlerini mükemmelleştirmeye çalışırken, Samsung mühendisleri tam 52 ayrı ürünle boğuşmak zorunda kalmıştı.

Sonuç: Apple şimdiye kadar ki en karlı yılını yaşarken Samsung hem satışlarda hem de karlılıkta büyük kayıplara uğradı.

Geçen hafta piyasa değeri 700 Milyar Doları geçen ve dünyanın en değerli şirketi haline gelen Apple’in toplamda ne kadar az ürün çeşidi olduğunu mağazalarına gittiğinizde kolayca gözlemleyebilirsiniz rahatlıkla.

Apple’in 700 milyar dolarlık değerinin bizim tüm halka açık şirketlerimizin toplam piyasa değerinin neredeyse 3 katına denk geldiğini de belirtmek isterim bu arada.

Sonuç: Bir girişimci olarak odaklanmayı ve odaklandığınız alanda rakiplerinizden 10 kat daha iyi olmayı temel iş felsefeniz haline getirmelisiniz. Ya da sıradan bir girişimci olmaya razı olacaksınız.

Tabii hangi alana odaklanacağınızı doğru seçmeniz de çok önemli. O da başka bir yazının konusu olsun.

İlgi Alanınız Yoksa, İyi Girişim Fikriniz de Olmaz

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

molly-paintingBaştan söyleyeyim, ilgi duyduğunuz her şeyin karlı bir girişime dönüşeceğinin garantisi yoktur.

Ama derin ilgi duyduğunuz, hakkında ucunda bir havuç olmamasına rağmen araştırmalar yürüttüğünüz, arkadaşlarınız daha eğlenceli şeyler yaparken üzerinde çalıştığınız ve üzerinde çalışırken kendinizi tamamen kaybettiğiniz, zamanın nasıl geçtiğini fark bile etmediğiniz bir ilgi alanınız yoksa, başarılı bir girişim fikri bulmanız imkansızdır.

Biraz kendi içinde çelişen bir önerme olacak ama, eğer girişimci olmak istiyorsanız asla bir girişim fikri bulmak için yola çıkmamalısınız.

Bunun yerine üzerinde çalışmaktan kendinizi alıkoyamadığınız bir ilgi alanınızı -zamanı gelince- bir iş fikrine dönüştürmelisiniz. Çok büyük iş fikirleri ancak böyle ortaya çıkarlar.

Önce size küresel bir başarı örneğini vermek istiyorum.

Mesela, Larry Page’in üniversite hayatı boyunca en büyük ilgi alanı arama algoritmalarıydı. O bir girişimci olmak için “arama motorları” alanına girmedi. Arama algoritmaları ile ilgili derin bilgisi Page’e o dönemki Yahoo gibi oyuncuların yetersizliklerini gösterdi. Sonuçta ortaya Google çıktı.

Peki Türkiye’den bir örneğe ne dersiniz?

Türkiye’nin en başarılı girişimcilerinden, ünlü kafe-restoran zinciri Big Chefs’in kurucusu Sevgili Gamze Cizreli (kendisi ODTÜ’den arkadaşımdır) daha üniversite sıralarındayken yemek yapmaya ve arkadaşlarına ikram etmeye çok meraklıydı.

Kendisi ile yapılan bir röportajdan –doğruluğuna kefil olacağım- kısa bir parça aktarmak istiyorum: “Evet, eski arkadaşlarım da bunu bilir. Ben üniversiteyi Ankara’da, ailemden ayrı okuyordum. Babam başhekim olarak Konya’da görevliydi. Ankara’da üniversite öğrencileri baştan savma yemekler yaparken benim evde verdiğim yemekler ve kurduğum sofralar ODTÜ İşletme’deki sınıf arkadaşlarım arasında konuşulurdu.”

Ne yazık ki çeşitli organizasyonlarda izlediğim girişimci sunumlarının büyük bölümünde, girişimcilerin üzerine fikir ürettikleri alanla ilgili böylesine derin bir ilgiye ve yıllara yayılan ilginin sonucunda biriktirdikleri bilgiye sahip olmadıklarını görüyorum.

Oysa sadece “kendi işini kurmak” için üretilen fikirlere dayalı girişimlerin başarılı olması neredeyse imkansızdır.

Kendim de bir girişimcilik hocası olarak söyleyebilirim ki, üniversitelerde ya da girişim hızlandırma merkezlerinde öğrettiğimiz teknikler asla iyi bir iş fikri bulmanızı sağlamazlar.

Bu tür eğitimler sadece iş fikrinizi başarılı bir şekilde geliştirmenize ve müşteriler tarafından sevilecek bir ürüne dönüştürmenize yardımcı olurlar. Bir de iş fikrinizin risklerini görmenize, tutkunuz ile rasyonel iş yönetimi arasında dengeyi tutturmanıza.

Eğer harika iş fikirleri bulmak istiyorsanız derin bir ilgi alanınız olmalı. Eğer böyle bir ilgi alanınız yoksa, belki de girişimcilik sizin harcınız değildir.

Yazar: Bora Özkent