Radikal İnovasyon İçin Özel Kuvvetlerinizi Kurun

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

Screen Shot 2014-01-29 at 23.03.05Darpa, ABD Savunma Bakanlığına’na bağlı olarak çalışan bir ileri araştırma projeleri ajansı. Darpa devlet tarafından fonlanan bir kurum olmasına karşın Dünya’nın en radikal ve önemli inovasyonlara imza atan kuruluşu bana kalırsa.

Darpa’nın buluşları arasında internet, GPS, hayalet teknolojileri, insansız hava araçları ve mikroelektronik sistemler (MEMS) gibi pek çok endüstrinin gelişiminde önemli rol oynayan radikal teknolojiler bulunuyor.

Bırakın bir kamu kuruluşunu, Apple, Google gibi inovasyon yetenekleri ile övünen dev bütçeli, her türlü imkana ve motivasyona sahip özel kuruluşların bile kalkışamayacağı radikallikte projeler bunlar.

Regina E.Dugan ve Kaigham J. Gabriel, Harvard Business Review (HBR) için Darpa’nın radikal inovasyonlar yapmak konusundaki başarısını incelemişler. Ekim 2013’de Türkiye HBR’da yayınlanan makalelerinde Dugan ve Gabriel inovasyon hayalleri ile yanıp tutuşan büyük kurum yöneticileri için Darpa’nın modelinin işleyişini bir makale ile anlatmışlar.

Yazarlara göre büyük kurumlarda riski azaltmak ve mevcut işleri sekteye uğratmamak için yapılan uzlaşmalar, radikal inovasyonların önünü kesiyorlar. Daha önceki çeşitli blog yazılarımda ben de büyük kurumların bu yapısal sorunları üzerinde durmuştum hatırlarsanız. Darpa yukarıdaki sorunu çözmek için “özel kuvvetler” modelini benimsemiş. Özel kuvvetler modelinin temelini şirketin bürokratik ağırlığından kurtarılmış, çok yetenekli insanlardan oluşan ve zorlu projeler üzerinde çalışan takımlar oluşturuyor.

Aşağıda Darpa’nın özel kuvvetler modelini oluşturan 3 temel unsurun açıklamalarını bulabilirsiniz. Belki sizin de şirketiniz için bir radikal inovasyon özel kuvveti kurma zamanı gelmiştir.

İddialı Hedefler: Ajansın projeleri, gerçek hayatta karşılaştığımız sorunları çözüme kavuşturmak ve yeni olanaklar yaratmak amacıyla bilim ve mühendislik dünyasındaki gelişmelerden faydalanmak üzere tasarlanıyor.

ABD Savunma Bakanlığı’nda GPS, sorunu çözme kavuşturmaya, hayalet teknolojisiyle yeni olanaklar yaratmaya örnek olarak verilebilir. Sorunlar bilimi devreye sokmadan veya harekete geçirmeden çözülemeyecek kadar zor olmalı. Bir uygulamaya ihtiyaç duyulması odak yaratır ve dahice fikirlere ilham verir.

Geçici Proje Ekipleri: Darpa sanayi ve akademi dünyasından birçok birinci sınıf uzmanı görece kısa süreli projelerde çalışmak üzere bir araya getiriyor.Ekip üyeleri, belirli bir süre için işe alınan, her biri kendi alanında uzman ve istisnai liderlik yeteneklerine sahip teknik yöneticiler tarafından organize ediliyor ve yönetiliyor.

Bu projeler açık uçlu araştırma programları değiller.Yoğunlukları, net odakları ve sınırlı zaman çerçeveleriyle en vasıflı yetenekler için son derece cazip oluyorlar ve mücadelenin  doğası, eşine rastlanmamış işbirliklerine ilham kaynağı oluyor.Diğer bir deyişle projeler, mükemmel insanların mükemmel sorunlarla başa çıkmak için başka mükemmel insanlarla çalışmasını sağlıyor.

Bağımsızlık: Darpa projeleri seçme ve yürütme hakkına sahip. Böyle bir bağımsızlık, hem organizasyonun hızlı hareket etmesine ve cesaret isteyen riskler almasına imkan sağlıyor, hem de en iyi ve en parlak zekalılar arasına katılmaya ikna ediyor.

Kaynak: Harvard Business Review, Ekim 2013

Radikal İnovasyon Fabrikası: BMW

(Okuma Süresi: 4 Dakika)

bmw-i3-aussen-540x304Kurumlar ürünlerinin performansında küçük artışlar sağlayan (incremental) inovasyonlar yapmak konusunda oldukça güçlü sistemlere sahipler. Toplam kalite yönetimi ile başlayıp, 6 sigma gibi uygulamalarla gelişen pek çok akım, kurumların ürünlerinin performansını adım adım yükselten inovasyonları yapmak konusunda oldukça uzmanlaşmalarını sağladı.

Bugün geldiğimiz noktada ise yukarıdaki yöntemlerden ortaya çıkan inovasyonlar pek çok sektörde yeterli değiller. Örneğin otomobil pazarında araçların her yıl daha verimli olacak şekilde gelişmeleri firmalara pek de önemli bir rekabet avantajı sağlamıyor artık. Otomobil üreticileri daha radikal, pazarı tamemen yeniden tanımlayan inovasyonlara ihtiyaç duyuyorlar.

BMW firmasının BMW-i projesi otomobil sektöründeki en önemli radikal inovasyon projesi olarak değerlendirilebilir örneğin.

BMW’nin bir alt markası olarak doğan ve ‘Doğuştan Elektrikli’ sloganıyla tüm dünyada tanıtılan BMW i3, baştan aşağı elektrikli tahrik sistemiyle çalışacak şekilde tasarlanan dünyanın ilk premium sınıf modeli. Ürün özellikleri piyasadaki diğer hiç bir araca benzemeyen i3 için BMW yepyeni bir fabrika kurmuş. Karbon-fiber’den üretilen araç benzerlerinden çok daha hafif ve bakımı da kolay bu arada.  (Otomobilin teknik özellikleri ile ilgili daha fazla teknik bilgiye şu linkten ulaşabilirsiniz.)

Fakat i3’ü radikal inovasyon sınıfına sokan yönü bu teknolojik özellikleri değil açıkçası. Esas mesele şu: BMW i3 dünyanın ilk tam ağ tabanlı elektrikle çalışan otomobili. BMW i3’te standart olarak verilen SIM kart, BMW ConnectedDrive servislerini çalıştıran anahtar olarak öne çıkıyor. Aslında BMW i3 bir otomobilden çok bir cep telefonu uygulamasına benziyor desem abartmış olmam.

Sistem acil durum çağrı işlevi gibi bildik özelliklerin yanı sıra, elektrikli mobiliteyi artırmak için özel olarak geliştirilen navigasyon hizmetlerini de sunuyor. Dahası, sürücüler akıllı telefonlarını kullanarak her an otomobilleriyle bilgi paylaşmak için BMW i Remote app uygulamasından yararlanabiliyorlar.

Özellikle BMW i3 için tasarlanan BMW ConnectedDrive hizmetleri navigasyon ve enerji yönetimi alanlarına odaklanıyor. Sürüş mesafesi asistanı hem güzergâh planlaması için hem de yolculuk sırasında kullanılabiliyor. Sürücünün, bataryayı bir şarj istasyonunda şarj etmesi gerekiyorsa o bölgedeki şarj istasyonlarının listesi görüntülenip, dilenirse rezervasyon yapılabiliyor. Uygulama, sürücüye şarj istasyonlarını gösteriryor ve otomobilin bu istasyonlara varmasına yetecek gücü olduğunu da kontrol ediyor.

Almanya’daki uygulamada BMW ConnectedDrive uygulamasını, müşterileri için park yeri rezervasyonu yapma, şarj istasyonlarını kiralama gibi hizmetlerle de birleştirmiş. BMW bazı noktalarda doğrudan park yeri işletmeciliğine de soyunmuş durumda. Eğer uzak bir yere seyahat edecekseniz BMW i3’ünüzü konvansiyenel benzinli bir BMW ile değiştirme şansınız da var. Bu sayede elektrikli otomobillerin en temel sorunu olan menzil sorunundan da kurtulmuş oluyorsunuz.

Görüldüğü gibi BMW firması i3 ile birlikte lüks otomobiller üretip satan tipik bir otomobil firması olmaktan çıkıp, elektrikli otomobiller ile müşterilerinin ulaşım sorunlarının tamamına çözümler üreten bir hizmet firmasına dönüşme yoluna girmiş durumda. BMW’nin bu hamlesi tam anlamıyla bir radikal inovasyon örneği oluşturuyor.

Aslında BMW’nun radikal inovasyonları i3 projesi ile sınırlı da değil. BMW’nin şu anda Münih’te pilot olarak denediği DriveNow projesi de ABD’li ZipCar’a benzeyen bir otomobil paylaşım projesi. Hatta ZipCar’dan bir adım ötesi de diyebiliriz.

DriveNow sayesinde Sadece  ehliyetinize yerleştireceğiniz ek bir çiple 300 civarındaki BMW ya da MiniCooper’a erişip, kapılarını açıp, pin kodunuzu girerek otomobili çalıştırıyorsunuz. Daha sonra ise otomobile şehirde istediğiniz yere bırakabilirsiniz. BMW ileride bu projeyi BMW marka bisikletlerle entegre etmeyi de planlıyor. BMW, DriveNow hamlesi ile yavaş yavaş bir üretici firma olma kimliğinden sıyrılıp, kiralama hizmetleri gibi ilk bakışta kendi iş modeline aykırı bir işe soyunuyor. Aşağıda DriveNow’u anlatan bir videoyu izleyebilirsiniz.

Gördüğünüz gibi hem i3 hem de DriveNow son derece radikal inovasyon girişimleri. Her ikisi de başarılı oldukları takdir de otomobil pazarını kökten değiştirme potansiyeline sahipler. Peki nasıl oluyor da sadece BMW gibi az sayıda firma bu tür radikal inovasyon projelerine cesaret ederken, çou büyük kurum olduğu yerde sayıyorlar. Bir dahaki yazımda bu konuyu ele almaya çalışacağım.