Savulun, Z Kuşağı Geliyor!..

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

Benim yaşımdaki yöneticiler için Y kuşağı ile başa çıkmak zaten yıpratıcı bir süreç iken şimdi de başımıza Z neslinin zıpkın gibi gençleri çoraplar örmeye başlıyor.

1995 ve sonrasında doğan bu gençler artık 20’li yaşlara geldiler ve iş yerlerimizin kapılarını zorluyorlar. Geçenlerde denk geldiğim bir makalede onların başlıca özelliklerini aşağıdaki gibi sıralıyordu. Bu özelliklerin Türk Z kuşağını tam olarak temsil etttiğine emin olmasam da bazı ortak noktaları gözlemleyebiliyorum.

Okuyun, hazırlanın, korkmayın, titreyin:) Read more

Cahilden Yaratıcı Olmaz

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

PPoint-01Bir önceki yazımda beyin nöroplastisitesinin hangi durumlarda daha yüksek olduğunu ve dolayısı ile de yaratıcı fikir bulma ihtimalinizin ne zaman yükseldiğini sizlerle paylaşmıştım.

Ancak beynimiz yaratıcı fikir üretmeye nöroplastisite açısından ne kadar hazır olursa olsun, eğer yaratıcı fikir ağını oluşturacak bilgi parçacıkları beynimizde yoksa, yaratıcı fikir bulma ihtimalimiz de yok demektir. Cahiller başka pek çok şey de olduğu gibi yaratıcılıkta da başarısızdırlar.

Size cehalet ile yaratıcılık arasında ters orantıyı güncel bir örnekle açıklamaya çalışayım.

Bugün internet sitelerine ilginç bir inovasyon haberi düştü: Dünyanın en büyük çevrimiçi perakendecisi olan Amazon, “Prime Air” olarak adlandırılan insansız hava araçlarını (İHA) test etmeye başlamış.

Projede küçük İHA’lar paketleri müşterilere, siparişi verdikten sonra geçen 30 dakikalık süre içinde teslim etme yeteneğine sahip olacaklarmış. Araçların bir takım hukuki düzenlemeler ve teknolojik geliştirmelerden sonra 2015 yılında devreye girecekleri hesaplanıyor. (Aşağıdaki videoda bu şahane projenin tanıtımını izleyebilirsiniz.)

Prime Air inovasyonunu yapan kişilerin pek çok konuda bilgili olması şart. Başlangıç olarak, insansız hava araçları teknolojisine hakim olmalılar. Başarı için bu araçların menzil gibi fiziksel özelliklerinden, istenen adrese kendi kendilerine ulaşabilmelerini sağlayacak yazılımlara kadar pek çok teknolojik ayrıntının çözülmesi gerekiyor. Ayrıca her bir Amazon deposu için kaç adet İHA gerektiğini hesaplamak için optimizasyon yapabilmeniz lazım. Havacılık kurallarına hakim olmadan, bu ilginç fikrinize devletten onay alamayacağınız da açık.

Amazon mühendisleri yukarıdaki bilgilere sahip olmasalardı ne akıllarına Prime Air fikri gelirdi, ne de fikri bulsalar bile onu hayata geçirmeyi başarabilirlerdi. Yaratıcılığınızı arttırmak istiyorsanız yaratıcı düşünme teknikleri öğrenerek yola çıkmanızı hiç tavsiye etmem açıkçası. Önce bilgi seviyenizi ve çeşitliliğinizi yükselterek yola çıkmalısınız.  Okumak ve araştırmak yolu ile bilgi darağacınızı geliştirmek yaratıcılık yolunda sizi en çok besleyecek unsurdur.

Ama tek unsur da değildir tabii. Beni okumaya devam edin:)

Yaratıcılık İçin Eşref Saatinizi Bekleyin

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

neuroplasticity1Bir önceki yazımda beyin nöroplastisitesi ile yaratıcılık arasındaki bağlantıdan bahsetmiştim.

Peki hangi durumlarda insan beyni öğrenmeye, yeni bağlantılar denemeye ve keşiflerde bulunmaya daha hazırdır? Bir diğer deyişle; beynimizin nöroplastisitesi hangi durumlarda  yüksek olur, daha yaratıcı olduğumuz bir eşref saatimiz var mıdır?

Araştırmalar beyin nöroplastisitesinin -insandan insana değişmekle birlikte- aşağıdaki durumlarda daha yüksek olduğunu gösteriyor.

Yorgun ve halsiz olduğumuzda: Odağımızın bozulması beynimizin yeni bağlantılar kurması için elverişli bir ortam yaratır. Aşırı odaklı olduğumuz durumlarda beynimiz yeni bağlantı seçeneklerini denemekten kaçınır. Yorgun ve halsiz olduğumuzda ise beynimiz odaklanma zorluğu çeker, ki bu da yeni bağlantıları denemesi için ona harika bir fırsat sunar. 2011’de Thinking&Reasoning adlı bilimsel dergide yayınlanan bir araştırma insanların yorgunken daha yaratıcı olabildiklerini gösteriyor. Tabii kimin hangi saate yorgun olacağı kişiden kişiye değişkenlik gösterebilir.

Hafif sarhoşken: Geçen yıl İllonis Üniversitesi tarafından yayınlanan bir araştırma insanların sarhoşken yaratıcılık gerektiren problemleri çözmede daha becerikli olduklarını göstermiştir. Ne de olsa sarhoşluk aslında insanın düşünceleri arasında serbestçe dolaştığı ve kalıplardan uzaklaşabildiği bir zaman dilimidir. Tabii aşırı sarhoşluklarda bu durum geçerli değildir, çünkü beyin faaliyetleri topyekün durma noktasına gelirler.

Egsersiz yaparken: Araştırmalar insanların spor yaparken data yaratıcı olabildiklerini göstermiştir. İnsan vücudunu fiziksel olarak zorlarken zihni faaliyetlere odaklanamaz. İşte bu odaksızlık yeni fikirler üretmeyi mümkün kılar. Ayrıca uzun yürüyüşler gibi zorlayıcı olmayan ama rutin faaliyetler de beynin rahatlamasını ve kendisini yeni düşüncelere kaptırmasını sağlayabilir.

Uyurken: 2004 yılında Nature adlı bilimsel dergide yayınlanan araştırma insanların uyurken çok yaratıcı olabileceklerini göstermiştir. Rüyalarımızda hiç olmadık konular arasında bağlantılar kurmamız boşuna değildir. Tek sorun rüyalarımızda aklımıza gelen fikirleri çok çabuk unutma eğiliminde olmamızdır. Başucumuzda bir not kağıdı ile uyumak ve rüyadan uyanır uyanmaz not almak çok yararlı olacaktır.

Zamanınızı ve işlerinizi planlayarak: 2010 yılında Thinking Skills and Creativity dergisinde yayınlanan bir araştırma, insanları yapacakları işleri planlamasının ve kendilerine to-do listeleri hazırlamalarının yaratıcılıklarını arttırdığını gösteriyor. Beyin bir konuyu not aldığınızda onun üzerinde düşünmeye devam ediyor ve bu nedenle hiç beklemedik bir anda yaratıcı fikirler üretebiliyorsunuz

İnsan beyninin yukarıdaki gibi hiç de optimal olmayan durumlarda daha nöroplastik ve yaratıcı olması ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir ama açıklaması aslında son derece basit: Beyin ancak mevcut ve güçlü bağlantılarını kullanmaktan vazgeçerse yeni bağlantılarla ilgilenmeye başlıyor. Yoğun ve çok odaklı çalıştığımız zamanlarda beynimizin yeni bağlantılar denemeye ayıracak zamanı ve enerjisi yok.Öte yandan eğer beyninizi yaratıcı sürece önceden hazırlamamışsanız istediğiniz kadar yukarıdaki durumlarda olun yaratıcılığınız artmaz. Gelecek yazımda beyni yaratıcı aydınlanma anlarına nasıl hazırlamanız gerektiğini anlatacağım.

Beni okumaya devam edin.

Nöroplastisite ve Yaratıcılık

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

istock_neuroplasticity“Yeni bir fikir” temelde beynimizde aralarında daha önce bağlantı kurulmamış bilgi parçacıklarının yeni ağlarla bir araya gelmesi demektir.

Örneğin bugünlerde müzik piyasasını derinden etkileyen Spotify adlı uygulama, internetten müzik indirme ve bir dergiye abone olmak fikirlerinin birleşiminden ortaya çıkmıştır. Spotify’a belirli bir aidat karşılığında üye olan müzikseverler internet sitesinin 25 milyon şarkılık arşivinden diledikleri şarkıyı diledikleri zaman dinlerler.

Zihnimizde Spotify gibi yeni fikir ağları kurabilmemizi, beynimizin nöroplastisite özelliğine borçluyuz.

Nöroplastisite beynimizin yaşanan deneyimler neticesinde değişebilme yeteneğine verilen isimdir, beynin öğrenme kapasitesini temsil eder. Beynimizdeki hücreler arasında kurulan bağlardaki değişiklikler sayesinde beynimiz yeni şeyleri öğrenebilir, beynin çeşitli kısımları yeni görevler üstlenebilirler.

Körlerde görsel işleme için tasarlanmış bazı bölgelerin çeşitli çalışmalar sonucunda işitsel işlevler için yeniden düzenlenmesi buna örnek olarak verilebilir. Aynı şekilde beyin hücreleri arasında yeni bağlantılar kurarak yaratıcı fikirler üretmemiz de mümkündür.

Yaratıcı fikir üretme kapasitemiz beynimizin nöroplastisitesi ile doğru orantılı olarak artar. Son dönemin araştırmaları beyin nöroplastitesinin hangi durumlarda arttığı konusunda bize ciddi ipuçları sağlamaktadır. Aslında nörobillim alanındaki araştırmalar beynin yaratıcılık becerisi üzerinde oldukça ilginç açılımlar getirdiler.

Önümüzdeki yazılarda önce bu araştırmaların sonuçlarını inceleyerek nöroplastisitenin ne yaptığımızda arttığını keşfedeceğiz, daha sonra ise bazı pratik yöntemlerle daha plastik beyinlere sahip olmanın yollarını inceleyeceğiz. Şimdilik bilmeniz gereken, hepimizin beyninin ciddi bir nöroplastisite kapasitesine sahip olduğudur. Yani hepimiz yaratıcılığımızı geliştirebiliriz.  Beni takip etmeye devam edin:)

Aşağıdaki video nöroplastisitenin nasıl işlediğini güzel bir animasyon ile anlatıyor. Konu ilginizi çekmişse izlemenizi tavsiye ederim.

Kendi İlhamını Kendin Getir

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

3239087984_8be6429ce5_zSanırım yaratıcılıkla ilgili en gizemli konulardan birisi şu meşhur “ilham gelmesi” sorunsalıdır.

Nasıl oluyor da bazı insanlar yaratıcı fikirler için gerekli ilhamı kolayca bulabiliyorlar?

Dahilerin “evreka” deyip, yıllarca üzerinde kafa yorulan zorlu problemleri birdenbire çözüvermelerini neyle açıklayabiliriz?

Acaba ilham denen şey hangi gizli diyarlardan “geliyor” insanlara?

Hepimizin yüzüne hayatımızda en az bir kez olsun gülen ilham perisi, geriye kalan zamanlarda nerelere saklanıyordur acaba?

David Eagleman’ın harika kitabı Incognito’da matematikçi-filozof Gottfried Wilhelm Leibniz’e dair anlattıklarına benzeyen hikayeler “ilham” konusunu tamamen içinden çıkılmaz, neredeyse metafizikle açıklanacak bir olguya çeviriyorlar gerçekten de. “Leibniz henüz gençken bir sabah oturup üç yüz heksametrelik bir şiir yazmış, daha sonra kalkülüsü, ikili sayı sistemini bulmuş, birkaç felsefe ekolonü geliştirmiş, siyasi kuramlar ve jeolojik varsayımlar ileri sürmüş, bilgi teknolojilerinin temelini atmış, bir kinetik enerji denklemi geliştirmiş, yazılm ve donanımda ilk ayrıştırma fikirlerinin temelini atmıştı.”

Biliyorum, bu tür dahilerin hikayeleri biz sıradan insanların moralini bozacak nitelikteler. Neredeyse tanrısal bir güçle insanların zihnine göklerden bu tür inanılmaz fikirlerin inmesi, açıklanması bir hayli zor bir fenomen gerçekten de.

Ya da öyle mi gerçekten? Gerçekten de “ilham”, “yaratıcı aydınlanma” gibi konular metafiziğe bırakılması gereken gizemleri mi içeriyorlar? Bazı seçilmiş insanlar doğal olarak bu yeteneklere sahipler ve biz geriye kalan faniler yaratıcılıktan nasibini almamış insancıklar mıyız? Yaratıcılık geliştirilemez mi, doğuştan bahşedilmiş bir ayrıcalık mıdır?

İnovasyon ve yaratıcılık konularında son yıllarda yaptığım çalışmalar ve araştırmalar tam tersini gösteriyor.

Kabul, hepimiz birer Gottfried Wilhelm Leibniz olamayız. Ama pekala bugünkünden daha yaratıcı fikirler bulmamız ve hayata geçirmemiz mümkün. Önümüzdeki bir kaç yazıda bu konuyu ele alacağım. İlham perisini canı istediği zaman ortaya çıkan bir şımarık olmaktan uzaklaştırıp, belirli süreçleri izleyerek ve koşulları oluşturarak ne zaman çağırırsak gelecek bir işçimiz haline getiremenin yöntemlerini paylaşacağım sizlerle.

Bir gün ansızın beliriverecek bir ilham kavramına değil, kendi kendize getirebileceğiniz bir ilham kavramına inandırmaya çalışacağım sizi.

Umarım ilginizi çeker. Ne de olsa biraz yaratıcılık hepimizin işine yarar.

İnovasyonun Gizemli Yolları: Otomobil Tamircisinden Doğum Vakumu

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

ODON-DEVICE-2_2735340bYıllardır inovasyon konusunda eğitimler veriyorum, danışmanlık hizmetleri sunuyorum ve inovatif fikirlerin hayata geçirilmesinde girişimcilere yardımcı oluyorum. İnovasyon konusunda okumadığım kitap, öğrenmediğim metodoloji, katılmadığım eğitim yok.

Çalışmalarımda müşterilerime insanlara inovasyonun tesadüflere dayanmadığını, inovatif fikirlerin gizemli bir şekilde ortaya çıkmadığını anlatmaya, onları belli metodolojileri uygulmaları durumunda şirketlerinin inovasyon kapasitelerini yükseltebileceklerine ikna etmeye çalışıyorum.

Ve müşterilerimizle birlikte anlattığım metodlarla çalışarak çok da başarılı oluyoruz açıkçası. Çok sayıda fikrin ortaya çıkmasından uygulanmasına kadar olan süreçlerde önemli başarılar elde ettik. Yöntemlerim işliyor.

Ama bazen öyle inovasyon hikayeleri ile karşılaşıyorum ki, bazı insanların benim öğrettiğim metodlara hiç ihtiyaç duymadan o kadar büyük inovasyonlar yapabildiklerini görüyorum ki, inovasyonun sadece metodolojilerle değil, doğuştan farklı ve yaratıcı insanlara ihtiyaç duyduğunu da kabul etmem gerekiyor.

Jorge Odon_2Sahibi olduğu otomobil tamirhanesinde doğum sırasında bebeklerin ana rahmine sıkışıp havasız kalıp ölmesini veya felç kalmasını engellemek için bir icat geliştiren 59 yaşındaki Arjantanli Jorge Odon‘u ele alın mesela.

Normal doğumları ana rahmine sıkışan bebekleri kendi geliştirdiği bir vakum sistemiyle ana rahminden çeken bir alet tasarlayan Odon tıp çevrelerinin dikkatini çekmeyi başarmış. Bir cam kavanoz ve özel düzenekli bir poşetle prototip yapan Odon, bu icatla bebeklerin ölümünün önüne geçilebileceğine inanıyormuş.

Bir gece uyumadan önce YouTube’da şarap şişesinden mantarın nasıl çıkarıldığına dair bir video izleyen Odon, gece rüyasında aklına düşen harika fikri tamirhanesindeki alet edavatla geliştirmeye karar veriyor. Var mı böyle güzel bir hikaye? Az gelişmiş ülkelerde bebeklerin doğum sırasında ölüm oranının yüksek olduğunu belirten Dünya Sağlık Örgütü, bu buluşun ortaya çıkmasının sevindirici olduğunu belirtti. Ayrıca bir tıbbi araç üreticisi firmanın prototipe talip olduğu dile getirildi.

Evet itiraf ediyorum, inovasyon bazen kendi gizemli yolları ile ortaya çıkıyor. Herşeyi metodolojilerle açıklamak mümkün değil.

Dropbox İnovasyon Kültüründen Ne Öğrenebiliriz?

(Okuma Süresi: 2 Dakika)
Dropbox Hackweek

Büyük kurum yöneticilerinin inovasyon konusunda düştükleri en büyük hata, hantal kurum kültürlerine ve çok sıkı kurallara dayanan iş yapma şekillerine rağmen yaratıcı fikirler çıkarabileceklerine inanmaları.

Oysa yaratıcı fikirler ancak kendilerine uygun bir iklim buldukları zaman yeşerebilen narin ve kırılgan yaratıklardır. Büyük kurumların eizici çarklarında yaratıcı fikirlerin yeşermesi ve büyümesi neredeyse imkansızdır.

Son yılların en başarılı girişimlerinden olan Dropbox büyümenin getirdiği yukarıdaki sorunların tuzağına düşmemek ve kurumdaki yaratıcılık iklimini canlı tutmak için ilginç bir yöntem bulmuş: HackWeek.

HackWeek uygulamasında Dropbox mühendisleri üzerilerinde çalıştıkları projeleri bir kenara bırakıp tam bir hafta boyunca canlarının istediği konu üzerinde çalışıyorlar. Üstelik seçtikleri konunun Dropbox ile ilgili olmasına bile gerek yok; yeter ki projeden keyif alsınlar, başka hiç bir sınırlamaları yok. Bu yaklaşımla insanların yaratıcı genlerini canlandırmaları sağlanıyor.

Hafta sonuna gelindiğinde fikirler sunuluyor ve en başarılıları ödüllendiriliyor. Ayrıca bütün hafta tam bir parti havasında geçiyor. Pinpon turnuvalarından, langırt maçlarına ve çeşitli eğitimlere kadar pek çok etkinlikte gerçekleştiriliyor. Böylece yaratıcılık için gerekli ilham verici ve eğlenceli ortam da yaratılmış oluyor.

Aslında “hack” bilgisayar korsanlığını hatırlatan negatif bir sözcük ama Dropbox kültüründe sınırlamalara rağmen yaratıcı ve akıllı olmak anlamına geliyor. Aşağıdaki videoda Dropbox HackWeek’den çeşitli görüntüler izleyebilirsiniz. Belki sizin de kurum çalışanlarınızı sıkıcı işlerden bir süre de olsa kurtarıp canlarının istediği projeye odaklanmalarına izin verme zamanınız gelmiştir. Bırakın çalışanlarınız hem eğlensinler hem de yaratıcı fikirlerle şirketinizin geleceğini hazırlasınlar.

Bana Problem Getirin, Çözüm Değil!

(Okuma Süresi: 2 Dakika)
“Bana Problem Getirmeyin, Çözüm Getirin!”

Yaratıcılık ve inovasyon eğitimlerimde problemi iyi anlamanın ve ona değişik açılardan bakmanın, yaratıcı çözümün tasarımında en önemli adım olduğunu anlatıyorum yıllardır.

Buna karşın kendini iyi yöneticiden sayan pek çok aklıevvel çalışanlarına “Bana problem getirmeyin, çözüm getirin!” demeye devam ediyorlar hala.

Onlara kalırsa bu tutum çalışanlarını “dırdır yapmaktan” uzaklaştırıp, “çözümler düşünmeye” odaklıyor. Aynı şekilde pek çok çalıştayda da katılımcıların problemi detayları ile tartışmaktansa, bir an önce çözüm önerilerine atlamaya çalıştığına şahit oluyorum. Yaratıcılık adına ne büyük bir hata!

Daniel Pink’in yeni kitabı “Satışın Yeni Kuralları”nda okuduğum bir araştırma, yaratıcılığın temelde çözüme değil, problem bulmaya odaklanıldığında ortaya çıktığını gayet güzel açıklıyor.

1964 yılında Jacob Getzels ve Mihaly Csikszentmihalyi Chicago Sanat Okulu öğrencileri arasında bir deney gerçekleştiriyorlar. Deneyde öğrenciler içinde iki büyük masa bulunan bir stüdyoya getiriliyorlar. Masalardan birisinin üzerinde çizim derslerinde kullanılan yirmi yedi değişik cisim bulunuyor. Öğrencilerden cisimlerden bir kaç tanesini seçmeleri, bunları ikinci masaya yerleştirmeleri ve daha sonra da resimlerini yapmaları isteniyor.

Genç ressamlar bu süreci iki farklı şekilde yönetiyorlar. Bazıları nispeten az sayıda cisimi inceleyip kısa sürede bir fikir oluşturarak hemen çizime koyuluyorlar. Bazıları ise çok daha fazla cisimi inceleyip, bunları ikinci masanın üzerinde pek çok farklı şekilde yerleştirerek epeyce vakit kaybettikten sonra resim çizmeye girişiyorlar.

Deney sonucunda Csikszentmihalyi birinci grubun bir problem çözmeye odaklandığını çıkarsıyor:  “İyi bir resmi nasıl çizebilirim?” Ona göre ikinci grupsa problemi bulmaya çalışıyordu: “Hangi iyi resmi yapabilirim?”

Daha sonra deneydeki öğrencilerin yarattığı resimler bir sergide sanat uzmanlarının değerlendirmesine sunuluyor. Sanat uzmanları problemi bulmaya çalışan ressamların eserlerini çok daha yaratıcı buluyorlar.

Csikszentmihalyi bu sanatçıların ilerideki yıllarda profesyonel ressamlık hayatlarındaki performanslarını da inceliyor. Problemi çözmeye çalışan ressamların büyük bölümünün ileride sanat dünyasını terkettiğini, buna karşın problemi bulmaya çalışan ressamların sanat hayatının tüm kriterlerine göre daha başarılı olduklarını görüyor.

Araştırmanın ortaklarından Getzels “Bulunan problemin kalitesi, çözümün kalitesinin de belirleyicidir ” diye özetliyor deneyin sonuçlarını: “Yaratıcı insanları diğerlerinden ayıran esas özellik üstün bilgi, teknik beceri veya zanaatkarlıklarından ziyade sorunların tespiti ve keşfidir.”

Eğer kurumunuzun yaratıcılığını ve inovasyon becerilerini yükseltmek istiyorsanız, çalışma arkadaşlarınızla problemlerin üzerinde uzun uzun tartışmaya başlayarak yola çıkmalısınız. Benden söylemesi.

Deneye Yanıla İnovasyon

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Eğitimlerimde katılımcıların inovasyon hakkında yanlış bir izlenime sahip olduklarını görüyorum sık sık: İnovatif fikirlerin birden bire insanların zihninde yeşerdiğine inanıyorlar. Oysa gerçekte durum çok farklı.

Yaratıcılıkla ilgili sevilen hikayelerin tersine, çoğu inovasyon ancak uzun çalışmalar ve deneme-yanılma süreçleri ile ortaya çıkar.

Her yepyeni iş fikrinin piyasaya çıkmadan önce teknik özellikleri, hedef müşteri segmenti, fiyatlandırması, dağıtım kanalı, pazar konumlandırması gibi çok sayıda bilinmezi çözümlemesi gerekir.

Ve bütün bu bilinmezleri bir anda çözebilen bir dahiye henüz rastlanmamıştır.

Benim hem inovasyon, hem de girişimcilik eğitimlerinde üzerinde durduğum temel yaklaşım inovatif fikirlerin adım adım gelişen bir (fikir-uygulama-deneme-geribildirim-öğrenme-yeni fikir) döngüsüyle geliştirilmesidir.

Ama klasik ürün geliştirme süreçlerinin tersine, önerim inovatif fikrin en basit haliyle bile olsa hemen müşterilerle buluşturulması, onlardan alınacak geribildirimler ışığında fikrin yeniden şekillendirilmesi ve sürekli olarak geliştirilmesi şeklinde. Bu sayede fikirlerin müşteriler tarafından nasıl görüldüğü hızlı bir şekilde ortaya konabilir.

Önemli olan basit prototiplerin hızla geliştirilmesi, bunların sahada gerçek müşterilerle test edilmesi ve alınan geribildirimlerle yeniden şekillendirilmeleridir. Emek isteyen bu sürecin özenle yönetilmesi gerçek bir inovasyon yapma ihtimalinizi yükseltecektir.

Samsung’u Samsung Yapan Adam

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

Çok yakın yıllara kadar kimse Samsung markasını pek ciddiye almazdı çünkü ürünleri hem çirkin, hem de güvenilmezdi.

Ama önce televizyon pazarında Sony’nin canına okuyan Samsung, daha sonra da Apple’i akıllı telefon pazarındaki sarsılmaz görülen liderliğinden indirdi. Apple’in sarsılmaz bir savunucusu ve her türlü ürünün sıkı müşterisi olan bendeniz bile S4 ve Note 2’yi görünce hafif flörtöz davranmadım değil hani!

Samsung’un bu müthiş atağının arkasında adam yukarıdaki resimde gördüğünüz Dong-hoon Chang.

Samsung’un tasarım stratejisinden sorumlu olan Chang, yeni dönemde tasarım stratejisinin, bir kurumun en önemli stratejisi olduğunu herhalde rahmetli rakibi Steve Jobs’tan öğrenmiştir.

Kendisinden önce çirkin ve berbat müşteri deneyimleri ile ünlü ürünlere sahip Samsung’u harika, arzulanan, şık ve eğlenceli ürün ve müşteri deneyimi tasarımları ile tanıştıran Chang, cep telefonu ile tabletin birleşimi olan “phablet” Note 2 gibi büyük etki yapan fikirlerin de mimarı.

Kendime pay çıkarayım biraz da:) Dong-hoon Chang inovasyon ve girişimcilik eğitimlerimde savunduğum”gerçekler sokaktadır, ofislerinizden çıkın!” düşüncesinin çok sıkı bir uygulayıcısı.

Örneğin SIII’ün tasarımı sırasında yeni fikirler bulmak ve müşteri iç görüleri elde etmek isteyen Chang bütün tasarım ekibini bir dünya turuna çıkarmış. Afrika’da balon yolculuklarından,  Singapur’un ünlü Skypark’ına kadar dünyanın ilginç pek çok noktasını kapsayan bu seyahat ilham almak ve yeni müşteri ihtiyaçlarını keşfetmek için önemli fırsatları sunmuş.

SIII’ün çakıl taşına benzeyen oval şekli, parıltılı ekran renkleri ve ekranlarındaki su dalgalanması etkisi hep bu seyahat sırasında alınan ilhamlardan ortaya çıkmış. Dong-hoon Chang “Bu seyahatler yeni bir tasarım paradigması geliştirmemize yardımcı oldu” diyor.

Ben de son sözü söyleyeyim: Gerçekler sokakta ve tasarım stratejisi her kurumun en önemli stratejisi olmalı.

Yararlanılan Kaynak: Fast Company Haziran Sayısı.

Silikon Vadisi "Projesi"

(Okuma Süresi: 2 Dakika)

Önce takdirlerimi ileteyim.

Bir süre önce Cumhurbaşkanı Sayın Gül, geçen hafta da Başbakan Sayın Erdoğan ünlü Silikon Vadisi’ne gittiler, Google, Facebook, Apple gibi bilişim devlerini yerinde ziyaret ettiler, teknoloji ile haşır neşir oldular ve Türkiye’ye buralardan nasıl  know-how taşırız konusunda hem uzmanlardan bilgi aldılar, hem de fikirler ürettiler, akıl yürüttüler.

Türkiye yönetiminin en tepesindeki bu iki ismin bu davranışlarını sevindirici ve ümitlendirici buluyorum.

Yalnız Başbakan Erdoğan’ın gezi sırasında “Bu ihale öncesinde silikon vadisini görmek suretiyle bilişim teknolojisinde neler oluyor, yeni gelişmeler neler, bunları yerinde görelim istedik. Çünkü, bizim bu proje benzeri bir projeyi İstanbul’da gerçekleştirme hedefimiz var” demesi beni biraz endişelendirmedi değil. Bu endişemden dolayı inovasyon konusunda yıllardır yazıp çizen, eğitimler veren birisi olarak  İstanbul’a Silikon vadisi projesine ben de bir katkıda bulunayım dedim.

Eğer Silikon Vadisi fikrini bir “proje” olarak görüp, bunun için İstanbul’un bir yerlerine yine binaların dikilip, teknoloji firmalarına buralarda bir takım avantajlar (örneğin vergi indirimleri) sunulması planlanıyorsa, yandım gülüm keten helva derim ben. İşin özünü fena halde ıskalarız böyle bir düşünce ile. O binalardan yaratıcı bir düşünce çıkması imkansızdır.

Çünkü Silikon Vadisi’nin özü binalar ya da vergi avantajları değildir. Silikon Vadisi’nin özü her türlü ayrıksı fikrin hoş görüldüğü, farklı düşünmenin yüceltildiği, özgür düşüncenin ve kuralları sarsmanın doğal karşılandığı, daha da önemlisi teşvik edildiği bir kültüre sahip olmasıdır.

Silikon Vadisi bu özgürlükçü kültür sayesinde Dünya’nın en zeki, yaratıcı ve girişimci insanlarının bir araya toplandığı, birbirilerinden etkileştiği ve bu sayede fikirlerin süreli olarak geliştiği, evrildiği, yenilendiği bir ekosistem yaratmayı başarmış durumda. İşin sırrı burada, binalarda ya da vadinin fiziksel özelliklerinde değil.

Eğer Facebook’un Social Network filmini izlemişseniz kurucu Zuckerberg’in ve onun işlerini büyütmesini sağlayan Napster kurucusu Sean Parker’in ne kadar aykırı ve rahatsız tipler olduğunu hemen hatırlayacaksınız. Üstelik çevreleri de böyle tiplerle çevrili. Böyle insanlardan hoşlanmayabilirsiniz ama yaratıcılıkla aykırılığın el ele gittiği de bir gerçek.

Bu çılgın insanlar çılgın bir çalışma temposu ile çalışıyor, birbirilerinin fikirlerine fikirler ekliyor, yeni projeler üretiyor ve bir yandan da eğleniyorlar. Evet, eğlenmek de yaratıcılığın bir parçası. Aşağıdaki Zuckerberg henüz Harvard öğrencisi kampüste düzenlediği bir hacking yarışmasını gösteriyor. Bizim üniversite kampüslerimizde böyle bir sahne nasıl karşılanırdı  diye düşünmeden edemiyor insan. Oysa çılgınlık ve yaratıcı deha birbirilerine o kadar yakın ki…

Acaba İstanbul’a Silikon Vadisi projesinden bu tür özgürlüklerin olduğu, yaratıcılığın kutsandığı ve aykırılıkların cesaretlendirildiği bir ortam mı kastediliyor? Öyleyse sorun yok, harika. Aksi halde betonetme iğrenç binaların altında ezilen İstanbul’umuza yeni binalar eklemeyelim derim ben. Eğer bu işler binalar ile olsaydı Dubai kesin dünyanın inovasyon merkezi olurdu nitekim.

Yaratıcılık Nasıl Arttırılır-3?

(Okuma Süresi: < 1 Dakika)

Yaratıcılıkta sağ beyin yarım küresinin oynadığı rolü yazı dizisinin daha önceki iki bölümünde ele almıştık. Sağ beyin ilk bakışta birbirileri ile alası olmayan şeyler arasındaki ince bağlantıları keşfederek ve/veya kurarak yaratıcı düşüncenin gelişmesini sağlıyor.

Bu tür düşünceye İngilizce “divergent thinking” adı veriliyor. Sanırım biz bu kavramı “Iraksak Düşünme” diye çevirebiliriz.

Araştırmalar ıraksak düşünürken aniden yaratıcı içgörüye ulaştığımızda beynimizin çok yüksek elektrik frekansına sahip gamma ritminde dalgalar yaydığını gösteriyor.

Tahminlere göre gamma dalgaları beyin hücrelerimiz (nöronlar) arasında yeni bağlantıların kurulması esnasında ortaya çıkıyorlar.  Beyin korteksinin farklı yerlerine dağılmış olan nöronlar o anda birbirilerinin arasında yeni bir şebeke oluşturuyor ve yaratıcı fikrin bilinçli zihnimize aktarılmasını sağlıyorlar.

fMRI ve EEG cihazları ile yapılan testlerde bir problem üzerinde analitik zekamızı (yani beynimizin sol yarımküresi) kullanarak çalışırken sessiz ve sakin olan beynin sağ yarıküresindeki aSTG adı verilen bölge, yaratıcı içgörünün ortaya çıkmasından saniyeler önce aniden aktive oluyor ve beynimiz gamma dalgaları yaymaya başlıyor.

Bugüne kadar yapılan tüm araştırmalar yaratıcılık anı ile gamma ışınları arasındaki doğrusal ilişkiyi kanıtlıyorlar.

İyi de biz kendi gamma ışınlarımızı nasıl arttıracağız mı diyorsunuz?

Yazı dizimizi okumaya devam edin.