Girişimciler İçin Korkudan Kurtulma Rehberi

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

girisimciyolu
Girişimcilik zorlu,  çok sayıda bilinmeyeni olan ve korkutucu risklerle dolu bir yolculuk.

Fundersandfounders.com adlı web sitesi girimcilere bu zorlu yolculuğa cesaretlendirmek için harika bir infografik hazırlamış, biz de sizin için çevirisini yaptık. Hadi bakalım girişimciler, şans ve kısmet yanınızda olsun:)

Sınırlı Bilgi İle Hareket Et: Kurumsal şirketlerdeki CEO’lar da ancak gerekli bilginin %10’una sahip oluyorlar karar alırlarken.

İç Güdülerine Güven: Evet, iç güdüler işe yararlar.

En Kötüyü Hayal Et: En kötü senaryoda başına neler gelebilir? Ailenin yanına taşınmak zorunda mı kalırsın? Her şeyini kaybetmekten mi korkuyorsun? Kaybedecek bir şeyin var mı?

Cesaretin Önemini Hatırla: Çoğu insan korkar. Korkmamak seni diğerlerinden ayırır, onların önüne geçmeni sağlar.

Ve YAP GİTSİN: Yapana kadar korkmaya devam edeceksin. Yapınca korkun geçer.

Orjinal İnfografik: http://fundersandfounders.com/getting-over-fear-becoming-entrepreneur/

Girişimciler İçin Basit Hayat Reçetesi

(Okuma Süresi: 1 Dakika)

Girişimciler İçin Basit Hayat Reçetesi

Girişimcilerin diğer fanilerden daha zor bir hayatı olduğu kesin. Yeni ürünlerini geliştirmek, fikirleri için sermayeye erişmek, ilk müşterilerini keşfetmek gibi süper meşakkatli işlerin peşinden koşturmaları gerekiyor.

Simple Life (Basit Hayat) infografikinde girişimcilere hayatlarını basitleştirerek bu zorlu işlere nasıl daha iyi odaklanabilecekleri gösteriliyor. Benim favori önerilerim minimalist giyinmek (siyah t-şort), daha fazla yürümek ve daha az tüketmek. Aslında ben infografikteki önerilerin sadece girişimciler için değil hepimiz için daha iyi bir hayatın sırlarını gösterdiğine inanıyorum ya…

Peki siz hayatınızı nasıl basitleştireceksiniz?

Fikir Hipotezini İspatlamak

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

OLYMPUS DIGITAL CAMERAİyi bir fikir bulmak inovasyon ve girişimcilik yolculuğunun sadece ilk adımdır. Hayır, kesinlikle önemsiz bir adımı değildir, ama sadece ilk adımıdır. İlk ham fikirden, fikrin uygulanabilir ve gerçek bir müşteri ihtiyacını çözen bir ürüne dönüşmesine kadar daha önünüzde uzun bir yolculuk var.

Bu uzun yolculuğun ilk adımı ise fikir hipotezinizi ispatlamaktır. Fikrinizin potansiyel müşteriler için önemli ve öncelikli bir problemi etkin bir şekilde çözdüğünü kanıtlayamadığınız sürece, elinizde sadece bir hipoteziniz var demektir. Tıpkı bilimde olduğu gibi, inovasyonda da hipotezler ispatlanmaya muhtaçlardır.

Eğer ispatlanmamış bir hipoteze dayanarak fikrinizi hayata geçirmek için çabalamaya, paranızı, zamanınızı, kurumunuzun kaynaklarını ve itibarınızı bunun uğruna harcamaya başlarsanız başınızı derde sokma ihtimaliniz yüksektir. Müşterilerin gerçek bir sorunu çözmeyen ya da ihtiyacını gidermeyen fikirler sonuçta başarısız olmaya mahkumlardır.

Gerek büyük kurumların inovasyon denemelerinde, gerekse start-up’ların girişim çabalarında sıkça rastladığımız hata, fikirlerinin sadece bir hipotez olduğunu unutup (ve kendi fikirlerine aşık olup) hipotezlerini ispatlamadan ürünlerini geliştirmeye başlamalarıdır. Bu yaklaşımdan dolayı uzun çabalara rağmen sonunda kendini çöpte bulan fikir sayısı hiç de az değildir.

Ayrıca hipotez ispatlama çabaları sırasında fikrinizin ilk halinden oldukça saptığını, müşteri görüşmelerinden ve aşağıda sıraladığım diğer yöntemlerden aldığınız geri bildirimlerle ciddi modifikasyonlara uğradığını görebilirsiniz. Bundan hiç korkmayın. Fikrinizin aldığınız geribildirimler ışığında evrim geçirmesi son derece sağlıklı ve onun başarı şansını yükselten süreçtir.

Fikir hipotezinizi ispatlamak için yoğun bir çaba harcamaya hazır olmalısınız. Bunu yapmanın temelde 4 yolu var.

  • Potansiyel müşterilerinizle konuşarak onların ihtiyaçlarını anlamak.
  • Hayalinizdeki ürünün basit, düşük maliyetli ama kullanılabilir bir prototipini geliştirip müşterilerin kullanımına sunmak.
  • Müşterilerinizi onları için çözmeyi hayal ettiğiniz problem yaşarken fiziksel olarak gözlemlemek.
  • İstatistiki veriler ve araştırma raporları ile hipotezinize yeni ispatlar aramak.

Önümüzdeki yazılarda bu yöntemlerin her biri konusunda size önerilerde bulunacağım. Beni izlemeye devam edin.

Benim Olan Senindir: Paylaşım Ekonomisi

(Okuma Süresi: 2 Dakika)
Sanırım batı ülkelerinde bir çığ gibi büyüyen ve “paylaşım ekonomisi” diye adlandırılan fenomenin en kısa tanımı bu başlığa sığdırılabilir: 
Benim Olan Senindir…
Bugün 26 Milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşan paylaşım ekonomisi, iş insanlarını olduğu kadar sosyal kaygıları olan bireyleri de heyecanlandırıyor ve aynı zamanda yeni fırsatları ve sorunları önümüze koyuyor.
Paylaşım ekonomisinin temeli, bireylerin kullanmadıkları şeyleri, ki bunlar maddi varlıklar kadar, gitar dersi verebilmek gibi maddi olmayan konuları da içerebilir, sosyal medya benzeri platformlar üzerinden başkaları ile paylaşmak fikrine dayalı. Bu paylaşım kimi zaman bedava, kimi zaman kiralamak suretiyle ücretli, kimi zaman da takas usulü olabiliyor.
Neleri mi paylaşıyor insanlar?.. Hemen hemen herşeyi… İşte bir kaç popüler örnek:
  • Coachsurfing: Şehrinizde misafirim, benimle paylaşacak boş bir kanapeniz var mı?
  • AirBnb: Bana kanape yetmez, bir odanızı ya da evinizin tamamını bir kaç günlüğüne kiralayabilir miyim?
  • Vayable ve CanaryHop: Şehrinizi gezicem, bana rehberlik yapar mısınız?
  • EatWith: Evine yemek yemeye beni davet etmek ister misin?
  • EasyNest: Otel odasını paylaşıp masraflarını düşürmek isteyen var mı?
  • Cloo: Tuvaletinizi benimle paylaşıp 1 Cent kazanmaya ne dersiniz?

Ve daha neler neler…
Paylaşım ekonomisi sitelerinin ulaştığı büyüklükler de inanılmaz boyutlarda bu arada. Örneğin 2008’de kurulan AirBnb bugün 35.000 şehirde size ev bulabiliyor ve 4 milyon kişinin üzerinde bir kayıtlı misafir tabanına sahip.  Coachsurfing üzerinden sadece 2012 yılında yapılan kanape rezervasyonu sayısı 10.4 milyon…
Bu tür paylaşım ekonomisi iş modelleri sadece ekonomik bir anlam da taşımıyorlar bu arada. Sosyalleşmek, kültürler arası etkileşim ve hatta evliliğe varan ilişkilerin kurulması gibi hiç de küçümsenemeyecek sosyolojik etkileri de var.
Tabii paylaşım ekonomisine dayalı iş modellerinin başarısı için kritik bir unsur var: İnsanların birbirine güvenmesi. Güvenmediğiniz bir insanı eviniz almak, onunla otel odanızı ya da tuvaletinizi paylaşmak istemezsiniz, öyle değil mi?
Bu güvenin sağlanmasına en önemli unsur sosyal medya… Daha doğrusu sosyal medyada ki itibarınız. Eğer sosyal medyada ve paylaşım sitelerinde sizing hakkınızda olumlu yorumlar yapılıyorsa, harika. Aksi takdirde sistemden dışlanmanız mümkün. AirBnb’de %80’e varan “tekrar konaklama” oranları bu konuda çok da büyük bir sorun yaşanmadığına işaret.
“What is Mine Is Yours: The Rise of the Colloborative Consumption” kitabının yazarı Rachel Botsman, sosyal medyanın bireylere sağladığı reputasyonun ve insanlar hakkında bilgi edinme kolaylığının, paylaşım ekonomisinin büyümesinde en önemli etken olduğunu iddia ediyor.
Botsman’a kalırsa, internet üzerinde sizing hakkında yazılanalar, sahip olduğunuz para kadar önemli. Ne de olsa paylaşım ekonomisinin bir üyesi olmanız için size güvenilmesi şart.
Peki siz neyinizi paylaşmaya hazırsınız?

Google Aya Giderken…

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

Beni takip edenler bilirler. Sıkı bir Apple fanatiğiyim. Steve Jobs ve mirasçılarının Dünya’nın ve hayatımın  güzelleşmesinde büyük katkıları olduğuna candan inanıyorum.

Ama Dünya’yı gerçekten değiştirmeye hangi firma adaydır derseniz, tek bir yanıtım var: Google…

Yarattığı arama motoru ile insanlığın bilgiye erişimini kökten değiştiren Google, bugün devasa ekonomik gücünü, insanlığı gidişatını etkileyebilecek yepyeni projelere yönlendiriyor.

Hayır hayır, pek çoğumuzun hayatına değer katan Gmail, Google Maps, You Tube, Chrome, Google+ ve kullanımı daha az olsa da mevcut oyunculara güçlü birer alternatif oluşturma yolunda olan Google+, Google Docs, Motorola Mobility gibi ürünlerinden bahsetmiyorum bu küresel bilişim devinin.

Sürücüsüz otomobil (Google Car), giyilebilir bilgisayarlar (Google Glasses) ve süper hızlı internet için fiber kablolar (Google Fiber) gibi projelerle Dünya’yı değiştirmeye hazırlanıyor Google.

Kimsenin girişmeye cesaret edemeyeceği büyüklükteki riskler taşıyan bu tür girişimlere Aya Yolculuk (Moonshot) projeleri adını veriyor şu andaki CEO Larry Page.

Geniş ufuklu, iddialı ve dünyayı değiştirecek güce sahip projeler bunlar. Uygulaması ve kazanç sağlaması yıllar sürecek bu devasa projelere milyarlarca dolar para ve muazzam bir insan kaynağını ayırıyor Google.

Aslında Google’in son bir kaç girişimi, yukarıda sıraladıklarımı bile basit birer proje gösterecekmiş muhteşemlikte değişimleri müjdeliyorlar.

Makani Power hava boşluğuna yerleştirilecek devasa pervanelerle enerji üretmeyi; Project Loon 20 KM yükseklikteki balonlarla en ücra köşelere geniş bant internet getirmeyi; en son girişim Calico ise yaşlanmayı engellemeyi hedefliyorlar.

Google büyük problemlere yönelik olası çözümleri araştırmayı ve bu çözümleri hayata geçirecek müthiş teknolojileri geliştirmeye kendisini adamış durumda.

Ne iddia ama?..

Bizdeki koca koca holdinglerin restorancılık, gece kulübü işletmeciliği, ve inşaat gibi sıradan işler üzerine gelecek kurmaya çalıştıklarını gördükçe şunu söylemeden edemiyorum açıkçası: Google gider aya, bizim holdingler hala çok yaya…